yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

daha iyi günlerimiz olmuştu ve olacak; vakurla bekliyorum / bekliyoruz

6 Ağustos 2021 Cuma


 
iki sene olacak neredeyse hep bir şeyleri bekliyoruz; önce salgının hız kesmesini o arada aşıyı sonra ikinci aşıyı sonra... hep bekliyoruz; kanepede, evde, yürürken,  seyahat ederken kafamızın içinde hep dönüp duran bitmesini beklediğimiz ve normale dönünce yapmayı arzuladığımız şeyler var. belki de yeni normalimiz budur demek istiyorum ama girişte asılı maskeye gözüm takılıyor ve yooo bu yeni normal değil ve olmamalı diyorum. 

neyse ki artık okuyabiliyorum. en son hızla bitirdiğim ''büyülü nisan'' romanından bahsedeyim size. başka bir kitabı ararken -bulamadım- iş bankası yayınlarından yeni çıkan ne var deyince çocukların tavsiyesi ve kitabın tanıtım cümlesinin ''kocaları tarafından belirli kalıplara sokulan, sıklıkla ihmal edilen ve içselleştirdikleri toplum baskısıyla baş etmeye çalışan  bayan wilkins ile bayan arbuthnot gazetede gördükleri ''kiralık şato'' ilanının verdiği ilhamla cüretkar bir plan yaparlar.''  başlaması oldu. aldım, sanırım iki üç günde de bitirdim. yazmak için kafamda evirip çeviriyordum cümleleri; bu sabah erkenden uyanınca hadi handan dedim. 

kitabın ilk 200 sayfası akıcı. elizabeth von arnim iyi bir başlangıç yapmış ve fakat sonra ne oluyorsa oluyor roman sarkmaya başlıyor. ikinci yarı sanki yazar sıkılmış ve onun acısını bizden çıkarıyormuş gibi uzatıyor romanı ve uzattıkça daha da çok sarkıyor.  ilk 200 sayfada karakterlerin açılımı gayet heyecanlı iken sonra toparlama aşaması ıhhh nasıl desem yazarı bile sıkmış! bu kadınlar ancak bu kadarını yapar deyip bırakmış gibi. ve bir başka çok kişisel bir yorum; kitap tanıtım cümlesinde vadettiği kadar ''cüretkar'' değil. ancak mary annette beauchamp (yazarın gerçek adı bu) adlı yazarı tanımak, 1920'lerin londrasında kadınlar nasıl yaşarlar ne düşünürler diye bir bakmak için gayet güzel bir roman. yazarın fotoğrafına baktım da şimdi epeyi karizmatik bir kadınmış. ve evet romanda biyografik özellikler var-mış. eh hepimiz biraz kendimizi yazmaz mıyız zaten. 

yazmak deyince, blog eski şaşaalı günlerine kavuşmuş görünüyor. dün 1200 kişi okumuş! tek bir yorum yok ama:) dur bakalım bu çok okunmaların sonunda reklam alacak mı blog:) bekliyorum) 

en başta  neredeyse iki senedir beklediğimizi yazdım. beklerken okuyorum, yazıyorum, izliyorum, evle ilgileniyorum, yemekler pişiriyorum, yürüyüşler yapıyorum vs. ve fakat yine de seyahat etme fikri ile kendimi oyalamam gerekiyor. ağustos evde geçecek bu sıcakta valiz sürüklemek ya da sırt çantası taşımak fikir olarak bile yorucu geliyor. eylül'de ingiliz hükümeti bizi kırmızı listeden çıkarırsa bir tatil yapacağız. ben kendime kabataslak bojo ne karar verirse versin ekim için bir plan yaptım; yunanistan ve ispanya. hep bildiğim kasabalar kıyı kıyı köy köy orada bir meze burada bir tapas tek yön bilet aldığım bir seyahat yapacağım. keşif istemiyorum, metro istemiyorum, büyük turistik şehirler istemiyorum. barselanaya uçup oradan girona'ya gitmek ya da malaga'ya uçmak gibi. harita, aramak, kaybolmak vs. değil, bildiğim sevdiğim yerlere çift dikiş yapmak istiyorum:) tabii bunun için 10 günde bir servisten öbürüne gitmesi için defalarca mail attığım en son linkedin'den genel müdürü bulup emeklilik işlemlerime bir bakmasını rica ettiğim sosyal güvenlik kurumumuzun ikramiyemi yatırması lazım:) sosyal güvenlik kurumu telefonla kesinlikle ulaşılamayan bir kurum! nasıl bir yoğunlukta çalışıyorlar!? temmuz ayı genelde emekli olma ayıdır herkes bilir bunu, neyse ki linkedin var ve ulaştığım yetkili bugün bir haber verecek gelişmelere dair. 

işte böyle; genelde hemen hemen her gün mutlaka bir kere evden çıkıp ya bir kitapçıya ya bir markete ya da bir avmye gidip hepsini bir arada dolaştığım sonra eve gelip ingilizce ders dinlendiğim, öğle uykularına uyuyup yemek pişirmekten zaman zaman nefret edip yoğurt ile geçiştirdiğim öğünlerden sonra bazan bir heves kuzu incik alıp pişirdiğim aslında yeknesak günler... memleketin hali ayrı bir yürek ağrısı. son bir haftada yaşadıklarımız çok ağır,  hayvanlar aklıma geldikçe gerçekten dengede kalmakta zorlandığım zamanlar oluyor.  yangın öylesine kötü bir durum ki dün gece gönüllü gidip çalışsam diye düşündüm ama gerekli ekipmanım yok diye vazgeçtim. çünkü bunun eğitimini almadım gidip kalabalık yapmak yarardan çok zarar verir hem orada canla başla çalışanlara hem de ekipman bulamazsam bana. deprem sonrası günlerce  düzce'de gönüllü çalışmıştım, orada tek ihtiyacımız yatacak bir yerdi onu da 112 nin kaldığı binada bize de yer göstererek askeri kampetlerle çözmüştü kızılay ile koordineli yardım dağıtırken tanıştığımız yetkili bir abi. ama ne yazık ki yangın böyle bir şey değil. maske lazım, yanmaz ayakkabı lazım  tulum lazım vb. hadi hepsi var diyelim eğitim lazım. bir şey yapamadan evde oturup çok da acının faşizmini yapmayan güvenilir hesaplardan gelişmeleri izliyorum. akyaka'dan iyi haber aldım çünkü orada güvendiğim arkadaşlarım var. güvenmediğiniz bilmediğiniz insanların her yazdığını paylaşmayın diye son vereyim bu yazarken bile yüreğimi ağrıtan konuya. 

işte böyle, 50'ye iki kala yaşadığımı hayata!... 

daha iyi günlerimiz olmuştu ve olacak; vakurla bekliyorum. 

günaydın ahali 


sakinliği can sıkıcı, gri, ruhsuz günler...

25 Temmuz 2016 Pazartesi
biraz bilinç akışı biraz aklımda kalanlar şeklinde yazmak istedim şu an. 

 nereye gideceğime karar verememiş halde meşhur kanepeden sadece kahve demlemek, en yakındaki kitapçıya gidip kitap alıp dönmek ve kısmen evi asgaride çekip çevirmek için kalktığım günlerde en çok yaptığım şey bilet bakmaktı; sadece ben baksam iyi sevgili canan da her fırsatta farklı bilet seçeneklerini yazıyor ya da arıyordu... öyle 3 gün geçti sanırım; ve ben gece belgrad deyip insani saatlerde olan uçuşa sabah 7 de kalksam yetişirim sabah bakalım aklımdan neresi geçecek diye uyudum. hislerim iyidir; bazı zamanlar geleceğe dair ettiğim cümle ya da durumun tespitini birebir yaşadığım çok olmuştur. sabah uyandığımda aklımdan geçen; MAKRİ, oldu. 

makri, evet makri, dedeağaç bile değil. kahve demledim bilgisayarı kucağıma alıp sabah otobüsünde yer olup olmadığını kontrol ettim; vardı. kahve içip 3 gündür hazır bir şekilde kapının yanında duran çantamı sırtıma vurup bir taksiye atladığım gibi gümüşsuyu'nda aldım soluğu. aaa yeni bir kahveci açılmış, e süper servisi beklerken espressoları yuvarladım. gayet iyi gidiyor her şey. ve yolculuk ve yolculukta iskeçe'den arkadaşlarım dahası bir doktor katılıyor bize hem de ben ya biz şimdi çok konuşuruz, rahatsız olursunuz deyince '' çekiliyor konuştuklarınız, rahat olun'' demesiyle kalbimi kazanan bir doktor. yol boyunca yiyip içiyor biraz okuyor çokça sohbet ediyoruz. ilk ben iniyorum ve sabah aklımdan geçeni yapmazsam bir şey eksik kalacak duygusuyla önce makri'ye gidiyorum. makri küçücük bir köy benim gördüğüm iki tavernası meydanda da bir kaç kahvesi var. tavernalardan birinde 2. cümlede türkçeye geçince... akşam olacaklardan habersiz güneşi buz gibi mythos ve kalamar ile batırıyor makri'de kalmayıp alexandropoli'ye geri dönüyorum.  küçük bir otele çantayı atıp 3. kez geldiğimden tanıdığım dedeağaç sokaklarında gezmeye çıkıyorum. makri'den dönüşte hovoli diye bir lokantadan bahsetmişti dimitri; hovoli'yi sora sora buluyor ve oturuyorum. bir yandan istanbul bir yandan mutfak yemek ermeni mezeleri diye sohbet ederken arada instagramda paylaşım yapıp telefonu yine masaya bırakıyor sohbete dönüyorum ve ne kadar sonra anımsamıyorum bir mesaj düşüyor taymlaynıma; esmer, uyarıyor beni '' ne yapıyorsun sen ya memlekette darbe oluyor'' diyerek. sonrası... uykuya teslim oluncaya kadar iletişim. 

sonrası pek bildik bir tatil olmadı; elimde frappe adliye bahçesinde olan biteni takip edip oradan öğle uykusuna ya ben burada ayaklarımı bile denize sokmadım daha deyip sandaletlerimle denize ayağımı sokarak kendi kendime gülümsemelerim, uyku tutmadığından benim için geç sayılan saatlerde bile eğlence gemisinde etrafı izlemelerim, taze barbunya bulup öğle yemeğinde bir kadeh beyaz şarap ile barbun sonrasında aile işletmesi olan tavernadan gelen tatlılar kahveler ile moralimin biraz yerine gelmesi, okumalar okumalar okumalar ve sabah uyanıp artık dönmeliyim hissi gelinceye dek dedeağaç'ta kalmam. ve sonra film gibi bir dönüş; bir insan bir dönüşte kaç film çekebilir? çok. beni sınıra bırakan arkadaşım, sınırdan yürüyerek gelen bir kadın, yunan gümrük sahasından yürüyerek geçişim ama köprüyü geçemeyişim; aslında ne çok istiyorum o sınırı yürüyerek geçip fotoğraflamayı ama izin vermiyor yorgo. bir başka araç ile sınırı geçişim ve keşan. zaten olmayan yön duyum yerlerde. çamlıbel et lokantasını arayıp olduğum yeri söylüyor ve oraya nasıl gelebileceğimi soruyorum; bize 1 km. uzaktasınız, diyor ve tarif ediyorlar; gidiyorum ve ben bir şey demeden telefon açan siz miydiniz, diyor genç garson, evet diyorum. bu işletmeyi neden sevdiğimi sonra anlıyorum; hiç sıkmıyorlar sizi, ne yaptırayım / ne vereyim / şunu da alır mısınız, yok. bir maden suyu bir bira bir satır köfte ve yoğurt söylüyorum; bir daha ne garson bir şey soruyor ne de ben bir şey istiyorum. gelen hesap sanırım 33 lira idi. sonrası istanbul. 

zor zamanlar.. zor günler... hani yemeğin pişmemiş, üstelik çocuğun okuldan gelmiş, yarın sınavın varmış çalışamamışsın, sütlaç pilav gibi olmuş, çay demlenmemiş, kahven köpüksüz olmuş, evde tuz bitmiş... işte böyle gibi bunların hepsi ya da tek biri gibi eksik, tatsız, ruhsuz, gri, kül elenmiş gibi sakinliği can sıkıcı olan... günler... 

iskeçe yani xanthi için hap bilgi notları

11 Aralık 2015 Cuma
xanthi'de musluk suyu içiliyor. suya para vermeyin. ben döndüğümden beri istanbulda da  suyu musluktan içiyorum, ölmem değil mi?:))) 

her yere yürüyerek gidebilirsiniz. 

kasaplar çarşısında ( ilk dükkan )  yorgo ve gülsüm ile tanışırsanız size çok yardımcı olurlar. hem görün bakın kasaplar çarşısı nasıl temiz nasıl kokusuz ve fiyatlar nasıl ucuz. ağlamak isteyeceksiniz burada pirzolaya verdiğimiz para ile orayı karşılaştırınca. 

kasaplar çarşısının bitişinde irene'nin çalıştığı - belki işletmecisi bilmiyorum- lokantaya oturun; tavuk çevriliyor, kanat çevriliyor, köfte var. ne dilerseniz sipariş edin; sırtınızı yaslayın, internete de bağlanın; keyfinize bakın. çoğu mekanın internet şifresi telefon numarası, bunu unutmayın. 

yerel biralarından için. benim favorim beptina gibi yazılışı olan yunanlıların ''vergina'' diye telaffuz ettiği gümülcine birası. meyhanede 1.5 euro! keyfinize bakın. 

retsina için. hangi çeşidini bulursanız görürseniz hiç fark etmez! 

lukaniko bir çeşit sucuk. evet içinde bir miktar domuz eti var. bunu belirteyim. kaygılarınız varsa buna dair, yemezsiniz; köfteler ise süt danası; gönül rahatlığıyla yiyebilirsiniz. 

sigara pahalı. ya giderken gümrüksüz sahadan alın ya da herkesin yaptığı gibi tütün alıp sarmasını öğrenin. ya da içmeyin yav! 

taverna müzikli yer değil. lokanta ya da meyhane ama müzikli değil. ona göre:) 

xanthi'de club var ama ben çok ama çok uykucu olduğumdan gidemedim. siz gidin bakın nasıl. 

iskeçe / istanbul; 25 euro otobüs bileti. günde iki sefer var kamil koç'ta; sabah ve gece. gece yolculuğu yorucu; tam uyuyorsunuz yunan pasaport kontrolü hadi onu geçtiniz bu kez türkiye sınır pasaport kontrolü. sabah 10 sularında bir servis var. o daha iyi uyu uyan olmaz. 

kahve için. içebiliyorsanız / üşümüyorsanız  buzlu kahvelerinden için. ben yaz olsa içerdim ama bu mevsimde yok anacım. dondum zaten, dağ montum olmasa sokağa bile çıkamazdım. ama yorgo ve marika alışık; çocuklar bile kırmızı kırmızı yanaklarla meydanda koşup oynuyor; o soğukta! 

istanbul iskeçe; 70 lira civarı. yani 25 euronun karşılığı. rahat olun. kimse kimseye kazık atmıyor bu topraklarda:) 

şimdi giderseniz bolca tarçınlı noel kurabiyelerinden yiyin. gelirken de getirin. 

eski tütün fabrikasını gezin. hala tütün kokan yerleri göreceksiniz. 

kendinizi güvende hissedin. 

ortalama 50 euro gidiş dönüş bilet parasından başka hostele gecelik 15 avro verirseniz mesela 3 gece 45 avro olsa; 100 avro yol ve hostel desek, günlük yeme içme kapasitenize göre bir bütçe çıkarın. bira 2 euro, kahve 1.5 euro, köfte porsiyon 5.5 euro gibi... ben lukaniko yedim bir akşam iki tane, yanında da patates ve soğan 3 euro ödedim büfeye. işte fiyatlar bu minvalde. günde 20 avro ortalama ile gezersiniz. masraflarınızı azaltmak isterseniz markete gidin, mezelerden yaptırın, bira alın oturun meydanda yiyip için. süper ekonomik. 

karnaval ve festival var xanthi'de; ayrı ayrı zamanlarda. o zaman otel ya da hostelde yerinizi önceden ayırtın; dediklerine göre sokaklarında yürüyecek yer olmuyormuş, ona göre. 

kavala yakın, bir gününüzü kavalaya ayırabilirsiniz. eski kavala yazılarımı bulursanız orada ayrıntılı bilgiler var. 

bilmem ki aklıma gelen bir şey olursa bir xanthi yazısı daha çıkar mı elimden... 

geziyle keşifle seyahatle kalın 

sıcağı sıcağına iskeçe notları xanthi de diyebilirsiniz


sıcağı sıcağına aklımda / damağımda  kalanları unutmadan yazayım. iskeçe yaklaşık 100 bin nüfuslu küçük bir şehir; bir oldtown denilen eski şehir bir de çarşının olduğu merkez var. bütün şehri yürüyerek gezdim ben; belki deniz kenarına inmek için belediye otobüsü veya taksi tercih edilebilir ama şehir yetti bana deniz kenarına yazın geldiğimde oradan adaya gideceğimden bu ziyaretimde inmedim. 

iskeçe gezisi benim için biraz erken yılbaşı kutlaması idi. uzun yürüyüşler uzun yemek molaları ve hakikaten uzun uykular uyudum. uyudum demişken bu şehirde bir çok küçük avrupa şehrinde olmayan hostel var, hem de geceliği 15 euro! üstelik sabah kahve de bu ücrete dahi. ve dahası tertemiz, bir yıllık henüz, nefis kahve, iyi müzik ve duşa sahip bir hostel. işletmeci epeyi gezmiş görmüş küba'ya kadar gitmiş bir bey. happy living hostel cafe bar old town girişinde sayılır. aklınızda olsun. 

iskeçe yani xanthi'de kötü kahve içmek diye bir olasılık yok. her yer nefis kahve yapıyor ve benim daha gittiğim ilk saatte tanıştığım meral biz burada kahve ile yaşıyoruz, diyecek kadar çok kahve tüketiliyor ve seviliyor. o yüzden her yerde çok iyi kahveleri 1, 1.5 euro gibi fiyatlara içebiliyorsunuz. tabii bu take away kahve fiyatı; oturup içince iki katına çıkabiliyor fiyat. 

otobüsle gitmek fiyat olarak vs uygun ama yorucu; servis 1 saat önceden esenlere götürüyor; esenlerde bir saat geçirmek hakikaten sıkıntılı. sonra iki pasaport kontrolü vs derken 7 saat sürüyor xanthi'ye yolculuk. sonrası sora sora buluyorsunuz yolunuzu:) benim gibi hiç hazırlık yapmadan giderseniz önce bir karnımı doyurayım deyip oturduğunuz küçücük tavernada türk gençlerle karşılaşınca ayarlanabiliyor her şey; hosteli buldu hemen meral; sonrasında da leziz kahveler ikram etti bana; buradan bir kez daha teşekkürler sevgili meral. 

iskeçe çok güvenli bir şehir. insanları kibar ve uygar. zaten dil sorunu yaşamıyorsunuz en az ingilizce bilen bile bizim lise ingilizcesinden daha iyi ingilizce konuşuyor:) e türkler de var. daha ne olsun. 

ben ilk gün deniz ürünlerine vurdum bünyeyi. sonra kasaplar çarşısını keşfedince de ete köfteye. hepsi inanılmaz lezzetli. tabii en favorim her zaman lukaniko; her yerde lukaniko ve patates ve de soğan yedim:)))) son bulduğum esnaf meyhanesinde de meze ve yine lukaniko ile xanthi'ye veda ettim. 

xanthi'ye giderseniz; önce en tepeye çıkın; orada alexandra cafede bir espresso ile şehre tepeden bakın. sonra oradan sallan yuvarlan döne dolaşa aşağı inerken eski evlerin güzelliğini görün. şehir içinde bir ana cadde var; şu an noel için ışıklandırılmış ve müzik yayını yapılıyor. o sokağı ve paralel sokaklarını sonra komotini yolundaki derenin de geçtiği sokağı nihayetinde merkezdeki bütün sokakları hiç acele etmeden yürüyün yürüyün yürüyün. kahve molası verin, yemek yiyin arada bir bira için ( 1.5 ya da 2 euro ) alın bir kitap gidin hostelin cafesine okuyun, uyuyun, dinlenin; sonra gelin istanbula ve sorun yumağının içine düşün. ben yunanda bir sene gezsem yorulmam. 

alışveriş olarak kahve alabilirsiniz, çok leziz hamur işleri var kurabiye alabilirsiniz, kıyafet pek tavsiye etmiyorum çünkü çok pahalı; terkosta 5 lira olan tişörtler orada 5 euro. 

yunan güzel. insanları rahat ve uygar dahası güvenilir. ıraklı bir genç, ilk geldiği zamanlar dil bilmediğinden esnafın ona para üstünü verirken anlaması ve aklında soru işareti kalmaması için yavaş yavaş saydığını anlatıyordu ve daha bunun gibi nice örnekler. 

şimdilik bu kadar. hepsinin fotoğrafı instagram sayfamda var. 

*** 

bir de haber vereyim, kaçayım. gooogoook blogda yılbaşı hediyesi çekilişi var. ayrıntılar için; 


hadi bakalım 
geziyle kalın