kahve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kahve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

haftalık rapor

19 Şubat 2017 Pazar

yine yeniden 

yeni bi'şeylerin peşinde geçti bir hafta daha. bu yeni şeyden sonra bahsedeceğim. dursun burada. 

*** 
iyi gelenler; 

yazı özledik mi? 
* spor yapmak; 20 dakika yürüdükten sonra bir 20 dakika daha yürürseniz bütün sıkıntılarınız uçuyor, kafanız netleşiyor, ıslık çala çala güne devam ediyorsunuz. 

* mandalina aromalı sabun; bodrumdan geldi, duş jeli gibi kullandım; mandalina kokmak güzel:) 

* murathan mungan; harita metod defteri, uzun süredir kitaplıkta bekliyordu beni; her kitabın zamanı vardır, diyenlerdenim; zamanı geldi açtım '' tatlar, renkler, kokular '' ve '' mardin dolması '' bölümlerini peş peşe okudum; bir yaz mevsiminde gittiğim mardin, midyat, estel geldi aklıma. şehir, yemek, kitap, kahve.. hepsi ve dahası bir kitapta. 

* bebek bar; bir kahve ya da içki ne içerseniz veyahut ne yerseniz belli bir standardın üzerinde olacağına emin olabileceğiniz istanbulun klasikleri dediğim mekanlardan. ben barı seviyorum yalnız gidince; gerçi esmeri de sürüklediğim var barına ama sonra yine balkona çıkıp bebek koyuna karşı yudumlamıştık içkilerimizi. yalnız olunca ama bar  vazgeçilmez. içeriden aynadan bebek koyunu izlemek, içkimi yudumlamak, dergi gazete karıştırmak bebek bar'da hoşuma giden şeyler. 

* taps; taa atiye sokaktaki taps'i anımsıyorum. şimdi bebek'te; uzun yıllardır bebekte; bütün kalabalığı arkanızda bırakıp üst katta manzaraya hakim bira içer, nefis atıştırmalıklardan yer, güzel vakit geçirirsiniz. 

yeniliklerle dolu olsun yaşamınız 

hadi bakalım önce spora oradan pazara oradan da kanepeye:) 

günaydın 



bursa, istanbul; keşif ve tanıdıklık duygusu, tasarım çanta ve dahası bu yazıda

21 Ağustos 2016 Pazar
yine yazıya yine yollara yine sözcüklere ve dostlara sığınma zamanı. 

önce dişlerim bursaya gitmemi zorunlu hale getirdi; neden derseniz; diş hekimim 20 yıllık güvendiğim; eli hafif, yaptığı tedaviden her daim memnun kaldığım bir arkadaşım. kalktım gittim bursaya. sorunum çözüldü, son bir ayda alamadığım tadı almaya başladım bir şey içerken yerken. diş hekimi arkadaşı olmalı insanın; onu bilir onu söylerim ben. teşekkürler ali. 

bursa benim uzun yıllar yaşadığım ve çalıştığım bir şehir; keşiften ziyade mahalle kahvesinde nasıl kahve içtiğimi bilen çocukların '' abla hoş geldin'' diye karşılayıp kahvemi yaptığı, selam vere vere dolaştığım, kebapçıda yaaa patlıcanlı yok mu, diye sorup her seferinde adanaya fit olduğum onu beklerken bir lahmacunu paylaşıp, memo ile buluşup bazan yurt dışı sağlık sigortalarımın birikmiş borçlarını uzo ile ödediğim:) bu sefer para çıkarınca çantamdan memo'nun uzo yok demek ki, dediği, kağan parfümeriye uğrayıp ''kızlar bana fiyatı makul günlük kullanımda canımı sıkmayacak s.utyen.ler verin'' deyip üç sutye.ni denemeden çantama attığım, her köşesinde çayımı kahvemi içtiğim tanıdıklığın ve dostluğun bütün getirilerini yaşadığım bir coğrafya. yine de bursa favorilerimi gidecekler için yazayım; 

* kağan parfümeri; tepeden tırnağa kozmetik ve iç giyim alışverişinizi yapabileceğiniz istanbulda bir muadili olmayan bir mağaza.  zaman zaman nişan alışverişine gelmiş genç kadınlarla karşılaşıp gülümsetebilen bir yer. bu hikayeyi sonra yazacağım. zira hem çok eğlenceli hem de çok çok bizim topraklardaki bir kere evlenicem ben yeaaa kızlarına dair bir komik hikaye. 

acemoğlu pide kebap salonu; olur da yolunuz hürriyet semtine düşerse, sorun bulun; oturun adana urfa lahmacun ne seviyorsanız doyasıya yiyin, sonra hesabı öderken gülümseyin ve bana teşekkür etmeseniz de olur. 

mudanya cuma halk pazarı; montania otelden bir yürüyüş tutturun, zaten pazar arabalı insanları görecek ve pazara ulaşacaksınız. istanbula nazaran yarı yarıya fiyatlarını hatta daha ucuzunu görünce ağlamak serbest! taşıyabiliyorsanız ne istiyorsanız alın. 

ülkü pastahanesi; kağan parfümerinin bitişiği; nalbantoğlu yani heykel'in bir paraleli bu cadde. kime sorsanız gösterir. pastaneye girin tatlı tuzlu canınız ne istiyorsa alın. yine teşekkür etmeseniz de olur. 

sonra ver elini istanbul; dönerken uzun zamandır karaköy funk aklımdaydı; şef bora bozankaya ile nihayet tanışıp sektöre dair konuşup nefis kahvelerinden içip tekrar gelmek üzere oradan ayrılırken elbette the bosnjak mutfak'a uğramamam olası değildi. her daim köfte sever biri olarak buranın börek ve mantılarına da bayılıyorum.  etiler şubesi içkili karaköy içkisiz haberiniz olsun. sonra vay ben bilmiyordum vay okumadım:) istemem. karaköy çok mekan çok birbirinin benzeri mekan; ben tanıdığım bildiğim yerlerden pek şaşmasam da funk benim için keşif. ve evet, şef bu işi seven ve bilen biri, biraz da reklama ağırlık verirse ve insanlar tanırsa daha iyi olacak. 

en klasikler; 

bebek bar: günün hangi saati ve ne içecek olursam olayım bebek'te isem gittiğim yer benim için. kahve, bira, şarap... klasik, kaliteli. manzarası için ne desem eksik kalacak. gün akşama evrilirken esmer ile kurulduk önce bara sonra bahçeye. 

çıkınca hemen taksi durağının yanında midyeci var; ferhat. ben bir kaç midye yedim tabii ayak üstü hemen daha da yerdim de esmer yarın spora gideceksin, diye hafiften uyarınca... durdum:) 

aslıhan pasajı; sahaf bir onlar kaldı sanırım. ne zaman oradan geçsem uğrar, tezgahlardan bir kitap olsun almaya çalışırım. bu kez de boş çıkmadım. 2 liraya bir kitap aldım! daha ne olsun. 

çiçek pasajı; ,içmesem de bir şey yemesem de selam vere vere geçiyorum artık, üstelik turistik olduğundan enteresan karşılaşmalar da yaşıyorum. siz bir bira için, olmadı bi tek rakı. bana bakmayın ben tam o anda çıkmış olurum pasajdan:)))) 

işte böyle. pazarlar, kitaplar kahveler... şu sıralar sevgili mina'nın almanyadan getirdiği filtre kahveyi demliyorum. orta sertlikte bir kahve almış sevgili mina bana. teşekkürler mina. 

aaa unutuyordum! 

rojen pastahanesi; bir göçmen pastanesi; milinka, börek, minik peynirli poaçalar ve bulgaristan menşeili kurabiyeler.  bu da hürriyet semtinde. kaçırmayın. ben iki kutu kahveli kurabiye attım çantama. biri mina'ya diğeri kime kısmet olacak bakalım. 

son bir haber; instagramdan takip ettiğim ( aslında blogdan da takip ediyormuşum ama aynı kişi olduğunu çok sonra fark ettim) nowacraft, çok güzel çantalar yapıyor. bugün, bana, beni tanıdığı kadarıyla istanbul/martılar ve diğer tarafını şeklini modelini ona bıraktığım bir çanta da ben kullanmak istediğimi yazdım; sevgili nowa biraz düşüneceğini ve bir çanta tasarlayacağını yazdı bana karşılık olarak. böyle sürprizli benim temel nüvelerini verip gerisini sanatçıya / tasarımcıya bıraktığım ürünleri seviyorum. bir zamanlar da bir ressama bir hikaye anlatıp ( yaşadığım) bir kart çizmesini istemiştim. o da bana bir sulu boya tablo yapmıştı, görünce şaşırınca ben, anlattığım hikayenin ritminin onu çok etkilediğini ve kart değil de bu tablo sayılabilecek sulu boyayı yaptığını söylemişti. hala duvarda asılı duruyor; birine hediye idi aslında ama sanırım kıyamadım ve kendime sakladım bu sulu boya tabloyu! 

keşifle ve güvenle kalın. 


sıcağı sıcağına iskeçe notları xanthi de diyebilirsiniz

11 Aralık 2015 Cuma

sıcağı sıcağına aklımda / damağımda  kalanları unutmadan yazayım. iskeçe yaklaşık 100 bin nüfuslu küçük bir şehir; bir oldtown denilen eski şehir bir de çarşının olduğu merkez var. bütün şehri yürüyerek gezdim ben; belki deniz kenarına inmek için belediye otobüsü veya taksi tercih edilebilir ama şehir yetti bana deniz kenarına yazın geldiğimde oradan adaya gideceğimden bu ziyaretimde inmedim. 

iskeçe gezisi benim için biraz erken yılbaşı kutlaması idi. uzun yürüyüşler uzun yemek molaları ve hakikaten uzun uykular uyudum. uyudum demişken bu şehirde bir çok küçük avrupa şehrinde olmayan hostel var, hem de geceliği 15 euro! üstelik sabah kahve de bu ücrete dahi. ve dahası tertemiz, bir yıllık henüz, nefis kahve, iyi müzik ve duşa sahip bir hostel. işletmeci epeyi gezmiş görmüş küba'ya kadar gitmiş bir bey. happy living hostel cafe bar old town girişinde sayılır. aklınızda olsun. 

iskeçe yani xanthi'de kötü kahve içmek diye bir olasılık yok. her yer nefis kahve yapıyor ve benim daha gittiğim ilk saatte tanıştığım meral biz burada kahve ile yaşıyoruz, diyecek kadar çok kahve tüketiliyor ve seviliyor. o yüzden her yerde çok iyi kahveleri 1, 1.5 euro gibi fiyatlara içebiliyorsunuz. tabii bu take away kahve fiyatı; oturup içince iki katına çıkabiliyor fiyat. 

otobüsle gitmek fiyat olarak vs uygun ama yorucu; servis 1 saat önceden esenlere götürüyor; esenlerde bir saat geçirmek hakikaten sıkıntılı. sonra iki pasaport kontrolü vs derken 7 saat sürüyor xanthi'ye yolculuk. sonrası sora sora buluyorsunuz yolunuzu:) benim gibi hiç hazırlık yapmadan giderseniz önce bir karnımı doyurayım deyip oturduğunuz küçücük tavernada türk gençlerle karşılaşınca ayarlanabiliyor her şey; hosteli buldu hemen meral; sonrasında da leziz kahveler ikram etti bana; buradan bir kez daha teşekkürler sevgili meral. 

iskeçe çok güvenli bir şehir. insanları kibar ve uygar. zaten dil sorunu yaşamıyorsunuz en az ingilizce bilen bile bizim lise ingilizcesinden daha iyi ingilizce konuşuyor:) e türkler de var. daha ne olsun. 

ben ilk gün deniz ürünlerine vurdum bünyeyi. sonra kasaplar çarşısını keşfedince de ete köfteye. hepsi inanılmaz lezzetli. tabii en favorim her zaman lukaniko; her yerde lukaniko ve patates ve de soğan yedim:)))) son bulduğum esnaf meyhanesinde de meze ve yine lukaniko ile xanthi'ye veda ettim. 

xanthi'ye giderseniz; önce en tepeye çıkın; orada alexandra cafede bir espresso ile şehre tepeden bakın. sonra oradan sallan yuvarlan döne dolaşa aşağı inerken eski evlerin güzelliğini görün. şehir içinde bir ana cadde var; şu an noel için ışıklandırılmış ve müzik yayını yapılıyor. o sokağı ve paralel sokaklarını sonra komotini yolundaki derenin de geçtiği sokağı nihayetinde merkezdeki bütün sokakları hiç acele etmeden yürüyün yürüyün yürüyün. kahve molası verin, yemek yiyin arada bir bira için ( 1.5 ya da 2 euro ) alın bir kitap gidin hostelin cafesine okuyun, uyuyun, dinlenin; sonra gelin istanbula ve sorun yumağının içine düşün. ben yunanda bir sene gezsem yorulmam. 

alışveriş olarak kahve alabilirsiniz, çok leziz hamur işleri var kurabiye alabilirsiniz, kıyafet pek tavsiye etmiyorum çünkü çok pahalı; terkosta 5 lira olan tişörtler orada 5 euro. 

yunan güzel. insanları rahat ve uygar dahası güvenilir. ıraklı bir genç, ilk geldiği zamanlar dil bilmediğinden esnafın ona para üstünü verirken anlaması ve aklında soru işareti kalmaması için yavaş yavaş saydığını anlatıyordu ve daha bunun gibi nice örnekler. 

şimdilik bu kadar. hepsinin fotoğrafı instagram sayfamda var. 

*** 

bir de haber vereyim, kaçayım. gooogoook blogda yılbaşı hediyesi çekilişi var. ayrıntılar için; 


hadi bakalım 
geziyle kalın 



sirha istanbul, #sirhaistanbul , le cordon bleu

27 Kasım 2015 Cuma

sevgi dalım ile nasıl keyifli sohbet ediyoruz 

baştan başlayayım; yine bir sirha zamanı ve ben yine hoplaya zıplaya yağmur altında harbiyeye ulaşıp iki senedir beni davet eden gastronomi dergisi yazarı cüneyt ( söz) beye içimden teşekkür ede ede girdim. e bundan sonrası bir lezzet fırtınası ama tabii kahvemi yudumlarken henüz le cordon bleu istanbul'un davetinden haberim yoktu. le cordon bleu koordinatörü ile karşılaştığımızda hal hatır sorma faslından sonra aç mısınız, sorusuna çok değilim ama diye yanıt versem de yemeğe davet edince, kırmadım; ve çok lezzetli bir yemek yedim. öncelikle teşekkürler. şimdi tekrar yazıya dönelim. 

sevgi dalım bana servis yapan ve menüyü anlatan le cordon bleu öğrencilerindendi; menünün şarap eşleşmesini kayra yapmıştı ve esasen menünün kendisi de özenli bir çalışmadan çıkmıştı.
bakınız instagram; handanin_kaleminden

 her şey çok güzeldi. bu güzel çocuklar yemek yapmaya gönül vermiş ve pırıl pırıl halleriyle her şeyi eksiksiz ve anında yapmak için etrafı rahatsız etmeden gözlemliyorlardı. yemeklerden daha çok sevdiğim bir şey olduysa bu da bu güzel çocukların işlerini bu kadar sevmeleriydi. 

yıldız anasonlu, havuç soslu ıstakoz 
 kayra allure sauvignon blanc, 2014 
nefisti, nefis 

ve ben tatsız bir telefon konuşması yaparken başlangıç çıtır salyangoz; sarımsak ve maydanoz ile olan tabağın fotoğrafını çekmeyi unutup bir lokmada yedim!:) yine olsa yine bir lokmada yerim:))) 

ana yemek 2 farklı usulde pişmiş, provence aromalı kuzu eti & kayra versus viognier, 2013 tü 

kapanış tatlı ise fındık kremalı ''choux'' hamuru & kayra leona bloom, 2014 ile yine nefisti. 

yemek sektörü bu gençlerle çok başka yerlere gelecek ve ben 50 lilerimde çok daha iyi yemekler yiyeceğim bu coğrafyada; ona inanıyorum. 

çocuklara ve öğretmenlerine teşekkür edip, sirha'yı gezmeye devam ettim. 

*** 

sirha'dan esprili bir anekdot ile bu yazıyı sonlandırayım ama bir kaç yazı daha olur sirha istanbul'dan. 

hayfene standında bir ara ben, aylin öney tan, refika birgül ve yine yemeğe gönül vermiş bir kaç kişi sohbet ederken ikram edilmek istenilen limonlu sodaya önce ben sonra da refika birgül sadesi varsa içebileceğimi belirtince limonlu sodalar ortada kaldı:) böyle bir topluluktan kimse nin böyle aromalı bir içeceği içmeyeceği gerçeği hepimizi gülümsetti. 

***

sirha istanbul'da bu sene zeytinyağı üreticilerinin ve üçüncü dalga kahvecilerin ataklarını gördüm ben; bir kaç deneme boyu sızma evde duruyor. denedikçe yazarım olmadı instagram yaparım. 

aklıma gelen sirha notları bunlar. 

devam edecek