kanlıca mantarı nasıl pişirilir? ben nasıl pişirdim?

10 Kasım 2017 Cuma
şiştt toplanın bakayım, bu alırken bişeye benzemeyen pişirince lezzetinden keşke çok alsaydım dedirten kanlıca mantarını nasıl yaptığımı yazacağım. 


mantarlar sırt çantamda eve geldiğimde tok olmama rağmen tadını merak ettiğimden hemen sirkeli suya koydum mantarları. kimse bana mantar yıkanmaz, demesin lütfen;  yıkanır. 

iki kere değiştim suyunu, sonra bir kere de akar suyun altında yıkadım. tavayı ocağa koyup biraz ısıttım o arada bir kaç tane mantarı kurulayıp tavaya koydum. üstlerine deniz tuzu atıp pişirmeye bıraktım. pişirmek dediysem 4-5 dk suyunu salıp çekmeye başladı o süre içinde ve çevirdim mantarları çevirince üstlerine 2 kaşık sızma zeytinyağı gezdirdim. 3-4 dakika da sızma ile çıtırdadılar. kapattım ocağı. bunları sıcak sıcak tabağa aldım yedik. güzeldi. 

diğer yarısını ise bir çok tarifte okuduğum gibi tereyağı ekleyerek biraz da baharat karabiber, ipek pul biber ve ev yapımı pul biber takviyesiyle yine aynı yöntemle, suyunu salıp bırakıncaya kadar sadece tuz sonrasında baharatlar, tereyağı - küçük bir parça- ve en son bir tatlı kaşığı krem peynir koydum tavanın ortasına. hepsi eridi dağıldı, kapattım tavanın altını, üstüne de bir kapak kapattım, dinlendi. az önce soğuk soğuk yedim, olmaz böyle bir lezzet! akşam yediğimiz ılık zeytinyağlıdan çok daha leziz bişey olmuştu tereyağı ve baharat ve de labne peyniri eklemesi ile. işte bu yüzden yazdım bu yazıyı. 

pazara çıkın, kanlıca mantarını satan tezgah varsa biraz sohbet edip  kendisi toplamışsa nereden topladığını kendisi toplamamışsa kimden aldığını bu işi bilip bilmediğini bi öğrenin bakim. sonra da girin mutfağa sızma / tereyağı / baharat / peynir  eşliğinde leziz bir yemek yapın yanına bir de ya soğuk bira ya da bir kadeh beyaz şarap açın. hadi bakim sonra da... ay onu da mı ben söyleyeyim size. 

***


tekirdağ lezzet durakları, ayhan ocakbaşı ve dahası

7 Kasım 2017 Salı
bir kaç sene önce 
saçlarım yine kısaydı 

neler oldu? 

kitap hediyeleri bu sabah yola çıktı. instagramda, en son okuduklarımdan ''beni asla bırakma'' kitabını hediye ettim. 
bir kitap da en eski bloggerlardan özge için yola çıktı; umarım kitaplığında yoktur bu öykü kitabı. 

*** 

tekirdağ gezisi yaptık pazar günü: ben sabah herkesten önce uyanıp her zamanki gibi kahve demleyip medya turu yaptım. sonra ver elini tekirdağ. daha önce merkezi ve şarköye kadar sahilini gezmiştim tekirdağın ama olsun gezmenin sayısı olur mu allasen! 


bilmediğim sokaklardan yürüye yürüye sosyal tesisleri buldum önce; ancak pazar günü kapalılarmış; sadece otel müşterilerine hizmet veriyorlarmış. halbuki bahçe ne güzeldi...  devam ettim yürümeye ve macar anı evi / müzesi sokağında buldum kendimi. anı evini gezmedim ama biraz daha yürüyünce tekirdağın iyi meyhanelerinden birini keşfettim; bodrum59 cavcav'ın yeri; tam bir esnaf meyhanesi. tekirdağda yaşayan ve oralı arkadaşım ''10 numara mekan'' dedi, ben böyle bir yer keşfettim oturuyorum, diye mesaj atınca. giderseniz macar anı evi sonrasında aşağı doğru yürürken solda. kaçırmayın. 

köfte yedik, şar pastahanesinden peynir helvası ve dünyanın kurabiyesini aldık, tekira avm de en son  dinlenmek için kitapçıda bu ayın dergilerini okudum ve evet bizim çocuklar çok ağlıyor ya! neden bilmiyorum ama avaz avaz içlerini çeke çeke ağlayan onlarca çocuk vardı etrafta... 

*** 

ara ara böyle kitap hediyeleri vereceğim. maksat okusun herkes; paylaşalım. 

bir de zoi'nin bloguna bir göz atın; blog ve yılbaşı etkinliği için tık tık 

***

kesinlikle zayıflamam gerekiyor. spor yetmiyor bu ara gitmiyorum zaten; fırsat bulamıyorum. haftaya yulaf ve yulaf ve yulaf:))) başka yolu kalmadı.  


*** 

tekirdağda bir de ocakbaşına gittik; ayhan ocakbaşı: mezeleri, ortamı, etlerin lezzeti ve istediğimiz gibi pişirmeleri ile istanbulda bile zor bulacağımız bir kalitede bir mekan. sahibi ayhan bey ile de tanıştık. gayet kibar bir beyefendi. 4 kişi içki ve et+meze ödediğimiz hesap 280 tl!  bir daha gideceğiz o kesin. hiç mi eleştirilecek bir yanı yoktu handan, derseniz var derim; etler pişirilmeden biraz tuz atılmalı. sonradan attığımız tuz yeterince lezzet vermiyor. 



aklımda kalanlar bunlar geçen haftaya dair. 

yeni seyahat ve rotalara hazırlık yapmaya gidiyorum ben 


salata aşkına!

31 Ekim 2017 Salı
bir salata yaptım, olmaz böyle bir lezzet!

malzemeler;

pancar yaprağı 
taze soğanın beyaz kısmı 
tere 
turp 
sızma zeytinyağı 

elma sirkesi 
ızgara hellim peyniri (soslu) 
muratbey burgu peynir 
bir domates  
hayfene ipek pul biber
havrano nar ekşisi

bir gece önceden dilimleyip suda bekletip tuzunu aldığım hellim peynirlerini kurutup sızma zeytinyağı, kekik, ipek pul biber ve karabiber ile beklemeye bırakmıştım dolapta. ertesi gün pancar yapraklarını, taze soğanın beyaz kısımlarını, turp ve tereyi bol suda yıkayıp kurulayıp salataya başladım. domatesin kabuklarını soymadan büyük kaseye doğradım, üstüne taze soğanların beyaz kısmını doğradım üstüne  turp rende değil incecik dilimlenerek girdi kaseye, pancar yapraklarını ve tereyi doğradım çok ince olmadan dokusu hissedilir şekilde, marinedeki hellimden iki dilimi ve muratbey burgu peynirini de doğradıktan sonra sıra sos yapmaya geldi. 

sızma zeytinyağına bolca nar ekşisi ve sirke ekledim ve evet tuz koymadım; peynirlerin tuzu yeterli geldi çünkü. ve karıştırdım karıştırdım karıştırdım. bütün sosu kasedeki malzemenin üstüne döküp bir daha karıştırdım. 

dolapta dinlenmeye aldıktan sonra... bir kadeh kırmızı şarap koyup... 

sonra işte bu leziz salata çıktı ortaya; 




küba bar, bodrum bir de makarna tarifi

25 Ekim 2017 Çarşamba
bodrum yolunda bırakmıştım bir önceki yazıyı, oradan devam edeyim. minibüs ile rahatça hoop diye bodruma gelince önce marina tarafına bir yürüyüş tutturuyorum. bodrumun bence klasiklerinden olan küba bar ilk durağım oluyor. henüz servis açılmamış ama bir kahve ikram ediyorlar ben de hem laflıyor hem de menüyü inceliyorum. kum midyeli makarna takılıyor gözüme. bu dursun burada 

sonrası bir de halikarnas tarafına yürüyüş; yine bodrumun klasiklerinden mavi barda bir mola, bodruma dair sohbet... 90 larda çok revaçta olan, sabahın ilk ışıklarına kadar eğlendiğimiz çoğu yer kapandı gitti. onları konuşuyor yeni bodrumu anlamaya çalışıyoruz. 

artık otelime dönmeliyim. ayaklarım benden boşanacak yoksa! 

sonrası sabah erken ve hafif bir kahvaltı ver elini istanbul. çantamda bodrum mandalinası, peştemali ile... 

*** 

gelelim küba barda aklımda kalan kum midyeli tagliatte tarifine; 

önce kum midyesi gözüme ilişti macrocenterda, sonrası geldi zaten. iyi bir makarna, bolca sızma, az biraz tereyağı, deniz tuzu ve içme suyu 

su kaynar, bolca tuz atıp makarnaları oraya haşlamaya atarken, tavadaki sızma ve tereyağına bir avuç dolusu sarımsak ekleyip çevirdim, ev mis gibi sarımsak koktu:) sonra çok az karabiber, bir-iki damla acı sos ve bir miktar labne peynir ekledim tavaya ki hepsi çok sevdiğim şeyler. makarnalar haşlandı ben sosu çevirirken, makarnanın suyundan bir kaç kaşık ekledim sosa. birlkte tıkırdasın hemhal olsunlar diye:))) haşlanan makarnayı tavaya alıp üstüne kum midyelerini ekledim ve 2-3 dk kadar sonra altını kapattım, niye, çünkü kum midyesi hemen pişecek kadar minik ve cansız bişey de ondan. dinlenmesini zor bekledim:)) kocaman bir tabak yedim. mutlu mesut uyudum. 

bugün dünya makarna günüymüş hem bodrumu hem de kum midyeli makarnayı yazdım size. bodruma gidince; 

küba barda bir akşamüstü oturmak 
turgutreis pazarında gezmek 
gümüşlük belediye çay bahçesinde köfte&bira yapmak 
yürüme yürümek yürümek 
yapılacaklar arasında. bir başka bodrum koyunda başka yapılacaklara kadar, bilet bakın:) 


gümüşlük vizesi almak için gerekenler, turgutreis pazarı, 48 saatte bodrumda ne yapılır, ne yenir, ne içilir?

16 Ekim 2017 Pazartesi
ev hali 

toplamda 48 saati bile bulmayan bodrum gezini tek bir sözcük ile anlat handan derseniz; yürümek, der çıkarım işin içinden. yürüdüm yürüdüm yürüdüm 

şimdi gelin yürürken gördüklerimi anlatayım size. 

*** 

çantalar çiftlenince 
yolculuk var demektir. en hafif çanta hazırlamakta üstüme yoktur. yatılı okulda okumanın kazandırdığı özellikler. geçelim. 

yolculuk öncesi lounge ( salon işte yav) sohbetleri; keşke bir eleman olsa da bira doldursa en azından biz yarı bira yarı köpük ziyan ediyoruz canım içkiyi, yazık. 

bodrumda kalmak için bu kez tercihim turgutreis; niye? sabah erkenden meşhur pazarını gezeceğim de ondan. otele yerleşiyor çıkıp bir tur atıyor sonra uykuya teslim ediyorum bünyeyi; haftanın ve uçuşun yorgunluğunu atmak için; sabah gözümü açtığımda horoz sesleri duyuyorum. mandalina bahçesine bakıyor oda. izliyorum biraz. sonrası hoop aşağı, hafif bir kahvaltı ediyor gazetelere göz atıyor pazara gitmek için minibüse biniyorum. 

turgutreis pazarı giysi ve yiyecek olarak ikiye ayrılmış; giysi pazarında yürümeye başlıyorum. örtüler, ketenler ve peştemal peştemal peştemal renk renk çeşit çeşit çeşit doku doku. incelerden elbiseler dikilmiş, yaz için ideal. biraz daha dokuması kalın olanlar ev tekstili gibi.  ikinci el kıyafet tezgahları da çok. pazarı gezen yaş ortalamasından turgutreisin yaş ortalamasının epeyi yüksek olduğunu anlayabiliyorum. bir an bu kadar çok örtüden sıkılıp yarısında bırakıp geri dönüp yolu karşıya geçip yiyecek pazarına giriyorum; asıl aradığım yer burası zira. evet, sabah her şey taze, çıtır çıtır, esnaf güler yüzlü ama dikkat edin yaşlı amcanın bana yarım kilo limonun ( 5 lira) üzerine 2 limon bir nar atıp ''10 lira oldu'' çabukluğuna ( daha hafif bir tabir bulamadım) kanmayın. zaten bu tavır karşısında bıraktım gittim poşeti amca arkamdan seslenerek bakakaldı, eh be amca kandıracak beni mi seçtin sabah sabah. istanbuldan geldiysem de meyve görünce  aptallaşanlardan  değilim:)) boşverin amcayı. yine de en güzel tezgahlar hep amca teyze / ana oğul / baba kız köyden ne  buldularsa getirip tezgah açanlar. zeytin çok, en çok ama pancar yaprağı; otlu gözlemede, otlu köy ekmeğinde, börekte ve tazesi, dağ taş tezgah pancara kesmiş. 

fiyatlar hiç ucuz değil, ona göre. taze almak, o havayı solumak için gidilir yoksa pazar = ucuz diye değil. bir çay içiyor insanları izliyorum. gözlemeyi orada pişirmeyi yasaklamış belediye, kızgın yağ kokusunun olmaması güzel olsa da kızartılıp gelen soğuk gözlemeyi ısıtıp yemek hiç cazip değil benim için. yemiyorum. 
turgutreis pazarı cumartesi günleri 
mavi saçlı pazarcı 
ayşe arman pozu verelim, diyorum;) sibel hanım iyi bir gazete okuru ki biliyor ve bu eğlenceli pozu veriyoruz. 
sevgiler 

sanırım bodrumdan başka yerde bu kadar zarif ve farklı pazarcıya denk gelemeyiz. sibel hanım ve oğlu tezgahta; reçelden tarhanaya ne ararsanız var tezgahlarında. giderseniz, kaçırmayın. 

tekrar giysi pazarından yürüyüp en sonunda deniz kenarına ulaşıp  marinada alıyorum soluğu. hava süper, aaa macrocenter var! giriyorum ve bingo otlu börek burada da var. hemen bir tane alıyorum; çıkıp koltuğa kurulup ekim güneşine yüzümü verip kedi gibi mayışacakken... hoop böreği yiyor ve hadi handan istikamet  gümüşlük deyip minibüslerin kalktığı yerde alıyorum soluğu. 

burada bir parantez açayım; bütün iyi niyetli çabalara rağmen -ki bunu hissediyorsunuz- ulaşımında bir sorun var bodrumun; belediyenin araçları var; otobüsten küçük minibüsten büyük, temiz düzgün araçlar ama saatler tutmuyor işte, geleceği söylenen gümüşlük otobüsü gelmedi mesela. kimse bişey bilmiyor! özel minibüslerin şoförleri kaba biraz, sorulara el kol ile bağıra çağıra yanıt veriyorlar. bir garip hal  var ulaşımın üzerinde, ki başkana kolaylıklar diliyorum; bodrumun nüfusu 160.000 civarı imiş resmi rakam olarak. bir de kaydı orada olmayıp orada yaşayanları düşünürsek bu rakamdan daha fazla insanın bodrumda yaşadığını bilmek için müneccim olmaya gerek yok. 

nihayet gümüşlük; yıllar önce gelmiştim bu köye; pek bir şey kalmamış hafızamda kocaman bir bakır tencerede sıcak sıcak gelen ve parmaklarımı  yediğim leziz tereyağında karidesten başka:))) soruyorum, hala yapan yer varmış öyle. ancak hem gelmeden hem de geldikten sonra kısa sohbetlerden ve geçerken göz attığım menülerden gördüğüm, gümüşlük çok pahalı! neye göre kime göre diyeni; bana göre canım, bana göre diye yanıtlarım. en makul yer belediye çay bahçesi ve aynı işletme içinde köfte&ekmek yapan yer. 
yarım ekmek köfte & ekmek; 12 tl 
türk kahvesi; 4.25 
bira; 12 de başlayan fiyatlar ( 50lik) 
patates; 8 normal 9 elma dilim 

gayet temiz, siparişinizi veriyorsunuz, elinize bir sıra kağıdı tutuşturuyorlar, köfteci abi seslenirim ben diyor, biranızı yudumlayıp tavşan adası manzarası ile keyif yapıyorsunuz. 

tavşan adası 

yazın bu kadar keyifli olmayabilir, baştan söyleyeyim; bu mevsimde az insan olduğu halde 10-15 dk köfte bekleme sırası vardı ki yazı düşünemiyorum o yüzden de ben yazın gitmiyorum ya bodruma. 

gümüşlük için bir kaç söz edeceksem; yapışık nizam restoranlar, arada yürünecek yol sonra ara ara nedendir ve ilk kim yaptı bilinmez, soba borularına astar diye bir beyazımsı boya ile boyarlardı bizimkiler ( sobalı evde büyümüş çocuk) hah işte ondan boyanmış mekanlar var. kuru ağaç dallarını da boyamışlar bu beyazımsı boya ile ve kabak asmışlar üstlerine. nerede sordum kim yanıtladı yunan özentisi diye anımsamıyorum ama 10 adadan fazla gezdiğim yunanda bir tane bile böyle boyalı mekan görmedim ben. 

bir de eğer 50 yi aşmış erkek iseniz ve gümüşlük'e yerleşecekseniz önce saçınızı uzatıp at kuyruğu yapmalısınız.  saçınız yok mu? o zaman sakalınızı uzatıp öreceksiniz. gümüşlük vizesi sonra. kadınsanız; en az bir şile bezi elbise, kafanıza saracağınız bir çok renkli fular ve kocaman gözlükleriniz olmalı siz de ancak o zaman vize alabilirsiniz:))) şaka bir yana tipler hep böyle ama. bir de sahilde ''bitli'' dediğim tipler var ki onu ancak bilenler anlar; ben yazmayacağım:) 

envai çeşit boncuk, kabak, gümüş hepsi birbirinden ''özel'' ve ''tasarım'' ürünler satan dükkanları da gezdiyseniz en azından günübirlikçi olarak gümüşlük bitti efendim. 

şimdi istikamet bodrum. 

yalnız çok uzadı bu yazı. bodrumu bir sonrakine yazayım. ben bir kahve içmeye çıkayım.