oscar toto

14 Ocak 2020 Salı
bu aralar çok film izliyorum. eve ayda bir temizliğe yardımcı gelince, kış soğuk fırtına olunca, kanepede geçirilen vakit daha keyifli gelmeye başlayınca, istanbul biraz tatsız tuzsuz olunca... gibi gibi bir çok sebep bir araya gelince film, dizi kültürüm epeyi gelişip okuma halim ise yaya kaldı, açıkçası. çünkü, izlemek okumaktan kolay. evde alınmış okunmayı bekleyen minik bir kitaptan dağ var. olsun, okurum. şimdi film dizi izlemek hoşuma gidiyor. 

*** 

en iyi erkek oyuncu; Joaquin Phoenix 

tartışmasız phoenix alır diye düşünüyorum. çok iyi bir oyunculuktu izlediğim. değişimi mimiklerine yansıtması, annesini öldürdükten sonraki hali / dansı, her şey çok iyiydi. 

en iyi kadın oyuncu: Charlize Theron  biraz politik doğruculuk adına ve haklı olarak theron alır diye düşünüyorum ödülü. 

ara not: scarlett johansson'ın oynadığı filme onun oyunculuğundan bağımsız, konudan sıkılan ( evlilik demek sorun demek zaten benim gözümde)   biri olarak yarım saat izleyebildiğimi yazmadan geçmeyeyim



en iyi yardımcı erkek  oyuncu;  Anthony Hopkins: The Two Popes  geçmişleri karanlık 
(nazi iddiaları olan bir papa ve diğeri de işbirlikçi muhbir ) iki adamı bu kadar iyi oynamaları, neredeyse sempati duygusu uyandırmaları hakikaten çok iyiydi. pizza yedikleri sahne  muazzam etkileyiciydi (canım pizza istemişti) anthony hopkins zaten iyi oyuncuydu burada artık zirveye çaktı ismini büyük usta. 


ara not: üzgünüm al pacino. the irisman iyi filmdi güzel filmdi ama nedense o zamanı ve o sendikacıyı bilmeden / okumadan izlemeye başlamak ilk bir saat kadar yahu neler oluyor, diye düşündürüyordu. yönetmen biz biliyoruz gibi başlamış filme; filmi durdurdum açtım okudum biraz gözümü spoilerlardan kaçıra kaçıra. sonra tamam budur, deyip izlemeye devam ettim. 

en iyi film; joker 

ara not: netflix fimlerine en iyi film ödülü vereceğini düşünmüyorum akademinin. en azından bu sene. 


benim değerlendirmem bu kadar. sinema yazarı değilim böyle bir eğitim almadım. izlediğim filmleri başrol ve yardımcıları ile değerlendirdim. hadi bakalım. oscar günü bakarım kaçta kaç tutturduğuma. 

*** 

günlük hayat. seyahatten döndüm. ev / iş  derken yaklaşık iki senedir sonucunu beklediğim bir olay lehime sonuçlandı; çok sevindim! peş peşe kutlama yemekleri yedim:) önce kardeşimle risotto & şarap sonra zaferimizi kutlamak için avukatımla ocak başı. 

2020 çok iyi geldi. daha da iyi devam edeceğine inancım tam. düzenli olmasa da spora gidiyor, arkadaşlarımla buluşuyor, nefis yemekler yiyip, bol kahkahalı sohbetler ediyoruz. yeni seyahat rotası oluşturmaya çalışıyorum, kafamda. bodrum ve akyaka yine seçenekler arasında; bir bahar turunda ikisine de yer verebilirim. temmuz ayında doğum günümde kendime nereyi hediye etsem, diye düşünmekteyim. deniz, güneş ama az biraz da serinlik olan deniz ile aramda yol ve bina olmayan ( hep lipsi geliyor aklıma) bol ışıklı bol balıklı eğlenceli bir yer. eh 47 yaşa yakışır, değil mi? 

*** 

hala haldun dormen'in anılar kitabını okuyorum. tuğla gibi maşallah! oku oku bitmiyor. ama haldun dormen hakikaten enteresan adammış. 

*** 

işte böyle, hadi ben bir kahve içmeye 

boşuna ''almanya acı vatan'' diye film çekmemişler; alamanya yazısı geldi

7 Ocak 2020 Salı
gelin size biraz almanya anlatayım. daha önce de defalarca yazdığım gibi ben sadece bir bilet alıyor ve yola çıkıyorum. bu bana istediğim yerde kalma özgürlüğünün yanında sürprizlere açık bir seyahat şansı sunduğu gibi zaman zaman yer ararken yorulduğum da oluyor. eh onu da bir bira ile atıyorum, sorun değil. bu iyi bir şey çünkü eğer ben almanyaya gitmeden o generator hostel denen çalışanlarının lanet olduğu (ki odalar da öyledir muhtemelen, kötü insanların iyi yer işlettiğine hiç denk gelmedim, ama iyi insanlar vasat yerleri bile güzelleştirir) yere ben ay merkezde deyip para yatırmış olsaydım, muhtemelen ilk kavgamı onlarla etmiş olurdum. niye mi? niye olacak, ulan nakit para kabul etmiyorlar, e internet şifresini ver kartımı alışverişe açayım diyorsun, ödeme yapmadan vermem, diyor! uzatmayayım, hostel mantığı ve kültürü ile işletilmiyor bu generator, zaten böyle devasa hostel mi olur yav! geçelim. kalmadım. 

hamburg biletini alırken bir kaç gün hambur bir kaç gün de bremen diye kabataslak plan yapıp çıktım evden, çariçe mantom ile:) iyi ki bunu giymişim; hamburg çok soğuk ve çok sert bir şehir. her iki tanımı da gerçek manalarında kullanıyorum. 

neyse, hosteller pahalı, oteller daha pahalı elbette, otel resepsiyonistleri ya afgan ya türk, hamburg bir göçmen şehri. buldum bir boktan otel. attım çantayı, gezdim turistik yerleri. sabaha da balık market, sonra bir alman arkadaş edindim. ama bu hamburgu sevmeme yetmezdi. hemen öğleden sonra bindim otobüse doğru bremen. 

*** 

bremen küçücük turistik kırmızı tuğlalı binaları ile sevimli bir şehir. ama handanın hostel arama macerası devam ediyor. ilk girdiğim hostel tren istasyonu yakınında adını bir yazmayacağım bir hostel. bir kurallar silsilesi bir kurallar, sanki askerliğe geldim hostele. burada da fiyatlar yüksek, garip bir kurallar zinciri derken, bir ara toparlandım tam kalacakken yok ya ben sizden hoşlanmadım ( yani hostelden, kızcağızın bir suçu yoktu) deyip kayıt kağıdını yırttım, hızla çıktım oradan. sonradan başka bir blogda gördüm; sadece ortak salonda internet varmış, o da gece 1 de kapanıyormuş. haaa buradaki en büyük sorun yatak çarşaf vs paralı olmasıydı. avrupada hatırı sayılır sayıda şehir ve dahi köy gördüm, böyle bir şey görmedim! ele gitsin. 

*** 

sonra sağolsun kısacık saçlı bir kadın bana dobben sokağı dedi. hosteli buldum. son gün eğer gece o sarı çıyan görevli petekleri buz gibi kapatmasa buradan övgüyle bahsedecek, tavsiye edecektim. ama yok o sarı sakalına sıçtığım görevli kapatmış doğalgazı defolup gitmiş. tabii sabah bunu bir başka gelen görevliye söyledim. son gecenin parasını geri aldım ama sinirim geçmedi arkadaş! 

*** 

almanyaya gitmeyin, almanyaya gidecekseniz hamburga gitmeyin, yok ben almanyaya hem de hamburga gideceğim derseniz noel zamanı gitmeyin. 

*** 

bremen rahatlıkla yürüyüp gezilecek bir şehir. ben iyisini bulamadım ama iyi hostel de vardır mutlaka. ama iyi restoran ve kahvelerini buldum; bolca sıcak şarap içip yine bolca döner ve sosis yiyip yürüdüm yürüdüm yürüdüm. 

*** 

ben bu yaştan sonra ne almanyada yaşarım ne de şu nisandaki berlin biletinden sonra almanyaya gitmeyi düşünürüm. 

*** 

yaşayabileceğim ülkelerin sıralaması; yunanistan, ispanya, 

*** 

seyahate gidip geldikten sonra herkes ya nasıl bu kadar geziyorsun, sorusundan sonra bir de bileti kaça aldın, diyor. sanki bir tek bilet parasıyla bitiyor her şey. gariptir ki bizim insanımız iki şeye odaklı; bileti kaça aldın / bileti ne zaman aldın? yahu bir kaç hafta önce aldım, ne var yani. hostelde kalıp çok lüks restoran ve meydandaki kafelerden kaçarsan sen de gezebilirsin. ama yok hep bir '' nasıl geziyorsun böyle çok'' sorusu var zihinlerde, aslında alttan alta neyse bu yazıda yazmayacağım o kadınlık halleri yorumunu. o başka bir yazının konusu. 

*** 

yalnız dönüş uçuşum harikaydı! pasaport polisinin bütün garip davranışlarını atlatıp ( pasaportumu sayfa sayfa incelemesi uzun uzunnnn gibi) uçağa bindim. öncesinde akyakadan bir çift ile tanışmış laflamıştım. masadan masaya ışıklı meyve gönderilen gazinolar gibi ben de onlara buzlu buzlu içki yolladım:)))) 3 saat keyifli keyifli içkilerimizi yudumlayıp, indik istanbula. hamburg havaalanı eh işte diyebileceğim bir alan. bugüne kadar gezdiğim yerlerde en keyifli havalimanı bajaras havalimanı (madrid) idi. çalışanlar neşeliydi güler yüzlüydü, makyaj yapalım size, deyip davet etmişler makyaj yaparken de elime bir içki tutuşturmuşlardı. sonra uçaktaki görevliler de çok iyi çıkmıştı, o uçuşta. hostesler bildiğin bar açmışlardı bana, neyse şirketin adını yine de yazmayayım. 

en kötü havaalanı ise açık ara belgrad havaalanı idi. şişli etfalin bekleme salonu gibi sıkıcı basık bir salonda beklemiştik. ay aklıma geldi, sinir oldum yine. şehir o kadar güzel ve ışıklı iken uçağa binmek bir eziyete dönüşünce seyahat aklınızda çok iyi kalmayabiliyor. 

*** 

işte böyle, alman pasaport polisi garip bir şekilde psikolojik olarak üstünlük sağlamaya çalışıyor, daha ülkeye girerken de ''neden geldin'' diye sormuştu, polis. travel, dedim ne diyeceğim. 

*** 

anlamak ile kabullenmek başka şeyler. almanyanın kuralcılığını anlıyorum, bu kadar göçmeni kabul edip en altlarda çalıştırırken zapturapt altına almanın tek yolu bu. bana uymadı ayrı konu. 

****

ben ispanyol sıcaklığını, yunan rahatlığını seven bir kadınım. 

***

seyahat güzel şey. bütün bunları nerede tecrübe edecektim yoksa ben. 2023 yılında 50 yaşıma gireceğim. o sene kendime bir lüks gemi turu hediye edeceğim doğum günümde. şimdiden öyle bir karar aldım, hem de böyle üst kamaralarda ( alt kamaralar daha ucuz ya ben lüks alıcam) eh elli sene dolu dolu yaşamış olmamın verdiği hazzı 50 ye de taşımanın bir başlangıcı olmalı, değil mi? 

işte böyle seyahat planları ve hayalleri, bolca film ve dizi izlemeli, yemek yemeli, içki içmeli, yaşamalı yaşamalı yaşamalıyız. 


***

başka bir sürü şey var yazacak aklımda ama çok uzun oldu bu yazı. ben bir yemeğe çıkayım, siz okuyun. 





2020 akıllı ol!

23 Aralık 2019 Pazartesi
güzel bir gündü
kardeşimi evlendirdik 


ocak; kos ve bodrum 

şubat: 

mart: malaga, fuengirola, estepa, marinaleda  tapas ve deniz ürünlerine doyduğum, tekrar tekrar gelmekten vazgeçmeyeceğim bir coğrafya; ispanya. ayrıntılı yazılar için tık tık 

temmuz: bükreş, belgrad. belgrad da bir daha yolumu düşüreceğim şehirlerden; çok ışıklı çok güzel çok rahat 

ağustos; bodrum, kos, kalimnos 

*** 

bu sene ortalama 3 ayda bir seyahate çıkmış ve en az iki şehir olmadı 3 ada gezip dönmüşüm. yetmez ama kabul edilebilir. 

şimdi seyahat haftasına girdim yine. bugün çıkış harcını yatırıp para mara gibi işleri hallettim. şimdi baktım hamburg beni yağmurla karşılayacak. çok az ama üşümeyecek kadar kıyafet almayı düşünüyorum yanıma. dönüşte valizimi kozmetik, yiyecek ve içecek ile doldurmak için. 

*** 

yeni yılda şunu yapacağım bunu yapacağım vs planlar için yeterince büyüdüm. daha fazla seyahat edip, daha uzun saatler yemek masasında geçirip, çok fazla bir şeyi kafama takmadan, şehrin sevdiğim noktalarını daha sık ziyaret ederek, esmer ve canan ile daha uzun zamanlar geçirip daha çok gülüp eğlenerek, akyakada ramazan şefi, izmirde madalyalı arkadaşımı:), bursada birsel ve nurayı daha çok görerek, belki birsel ile bir seyahate çıkarak 2020 yi geçirmek istiyorum. 

kendime daha çok kıymet verdiğim zamanlardan geçiyorum. evimi de yaşantımı da hafiflettim. üstünde yazılı şehirlerden henüz hiçbirine gitmemiş olsam da çok içime sinerek aldığım masada çok leziz yemekler yiyip leziz şaraplar yudumlayarak her bir parçasını özenle seçtiğim battaniye ve koltuk örtülerimle sıcak evde film izleyerek geçirdiğim zamanlara da evden dışarıda sergi, yeni mekanlar, açılışlar, alışverişler, kokteyller ile vakit geçirdiğim zamanlara da bayılıyorum. 

*** 

cumartesi günü gittiğim fikret adana ocakbaşı için de iki satır yazıp kaçayım. 

vedat milor yazmadan önce de gidiyorduk. kardeşim ocakbaşını sever; o geldiğinde farklı yerleri deniyoruz. daha önce ocakbaşı karşılaştırmaları diye yazdım, merak eden ona da bakar. fikret adana ocakbaşı evime yürüme mesafesinde; bu cuma cumartesi akşamları için paha biçilemez bir rahatlık. cumartesi sabah erkenden saçlarımı serkan, ellerimi ebru şıkır şıkır parlatınca eh dedim handan önce bir cihangir keyif içkisi. 

kaktüs kahve cihangir 
istanbulda yaşamadığım zamanlardan bildiğim, geldikçe gittiğim bir kahve burası
hep sevdim, içkisini de yemeğini de kahvaltısını da 





sonra artık mahalle ve ocakbaşı. 


fikret ve sezai usta harikalar yaratıyor! telefonda rezervasyonları zaman zaman fikret usta alıyor, işler yoğunlaşıp ocağa geçince ''100 den sonra durdurun'' dediğini duydu bu kulaklar. ben, adana ile başlıyorum. sumaklı soğan, lavaş, turp, roka salatası ve ezme geliyor. yavaş yavaş keyifle hepsini mideye indiriyorum. sonra gelsin kuzu gibi kuzu pirzolalar. buna bayılıyorum. 

etler leziz, pişirme güzel, ocakbaşına kurulup etten yemekten sohbet ede ede kebapları yuvarlamak harika:)))) 

tatlı, çay ikramlarını geri çeviriyorum. çünkü bence bunlar iyi bir yemekten sonra gereksiz. tatlıyı açken yiyorum zaten ben, yediğim zamanlar. 

restorandan çıktığımda keyifle bir ıslık tutturup eve yürüyorum. bir film izlemiştim; yedikleri muhteşem yemekten sonra dışarı çıkıp elele tutuşup şarkı söylüyordu, davetliler. yemek üzerine olan filmleri de seviyorum, eve gelip en sevdiğim müzikleri peş peşe açıp salonda dans ediyorum. 

işte böyle. pazar günü ise hiçç evden çıkmadan yumuşacık pandufları ayağıma geçirip elmalı tarçınlı mandalinalı çay demleyip kahvaltı yapıyor, yine film izliyor, öğle uykusuna uyuyup akşama yine basit ve leziz yemekler yapıp haldun dormen'in anılarını okuyorum. bu kitabı iyi ki almışım; istanbul tiyatrolarının ve istanbul gece hayatının arka planı var kitapta. geçen gün devlet tiyatrolarının 70. yılı kokteylindeydim; televizyon açık ve ben de içinde oturmuşum gibi bir histi yaşadığım. bütün dizi oyuncuları oradaydı. meyve suyu içip, defne yalnız hanımefendi ve buket ile sohbet edip 70. yılını kutladık, devlet tiyatrolarının. oyuna kalamadım, ben. bir gün mecidiyeköy sahnesinde bir oyun izleyeyim, diye kendi kendime söylenip gecenin karanlığına karıştım:) ne afili değil mi? evime gittim yani. 

hadi bakalım, 2020 herkese sağlık  ve para getirsin, gerisini biz hallederiz. 

iyi seneler. 



günaydın leylek

27 Kasım 2019 Çarşamba
kendime yeni bir oyun icat ettim; her sabah uyandığımda 
- günaydın leylek, seni nereye götüreyim bu yılbaşında?

diyordum, sonra yine ben 

- düşünüyorum, deyip kahve makinasının düğmesine basıyor kahvemi içiyor, işe giderken şef'i özlediğimi hissediyor ona bazan bir kemik çıkarttırıyor oynaması için (ama o hiç oynamayıp bahçeye gömüyor) bazan da ekmek peynir ile gidiyorum. 

tabii ki bu arada her gün canan ile nereye bilet alsak avrupanın muhtelif şehirlerine bakıyor bakıyor bakıyorduk.

sonra, önce bremen'e gideyim ben ya deyip karar verme süreci ile bileti alalım dediğim zaman arası 700 lira oynayınca!... boşver bremen'i başka yer bulalım dedim leylek'e. bişey demedi.


aldık bileti; hamburg'a 

leylek leylek havada bileti mail kutusunda!  

diye, şarkı söylüyorum, bir kaç gündür işe giderken:)))) o kadar çok hamburg yazısı okudum ki, görmüş kadar oldum. 

seneye nisan sonu  almanyaya gidiş biletini saymazsak ki saymayalım bence ilk kez tek kelime almanca bilmeden hamburg yolcusuyum. 

leylek, hamburgda ne yapacağız?

bolca sosis yiyip bira içip insanları izleyeceğiz. 

leylek leylek havada bileti mail kutusunda 

almanyaya tek kelime almanca bilmeden gitmenin rahatlığı, orada türk çok olmasından ziyade hiç bir ülkenin dilini bilmiyordum ki ben giderken, rahatlığı var bende. 

hadi ben the irishman izliyorum, siz de hamburg önerilerinizi yazın bana. 

edit piaf; evde gerçekten bir leylek var! yıllar yıllar önce bir eskiciden aldığım bir bankanın leylek'i; ahşap hem de:))) 


sirha izlenimleri; en sevdiklerim 2019

14 Kasım 2019 Perşembe
istanbulda çok organizasyonu seviyorum ama en sevdiğim hangisi diye kendime soracak olursam, sirha bunlardan biri. 

yine hoplaya zıplaya sirha fuar alanına gittim. ilk izlenimim kahvecilerin çıkartma yapmış olduğuydu. her yer kahveci!... kağıt bardakta kahve içmekten hoşlanmıyorum. önce porselen fincanda bir iki espresso  ve filtre kahve yuvarladım. 

must espresso italiano 

en sevdiklerimden biri oldu 
bu sene tanıdım kendilerini 
deneyin, bana da yazın görüşlerinizi 
sonra fuarı rahat rahat dolaşmaya başladım; nasılsa kahve gözlerimi açmıştı:))) 

irem hanım çiftliği 
yöresel demirköy körili sos 
demirköy çiçek balı 
biber-patlıcan ezmesi 
irem hanım çiftliği ürünleri benimle beraber eve geldi. bu hafta mutfakta irem hanım çiftliği rüzgarları esecek. 


ve en sevdiklerimden biri daha! sızma, yöre yöre sızma 
anatolian evoo selection çatısı altında; 
tarhala, tayga, orfion, elea antiocheia, gıda ormanı 
hepsini denedikçe yemekleri ile yazacağım 
*** 

hayfene benim en sevdiğim baharatçı 
her fuarda yeni bir ürün koyuyorlar mutlaka tezgaha 
bu sene deniz mahsulü baharatı var handan hanım, dediler
ilk fırsatta deniz ürünlü makarnada kullanacağım. 
heyecanlanıyorum bu yeni baharat için:)))) 

*** 

yine zevkle deneyeceğim bir kahve 
*** 

açık söyleyeyim ben espresso ve filtre kahve seven biri olarak net tadları seviyor ve aroma vs. başka tatlandırıcılardan  çok hoşlanmıyorum. 
ancak must kahvenin baristası hafif fındık aromalı bir şey deneyin lütfen handan hanım, deyince kıramadım, denedim ve sevdim. her zaman olmasa da zaman zaman içebilirim bu tatlı güzelliği:))) 

*** 

sadece bu kadar değil tabii ki sirha. 15-16 kasım'da da devam edecek. gidin, gezin, tadın.