radikal kararlar, aklımda kalanlar; marinaleda ve yeni seyahat rotaları

29 Nisan 2019 Pazartesi
evdekiler bitince şampuan almayacağım artık, yeşil sabun ve zeytinyağı sabununa dönüş. 

radikal karar bu mu handan, diyorsanız vallahi bu:) evde dünya kadar isana başta olmak üzere balea ve bir sürü başka markadan şampuan, duş jeli ve duş kremi var. oysa aslında fazla bir şeye ihtiyacım yok benim; saçlarım çok sağlıklı ve zaten boyalı olduğundan neyle yıkarsam yıkayayım ışıl ışıl parlıyor. duş jeli ve kremleri desen hakikaten çok bir faydaları yok. temizlik ise amaç, yaşasın zeytinyağlı sabun! bundan sonra mudanya sahilinden ev yapımı, gezilerde pazar ve market ganimeti olarak hep zeytinyağlı ürünler alacağım. daha çok tabii ki tercihim ev yapımı olanlar olacak. ekonomide ciddi bir kalem tasarruf yapacağım gibi sanırım daha doğal ve daha ışıl ışıl bir tene sahip olacağım. 
jön 
nasıl sarılmış! çok özlüyorum ben bu hergeleyi 
*** 

marinaleda'ya niye gidelim, handan? ispanyanın küçük bir köyü; sevilla eyaletine bağlı, bir belediye. belediyesi kendini, ''sosyal demokrat kooperatif bir yapı'' olarak tanımlamakta. bu tanım vikipedi'de geçiyor. 

marinaleda 

ben yoruldum: kafa dinlemek, kitap okumak, parklarda yürümek, ucuza yemek yiyip içki içmek, ucuz kiraladığım bir odada kalmak, günlük ispanyolcayı konuşa konuşa yaşaya yaşaya öğrenme, istiyorum, diyorsanız marinaleda derim. 


parklar çok güzel 


tapas fiyatları ispanyaya göre sudan ucuz,  en ucuz tapas 60 cent, en pahalı sanırım 3.5 sent civarı idi bodega'da, oda kiraları 15 euro civarı, 1 litre bira  markette 1.10 cent kahvede 1.30, yol parası, otobüs bileti, metro aktarması yok:) her yer yürüme mesafesinde. oku, uyu, uyan, yürü, yemek ye, iç, otostopla yan köye git, olmadı estepaya git, akşam geri dön. 
tapaslar tapaslar tapaslar 
harika tabaklardı bunlar 
köy kahvesinde alba'nın annesinin mutfağından 
marinaleda 




kekikli et 
hepsini bayıla bayıla yedim ama bu bir başka lokumdu! 
bebek enginar 
dedim ya bu sene baharı ispanyada karşıladım, diye 
ahh seneye bir daha mı gitsem:) 

ben bu sene gittiğimde odayı kolay buldum; hafızamın derinliklerinden antonio diye bir isim çıktı geldi, oda kiralamak için dolaşırken. cafedeki adama söyledim, onda yokmuş  telefonu ama bir iki telefonla buldu antonio'yu, sağ olsun aradı da, antonio yaşlı bir amca. düştü yanıma -yok, arabası var- götürdü beni kiraladığı eve, alt katta bir masa ve aile fotoğrafları var, üst katta 3 oda; tertemiz, banyo ortak, ben gittiğimde kimse yoktu rahat rahat kaldım. vifi var, şifre masanın üstüne beyaz bir kağıtta yazıyor. antonio banyo havlusu ve tuvalet kağıdını veriyor. iyi tatiller deyip gidiyor. paracı bir adam değil. ingilizce bilmiyor. evin numarasını izin almadığımdan yazmıyorum, ya karşıdaki kahveciden antonio'yu sorun ya da köy kahvesinden, mutlaka biri arar, merak etmeyin.  

demem o ki, katedral, kalabalık, pahalılık vs. sıktıysa sizi marinaleda ilaç gibi gelecektir size. 

*** 

bu aralar çok film izliyorum, zaman zaman anlık notlar atıyorum twitterdan ama film üzerine çok yazmıyorum. gezi ve  yemek yeter. 

yeni bir rota planlamaya çalışıyorum, planlama dediysem bilet alma:))) polonya; varşova ve krakov iki şehir gezip geleyim diyorum. dur bakalım. 

*** 

bu kısa notlar kafamda dönüp duruyordu. 
son favorim; hayfene acı füme sos. nefis nefis 
son yaptığım yemek, istiridye mantarı ızgara ve cızbız köfte 
ondan önce bir kuru yaptım oğlak etiyle, aman aman aman bir ara onu yazayım 
*** 
1 mayıs işçi ve emekçi bayramımız kutlu olsun. 

rüzgarlı şehir; estepa ve tapas ve yollar ve kasabalar

10 Nisan 2019 Çarşamba

malagayı arkamda bırakıp estepa'ya doğru yola çıktığımda 
 daha önce estepa'yı sadece marinaleda'ya ulaşım noktası olarak gördüğümü gezmeyi nedense hiç düşünmediğimi  anımsıyor, bu kez iki gün kalıp bu turistik olmayan kasabayı gezmeyi planlıyorum. 10 bin nüfuslu estepa. malagadan akşam saat 6 da otobüsü, estepa malaga da sabah 9.15 de, gidecek olanlara bu not dursun burada. 


8 gibi kasabadayım. ilk sorduğum otelde yer yok. kasabanın öbür ucunda bir otel tarif ediyorlar. tarif dediğim ''dümdüz yürü'' yürüyorum, zaten seyahat ederken en çok yaptığım şey bu ve yemek yemek:) oteli buluyorum, alt kat kocaman ahşap, güzel bir bara sahip restoran, üst kat otel. garson kızlardan biri oda var mı, yok mu, kaç para diye anlaşabileceğimiz kadar ingilizce  biliyor, eh  ben de o kadar biliyorum, zaten:  oda var; ve odadayım. ohhhh! hostelden sonra otel lüksü iyi geliyor, bünyeme. artık akşam saat 9 neredeyse, rüzgarın sesi geliyor yattığım yerden. hiç macera aramıyorum; otelin restoranına inip güzel iki tapas söylüyor bir kadeh bişey içiyor ve uykunun kollarına teslim ediyorum, kendimi. 

sabah; estepa o hani ''yaaa abi bıktık turistik yerlerden, burası keşfedilmemiş'' , denilen ve aslında çoktan keşfedilmiş yerler var ya yerler var ya hah tam onun tersi, sıfır turizm.  
sanırım tek yabancı benim. bir uçtan bir uca yürüyor, mağazaları kurcalıyor sonra tepeye kiliseye doğru bir yürüyüş tutturuyorum. kimsecikler yok sokaklarda, ispanyollar uyuyor. yukarıda kilise  

vs hepsini geziyor sonra yine ağaçlı bir yoldan şehre iniyor yaşlı bir amcanın barında ekmek, sızma, jamon, domates püresi ve kahve ile kahvaltımı yapıyorum. ispanyol kahvaltısı ya bu ya da tuzlu hamur kızartmasını çikolataya bandıra bandıra yiyeceksiniz. o benim kalemim bir kahvaltı, değil. geçelim. 

kahveler, barlar açılmaya, barlardaki tahtalara günün tapasları yazılmaya başlıyor. bir kahve içiyor internete bağlanıyor, yürümeye devam ediyorum. ama kahve içtiğim barı aklıma yazıyorum, çünkü kahvesi leziz dahası sabah kahve falan içmeden şifrelerini paylaşmışlardı, bu iyi bir özellik, sonra bir kaç öğünü hep bu tapas barda yiyeceğim. 
canım, beybi kalamar 

mağazaları gezerken nefis bir manto buluyor ve alıyorum. mart ortası kışlık alışveriş için çok ideal bir ay. aklınızda olsun. 

estepa sessiz, estepa kendi halinde, estepa biraz asık suratlı, nedense... otelin sahibi olduğunu tahmin ettiğim adam ise hiç gülümsemiyor. ben de zaten ilk akşamdan sonra bir daha restorana inmiyorum hep başka yerlerde yiyorum. asık surat çekemeyeceğim. 

bir akşam yaşlı amcaların takıldığı barı keşfediyorum. şimdi böyle keşfediyorum deyince yanlış anlaşılmasın, bayağı aaa buraya bir gireyim bakayım, şeklinde oluyor bu, yoksa estepa için ne bloglarda ne de başka bir yerde bir yazı yok, en azından türkçe yok. bara giriyorsun, fiyatları soruyorsun, etrafa, kitleye göz atıyorsun; kafana yatarsa bir bira içiyorsun. keşif bu:))) kelimenin tam karşılığı yani. amcaların barında  sıcak tapas yok mesela, jamon var, o kadar. o da 50 cent:))) bira 1 euro. bundan iyisi yok abicim şamda kayısı falan değil, bundan iyisi yok. 
mejillon yani canım midye:) 


estepa kafa dinlemek, civar köy ve kasabaları gezmek, turistik olmayan barlarda çiçek gibi fiyatlarla  tapas çeşitlerini yemek için ideal bir kasaba. 2 gün ferah feza gezin yiyin için ben 3 gün kaldım, selamlaşıyordum artık esnafla:) 

baharı ispanyada karşıladım bu sene ve en çok estepa ve marinaleda da farkına vardım bunun hem doğa hem de yediğim leziz enginar ve kuşkonmaz tapasları ile. 

türkiyede açıkken de dia marketleri favorimdi, benim. burada da bir tane olunca girip bi gezdim. eh az biraz da alışveriş yaptım, canım. 

ne diyordum, burası turistik değil, fiyatlar çok güzel, tapaslar çok leziz. dinleniyorum, sabahları karşıdaki kahveye yürüyüp nefis kahveler içiyorum, cortado favorim oluyor bu sefer  sabah içtiğim  ilk espressodan sonra. çok güzel yapıyorlar kahveleri. 

bir gün otelden ayrılmadan daha sabahtan marinaleda'ya gidiyorum, kalacak odayı ayarlamak için. 

marinaleda notlarını sonra yazayım.

teknik bir kaç bilgi;  

estepa malaga arası 1.5 saat; yaklaşık 9 euro otobüs bileti, alsa şirketi bütün avrupada var zaten ve otobüslerde internet bağlantısı var. temiz, düzgün bir şirket, su ikramı falan yok. muavin de yok zaten, bir şoför var, o kadar. 

estepada oteller eh işte 2 yıldızlı 3 yıldızlı ayarında, gecelik 30 euro marjında ama teyzenin biri bana 44 euro falan dedi! pahalı deyince de oda büyük, balkonu var dedi, gülümsedim, teşekkür ettim. deli misin teyze ya, demedim. 

marinaleda buraya 12 km. taksi var ulaşım için, 14 euro o da. para vermeyeyim derseniz otostop var bir de:))) yok, toplu taşıma yok. 

bu seyahatin en kurtarıcı parçası; kimono.  askılı tişörtlerin üstüne giydim hep,  sıcak olunca çıkardım, hafif ve kurtarıcı bir  parça olarak seyahatimin favori giysisi  oldu. bir kaç tane daha alayım bundan, ben. 


şehir mart sonu epeyi rüzgarlıydı, hep yağmurluk / kimono ikilisi ile  gezdim ben, nisan sanki daha iyi olurmuş malagada falan güneşlenmek için, ama niyet sadece gezmek ise ocak ayı bile ideal. yine günlük harcama otel dahil 50 euroyu geçmez. benim otelde en pahalı tapas 3.5 euro idi anımsadığım kadarıyla. ama ben en ekonomik ispanyayı istiyorum, derseniz;

marinaleda. 

bir sonraki yazıya. 




malaga, fuengirola, deniz ürünlü kurudan tapasa; ispanya notları

3 Nisan 2019 Çarşamba
daha önce barselonadan granadaya 19 gün seyahat ettiğim ispanayaya bu kez 15 günlüğüne gidip endülüs bölgesini gezdim..  hadi gelin yolculuk notları yazayım, size 

*** 
malagaya thy direkt uçuyor.  normalde 1000 -1500 tl civarında seyrediyor biletler ama ben bileti 5 ay öncesinden kampanyalı  aldığım gidiş dönüş 860 civarı bişeydi, 


istanbulda evden çıkıp atatürk hava limanına vardığımda daha ilk kontrolde cep telefonumu otobüste unuttuğumu fark edince yolculuk biraz koşuşturmalı  başladı. neyse, telefon bulundu, yola çıkıldı akşam güneş batmadan malaga'ya varmıştım. 

malaga 600 bin yaklaşık  nüfusu ile küçük bir şehir. hava limanından şehre otobüs ile ulaşım 3 euro. sonrası hostel arama benim için ve kolaylıkla bulma:) bulduğum ilk hostele çantamı attım! oda kahvaltı 15 euro, daha ne olsun. ve ondan sonra atıp çantayı odaya başladım yürümeye. bütün eski şehri, liman bölgesini, festival alanını, kalesini 4 günde deliler gibi gezdim. ikinci el mağazalarını da büyük marketlerini de el paco denen merkezden 5-6 km uzaktaki teyzelerin yemek pişirdiği restoranları da gezdim. dünyanın tapasını yiyip şehrin biralarından ve cava denen muhteşem şampanyalarından içtim. 

yok, müze gezmedim. 

rahat, temiz ve güvenli bir şehir malaga. meydanında her daim sokak müziği yapan grupları, kahvecileri, yunan tavernaları, hint yemekleri her şey bir arada. tren istasyonu ile otobüs terminalinin de yan yana olması müthiş bir rahatlık sağlıyor şehirde. nereye gideceksen hangisini tercih edeceksen hoop yan yana:)))) 

malagadan sonra fuengirola adlı sahil  kasabasına gittim, trenle. denizin kıyısından kıyısından gidiyorsunuz, kasaba 70.000 nüfuslu, iniyor trenden yürüyor yürüyor yürüyorsunuz. 

sonra bir camda deniz ürünlü kuru fasulye fotoğrafını görüyorsunuz; mmm deyip saatini bekliyorsunuz. ve böyle bir lezzet olamaz, deyip daha birinci tabağı bitirmeden ikinciyi söylüyorsunuz:)))) biter miter neme lazım. 

fuengirola beklediğim gibi küçük tek katlı evler olan bir sahil kasabası değil. çok katlı binalar vs. var dahası fiyatlar daha pahalı. benim kaldığım otel mesela 30 euro idi geceliğİ. gerçi onda da sorun çıktı,  sabah su yoktu! ilk gecede sonra ayrıldım, giderseniz agur otel denilen resepsiyonisti kaba ve oda göstermeyen ( yalnızmış, yav yiyecekler mi resepsiyonu) kadının çalıştığı otelde kalmayın. 

ben oda göstermemesinden biraz rahatsız oldum  aslında ama amannnn  deyio o anda iki gece kalacağım, ne kadar kötü olabilir ki dediğimden parayı ödeyip çıktım odaya. en sinir olduğum şey; karanlık, arada bir oda. sabah su da olmayınca delirdim.  paramı iade ettiler, ayrıldım. agur otel, gitmeyin arkadaş, kötü bir otel. 

ama  kasabanın restoranları tapasları güzel. meydanda biraz pahalı tabii ki yukarılara doğru çıktıkça fiyatları düşüyor. 

bir de tapas konusunda şunu eklemeliyim: şimdi tapas 1 euro / bira 1 euro  diyor ya yanında bira, şarap bardağından küçük bir bardakta geliyor. e sen büyük bir kadeh istersen hoop fiyat artıyor yani demem o ki her zaman kasa kazanır. karidesleri ve deniz ürünlü kuruları süperdi, o kurudan ben de pişireceğim dur bakalım nasıl olacak:)  ha bir de kimi lokal tapas barlarda günün tapası yeşil mercimek hatta etli nohut olabiliyor, allasen ben evde yemiyorum bunları  burada mı yiyeceğim deyip hoop geçiyorum oraları. 

bir de unutmadan, bir gün malagada hiç yürüyecek halim yokken marketten sosis alıp gelmiştim, hostelde pişirmek için tava ararken hostelin sahibesi pişirdi bana sosisi ama ne pişirmek! üstüne iki koca kaşık salsa sos ekleyerek. yazarken ağzım sulandı:)))) çok lezizdi çok. 

tapaslar, deniz ürünlü kuru fasulyeler, jamonlar, sokaklar... ilk hafta böyle geçti. 

estepa ve marinaleda bir sonraki yazıya kalsın. 

* bilet için kapres turizme teşekkürler
bir de bu deniz ürünlü kurudan yapan yer var mı istanbulda?  

istanbullunun kahvaltı ile imtihanı

3 Mart 2019 Pazar
dün belki 15 gün öncesinden kararlaştırdığımız kahvaltı / koçluk / sohbet / fotoğraf için sabah erkenden evden çıktım. sonrasını anlatacağım size çünkü kafamda dönüp duruyor olanlar, yazıp atayım. 

yaşam koçum cihangirde oturuyor, mahallede hafta içi gidip güzel güzel kahvaltı yaptığı yeri söylediğinde içimden hafta sonu çok kötü olacağı geçse de hadi dedim, misafirim ses çıkarmayayım ama çıkarmamak ne mümkün! mekana önce ben gittim - ki iyi ki öyle olmuş- içerisi kalabalık, kapıya kız çocukları koymuşlar, peş peşe kaç kişisiniz, belki içeridedir arkadaşınız vs. vb. sizi bir an önce kahvaltı masasına oturtacak sorularla,  sabah sabah aç karnına sabır sınırlarınızı zorluyorlar, farkında da değiller yavrucaklar bu durumun; 
 çünkü belli ki patron, müşteri kaçırmayın, demiş. havada asılı kahvaltı kokusu, masalarda ''serpme'' dedikleri içinde benim evime almadığım / yemediğim hamur işi ve taze kaşar diye açık açık yazdıkları '' bir sürü çeşit'' var. kaçı yenir? emin değilim. arkadaşımı aradım, burada kahvaltı yapmayacağımızı başka yere gideceğimi söyledim, tamam dedi ama benim şanssızlığım bitmemişti. ben cihangiri yıllar önceden bilirim, bu kadar kötü değildi yeme içme dünyası kaç yıl önce leyla'da nefis kahvaltılar yapardık. ne diyordum, ikinci mekan semtin meşhur pastanelerinden, açlığım tavana vurmuş bir nar suyu bir de simit tost söyleyip yukarı çıktım. niyetim nar suyu ile oyalanmak, arkadaşım gelinceye dek. fakat nar suyundan bir yudum almamla bırakmam bir oluyor. küf kokuyor! bu mevsimde küflü nar bulmayı başaran mekanı alkışlıyor, hala daha koklayarak küf kokuyor mu kokmuyor mu diye '' araştırdığını'' söyleyen garsonu, benim içip anladığım şeyi onun koklayarak anlamasını beklemeyeceğimi sert bir ses tonuyla söyleyip  oradan da aç  çıkıyor muyum, çıkıyorum.  aşağı doğru yürüyorum, tugrul'u görüyorum, ona doğru yürürken arkadaşıma ''firuzdayım'' mesajı atıyorum o arada sabah bütün neşesiyle beni görüp,  sarılan beybi'ye gülümsemeye çalışıyorum. açım, aç. 

tuğrul ile laflıyoruz. kahvedan'a gidin diyor, öbür yeri o da sevmiyor, kalkın falan diyorlarlarmış kahvaltı bitince, diyor. nihayet kahvedan'dayız. arkadaşım müziklerini seviyor girer girmez. kapıda kuyruk, havada haşlanmış yumurta kokusu yok. filtre kahveler sıcak ve fincanda geliyor, öbür mekandaki çirkin kulplu, kocaman çay bardaklarından nefret etmiştim zaten görünce. ben bacon & yumurta istiyorum, arkadaşım peynirli menemen. bir de beyaz ve tulum peynir. bu kadar. ekmekler minik ve sıcak, peynirler ortalamanın üstü. benim yumurta ve bacon çok istediğim gibi olmasa da artık ne kalkacak ne de başka yer arayacak halim yok. o kadar az ki bacon dilimleri yumurtanın altına saklamışlar, ne yapsınlar:)))) sos yaparken yumurta soğumuş, neyse nihayet karnımız doyuyor. arkadaşım, menemeni beğeniyor, bana sormuyor garson ama  ama ben de yukarıdaki yazdıklarımı söylüyorum. kendilerini affettirmek için birer kahve daha ikram ediyorlar. 

ilk iki mekanın ismini yazmadım farkındaysanız, yazmayacağım da. çünkü ben mekanları sorunlu ve suçlu olarak değil bilakis bu saçma ve gereksiz şişirilmiş ''bol çeşit'' kahvaltı için sıraya girenleri buna müstehak gördüğümden hiçç mekanlara suç bulmuyorum. biraz daha arttırın fiyatları, hatta elinize cetvel alıp kapıda sıraya nizami girmelerini sağlayın:)))) emin olun daha çok gelirler. 

karnımız doydu. iyi niyetli yaklaşımından, iyi müziklerinden ve sıcak kahvesinden dolayı teşekkür ederek çıktık kahvedan'dan. koçum üzüldü ama sana bacon yumurta yaptıralım iyi bir yerde bir sonraki kahvaltımızda diye söylendi gün boyunca. neyse, demem o ki istanbullu kalitenin değil bol çeşidin peşinde ne yazık ki. sonra cihangirden taaa kallavi sokak fıccın'a kadar birbirimize en eski bildiğimiz mekanları anlata anlata yürüdük. 

sonrası güzel iki türk kahvesi minik bir fındıklı kurabiye, fıccında. 

ben, bu seans kontrol edemediğim olaylara öfkelenmemem üzerine koçluk aldım, sevgili tunçel gülsoy'dan. doğru sorularla doğru yanıtlara ulaşmamı sağlıyor, yüzüme kocaman bir gülümseme yayılıyor. sonra filmlerden konuştuk, o film okuması yapıyor ben ise film üzerine yazılanları okuyorum. bu ara çok film izledim. bazan bir film üzerine yazılanları okurken bir başka filme gidiyor onu izliyorum, böyle böyle günde iki film izlediğim oluyor. 

bir beyoğlu günü daha bizim için sona ermişti. vedalaşıp eve döndüğümde omuzlarımın daha bir hafiflediğini, daha çok gülümsediğimi hissettim. 

teşekkürler tunçel gülsoy. tunçel gülsoy kim handan diyorsanız tık tık

az önce kendime 10 dakikada bir kahvaltı tabağı hazırladım.  
ne vardı? ezine peynir, lor, dört çeri domates, dört siyah zeytin, bir organik yumurta rafadan, ev reçelli market yoğurdu:), iki kuru incir, bir fincan türk kahvesi, tam buğday unundan ekmek. bu kadar, daha fazla ne olabilir ki yani?! 


yeme içme dünyası çok iyi değil ,istanbulda; biraz iyisini biliyorsanız bir çok mekanı elemeniz çok kolay. 

nihayet malaga seyahatime az bir zaman kaldı. orada sabah kızarmış ekmeğin üzerine bol sızma döküp bir kaç dilim jamon ile kahvaltı yapacağım zamanı iple çekiyorum. yavaştan malaga notlarımı da almalıyım. estepa ve marinaleda çok değişmemiştir, zeytin ağaçlarının altına yatıp gökyüzüne bakacağım. memleketten de kendimden de işten de sıkıldım! bu mola çok iyi gelecek. 

hadi kalkın, kendinize güzel bir kahve yapın kahvaltı hazırlayın sonra da yürüyüşe çıkın spor yapın. semt pazarına gidin. sonra da film izleyin en basit yemeği yapıp çok zaman harcamadan yemeğe. 

günaydın. 

bir oturuşta okunan kitaplar, klasikler, benim istanbul'um

29 Ocak 2019 Salı

demir özlü / önünde boş bir uzam; 

bir oturuşta okunan bir kitap 
yky yayınları 
7 liraydı %20 indirim ile 5.60 tl oldu! 


istiklal caddesi klasiklerim; önce randevuma yetişmek için slalom yaparak da olsa çiçek pasajını es geçmeden bazan nizam'dan  ( nizam pide sütlaç) da sütlaç alarak kuaföre varıyorum. ar kuaför; saçlarımı serkan bey, ellerimi ebru hanım şıkır şıkır boyalı / bakımlı hale getirince ojelerimi kuruta kuruta yapı kredi yayınları'nda alıyorum soluğu. henüz çantama kitap atmadan çıktığım yok. sonra? sonra acıkmış oluyorum, istikamet fıccın. esmer'i arıyorum ya da beybi'yi artık kim gelirse ya da hepsi birden geliyor:) nadir de olsa:) fıccın demek leyla ile sohbet demek, o arada yapılan çabuk turşudan, mutfakta kavrulan portakallı irmikten tatmak demek, sonrası hoop ya bu şehir ne güzel diye diye eve dönmek. 

kurtuluş klasiklerim; sokağın başında yargıcı var. kilimden elbiseye alışveriş yapıyorum düzensiz aralıklarla. sonra, ki genelde sabah spor sonrası olduğundan aç oluyorum ve hemen göreme muhallebicisi kurtuluş oluyor ilk durak. kimi zaman kahvaltı kimi zaman kalabalıktan kaçıp bir sütlaç ile bünyemi sakinleştirip sun market'e atıyorum kendimi. nefis sandviçler hazırlıyor murat bey. peynir, pastırma vb. alışverişi de yapınca kurtuluş turu bitmiş oluyor. çok sık almıyorum hamur işi ben, paskalya zamanını kaçırmazsam paskalya çöreği bazan da kokusuna dayanamazsam küçük kurabiyelerden atıyorum çantama. ayyy unutmadan tabii ki damla boza dondurma; hava soğuk ise salep değilse dondurma yanına bir tulumba. bu saydıklarım senelerin işletmeleri ve hepsi birbirinden iyi. bir de sun market üst katını kahvaltı & meze salonu yapsa, ne kadar güzel olacak.


son zamanlarda bir de kanyon'da mola vermeye başladım; num num hem kahveleri çok leziz hem biraları hem de barı çok keyifli. bol baharatlı elma dilim patates cuma akşamları için favorim. nasılsa cumartesi sabah spora gideceğim. tabii ki istanbulda kaldıysam. beş senedir istanbulda yaşıyorum son bir - iki senedir cumartesi - pazar kalabalıktan bursa/bandırma veya başka istikametlere kaçtığımı fark ettim. iyi böyle, iyi. 

klasik bir manto arıyorum. buldum ama beymen'de biraz daha indirime girerse beymen, çok güzel olacak. 

desa'dan çok beğenerek aldığım cüzdan kısa sürede kenarlarından kararmaya başlamıştı. nişantaşı mağazasına teslim ettim, neyse ki 21 iş gününü beklemeden şikayeti değerlendirdiler. ürün hatalı; değiştirecekler. henüz gidemedim ama nişantaşı için perşembe akşamı aklımdan geçiyor. çünkü secco cafede perşembe geceleri necmi süper kokteyller hazırlıyor! aklınızda olsun. 18.00 - 23.00 arası nişantaşı reasürans çarşısı
 instagram; bynecmiaydın 


başka başka... bahar geliyor, bahar turları, erguvan zamanı... sonra mart ayında malaga; eni konu heyecanlıyım bu ispanya / endülüs seyahati için. üstelik ilk kez gitmediğim halde. ispanyanın barselona bölgesinden daha çok sevmiştim ben sevilla / malaga / marinaleda hattını. şimdi daha uzun kalıp, malagada güneşlenip, kıyı kıyı gezdikten ve deniz ürünlerine bünyemi bandırdıktan sonra estepa oradan komünist köy marinaleda! hepsini ve dahasını seyahat esnasında instagramdan sonra blogdan okursunuz. gitmeden varsa tavsiye - mutlaka vardır- onları da zevkle not alırım. 

uzadı bu yazı. ben bir mola vereyim, siz okurken.