instagram, bahar rotaları, kitaplar... ortaya karışık kısa kısa

18 Nisan 2018 Çarşamba

ben yatılı kız lisesinde okudum, bin yıl önce:)))  


instagramda liseden arkadaşlarımın hesaplarını takibe aldığımda hangisinin hala evli, hangisinin mutlu, hangisinin boşanmış olduğunu ve daha bir çok şeyi anlayabiliyorum. tabii ki onlar da benim hesabımı takibe aldıklarında kafalarında oluşuyordur bin yıl sonra handanın ne alemde olduğuna dair bir fikirleri. yazıyı vatsap grubuna atınca, yazarlar  düşüncelerini. 

esasında instagram hangi saatte ne yaptığımızı, neyi sevdiğimizi ve en çok neyi yiyip nerelerde gezdiğimizi en ince ayrıntısına kadar gösteriyor. tabii zaman zaman benim kullandığım ''zaman kaydırma'' yolunu kullanıp bir de bazı konulardan hiç bahsetmeyerek (mesela benim için o, çalıştığım kurum ) bir boş alan yaratabiliyoruz.

zaman kaydırma, ne? bunu ilk defa bir gazeteci arkadaşım telaffuz etmişti; adını böyle koymasam da ben de yapıyorum, demiştim. olduğunuz yerden o anda değil de sonradan paylaşım yapmaya, zaman kaydırma diyoruz canım:) bir çeşit aaa her an neredeyim belli olmasın canım, önlemi. 

bunun yanında işimden bahsetmek hoşuma gitmiyor, bundan da hiç paylaşmamamdan işimi sevmediğim çıkarılabilir elbette. yanlış da değil.  neyse. bak bu kadar yazmaktan bile sıkıldım. 

instagram, okumasını bilene çok iyi bir tanıtım alanı - ki bunda en karlı olanlar reklam şirketleri- yediğimiz peynirin - hele benim- markasına kadar yazıyoruz ya olala bundan ala verimi olur? olmaz. 

*** 

yakında bir tekirdağ / uçmakdere / gaziköy bahar rotası yaptım biliyorsunuz. aracınız yoksa istanbulda esenlere gitmeden tekirdağa gitmenin yolunu yazayım önce. metrobüs ile beylikdüzü son durağa kadar gidiyorsunuz, orada benzinlikte bekliyor ve tekirdağ minibüslerine biniyorsunuz. minibüsün dolu geçme olasılığına karşı arayın siz yine de orada olduğunuzu söyleyin. bir boş koltuk bırakıp sizi alıp yola devam ederler. tekirdağa vardınız (1 saat 15 dk) merkezde bir yemek molası verebilir ya da sahil hattından şarköy istikametine giden minibüslere biner  uçmakderede inersiniz ( 10 tl)  


uçmakderede ne yapalım handan? seviyorsanız gözleme & ayran var. yok ben gözleme yemem ayran da içmem derseniz iki saat köyde dolaşır, manzarayı içinize çeker belki bir ıhlamur/çay içer sonra madem ayrana hayır diyorsunuz sizi aşağıya gaziköye alayım; eski adı galos. ev şarapçılığı var, zeytin var zeytinyağı var, köy bakkalında nebahat abla var bir virtüöz gibi koltuğundan kalkmadan bakkalı çekip çevirdiğini,  sohbet ederken fark edersiniz. acıktınız değil mi? ben de! o zaman sizi köyün hemen yukarıdan inerken ilk tesisi  ve aslında tek tesisi olan bayram'ın yeri ayazma restauranta alayım. 
seçin beğenin mezeleri ( midye şu sıralar yok ama kalamar var, buz tabii buz) ev şarabı var, istavrit var çıtır çıtır. ortada koca bir soba var; akşamları yanıyor. şömine iyice kış işi. köfte var. ekmekleri kızartıyor, mert. servis düzgün fiyatlar makul. yedik içtik eee uykumuz geldi, alalım sizi restoranın üst katındaki mütevazı pansiyona. sabah yürüyüşe çıkmayı unutmayın ha! 
yazın restaurant için bir masa ayarlarlar aç bırakmazlar ama pansiyon için yer ayırıp gidin. 

bayram'ın yeri ayazma restaurant telefon:  0282 538 63 00

*** 

çantamda başka evde başka kanepede başka kitaplar var bu sıralar. bahar geldi ya oraya da gideyim bu erguvanı da fotoğraflayayım derken sabun köpüğü romanlar ve anılar okuyorum işte ne olacak. 

*** 

yaz, sıcak, operasyon derken kaç ay oldu spora gitmiyordum. dün spor salonunun yöneticisi ile karşılaştım; hafif azarlayarak ''yarın gel'' deyince akşamdan çantamı hazırladım, çift çanta çıktım evden:) bu akşam başlıyorum spora. euro aldı başını gitti ama ben bir yunan adası turu yapmazsam olmaz. mayısta yunan; işte bu beni heyecanlandırıyor.  

*** 

günaydın 

burun estetiği hakkında bilinmesi gerekenler ve daha neler neler

4 Nisan 2018 Çarşamba
zoi yani özge ''tembel teneke hani yazı!''' diye dürtmese yazacağım yoktu. operasyon oldu bitti; 5 hafta geçti üzerinden ben hala... neyse, vira bismillah deyip klavyeyi tıkırdatmaya başladım.  

en başta şunu söyleyeyim; bir sağlık sorununuz yoksa, manken/oyuncu/fotomodel hayatını yüzüyle kazanan biri değilseniz - ki o da şart değil ya neyse o başka bir yazının konusu- burnunuza dokundurtmayın. nokta. 

ve fakat benim gibi kaza geçirdiniz burun deforme oldu, yaptırmak istiyorsunuz. hadi bakalım kolay gelsin. türkiyede binlerce estetik uzmanı hekim var. iyisini bulmak, seçmek çok zor. ben bu konuda hem şanslı hem de şanssızdım. doktor bir arkadaşım bana bir başka doktor arkadaşını tavsiye etti ve fakat o kbb uzmanı bana benim burnumun estetik uzmanı hekim tarafından düzeltilmesi gerektiğini söyleyince onun tavsiye ettiği doktorda karar kılmak zorunda kaldım. çok sıcaklara kalsın istemiyordum bu operasyon. doktorumdan ve hastaneden çok memnun kalmadığımı yazayım hiç isimlerini vermeden. bunları doktorla paylaştım zaten. 

bir kere iyi bir hekim bulun ne olacağını size etraflıca anlatsın. benim hekimim az konuşan bir hekimdi böyle bilgi verirken birden sanki çok konuştum  susayım edasında kesen bir insandı hep sorarak aldım bilgileri. eksi puan. neyse, ikincisi iyi bir hastane seçin. kimi özel hastaneler devlet hastanesinden hallice olmuş; dikkat edin kapıda bekleyen çok ise pek hayır gelmez o hastaneden; demek ki randevular sıkışık veriliyor e doktor o sürede bitiremiyor muayeneyi ve yığılma oluyor. 

beni  kontrol için beklettiklerinde yüksek sesle söylenmeye başlayınca hemen aldılar içeri;  bu memlekette ne yazık ki artık sesimizi yükseltmeden/azarlamadan pek bir hakkımıza sahip olamıyoruz. doktora da söyledim;  beklemeyi tercih edecek olsam daha mütevazı bir yerde yaptırırdım operasyonu diye. neyse, bekleyeni çoksa kaçın o hastaneden. başka yer bakın. 

belirsiz konuşan hekimden uzak durun; benim hekim belirsiz konuşmadı. ama o arada seçenek olsun diye konuştuğum bir başka hekim epeyi belirsiz konuşunca oradan  kaçtım:))) sanarsın hırsız polis oynuyoruz, değil mi? 

hisler ve yönlendirmeler ile iyi hekimi buldunuz; tebrikler şimdi hastane çantanızı hazırlayalım. 1 gece yatacaksınız lamı cimi yok! yakası geniş, yumuşak dokulu bir pijama takımı alın yanınıza. sabah yüzü gözü şiş çıkacaksınız hastaneden ona göre,  giyip soyması kolay olsun pijamanın üstünün en azından. 

hastaneye gittiniz, parayı yatırmadan işlemleri başlatmıyorlar! hoş geldin kapitalizm hoş geldin özelleşen sağlık sistemi. 6000 + 15 aldılar benden; o 15 katılım payı imiş, ne ayıp değil mi? ayıp vallaha ama daha yatmadan almaları çok daha büyük bir problem; bizi hiç düşünmeyen sadece para olarak gören zihniyetin sonucu. ulan, masada ölsek ne olacak!? ailenizin nereden aklıma gelecek o parayı istemek. yani canım ölsek de umurlarında değil, para yatır sonra. kan tahlili için kan ver, ekg çektir dosyan elinde odana çık ve bekle. sonrası ameliyathane. 10 - 9 derken gitmişim ben 9 dan sonrası yok:) 

uyandığınız zaman sizi  2-3 kişi arasına almış ve  epeyi dövmüş gibi bir haldesiniz. hiç fotoğraf sormayın hepsini sildim az önce telefonumdan. ilk saatler hemşire sürekli gözünüze buz koyacak ( 45 dk da 15 dk) daha fazla şişmesin diye. ve göz kapaklarınızın nasıl o kadar şiştiğine hayret edecek bir yandan da umarım bi'şey olmaz diye korkacaksınız! üzgünüm ama böyle. aç gideceksiniz operasyondan en az sekiz saat önce, op. olunca iki saat daha aç bekleyeceksiniz, hazırlıklı olun. ben 1.5 saat sonra aaa başlarım ama deyip suyu diktim kafama, itiraf edeyim. 

ilk günler için  evde su, süt, muz bulundurun bolca. çünkü pek bir şey çiğnemeye haliniz olmayacak. iki gün uyuyup uyanıp muz yiyip su içip ilaçlarınızı yutup uyuyacaksınız. 3 gün o çok yorgun haliniz % 50 geçmiş olacak. ama hala burnunuz kapalı yüzünüz şiş. sonra tamponlar çıkacak ilk bir haftada ve hala su değdirmek yasak. ikinci ve üçüncü hafta sabahları bir kaşık sızma içip bolca en kolay yemek olan eti kısık ateşte pişir ve ye taktiğini uyguladım. ha mühim not: ben kimseye haber vermedim; cengaverim ya ben kendim yattım, kendim çıktım evde kendi kendime baktım iki hafta. sürü sepet sebebi var bunun da en mühim sebebi sigaralı ortamdan uzak durmak istememdi. ama baktım mı kendime vallaha gayet iyi baktım bu geçirdiğim 3. operasyon olunca deneyimliydim. yok hepsi burnum değil:) tabii ki hastaneden gelip beni alan memo'yu unutmadım, teşekkürler memo'cum o halde taksici abi bile korkabilirdi benden. 

ben doktorun söylediğinden bir gün önce dayanamayıp duş aldım! tabii ki alçı düştü, doktor telefonda hemen gelmelisiniz deyince atladım taksiye gittim; 7. gün oluyor bunlar,  bantladılar bu kez burnumu. ikinci ve üçüncü hafta evden pek çıkmadan dinlenerek, bolca uyuyarak -ayı gibi:)))- geçti gitti. sonra annem artık beni dinlemeyip geldi. 

dördüncü hafta rahat rahat duş alabilirsiniz ama burnunuz hala darbelere karşı hassas. aman dikkat! kalabalığa girmeyin. eliniz çarpmasın vs vs vs 

burun operasyonu zor bir operasyon. iyi hekim iyi hastane ve sonrasında iyi bakım şart. ben sigara hiç içmedim. çok uyudum çok dinlendim çok meyve yiyip çok protein aldım. ama hiç biri yine de ödem denen lanet şeyin 6 ay ila 1 yıl arasında geçmesini kısaltmıypr. ben delirdikçe doktor '' sabır handan hanım'' dedi. evet, sabırlı olacaksınız, ve unutmayın hiç bir zaman hastanın istediği ile hekimin ortaya çıkardığı tutmayacak birbirini. 

yaptırmayın. yüzünüzü burnunuzu kendinizi sevin. 

****

nejat işler'i  beyazperdede izlemek bir zevk benim için, seviyorum adamın tarzını duruşunu halini tavrını; kaybedenler kulübü'nü izledim. filmden çıktıktan sonra seyahate çıkmamak için zor tutacaksınız kendinizi. bir de spoiler sayılmaz; o kız var ya o kız evlenecek o sümsük herif ile sonra bir çocuk sonra da boşanacak! filmin devamı çekilirse böyle olacak değilse ben yazdım kafamda. filmi izleyenler ancak anlar bu dediğimi. herkesin anlayacağı bir şey yazıp filme gidin diyeyim; aşk geldiği zaman yaşayın. saçma sapan gelecek hayalleri ile piç etmeyin aşkı ha zaten o da öyle düzene plana gelecek bir duygu değil; o sevgi onda bişey yok pek heyecana dair. aşk bu ulan olduysan ne mutlu sana! 

*** 

liji pulcu çizmeciyan, son keşfettiğim istanbula dair anı kitabı yazarı; istanbul'da kayıp zamanlar 2, ile başladım. niye mi 2? e remzi kitabevinde 2 yi gördüm 1'i var mı dedim, yok dediler, ne fark eder bu da üniversite yıllarını anlatıyor deyip aldım. 1 de çocukluğudur liji hanımın, filme ikinci yarıda girip sona kadar izleyip çıkıp birinci yarıda  tekrardan girmek gibi olacak ama olsun. zaten birinci cildini de twitlerimi gören sevgili adalı arkadaşım zişan yollayacak. istanbul var kitapta paris var notre dame de sion var var da var. okuyun, güzel bir anı kitabı. 

*** 

pek yemek yapmıyorum bi geçen gün kuzu etli risotto pirinçli pilav yaptım; bol soğanlı bir kaç diş sarımsaklı ve sızma ile. pek leziz oldu. 
çabuk yoruluyorum, henüz tam toparlanamadım. 

*** 

her yaz bir kaç farklı adaya  seyahat edip çokça farklı yerler görmeye mezeler tatmaya  yemeye çalıştığımı ve bundan çok zevk aldığımı bilirsiniz. ancak bu yaz bir yavaş tatil yapmak niyetindeyim ( iç sesim umarım becerebilirsin, diyor) yavaş tatilden kastım; 
istanbul bodrum 
bodrum kos 
artık kos'tan sonrası en küçük ada hangisi ise, hangisine  hislerim işte bu, derse. bir ada, bir hamak, bir kaç taverna olsun yeter. gözlerim maviye dönene değin denize bakmak, uzun öğle uykularına uyumak, güneşlenmek, yenilenmek, dinlenmek, dirileşerek geri dönmek istiyorum. sonra eylüle gezmeli yorulmalı keşfetmeli bir gezi yaparım. önce dinlenmem gerek. 

*** 

ay ay ay çok uzadı bu yazı 
hadi bakalım siz okumaya ben uyumaya 



kitaptan kahveye, tavsiyeler

19 Şubat 2018 Pazartesi

piola 
bir kaç tavsiye verip kaçacağım; 

la casa de papel; benden kolay kolay dizi tavsiyesi alamazsınız, film tamam ama dizilerle başım hoş değil desem de la casa de papel'i tavsiye ederim. ben iki günde iki sezonu bitirdim! eleştirilere kulağınızı kapatın, votka nar içkinizi hazırlayın, aşk/para/ispanya.. ne ararsanız oradan izleyin diziyi. 

alışveriş; tam indirim zamanı; etek ( bakınız yukarıdaki fotoğraf) ve hırka beymen club, tişört koton, çizme stefanel

kitap; hıfzı topuz kitapları hala favorim; çantamda, evde kanepede her yerde bir tane var. canım hangisini okumak istiyorsa... 

secco cafe; ben nişantaşı'ndakini çok sevdim. resürans pasajında, iskarpin'in bitişiği. espressolar leziz, gamze hanım ile karşılaşırsanız sohbet keyifli, dergiler, kitaplar, kekler, leziz filtre kahveler hepsi bu küçücük mekanda. oralardaysanız bir mola verin. tatlıları kaçırmayın. 

aklıma gelenler bunlar. 

hadi kaçtım ben 

kadın emeğini değerlendirmek üzere

15 Şubat 2018 Perşembe
arkadaşlar bu takım satışta; kadın emeğini değerlendirmek üzere. buradan fiyat yazmayacağım, yorum bırakıp mail adresi bırakan ve gerçekten ilgilenen kişilerle fiyatını paylaşacağım. zira, çok özel bir insanın elinden çok özel bir takım bu. 


karyola takımı 
kanaviçe ve dantel detaylı 

yastık kılıfları  ( 2 adet ) 
çarşaf ( dantel uçlu ) 
karyola örtüsü 
pike 
hepsi tam takım olarak hazır 







bu takımı aslında dizilere görsel hazırlayan bir şirket bile alabilir. mesela istanbullu gelin dizisinin annesinin sandığından çıkabilir bu takım, hazır oğluna da kız isterken. tam o yaşların çocuklarına hazırladıkları takımlar bunlar. kimse almazsa ben niyetliyim almaya. ama geride 3 tane daha varmış o yüzden acele etmiyorum. 

hadi bakalım, karyola takımım el emeği olsun, dantel olsun, kanaviçe kırmızı çekici bir takım olsun, diyen genç kadınlar yeni evlenecekler ve yeni evlenmiş olanlar. 

çok güzel dokusu olan bir takım. kaçırmayın! 

bled gölü ve seyahat notları; bled lake ne yapılır ne yenir ne içilir hepsi bir yazıda

30 Ocak 2018 Salı
gelin,  bled gölü ile devam edelim geziye. 
 burada mı kalsam... 


lubliyanadan blede trenle veya otobüsle ya da  varsa aracınız ile ulaşabilirsiniz. ben otobüsü tercih ettim. ajda büfede bir kahve içip bindim otobüse tıngır mıngır bled'e gittim. yolun bir kısmında uyuyakalmışım ama sabah erkenden çıkarsanız yola hem manzarayı kaçırmamış olursunuz hem de akşam en son 8 civarı bir otobüs var lubliyanaya geri dönen o vakte kadar 5 tur atıp bütün sokaklarını gezersiniz bled'in. 

şimdi aklıma geldi; arkadaşlar bana ata tohumu / organik tohum lazım. elinde olan, paylaşabilirim / yollarım diyeniniz bir ses verse ne güzel olur. 

*** 

dönelim bled gölüne; bled zengin avurupalıların yaşadığı bir kasaba arkadaşlar. evler, dükkanlar, restoranlar çok güzel ve lubliyanadan pahalı. gölün etrafında tam bir tur atabiliyorsunuz; 7 km. ve yürüyüş yolu mevcut. tren yolculuğundan önce yine kafamı rahatlatan çok zevk aldığım ah manzaraya bak ahh ahhh ahhh ne güzel diye diye yaptığım rotalardan biri oldu. hiç yolda yürümeden kah yolun kenarındaki yürüyüş parkurundan kah yol daralınca göle sıfır tahta yoldan bütün gölün etrafını muhteşem manzaralar eşliğinde gözünüze beyninize ziyafet çekerek yürüyorsunuz. yürüdüm. kendimi daha bir çok seviyorum böyle rotaları bulup yaptığımda. 

bakar mısınız şu manzaraya! 
yürüdüm yürüdüm yürüdüm tur bitti gözüm gönlüm şenlendi, e şimdi de damağımı şenlendirme vakti yürüyüşe çıkmadan otobüsten indiğimde deli gibi aç olduğumdan meydana bakan tiger barda üsküp köftelerini mideye indirmiştim zaten. şimdi tatlı ve şarap zamanıydı. önce meşhur tatlılarından yedim yukarıdan gölü gören bir kahvede, adını unuttum ama hepsi instagramda var. sonra da minik butik şarap evinde aldım soluğu ve nefis şaraplar tattım. hah baktım tatlının adı; kremsnita ya da bled  keki diyebilirsiniz. nefis ve hafif bir tatlı kahve ile süper. şarapla da gider biraz gövdeli bir kırmızı olsun ama. 

vinoteka 
bled lake'de şarap tadıp oturabileceğiniz nefis butik bir şarap evi 
içeride gruplar için büyük bir masa var bu girişteki masa
kapının önünde yine minik bir masa 

göl kenarında ortalama bir otelin geceliği 35 euro civarı tabii bu bu sezon yaza ne kadar olur hiç bir fikrim yok. önceden yer ayırtmadan yazın kalmak için gitmek ise hata olur bu çok belli zira kasaba minicik yer sayısı belli 15 dk kadar uzak bir kasaba var ama orada kalınabilir. demem o ki kış mevsiminde giderseniz daha ekonomik olur bled yazın ise hem kalabalık hem de pahalı olacağı kuşkusuz. değer mi, değer. 

şarapların kadehi 2 eurodan başlıyor, tiger barda 5 üsküp köftesi (10 lu porsiyon da var:))) 3.5 euro. biralar genelde 2 euro meydanda, göl kenarında 3-4 euro olabiliyor. galeri & restoran epeyi pahalı en ucuz hamburgerdi ve o da 8 euroydu. ona göre. 

bledde yapılacak en iyi şey yürümek, kahve içmek, yürümek bir kadeh şarap içmek, yürümek bir dilim tatlı yemek, trüf mantarlı ürünler satan mağazaları kurcalamak minik bir şey alıp tatmak, göle yukarıdan bakan kahvelerden ya da bir otelin lobisinden gölü izlemek izlemek izlemek, bol bol fotoğraf çekmek. ben bunları yaptım. 

bled'den nefis  şarapların tadı damağımda otobüse bindiğimde artık uykunun kollarına teslim etmek istiyordum kendimi. lubliyanaya vardığımızda terminal hostel arasını yarı uyanık yarı uykulu yürüdüm ve yastığa başımı koyduğumu anımsamıyorum. 

bled lubliyana arası otobüs bileti 6.5 euro gibi bişey, yani git gel 13 euro, bir günde dünyaları yiyip içseniz 50 euro harcarsınız, ona göre hazırlıklı gidin. 


devam eder mi bilmiyorum