ocak ayı için kos izlenimleri

3 Ocak 2019 Perşembe
film izliyordum, biraz kos yazayım ben, diye söylenip kendi kendime filmi durdurdum sayfayı açtım. vira bismillah 

kış mevsiminde ada mı, yapma handan, diyorsanız bundan sonrasını okumayın. çünkü, adada yaşam deneyimi olan ben ve aslında herkes ada esas kış mevsiminde güzel olur, der ve bunu bilir. 

karadan yunanistanı otobüs yolculuğunu canım istemediğinden, rotayı bodrum- kos tarafına çevirdim. bunu yapmamla çantamı hazırlayıp evden çıkmam, işlerimi halletmem ve uçağa binmem arasında yaklaşık 4 saat falan zaman vardı:) çanta hazırlamakta üstüme yoktur. 

bodrum gayet güzel bir hava ile karşıladı beni, balık çorbası içerken başkanla karşılaşmam bir başka hoş sürprizdi. sabah kaptan köşkünde başladı yolculuk. 

bodrum kos seferleri her sabah saat 9.30 da; gidiş dönüş şu anda 9 euro 
açık dönüş alırsanız, 15 euro 

bu bilgi dursun burada. gelelim kos'a; kahvaltı çay kahve derken yolculuk bitiyor. tavlalar kapatılıyor, pasaport kuyruğuna en sona bekleniyor çünkü acelem yok ve adayı biliyorum. 

bir başka mühim not/uyarı; bu aylarda gitmeden mutlaka otelde yerinizi ayırtın. kosta palas gibi büyük oteller de veroniki gibi küçükler de kapalı. astron açktı ve şansıma yer vardı. 3 yıldızlı bir otel astron otel, oda kahvaltı çalışıyor. limana bakan odaları var eh onlar biraz pahalı ama denizi az gören odalar 30 euro civarı. temiz, düzgün, güvenilir, kahvaltısı yeterli ve normal bir otel. 

otele  yerleştiniz. şimdi yürüyün, ilk defa geliyorsanız limanı, hipokratın altında ders verdiği iddia edilen ağacı falan hepsini gezeceksiniz zaten. sonra acıkmaya başlayacaksınız. 

yorgo açık, gusto açık, adını unuttuğum yine liman tarafında bir taverna daha açık, yorgo ve gusto menüler vs türkçe, hiç yabancılık çekmezsiniz. yorgo'nun fiyatları gusto'dan biraz yüksek. şef mekanı ya:) gusto'nun şefi asık suratlı bir amca ama lokum gibi kuzu pirzola pişririyor, o yüzden gülümsemese de olur, benim için pirzola önemli:)))) 9 euro idi kuzu pirzola gusto'da. karides saganaki de gayet güzeldi. yorgo'nun da tarama ve acılı peynir ezmesinden tarama mükemmel ipek gibi, peynir ise normaldi. 

diğer tavernada bişey yemedim, bilmiyorum. kefalos meydanda bir çikolata dükkanı var, oraya da tatlı severler gitsin, bademli çikolata nefisti. 

kos merkez canlı, dükkanlar açık, iç kısımlarda ametist taşlı bir yüzük beğendim kafam kadardı taşı! önce  150 sandım fiyatını  bir kaç saniye sürdü sevincim:))) 1.150 imiş alamadım tabii o diğer 1 i görünce. 

adayı belediye otobüsü ile boydan boya gezebilirsiniz. ben öyle yaptım bu sefer; post ofisi sorun, büyük meydana yakın, oradan binin kefalos otobüsüne ( 4.80 euro) gidin kefalos'a, dönüş saatini öğrenin ( 15.15 ti bir tanesi) o saate kadar meydanı çikolatacıyı 60 üstü amcaların oturduğu kahveyi herr şeyi keşfedip bir içki içip yine otobüsle dönün merkeze. çünkü akşamları turist kalmıyor buralarda. 

bodrum ve istanbul tayfası kos fiyatlarını biraz yükseltmiş, o kesin. benim gittiğim gün de kalabalık bir bodrumlu abi grubu vardı. yemek yemek için kosa gelmişler. 

kos çok yunan gibi olmayan bir ada artık. biraz istanbul biraz bodrum. yine de manzarası, ulaşımı, oradan başka adalara gitme rahatlığı olduğu için her zaman popüler. yılbaşı gecesi ben eşofmanlarımla ya müzik nereden geliyor, diye merak edip çıktım müziği buldum  ve bir çok yerden daha fazla eğlendim. üstelik normal fiyatlarla idi her şey, yılbaşı hadi iki katı hatta 0 ktı yapalım dememiş hiç bir işletme. 

bir de  güvenilir bir ada kos, özellikle merkez için yazıyorum bunları. bu mevsimde başka koylarda kalmayı düşünmeyin zaten, kapalı her yer. 

seyahat ile geçsin seneniz. 


daha iyi senelerim olmuştu hatta çok daha iyi zamanlarım da olmuştu! 2018 raporu

7 Aralık 2018 Cuma
ortalama ayda bir seyahat yapmışım bu sene.  az önce saydım;10 - 12 kez seyahate çıkmışım;


sarajevo - mostar 
çorlu 
lemnos - kavala 
bodrum (2) 
akyaka 
leros - lipsi- kos 
tekirdağ 
lubliyana-zagrep-bled lake 
erzincan 

seneyi seyahat ile kapatacağım rotasına karar veremediğim henüz. son iş günü işten çıkınca hava limanına gidip gözüme kestirdiğim bir yere uçabilirim de. 

onlarca kitap okudum bu sene; burnumdan operasyon geçirip 1 ay evde yattım, iki senedir uğraştığım bir davayı ne yazık ki kaybettim. bir başka avukat ile yeniden açtık dava, umarım bu sene sonuçlanır ve kazanırım. çünkü, haklıyım. 

seyahatler, yemekler, kitaplar, arkadaşlar... böyle geçti bu sene. çok iyi bir seneydi diyemeyeceğim; daha iyi zamanlarım oldu çok daha iyi zamanlarım oldu hatta. 

2019 daha iyi olsun, olmalı. 

bir daha dünyaya gelirsem sadece işimi değiştirmek isterim: saat mefhumu olmayan evden çalışabileceğim bir işim olmalı benim. saat kuralına uymak çok zoruma gidiyor! 


işte böyle, nerelere seyahat etmişim diye blogda şöyle bir geriye gidince bu yazı çıktı klavyemden. erken yılbaşı yemeklerine başlasak iyi olacak. bu akşam mesela küçük bir grup ile başlıyoruz biz; mezeler yemekler seneye nereye gideriz sohbetleri ile. 

hadi bakalım iyi seneler şimdiden 


bütün basın hatta bütün istanbul var bu kitapta! asu maro tuğrul eryılmaz ile söyleşmiş

21 Kasım 2018 Çarşamba
bu kitapta bahsi geçenlerin en az yarısını tanıyorum, o yarının yarısıyla da tanıştım! ve bu yüzden kitabı duyduğum anda heyecanlanıp peşine düştüm bulup aldım.


sabah sabah bir soluk al handan! ay dur akşamdan bu yana kitabı okurken bir yandan anılarım canlandı. 

asu maro tuğrul eryılmaz ile söyleşi yapmış uzun uzun nehir söyleşi dediğimizden; bu türün iyisi çok iyidir. yapan kişi söyleşi yaptığı kişiyi iyi tanımalı, kişi kendisinden büyükse yaş olarak onun zamanlarını bildiğin ders gibi çalışmalı. asu maro hem çok iyi bir söyleşi çıkarmış hem de tuğrul eryılmaz ile çalıştığı için senelerce o samimiyet kitaba yansımış. 

yoksa, bir zamanlar aman ne güzel istanbul vardır arka planda diye aldığım bir nehir söyleşi  kitabında söyleşiyi yapan genç kadının '' tela derken / kola derken'' tarzı ''soru'' /  cahilliklerini görünce kitabı hakikaten sehpaya fırlatmış sonra da bir arkadaşıma hediye etmiştim; durmasın bende sinir oluyorum görünce diye, içimden:)))) geçelim. 

tuğrul bey ile tanıştım ben beş sene kadar önce; kitabı okumaya başlayınca aaaa çocukluğu diyarbakırda geçmiş, eryılmaz'ın. bingo! sempatimin sebebi buymuş diye sarıldım telefona, lafladık biraz kitap üzerine. sonra o söyleşilerine ben kitaba geri döndüm. 

diyarbakır ile başlayıp izmir ile devam eden ve sonra efsane ankara  mülkiye yılları. çok güzel anlatmış eryılmaz. kafada tepsi fırına yemek taşımaktan ( hangi diyarbakırlı çocuk taşımadı ki) havuzlu bahçelere; çocukluğumu serdi akşam akşam önüme. daha bir kuruldum koltuğuma devam ettim okumaya. deniz  gezmiş var mahir çayan var mesut yılmaz var! kitapta olmayan sanırım bir ben varım:))) sonra sokak dergisi sırasında ben artık kitabın istanbul / cihangir / gece hayatı kısmına atladım ki bilirsiniz medya dedikodularına bayılırım. o zamanlar leyla'da taa bursalardan gelip kahvaltı düzenler, sonra da iki gün gezer bursaya dönerdim. hatta fatih çekirge yazsa da anılarını bir gün, onpunto sitesini ''reklam geliri yeterli değil'' diye bir gecede  nasıl kapattığını anlatsa!

 o zamanlar leyla var sonra 5. kat var ama yasemin alkaya zamanları ve bana pahalı geliyor, orası. sonra white mill açıldı ( şimdi akaretlerde) firuz var her zaman, bir akşam firuzda laflarken ben kadir abiye kadar anımsıyorum, deyince, uğur ( bayraktar)  '' e abla sen bayağı yaşlıymışsın'' diye yapıştırınca lafı eh seninle yaşıtız sanırım, dedim ben de. hakikaten de kadir abiye kadar anımsıyorum  ben; hafızaya bak! neyse kitaptan bahsederken araya kendi cihangirimi de ekledim. 
kitaptan; 

'' uyurken kafana su dökülürse anla ki Deniz Gezmiş geldi.!! 

o zamanlar okumak isterdim vallaha. o dönemi sonrasında da eryılmaz ile radikal iki dönemini. arada ne iş yapardım bilmiyorum. 

kitapta bülent ersoy bile var diyeyim de okumak için iştahınız kabarsın. ay kitapta düğününe gittiğim yeşim bile var. son 20 yılın filmi gibi. 

özellikle tabii ki radikal ve radikal iki zamanları yine ilgimi çeken kısımlardan. o zamanlar çok revaçta radikal okumak. film festivali zamanı beyoğlu çizimi koyarlar sayfaya, indirimli kafeler falan var hep içinde. bursa gezici festival zamanında ise sevin okyay'a nur çintay'ın ne işi var radikalde sevin hanım, diye sormuşluğum aslında sitemim var çünkü sevmiyorduk çintay'ı. bu kadar basit, yeterince solcu olmayı bırak solcu bile değildi bence. yanılmadığımı  zaman gösterdi. bu da benden dedikodu olsun kitaba:) 



sonra çöküş dönemimin (benim yorumum) başlangıcı eyüp c. zamanı. eski anaplı siyasetçilerin yazıları ve artık benim için ıhhh bitti bu gazete dediğim zamanlar. 

eryılmaz samimiyetle o dönemleri anlatmış. asu maro da çok iyi bir iş çıkarmış bunları konuşturup kitap yaparak. daha neler vardır kim bilir yazılmayıp sadece konuşulan. 

mesela  radikalde toplu istifa düşünülürken aşağı inmeyen 3 kişi kim? 

soruyu sorup bir kahve içmeye kaçayım, siz en iyisi kitabı okuyun. 

tuğrul eryılmaz 
68'li ve gazeteci 
söyleşi 
asu maro 
iletişim yayınları 


sevgili asu maro bilmez ama hadi bu kitap vesilesi ile ben de bunu yazmış olayım; birbirimizi tanımıyoruz ama benim onun evine üstelik o yokken gitmişliğim var!:))) yazacağım size sevgili asu, ayrıntıları. 



sıcağı sıcağına balat sahil restoran

17 Kasım 2018 Cumartesi
spora mı gitsem, evde kalıp biraz daha yayılsam mı, akşama sergi açılışı var öncesinde emre'lerle buluşsam mı, daha iyi fava yemiştim ama balat sahil lokantası da gayet leziz yapmıştı ama biraz küçüktü sanki porsiyon,, latife'nin (tekin) kitabını bitirsem üzerine iki satır yazsam... kafamdan bunlar geçerken uyuyamadım tabii ki öğle uykusuna kalktım geldim salona başladım klavyeyi tıkırdatmaya. 

*** 

iki gün önceden rez. yaptırmıştım; cuma iş çıkışı balat yoluna vurdum kendimi. vardığımda esmerin gelmiş, yukarı çıkmış bütün meze seçimlerini de bana bırakmış olduğunu öğrendim:) aşağıda fava ve lakerda dedim çıktım yukarı. üç katlı mekan, çık çık bitmiyor bir de dayanamayıp aldığım yeşil domatesler, istiridye mantarı torbaları da elimde...  

fava normaldi, daha iyilerini kos ve lemnos adalarında yemiştim. bu mereti karamelize edilmiş soğan ile sununca lezzet katlanıyor bir de ılık olunca. lakerda ise gerçekten iyiydi. 
ekmekler tok ve güzel, zeytinyağı pul biberli geliyor. çok doymayalım balığa yer kalsın diye peyniri vs. es geçtik ama ciğere hayır diyemedik. ciğer iyiydi, iyi temizlenmiş, yağ çekmeden pişirilmişti; ki şöyle söyleyeyim kıyı'dan (tarabyadaki)  daha iyiydi buradaki. kıyı da kötü değil ama biraz yağlı ve yumuşamış kaldı bunun yanında. 

ve nihayet kalkan! kendi suyunda ve zeytinyağında pişirilmiş. tava istemedik. çok iyi olmaması için tek bir kusuru vardı bir 7-8 dakika daha az pişirilebilirdi. yoksa hakikaten güzeldi. suyunu kaşıkladık, jelatini bol yanağa daldık gitti:))))  

servis iyi, fiyatlar istanbul ortalamasının bir tık üstü, rezervasyonsuz cuma cumartesi yer bulmak zor sanki, üçüncü kat doluydu diğer katlar da muhtemelen öyleydi. belki bir küçük eleştiri de soğuk olmasıydı mekanın ve benim soğuk demem ile elektrik sobalarını açmaları olabilir. daha erken açılabilir sobalar, tuvaletlerin olduğu ara kat da epeyi soğuk. bunun dışında servis iyi demiştim, süs püs yok tabaklarda hele balıkta hiç yok bu iyi bir şey. kalabalık gidip daha çok meze tadılabilir çünkü hakikaten tam meze mantığıyla küçük porsiyonlar. 

soğuk ve balığın biraz fazla pişmiş olmasından iki puan kırsam 8 veririm ama 1 puanı da favanın normal olmasından kırasım geliyor:) 7 verdim gitti. 

balat sahil restoran istanbulun iyi mekanlarından. şunu da mı yaptıralım bunu da verelim diye sizi darlamıyorlar;
 peynir? yok hayır teşekkürler 
salata? hayır, teşekkürler. 
bu minvalde başlıyor servis ama sonra tarzınızı ve isteğinizin netliğini anlıyor çalışanlar. daha da bir şey sormuyorlar. eh rakının da birinci mezesi zaten sohbet; alın eşinizi dostunuzu gidin kurulun masaya damağınızı kalkana dimağınızı sohbete teslim edin. 

hadi ben kaçtım spora 
oradan sergi açılışına
fotoğraflar için instagrama bakınız lütfen 



acil tavsiye! doppler okuyun, sarajevo'yu gezerseniz okuyun

10 Kasım 2018 Cumartesi
kitabı az önce bitirdim. dün gece de bitirebilirdim o kadar yorgun olup  uyuyakalmasaydım...  doppler'den bahsediyorum, erlend loe'nin yazdığı. 

loe, norveçli bir yazar ve elimdeki kitabı tek kelimeyle çarpıcı! ilk satırlarda aaa bu kadar da olmaz ki diyecekken tam yok yahu tam da böyle olabilir işte salıncağında epeyi bir salladı beni loe, sonra sakinledim ve anlattıklarının hepsine harfiyen inanıp okumaya devam ettim. son 8 sayfasında ise bitmesin diye kalkıp kendime yiyecek bişeyler hazırlasam da hemencecik kitaba geri dönüp bitirdim ve şimdi de bu satırları yazıyorum. ay arada su almaya çıktım, pardon. aslında bugün hangi pazara gitsem nereleri gezip hangi lokantada yemek yesem diye düşünürken kitabı okumaya devam etmemle birlikte, hiç bir pazara gidip bişey almayacak lokantaya da gitmeyeceğim, deyip biraz da kitaba saygı duruşunda bulundum. su aldım ama itiraf edeyim. 

toplamı 116 sayfa bir de son iki yaprakta 3 sözcük var. bu kitabı alın okuyun. sonra da hayatınıza bir daha bakın. bişey değişmedi mi, olsun, en azından loe'yi tanıdınız. ben şimdi bi koşup gidip yky de diğer kitapları var mı ona bakayım. 

erlend loe 
doppler
yapı kredi yayıncılık 
116 sayfa 
11 lira 

***

şimdi gelelim sarajevo notlarına; ben çok iyi saatlerde uçtum önce onu söyleyeyim ve kapres turizme bir defa da  buradan teşekkür edeyim. giderken 11 de dönüşte de 12 de uçarak sorunsuz rötarsız gittim geldim. balkan tarafına kampanya yapmıştı thy o zaman almıştı biletleri sevgili canan. sevgiler ve teşekkürler. 

sarajevo küçük bir başkent; 500.000 nüfusu var; havaalanı tam benlik, beş tane kapısı inince de binerken de kaybolmadım. ben şehre özel araçla ulaştım ama bildiğim kadarıyla toplu taşıma yokmuş, önce dobrinia mahallesinde espressoları yuvarladım akabinde şehrin merkezi başçarşı'da köfteleri. kötü köfte yemeniz pek mümkün değil burada; belki az daha kötüsü ya da az daha iyisi ama kötü köfte yok! et ve tuz var sadece köftede, tabaklarda da süs püs yok; köfte ekmek ve soğan. tabii ki lüks ve büyük restoranlar var ama benim gittiğim en büyük restoran bira fabrikasının yanındaki restorandı orada da hep bira tattım anacım;) en son filtre edilmemiş olanında  karar kıldım. kuru et ve sucuk ise katedralin yanındaki kapalı çarşıda çeşit çeşit, fiyatlar birbirine yakın. buranın ispanyadan eksiği orada yiyemiyor oluşunuz ama ne gam ikinci günden sonra bu şehirde yabancı değilsiniz alıyorsunuz kuru eti ve sucuğu hoop istikamet caffe bann;  sahibi size bunları servis ediyor hatta yanında bir de tuna balığı bile olabilir ikramın. cafee bann, nanu köfteci ve celtics bar yan yana aynı pasajda; katedral civarında kime sorsanız gösterir. 

gezmesi keşfetmesi çok rahat bir şehir sarajevo; başçarşı civarında hostel çok tren garına kadar da sürekli hostel tabelaları göreceksiniz. fiyat ve temizlik ve tabii ki odadaki kişi sayısını görüp ona göre karar verin, bazan çok iyi görünen otel lobilerinden çakma otelcikler çıkabiliyor arka planda ona da hazırlıklı olun. macera istemiyorum derseniz holiday inn var novo otel var şehir otelleri bunlar havaalanından gelirken göreceksiniz zaten, daha da lüks istiyorum derseniz  ılıca mahallesinde beş yıldızlı bosna oteli var:) seçenek çok yani. 

para birimi km; bi euro yaklaşık 2 km, sabah börek 2 km civarında ona göre yapın hesabınızı, köfte de 6-7 km arasında, biralar barına göre 2.5 km den 6 km ye kadar çıkıyor. markette 1 km tabii ki 

tramvay bileti 1.70 km; başçarşıda görevliler var biletsiz binmeyi düşünmeyin, ılıca'da da turnike;)) ılıca - başçarşı arası yaklaşık 1 saat tramvay ile ama değer; bütün şehri katediyor nefis bir parka ulaşıyor nefis kahveler içip dinlenip geri dönüyorsunuz. 

bir teleferik var ama bu aylarda kış geldi diye kapatıyorlarmış, ne kışı ayol dediysek de geceleri soğuğu görünce hımmm kış gelmiş, tamam dedik. 

yürüyün yürüyün yürüyün. sarajevo yürümek için süper bir şehir; o bütün turistik şu bina şu taş şu bilmem neyi de unutun zaten yürüdükçe hepsiyle karşılaşacaksınız, merak etmeyin beni dinleyin. 

hizmet sektörü çok bizim bildiğimiz/beklediğimiz gibi ne vereyim abime/ablama, bu da bizden olsun abla, tarzında değil. tabii hesap şişirme diye bişey de yok kesinlikle kötü demiyorum yani tespit yapıyorum sadece ne içtiyseniz cırt diye fişi çıkarılıp masanıza koyuluyor, rahat olun. hatta o büyük restoranın garsonları asık suratlı bile diyebilirim. ne gam ben de bahşiş diye en küçük para birimini  ( 1 kuruş yaklaşık ) bıraktım, anlamaları için. gülme ama somurtma da lütfen, aş evi değilsin para verip hizmeti alıyoruz şurada. 

yaşlılar gençlerden daha garip mesela sizi baştan aşağı süzebiliyor yaşlılar, ha bir de en çok dikkat etmeniz gereken kişiler taksi şoförleri, gel gel yapabiliyor rahatsız edebiliyorlar; sert çıkın. artık hangi dilde what!? dersiniz o size kalmış, o zaman geri çekiliyorlar. 

sarajevo için aklımda kalanlar bunlar. mostar için ise kısa yazacağım; sabah treniyle gidin akşam treniyle geri dönün. sadece köprü  ve çevresi var gezilecek; çok turist, çok turistik, yerler kaygan, hosteller kötü, oteller pahalı. trenle gidip gezip dönün, mostar köprüsünü de görmedim dememek için.  

gezi notları bunlar. kitabım bitti. yeni seyahat için yer düşünüyorum.