sıcağı sıcağına balat sahil restoran

17 Kasım 2018 Cumartesi
spora mı gitsem, evde kalıp biraz daha yayılsam mı, akşama sergi açılışı var öncesinde emre'lerle buluşsam mı, daha iyi fava yemiştim ama balat sahil lokantası da gayet leziz yapmıştı ama biraz küçüktü sanki porsiyon,, latife'nin (tekin) kitabını bitirsem üzerine iki satır yazsam... kafamdan bunlar geçerken uyuyamadım tabii ki öğle uykusuna kalktım geldim salona başladım klavyeyi tıkırdatmaya. 

*** 

iki gün önceden rez. yaptırmıştım; cuma iş çıkışı balat yoluna vurdum kendimi. vardığımda esmerin gelmiş, yukarı çıkmış bütün meze seçimlerini de bana bırakmış olduğunu öğrendim:) aşağıda fava ve lakerda dedim çıktım yukarı. üç katlı mekan, çık çık bitmiyor bir de dayanamayıp aldığım yeşil domatesler, istiridye mantarı torbaları da elimde...  

fava normaldi, daha iyilerini kos ve lemnos adalarında yemiştim. bu mereti karamelize edilmiş soğan ile sununca lezzet katlanıyor bir de ılık olunca. lakerda ise gerçekten iyiydi. 
ekmekler tok ve güzel, zeytinyağı pul biberli geliyor. çok doymayalım balığa yer kalsın diye peyniri vs. es geçtik ama ciğere hayır diyemedik. ciğer iyiydi, iyi temizlenmiş, yağ çekmeden pişirilmişti; ki şöyle söyleyeyim kıyı'dan (tarabyadaki)  daha iyiydi buradaki. kıyı da kötü değil ama biraz yağlı ve yumuşamış kaldı bunun yanında. 

ve nihayet kalkan! kendi suyunda ve zeytinyağında pişirilmiş. tava istemedik. çok iyi olmaması için tek bir kusuru vardı bir 7-8 dakika daha az pişirilebilirdi. yoksa hakikaten güzeldi. suyunu kaşıkladık, jelatini bol yanağa daldık gitti:))))  

servis iyi, fiyatlar istanbul ortalamasının bir tık üstü, rezervasyonsuz cuma cumartesi yer bulmak zor sanki, üçüncü kat doluydu diğer katlar da muhtemelen öyleydi. belki bir küçük eleştiri de soğuk olmasıydı mekanın ve benim soğuk demem ile elektrik sobalarını açmaları olabilir. daha erken açılabilir sobalar, tuvaletlerin olduğu ara kat da epeyi soğuk. bunun dışında servis iyi demiştim, süs püs yok tabaklarda hele balıkta hiç yok bu iyi bir şey. kalabalık gidip daha çok meze tadılabilir çünkü hakikaten tam meze mantığıyla küçük porsiyonlar. 

soğuk ve balığın biraz fazla pişmiş olmasından iki puan kırsam 8 veririm ama 1 puanı da favanın normal olmasından kırasım geliyor:) 7 verdim gitti. 

balat sahil restoran istanbulun iyi mekanlarından. şunu da mı yaptıralım bunu da verelim diye sizi darlamıyorlar;
 peynir? yok hayır teşekkürler 
salata? hayır, teşekkürler. 
bu minvalde başlıyor servis ama sonra tarzınızı ve isteğinizin netliğini anlıyor çalışanlar. daha da bir şey sormuyorlar. eh rakının da birinci mezesi zaten sohbet; alın eşinizi dostunuzu gidin kurulun masaya damağınızı kalkana dimağınızı sohbete teslim edin. 

hadi ben kaçtım spora 
oradan sergi açılışına
fotoğraflar için instagrama bakınız lütfen 



acil tavsiye! doppler okuyun, sarajevo'yu gezerseniz okuyun

10 Kasım 2018 Cumartesi
kitabı az önce bitirdim. dün gece de bitirebilirdim o kadar yorgun olup  uyuyakalmasaydım...  doppler'den bahsediyorum, erlend loe'nin yazdığı. 

loe, norveçli bir yazar ve elimdeki kitabı tek kelimeyle çarpıcı! ilk satırlarda aaa bu kadar da olmaz ki diyecekken tam yok yahu tam da böyle olabilir işte salıncağında epeyi bir salladı beni loe, sonra sakinledim ve anlattıklarının hepsine harfiyen inanıp okumaya devam ettim. son 8 sayfasında ise bitmesin diye kalkıp kendime yiyecek bişeyler hazırlasam da hemencecik kitaba geri dönüp bitirdim ve şimdi de bu satırları yazıyorum. ay arada su almaya çıktım, pardon. aslında bugün hangi pazara gitsem nereleri gezip hangi lokantada yemek yesem diye düşünürken kitabı okumaya devam etmemle birlikte, hiç bir pazara gidip bişey almayacak lokantaya da gitmeyeceğim, deyip biraz da kitaba saygı duruşunda bulundum. su aldım ama itiraf edeyim. 

toplamı 116 sayfa bir de son iki yaprakta 3 sözcük var. bu kitabı alın okuyun. sonra da hayatınıza bir daha bakın. bişey değişmedi mi, olsun, en azından loe'yi tanıdınız. ben şimdi bi koşup gidip yky de diğer kitapları var mı ona bakayım. 

erlend loe 
doppler
yapı kredi yayıncılık 
116 sayfa 
11 lira 

***

şimdi gelelim sarajevo notlarına; ben çok iyi saatlerde uçtum önce onu söyleyeyim ve kapres turizme bir defa da  buradan teşekkür edeyim. giderken 11 de dönüşte de 12 de uçarak sorunsuz rötarsız gittim geldim. balkan tarafına kampanya yapmıştı thy o zaman almıştı biletleri sevgili canan. sevgiler ve teşekkürler. 

sarajevo küçük bir başkent; 500.000 nüfusu var; havaalanı tam benlik, beş tane kapısı inince de binerken de kaybolmadım. ben şehre özel araçla ulaştım ama bildiğim kadarıyla toplu taşıma yokmuş, önce dobrinia mahallesinde espressoları yuvarladım akabinde şehrin merkezi başçarşı'da köfteleri. kötü köfte yemeniz pek mümkün değil burada; belki az daha kötüsü ya da az daha iyisi ama kötü köfte yok! et ve tuz var sadece köftede, tabaklarda da süs püs yok; köfte ekmek ve soğan. tabii ki lüks ve büyük restoranlar var ama benim gittiğim en büyük restoran bira fabrikasının yanındaki restorandı orada da hep bira tattım anacım;) en son filtre edilmemiş olanında  karar kıldım. kuru et ve sucuk ise katedralin yanındaki kapalı çarşıda çeşit çeşit, fiyatlar birbirine yakın. buranın ispanyadan eksiği orada yiyemiyor oluşunuz ama ne gam ikinci günden sonra bu şehirde yabancı değilsiniz alıyorsunuz kuru eti ve sucuğu hoop istikamet caffe bann;  sahibi size bunları servis ediyor hatta yanında bir de tuna balığı bile olabilir ikramın. cafee bann, nanu köfteci ve celtics bar yan yana aynı pasajda; katedral civarında kime sorsanız gösterir. 

gezmesi keşfetmesi çok rahat bir şehir sarajevo; başçarşı civarında hostel çok tren garına kadar da sürekli hostel tabelaları göreceksiniz. fiyat ve temizlik ve tabii ki odadaki kişi sayısını görüp ona göre karar verin, bazan çok iyi görünen otel lobilerinden çakma otelcikler çıkabiliyor arka planda ona da hazırlıklı olun. macera istemiyorum derseniz holiday inn var novo otel var şehir otelleri bunlar havaalanından gelirken göreceksiniz zaten, daha da lüks istiyorum derseniz  ılıca mahallesinde beş yıldızlı bosna oteli var:) seçenek çok yani. 

para birimi km; bi euro yaklaşık 2 km, sabah börek 2 km civarında ona göre yapın hesabınızı, köfte de 6-7 km arasında, biralar barına göre 2.5 km den 6 km ye kadar çıkıyor. markette 1 km tabii ki 

tramvay bileti 1.70 km; başçarşıda görevliler var biletsiz binmeyi düşünmeyin, ılıca'da da turnike;)) ılıca - başçarşı arası yaklaşık 1 saat tramvay ile ama değer; bütün şehri katediyor nefis bir parka ulaşıyor nefis kahveler içip dinlenip geri dönüyorsunuz. 

bir teleferik var ama bu aylarda kış geldi diye kapatıyorlarmış, ne kışı ayol dediysek de geceleri soğuğu görünce hımmm kış gelmiş, tamam dedik. 

yürüyün yürüyün yürüyün. sarajevo yürümek için süper bir şehir; o bütün turistik şu bina şu taş şu bilmem neyi de unutun zaten yürüdükçe hepsiyle karşılaşacaksınız, merak etmeyin beni dinleyin. 

hizmet sektörü çok bizim bildiğimiz/beklediğimiz gibi ne vereyim abime/ablama, bu da bizden olsun abla, tarzında değil. tabii hesap şişirme diye bişey de yok kesinlikle kötü demiyorum yani tespit yapıyorum sadece ne içtiyseniz cırt diye fişi çıkarılıp masanıza koyuluyor, rahat olun. hatta o büyük restoranın garsonları asık suratlı bile diyebilirim. ne gam ben de bahşiş diye en küçük para birimini  ( 1 kuruş yaklaşık ) bıraktım, anlamaları için. gülme ama somurtma da lütfen, aş evi değilsin para verip hizmeti alıyoruz şurada. 

yaşlılar gençlerden daha garip mesela sizi baştan aşağı süzebiliyor yaşlılar, ha bir de en çok dikkat etmeniz gereken kişiler taksi şoförleri, gel gel yapabiliyor rahatsız edebiliyorlar; sert çıkın. artık hangi dilde what!? dersiniz o size kalmış, o zaman geri çekiliyorlar. 

sarajevo için aklımda kalanlar bunlar. mostar için ise kısa yazacağım; sabah treniyle gidin akşam treniyle geri dönün. sadece köprü  ve çevresi var gezilecek; çok turist, çok turistik, yerler kaygan, hosteller kötü, oteller pahalı. trenle gidip gezip dönün, mostar köprüsünü de görmedim dememek için.  

gezi notları bunlar. kitabım bitti. yeni seyahat için yer düşünüyorum. 

modern sanattan palamut tarifine bir yazı

23 Ekim 2018 Salı
şimdi eski bloggerlardan özge/zoitsa ile uzun uzun sohbet ettik de o çorluyu yazmadın hala deyince, eh şart oldu klavye tıkırdatmak. 


çorluya gideli çok oldu aslında; çorluya gitmek için esenlere gitmek gerekmiyor, aracı olmayanlar için bu bilgi dursun burada. metrobüs ile beylikdüzüne ulaşıp oradan çorlu minibüslerine binebilirsiniz. ben özel araç ile gittim. çorluda konaklamak için çorlu divan otel ilk tavsiye edeceğim otel. her iki gidişimde de divanda konakladım ve ikisinde de memnun kaldım. oda kahvaltı hizmet veriyor divan; akşam yemeği ben risotto tercih ettim; gayet memnun kaldım. ilk gün akşam yemeği için north shield pub çorlu oldu tercihimiz, zaten yürüme mesafesinde divan otele. müzikleri güzel, birası soğuk hamburger ise benim değerlendirecek kadar çok bilmediğim bir yiyecek olmasına rağmen, güzeldi diyebileceğim bir mekan. 

çorluda ne yapalım handan? sabah uyanınca önce bir güzel kahve & kahvaltı keyfi yapın. sonra divan otelden çıkınca karşı kaldırıma geçip yürüme mesafesindeki iki avmyi gezin. evet, itiraf ediyorum ikisini de gezdim. birinden kitap bile aldım! sonra yol tarifi alıp çerkezköy yolu üzerindeki avantaj outlet adlı avmyi de gezin:)) desa var aklımda kalan ve nefis bir cüzdan aldığım. başka pek bişey bulamadım ben. 

avmleri gezdiniz; sonra otelinize dönüp bir kadeh bişey söyleyip bahçede kitabınızı okuyabilirsiniz. 

*** 

bu aralar çok film izledim, bir kısmından bir önceki yazıda bahsettim zaten. elimde şu anda iş bankası yayınlarından istiridye üstü girit kitabı var. bir yandan da içine notlar alıyorum. o sürpriz sonra yazacağım. 

*** 

yine bu aralar şehre sanat geldi babında emre ile (yıldır) bol bol sergi gezip açılışlara katılıyoruz. en son 7. eski ev sempozyumunun açılış kokteyline katıldık beraber ve yine her zaman olduğu gibi çok eğlendik. emre yıldır amerika türkiye arasında yaşayan ve ilginç eserlere imza atan bir arkadaşım. aslında onunla da bir röportaj yapsam ben ne güzel olur. 

emre vasıtasıyla tanıştığım ve artık eserlerini görünce tanıdığım bir de mehmet gazioğlu var. bunlar son zamanlarda modern sanat ile aramı düzeltmeme (ben küsmüştüm) sebep olan genç sanatçı arkadaşlarım. 7. eski ev sempozyumunda da vardı mehmet gazioğlu; yine hep beraber keyifli bir geceye imza attık. 



***

yakında bir adana seyahati yapabilirim. cuma akşam gidiş pazar öğleden sonra dönüş; bolca kebap biraz gezi belki bir miktar bakım. 
bakım için adanaya mı gidilir handan, dediğinizi duydum! bursa ve adanadaki cilt bakımı fiyatları ile istanbulu karşılaştırınca, gidilir deyip konuyu son zamanlarda yaşadığımız ekonomik halin kendimce çözümlerine getireceğim. 

kitap konusunu paylaşarak, hediye ederek çözeceğiz. bütçemizi zorlamamak için bunun böyle olması gerekiyor. 
film harcamalarını netflix vb. üyelikleri ile üç otuz paraya onlarca filmi ve diziyi evimizden kanepemizden kalkmadan seyrederek çözeceğiz. tabii ki şifreyi de paylaşarak. 

aslında bu zamanların anahtar sözcüğü bu; paylaşmak. 

kıyafetlerimizi, kitaplarımızı paylaşarak başlayabiliriz. ben ev paylaşımı konusunda huysuzum, açık söyleyeyim. ne yurt dışında ne yurt içinde tatilde kimsenin evinde kalmadım, kalmam; rahat edemem. hostelde kalırım ama evde kalmam tanıdığım ya da tanımadığım fark etmez. o konuda ekonomi yapamıyorum. geçelim. çok nadir olarak bir iki kez izmirde yaşayan arkadaşlarımın evinde kaldım evet birlikte urla, çeşme, sakız seyahatleri yaptığım yani uzun zamandır tanıdığım.

dışarıda daha az yemek yiyip evde yemek ve partilemek. bu da ciddi bir kalem tasarruf için. eeee tasarruf ettik ne yapacağız bu paraları handan? ay ne yapacağız yine gezmeye bilete harcayacağız; bir kısmını da belki daha çok ihtiyacı olan biri/birileriyle paylaşacağız. 

*** 

bu akşam evde palamut yapacağım mesela. kısacık onun da tarifini yazıp kaçayım.

balıkları takoz dilimletin balıkçınıza; eve getirince yıkayıp kurulayın ve tuzlayın. o beklerken tezgahta siz tavada sızma zeytinyağını kızdırın,  minik domatesleri ikiye bölüp atıp kızgın tavaya, hemen sonra sivri biberleri. onlar kızarınca balık dilimlerini yatırın kuzu gibi domates ve biberlerin üstüne. bir palamuta bir shot bardağı içme suyu ekleyip kısık ateşte pişirin, ben balığın  kokusu gelince kapatıyorum altını. yani yaklaşık 15 dk. ama siz çok pişmiş seviyorsanız 20 dk pişirin. kapatın altını, bir kapakla tavanın üstünü de kapatın, 10 dk dinlensin, sonra bir kadeh şarap ile ay ay ay dikkat  parmaklarınızı yemeyin. 

***
geçen gün kurtuluş sun markete midyeli sarma siparişi verdim. gayet güzel yapıldı geldi; iki gün sonra onları almaya giderken uzun zamandır kovaladığım yargıcı kilimler de gelmiş outlet mağazaya 100 liraya bir de kilim kaptım. nasıl mutlu mesut eve döndüm bilemezsiniz. piyasadaki sentetik kilim benzeri şeyleri eve sokmamaya kararlıyım. 

*** 

ayyy çok uzadı bu yazı 
kaçtım ben 

yeşil domatesli salata

12 Ekim 2018 Cuma
size dün akşam yaptığım enfes  salatanın tarifini yazmalıyım; pazarda gezerken yeşil domateslerin dikkatimi çekmesi ile başladı her şey. eve gidince kütür kütür rokaları sirkeli suya koyarken salata da şekilleniyordu kafamda, domates, roka, göbek marul, soslu kırmızı lahana turşusu, erik turşusu, kapya ve acı kırmızı biber turşusu ve evet yeşil domatesler. 

önce rokaları incecik kıydım, üstüne dolapta beklettiğim soslu sızmadan ( zencefil, tane karabiber, nar ekşisi ile beklettiğim sızma) bolca döktüm. sonra sırasıyla marul, incecik kıydığım yeşil domates ve sonra turşuları ince ince kıyıp ekledim salataya. en üste de bir erik turşusu:)  tuz çok az koyup pancar turşusunu da ekleyince hemen daha sofraya koymadan bir kase yedim! 

amasra geldi aklıma yerken; orada yaparlar böyle kat kat salata ve benim kullandığım malzemeden fazlasını kullanırlar. bu havalarda bu salata çok iyi gidiyor; yanına da et ve patates önereyim, kısık ateşte pişireceğiniz herhangi bir kuzu parçasına son yarım saat patatesleri de ekleyip bir tencerede hem eti, hem garnitürü beraber pişirebilirsiniz. üstüne bol karabiber ve kişniş dövüp ekleyerek damağınıza bayram ettirmek yine sizin elinizde. bu ara pazarlarda taze kişniş de var;  baharat konusunda elinizi korkak alıştırmayın. e hadi afiyet olsun. 

*** 

filmler, kitaplar, konserler, seyahat planları ile geçiyor günler. 
salata tarifi yazınca acıktım esnaf lokantasını arayayım da bakayım tezgahta bugün ne var. 

iyi tatiller. 




tavsiyeler tavsiyeler tavsiyeler

8 Ekim 2018 Pazartesi
denzel washington filmleri; ben bu ara hepsini izlemeye azmettim! size de tavsiye ederim. özellikle roman j. israel filminde çok farklı bir denzel izleyeceksiniz.  kaçırmayın. 

ben affleck filmleri; yine özellikle argo ve the town ikisini de zevkle izleyeceğinize eminim. 

*** 

contemporaryde tanıştığım gizem hanım çok güzel takılar yapıyor; 
gzm küçük art hesabından inceleyebilirsiniz takıları.

yukarıdaki cümleyi yazarken orhan veli'nin,
 '' tak takıştır,
 sür sürüştür 
inadına gel
piyasa vakti'' dizeleri dökülüverdi dilimden; gülümsedim.  takalım takıştıralım sürüştürelim sevi.şelim.... hayat kısa! 

*** 

elmalı kurabiye & kahve; evde kurabiye  yapmasam da sıkça aldığım ürünlerden biri. kahveye bana bana! 

*** 

şimdi kahve zamanı 

günaydın