bugünlerde ( korona günlükleri)

4 Nisan 2020 Cumartesi
bu sabah sporum yer silerek bacak kaslarını, makinaya çamaşır atıp çıkarıp asıp nevresim değiştirerek de kol kaslarımı çalıştırmak, oldu. aaa her sabah pilates ne yav:))) 

eni konu sıkıldım ve sıkılmamak için yaptıklarıma, buyurun. 

sabah temizlik yaparak sabah sporunu yaptıktan sonra kendime bir tost yapıp, taksiye atladığım gibi oğluşu görmeye gittim. bir saat kadar sevdim, oynadık, ben tostumu yerken ona da ödül mamasını verdim. sonra markete gidip kuzu incik aldım. yazacağım nasıl pişirdiğimi. 

eve geldim, üstümdekileri - çantam dahil- ön yıkamalı makinaya attım. kendimi de makinaya atsam iyi olacaktı ama  henüz o teknoloji yok, jetgillerde vardı ya böyle yıkama makinasına girip çıkıyorlardı, şimdilik duş var teknoloji olarak elimizde. bilim adamları boş duruyor, boş.  sonra çay demledim, annemle konuştum, kardeşimle konuştum vs vs 


bu sıralar en gözde kıyafetimiz eşofman olduğundan kaliteli bir eşofmanın nasıl can kurtarıcı olduğunu gördüm. diz yapmayan, pamuklu dokumadan iki eşofmanım var, değiştirip değiştirip giyiyorum. sentetik giymekten vazgeçin arkadaşlar, dolabınızı sentetik giysilerden temizleyin, ucuz diye almayın, şaşal kutusunu kesip giyseniz de aynı. keten, pamuklu, koton oranı en yüksek mümkünse tamamı pamuk giysiler alın. diğerlerinde vücudunuz nefes almıyor, bütün gün evde pc başındayız; nefes almamız gerekiyor. 

nevresim takımları ha keza. yüzde yüz koton olanları alın. 

çamaşır makinada, yemek ocakta. 

kuzu incik için benim kullandığım malzemeler, siz patates ya da başka sebzeler ekleyebilirsiniz; bolca soğan, bolca sarımsak, tuz karabiber, bir avuç kırmızı mercimek

soğanları salata doğrayıp tencerenin altına yaydım. üstüne sarımsakları ekledim. bir avuç mercimeği iyice yıkadıktan sonra suyunu süzüp onu da ekledim. en üste incik efendi kuruldu. tuzunu karabiberini, ekleyip kısık ateşte pişmeye koydum. az biraz su ekledim, kaynar su tabii ve tabii ki içme suyu. 60-75 dakika kadar pişecek. ne zaman çatalı vurdunuz, incik dağıldı etler kemikten ayrıldı o zaman söndürün altını. afiyet olsun. 

gittikçe zorlaşıyor evde kalmak. dizi, film vs para etmeyecek bir süre sonra. gelişmeleri hem takip diyor hem de seyahat yasağı kalkar kalkmaz önce bir bursa sonra artık nereye kadar gidebilirsem, gideceğim. 

hadi bakalım iyilikle kalmaya çalışalım 

edit piaf; yağ koyun yemeğe, yağ! ben sızma koydum iki kaşık, siz tereyağı da tercih edebilirsiniz. 

hadi uyanın! korona günlerinde ev

1 Nisan 2020 Çarşamba
günaydın
ben sanırım yatılı okulda okuduğumdan sonra da uzun yıllardır çok farklı coğrafyalarda ve tabii ki çok değişik insanlarla çalıştığımdan her ortama kolaylıkla uyum sağlayabiliyorum, yıllardır. al işte karantinada değilim ama evden bir kez falan çıkıyor -bazı günler hiç çıkmıyor- bütün haberleri takip ediyor, buna rağmen kendimi koyvermeden yaşıyorum. 

sabah 8 de uyandım. rutin şeylerden sonra battaniyeyi iki kat yere serip önce 10 dakika ısındım bir sabah sporu videosu eşliğinde sonra da yakın gözlüğüm bile yoktu bir pilates videosunu tıkladım. ve çıkan kadın hakikaten yarım saatte canıma okudu! bütün kaslarım çalıştı. ter attım. duştan çıktığımda şarkı söylüyordum. 

bağlantıyı hepimiz için buraya bırakıyorum. tık tık

tabii ki eş zamanlı  ve aynı sayıda yapamadım. yarın sabah yine bu arkadaşla spor yapacağım. tavsiye ederim. dilini anlamamıza gerek yok; şifa, nefes demek:) yeter. 

size dün akşam yaptığım efsane kuru fasulyenin tarifini de yazayım. yalnız bu efsane tadın içinde sos olarak eatalyden aldığım sebze sosu var. hazırda olunca uğraşmayıp onu döktüm, siz normal domates soğan sos kavurarak yapabilirsiniz. gelelim benim tarife. 

dağ gibi soğan doğradım. biliyorum sosta var ama olsun, soğan lezzet verir dedim. bir diş sarımsak atıp beklettiğim sarımsak aromalı sızmadan tencereye bolca koydum. soğanları kavurmaya başladım kısık ateşte. tuz, karabiber, pul biber, bir kaşık şeker ekleyip soğanlar yumuşayınca, haşlanmış süzülmüş kuru fasulyeleri ekledim tencereye üstüne de bir kavanoz sos. bir kaç kez çevirdikten sonra bolca maydanoz ekleyip sıcak su koydum çok az üstlerini geçecek kadar. hep göz kararı ilerledim, yani. sonrası kısık ateşte lezzetler evlenip suyunu çekip tadı iyice belirginleşinceye kadar pişirmece. o arada fauda birinci sezon bitti, ikinci sezona başladım. tencereden nefis kokular evi doldurunca suyunu da iyice çekince ( yaklaşık 35-40 dakika) kapattım altını. dinleninceye kadar zor bekledim, ve mamma mia! 

o-la-maz böyle bir lezzet. et yok, sızmada kuru fasulye var. ben bunu bir kaç kez daha yaparım da eatalye gitmem gerek, o soslardan almalıyım bir kaç tane daha. işte böyle 

spor yaptım, bloga yazı yazdım. medya turu henüz bitmedi. günün geri kalanında medya turu ve tabii ki film/dizi izleyip oğluşu görmeye gitsem mi gitmesem mi diye düşünürken sanırım kendimi giderken bulacağım. 

hadi kalkın, evdeyseniz kendinize güzel bir kahvaltı hazırlayın, çay demleyin, ekmek kızartın, sonra evinizi havalandırıp sevdiğiniz bir müzik eşliğinde kahvaltı yapın. 

hadi! 

korona günlükleri

31 Mart 2020 Salı
en son 25 martta yazmışım; o günden bu yana bir değişiklik olmadı be blog:) 

evdeyim. bir gün iş bir gün ev şeklinde geçiyor yaşam. dün sabah uyanır uyanmaz elimi yüzümü yıkayıp kahve makinasının düğmesine basıp spor yaptım. sonrası işte duş vs. tabii arada tezgahı ve yerleri kolonyalı mendille silmek, cep telefonunu ve laptopu aynı şekilde dezenfekte etmek gibi rutinler var artık, biliyorsunuz. 

sonra bugün ne pişirsem sorusunun yanıtını soslu makarna olarak verince kendi kendime, işe sızmada sarımsakları çevirerek başladım. o arada sirkeli suda bekletip yıkadığım domatesleri doğrayıp sarımsak sızma ikilisine ekledim, diziden bir bölüm izlerken ( 45 dakika) arada bir kez karıştırmayla en küçük ocakta kısık ateşte sosu pişirdim. sonra spagetti haşladım, sonra hafif diri spagettileri sos tavasına aldım. 5-6 dakika beraber tıngırdadılar. tuz, karabiber ve yarım çay kaşığı şeker ilave etmiştim sosa. nefis oldu, nefis! 

bugün yemeğim yok. ne pişirsem? 

 netflixde izleyecek yeni bir dizi buldum. fauda. filistin israil ilişkilerine dayanan bolca eli silahlı adam barındıran bir dizi. olayları zaten biliyorum da her oyuncunun hikayesi, ilişkiler, coğrafya vs. hepsi ilgimi çekti. iki sezon dizi, şimdilik birinci sezon 11. bölümde kaldım. 12 sezon finali. bu akşam izler bitiririm. 

işte böyle, her bölüm arasında kalkıp makinaya çamaşır atmak, evde ufak tefek işler yapmak  gibi sürekli oturmamı engelleyecek bir rutin tutturdum. sabahları spor yapmak en büyük destekçim; kendimi çok zinde hissediyorum o zaman. akşamları da bir kadeh şarap ya da iki buzlu bir viski içiyorum. sonrası yine eski uyuma saatim gibi en geç 11 de yatak. 

telefona çok takılmamaya çalışsam da ailemle günlük konuşmalar, vatsapta hal hatır sormalar, twit, instagram vs. derken aslında hatırı sayılır bir zaman harcıyorum ve fakat bundan rahatsız değilim. çünkü, sohbet etmek iyi gelir, herkese. 

gün içinde kahve içtikten sonra sürekli kahveye yüklenmek yerine çay demlemeyi zaman zaman bitki çayları zaman zaman da son zamanlarda çok severek içtiğim elma & tarçın çayını yapıyorum. kıpkırmızı sert elmalardan alıyorum, iyice yıkadıktan sonra çekirdeklerini sapını çıkarıp doğruyorum. demliğe koyup bir tane çubuk tarçın ekliyorum ve üstünü geçecek kadar içme suyu. kısık ateşte ev elma tarçın kokusuna doyana kadar:)  kaynatıyorum. nefis bir çay oluyor. pişmiş elmaları atmayın. kabuklarını alıp ezin üstüne ceviz badem ne varsa koyup tatlı niyetine yiyin. ben dün hem ceviz hem de dondurma ekledim! yedikten sonra battaniyeye sarındım ama olsun:))) nefisti, nefis. 

işte böyle, şu an işyerindeyim. bir termos kahveyi içtim, bitti. birazdan çıkar markete gider ufak tefek bişeyler alırım. 

günaydın 


 

korona günlükleri bilmem kaç

25 Mart 2020 Çarşamba
ne kadar güzelmiş basit alışkanlıklarımız;  sabah kahve içe içe işe gitme halimiz, işten çıkınca spora gidip oradan ayy hadi bir kurtuluşa gidip murat ustanın sandviçiyle karnımı doyurayım ya da nereye gidiyorsanız işte orada bir kadeh bişey içmemiz, konsere gitmemiz, sergi açılışlarında boy gösterip ucuz şaraplar içmemiz ve ne kadar değerliymiş öpüşebilmek, se.vi.ş.ebilmek, içten bir şekilde tokalaşmak ve sarılmak... 

iki haftaya yaklaştı bunların çoğunu yapamıyor olduğumuz zaman. aklı sağlığımızı korumak için yine teknolojiye sarılıyoruz. yatak odasında cep telefonu bile kapalı olan ben; ilk defa laptopu yatağa taşıdığım zamanlar! dizi izlerken şekerleme yapıyorum bazan. 

çoğu yer kapandı; üretim yerleri, paket servis yapan yerler ya da müşteri alımını bırakıp sadece pakete dönen restoranlar açık. simitçi tezgahları azaldı. ne yazık ki ilk etkilenen  yine hizmet sektörü oldu. garsonlar, komiler işsiz. işyeri sahipleri bir daha açabilecekler mi emin bile değiller. özellikle küçük işletmeler. böyle zamanlarda vefa duygum açığa çıkıyor. eskiden de gittiğim yerlerden sipariş verip, alışveriş yapıyorum. 

o-ku-ya-mı-yo-rum! yok, başka zaman kitapları deviren ben okuyamıyorum. sinema eleştirmeni olmasam da filmlerdeki klişeler diye yazacak kadar, ikinci dünya savaşı üzerine uzun sohbetler çevirecek kadar çok film izliyorum. yönetmenine göre, oyuncusuna göre, gerçek yaşam olmasına göre vs kritelerim var birbirinden bağımsız. mesela halle berry filmlerini izliyorum, çünkü kadını seviyorum. keza penelope cruz ama penelope mi halle' mi derseniz penelope derim. bu da benim ispanyol sevgim. marinaleda köyündeki sosyal kahvede çalışan alba'nın instagramdan sordum halini hatrını. alba iyi, ailesi de iyi, evdeyiz diyor. 

bu yaz seyahat etmektense ( sınırlar açılırsa yine bir yunan adası yaparım ben o hakkım saklı) dört ya da beş yıldızlı bir otelde, yarım pansiyon ( her şey dahil sevmiyorum) ağaçlıklı bir sahili olan,  mümkünse 18 yaş altı çocuk kabul etmeyen bir yerde dinlenmeli tatil yapmak istiyorum. akyaka olur, bodrum olur, kaş civarı olur ( hepsinden karşıya geçiş var;) cunda olur. bu ruh halini atmak için buna ihtiyacım var. 

her gün yemek yapmak zor olmasa da ne bileyim yorucu. dün mesela evde bir avuç bulgur vardı, ya bunu bitireyim bari, deyip işe giriştim. bolca pembe domates, çarliston biber ve bolca sarımsak ile sızma zeytinyağında bir sos yaptım. bulguru ekledim, bir iki çevirdikten sonra tuz karabiber pul biber ve yarım çay kaşığı şeker ekleyip kaynar su ekledim üstünü geçecek kadar. oldu mu sana bol soslu bulgur pilavı. yanında yoğurt ve turşu ile gayet güzel bir öğle yemeği oldu da arttı bile. sos yaparken biraz az yap, handan. 

işte böyle, evde ve işte okuyarak ( haber ve medya turunda bahsettiğim siteleri) bol bol uyuyarak, ev silerek temizleyerek iki hafta geçti. daha ne kadar böyle geçecek belli değil. 

sokağa ç.ıkma yasağı kararı alınmayacağını düşünüyorum. böyle düşük yoğunluklu, sıralı çalışma, evden çalışma, riskli yerleri kapatma şeklinde step by step gidecek. 

kendinize dikkat edin. ben çıkayım da kahve yapan bir yer bulayım. 

korona haftası z zaporu

22 Mart 2020 Pazar
yıllık iznim bitti, yarın işe gideceğim. en son ne zaman yıllık izin alıp evde oturdum, anımsamıyorum. demek ki yıllar yıllar olmuş. 

bir haftada şunu öğrendim bunu öğrendim falan demeyeceğim. ben zaten seyahatlere yalnız çıkan, buna bayılan biriyim.  oğluşu özledim en çok, dün evden çıkıp sabah nispeten kalabalık basmadan, taksiyle gittim oğluşun yanına. çantamda güzel bir mamayla. attım sandalyeyi güneşin altına, bahçede oynadık mamasını yedi suyunu içti o da mutluydu ben de. sonra tıngır mıngır otobüse binip eve döndüm. üstüm başım hep pati iziydi, oğluş hala sevinince üstüme atlıyor, çünkü, hemen her şeyi makinaya atıp duşa girdim. 

tartılmaya korkuyorum ama yarın sabah çok düğmeli elbisemi giyeceğim; kapanmazsa düğmeler alarm zilleri çalacak kendimi sadece yoğurda teslim edeceğim. çünkü, çok çerez çok çikolata  

can sıkıntısı moda oldu, twitterda; oysa can sıkılacak ne var anlamıyorum. hepimizin 
( twitter kullanan kitleyi diyorum) evinde internet bağlantısı, ufak da olsa bir kitaplık ve elimizde telefonlar var. bu, dünya avucumuzda demek yahu! niye neden sıkılıyorsunuz!? 

uyku düzenime hep dikkat eden biriyim ben ki zaten saat 10 da uykum gelir. uyudum, sabah erkenden uyandım ( şu an saat 7.56) kahve demledim, medya turu yaptım. sonra iki insan görmek için sokağa çıktım, hemen hemen her gün bir kez çıktım. yemek yaptım, bol bol ev sildim, makina çalıştırıp makina boşalttım. gardrop bile düzenledim. 5 sene kıyafet almazsam yetecek kadar kıyafetim olduğunu gördüm. sadece iyi bir eşofmana ihtiyacım var. sağlıklı dokumadan güzel bir şey almalıyım. 

dışarıdaki insanlar meselesine hiç gitmek istemiyorum. yaşlıların canı sıkılıyor evde, ne yapsın insanlar?! bu memlekette insanların hobisi yok, hobi demek para demek e çoğu emekli insanlar emekli maaşlarını biliyorsunuz. böyle zincirleme gidiyor işte, adayı anımsamıyorum ama yıllardır yaşlı deyince aklımdan silinmeyen bir anı var. o yaz beş yunan adasını gezdiğim için hangisi olduğunu anımsamıyorum bir yazda bu kadar çok gezince böyle şeyler olabiliyor. bir parkta oturmuş etrafı izliyordum; bir ara baktım parka epeyi yaşlı 70 civarı bir grup insan geldi. sırt çantalarını açtılar boya malzemelerini çıkarıp ,şövalelerini kurup resim yapmaya başladılar. gittim bakkaldan bir bira alıp onları izlemeye devam ettim. öyle sakin öyle neşeli öyle geleceğe dair kafamı ışıkla doldurdular ki... öyle yaşlanmak gerek işte. yoksa bütün hayatı kahve olan dedeye evden çıkma dersen okkalı bir küfreder, sonra sonrasını bilemem valla. ha bir de tabii ki ihtiyaçları için çıkmaya mecbur yaşlılar var. market ihtiyacını, banka işini halledecek yalnız yaşayan insan. bir de biliyorsunuz güvenmez yaşlılar kimseye, ulan benim annem bile her ay mutlaka defterini işletmeye gider bankaya, anne gitmene gerek yok, banka sen aksini söylemedikçe o işlemi devam ettirir, diyorum. el yanıt '' ya unutursa?!'' ya işte böyle. 

kendinize yetmeyi, evde zaman zaman geçirmeyi öğrenin. güzel bir şey bu. 
en çok dinlendiğim şeyi yazayım; ayaklarım dinlendi, ayaklarım. topuklu botların üzerinde salınmak iyi hoş ama bir hafta giymeyince oh be dünya varmış, dedim. 

günaydın 
kendinizle kalın