günaydın aşk

16 Mart 2012 Cuma
günaydın

taktik; yasakla / katılanları tutukla!

15 Mart 2012 Perşembe
önce newroz kutlamasını yasakla 
sonra 
katılanları tutukla 
yok yaaaaa!

'' başka dilde aşk '' *

dün, ses sistemi berbattan öte bir toplantıya katılmak zorunda kaldım. organizasyondan, küçük parmağımla yapsam bile daha iyisini kotarabileceğimden, hiç bahsetmeyeyim. herkes gibi benim de başım ağrır böyle ortamlarda; ne kadar kendimi soyutlamayı öğrensem de eh bir yerden sonra bünye isyan bayrağını çekiyor. toplantı bitti, bir bardak çay içip biraz dinlendikten sonra otla bünyeyi şenlendirmek gerek diye pazara yollandım. torbamda neler var? ıspanak, taze sarımsak, taze soğan, maydonoz hohoytt ne  otlu omlet yaparım ben bunlarla ama dur bir de maden suyu içeyim ben bahçede, sonra.

son uzo şişesi ( memooooo ) 
yeşillikler sirkeli suya 
bi yudum uzo 
otlar süzgece 
bi nefes sigara & bi yudum uzo 
mutfak masasında kitap okumak ne güzel birşey; haluk şahin trt'ye yön veren ekipten bugüne kalan isimlerden, mehmet barlas ha keza 
sızmada kavrulsun taze soğanlar, sarımsaklar, sapıyla maydonozlar, o arada bir domates krem peynir-karabiber ve tuz karıştır handan hoppp tavaya 
1 yudum uzo 
uzo da bitiyor, komşuya gitmeli;) 
omleti havada döndüremiyorum ben, bir tencere kapağı yardımıyla ters yüz edip az biraz daha pişirip kapatıyorum altını. mmmmm 
ne yazacaktım ben, 
iyiyim. hem de çok iyiyim; memleketin haline öfkelendiğim / üzüldüğüm / ne yapabilirim sorusunun yanıtını alamadığım zamanlar dışında iyiyim. bu memlekette ancak bu kadar iyi olunabiliniyor. başka bir dil girdi beynimin kıvrımlarına; çözmeye çalıştıkça aşk'a / aşk'la kıvranıyorum!

* ilksen başarır'ın ilk filminin adı. yazının merkezindeki duyguya çok uyuyordu.

tolga çevik ve bkm bursa korupark sinemalarında seyirciyle buluşuyor

14 Mart 2012 Çarşamba
15 Mart Perşembe günü (bugün) Cinetech Korupark Sinemalarında “SEN KİMSİN?” filminin 14:40 seansında, Tolga ÇEVİK ve BKM ekibiyle söyleşiye katılmak ve birlikte filmi izlemek için biletlerinizi almayı unutmayın. 

datça & ispanya

sinemada dikiş tutturamayacağımı anlamıştım; bakınıyordum etrafa ne yapayım ne edeyim derken bir alttaki yazı çıktı işte elimden. ne yapıyorum / bilmiyorum. kitapçının ruhumu sağaltacağını biliyormuş gibi ayaklarım sürükledi beni oraya. ayın son günü oysa, hesap bilmeyen handanın pek parası yok ama olsun kitap için her zaman para vardır. ismail cem trt genel müdürlüğü yaptığı 500 günü yazmış, e süper, ben okurum bunu. bir de siyaset / köşe  yazılarını kitaplaştırmış bunu da okurum ben, şimdi kendimi bir şezlongta hayal ediyorum; elimde tuğla boyutlarında bir kitap, yanımdaki sehpada bir bardak beyaz şarap & meyve, beyaz bikini ve yanık tenimle yavaş devinimlerle okuyor / uyuyor / uyanıyor / meyve yiyor / okuyor akşamı ediyorum; akşam ince askılı mini bir elbiseyle deniz kenarındaki masaya kuruluyor şarap ve balıkla devam ediyorum güne; sabaha kavuşunca... yine aynı şezlong yine kitaplar yine güneş yine gülümseme yüzümde... yer? datça? olmadı ispanya.

ne yapıyorsunuz?

13 Mart 2012 Salı
ne yapıyorum ben diye sık sık sorar mısınız kendinize?
ne yanıt alırsınız?

mesela;

ne yapıyorum ben?
ne bileyim yahu!

günlerden; utanç

yazıyoruz bugünü;

13 mart salı 2012 - UTANÇ GÜNÜ 

diye. 

zamanaşımına İNAT

unutmayacağız.

375 gün oynanan tiyatro

 ahmet şık, nedim şener, coşkun musluk, muhammet sait çakır tahliye edildiler ve 375 gün süren tutukluluk adlı oyun gösterimden kaldırıldı. sırada hangi gösterim var?

ahmet şık ve nedim şener'in adıyla sanıyla yazılıp muhammet sait çakır'ı m. çakır, coşkun musluk'u da c. musluk yazan tv kanallarını başta cnn türk olmak üzere bir kenara yazdım; unutmamak için. 2 gazetecinin adını soyadını yazıp diğerlerinin sadece adının baş harfini yazan zihniyeti de kınıyorum en az tutukluluk / mahkeme oyununu oynayanları kınadığım kadar. 

***

hiç tadı yok

12 Mart 2012 Pazartesi
bursa kitap fuarının
en son içtiğim çayın 
kızıla boyalı saçlarımın 



şiştt! fırsat sitelerinden niye alışveriş yaparsınız bir deyin bakalım hele

yav allasen o kadar mı az zamanınız var da fırsat sitelerinden bilmeden / görmeden alışveriş yapıyorsunuz?

yahu, hostelde bile kalacak olsan adam anahtarı veriyor, gidiyor odaya bakıyorsun nedir bu 5 yıldızlı yok 4 yıldızlı otelleri fırsat sitelerinden aman da aman indirimli diye satın alıp sonra hayal kırıklığına uğramalar anlamadım gitti. sözlük'te okudum şimdi şikayetin bini bir para, şikayet etsinler alsınlar paralarını; adını sanını duymadığın otel / restoran / bar ne hizmet verecek sana? büyük otel ve şirketleri anlıyorum; ölü zamanları canlandırmak için veriyorlar fırsat sitelerine normal fiyatlarından daha uygun bir fiyat, e küçük, kıyıda köşede kalmış yerlere nasıl güvenip alıyorsunuz. ben hiç pera palas'ın fırsat sitesine düştüğünü görmedim, siz gördünüz mü? 

cem yılmaz'dan geldi aklıma pera palas, güzel otel odaları da servisi de güzel ancak müşteriye pek güvenmiyorlar; resepsiyonda çok bekliyorsunuz kayıt yapılırken, bir miktar nakit ''rehin'' alıyorlar onların dilinde ne diyorlardı unuttum vallaha, ayrılırken de çok bekletiyorlar, mini bar kontrol ediliyor eminim o ara yukarda. 1000 tl yaklaşık ödeyen insanların içtikleri içkiyi söylemeyeceğini düşünmek ayıp, söylemeyen de var mıdır? vardır ama ona da başka yöntem bulun, mesela dokunmatik yapın mini barı ama ayrılırken bekletmeyin resepsiyonda diye buradan uyarımı da yapayım. hadi kalın aşkla

kanmayın fırsat sitelerinin eciş bücüş yerleri allayıp pullamasına yahu

eve giren her erkek sevgilimiz midir, sevgili devlet?

hızla yağıyor yağmur; acelesi varmış gibi. alarm çalmadan uyanıyorum; mmm uykumu almışım demek ki. egzersiz yapıyorum yataktan çıkmadan; benden yaklaşık 10 yaş büyük bir kadın arkadaşımın tavsiyesi; egzersiz yap handan, 40-45 ten sonra eklemlerinde ağrı istemiyorsan. yapıyorum, yapmaz mıyım hiç. haftasonu sabahları yürüyorum bile. 1 tur yürüyüş sonrası semt içinde yürüyüş; gazete molası...

***

sosyal güvencesi olmayan eşinden boşanmış kadınlara sevgilisi olmaması koşuluyla ayda 250 tl verecekmiş sevgili devlet; sevgilisi olursa? kesecek 250 tl yardımı. insanın ilk aklına gelen alsın başına çalsın 250 lirayı oluyor değil mi? değil, gelse de olmamalı işte. ne demek sevgilisi olana değin? kadın mutlaka bir erkekle yaşamalı demenin başka bir söyleniş şekli bu, bunu geçelim. erkek kadına bakar diyor devlet / erkeklerse öldürüyor kadınları! vahim noktalardan biri bu. bir diğeri esprili gibi gelse de, devlet, sevgili arama / tespit etme timi mi kuracak nedir yani? mahalledeki yalnız yaşayan kadının evine girip çıkanı muhtardan mı soracak komşuları mı muhbir eyleyecek devlet? kadının evine giren her erkek potansiyel sevgili olacak bu durumda; tamirci, boyacı, doktor, arkadaş... kadının lezbiyen olması en temizi!? devlet güzel güzel ödeyecek 250 tlyi. neresinden baksan erkek / üst / egemen bakışı açıkça görülebilecek bir uygulama; kabinedeki bakanları geçtim karşı çıkan vekil olmuş mudur bu maddeye? bilen varsa bana da yazsın lütfen. 

nedir bu muhafazakar / milliyetçi / errkek söyleminden çektiğimiz? 

kahve molası 

ortasınıfgülleriveyarmalarının çocukları

9 Mart 2012 Cuma
orta sınıftan bir sezen aksu çıkmaz. 
birkaç gündür zihnimde dönüp duruyor yukardaki cümle. orta sınıf çocuğunun doktor olmasını ister, mühendis olmasını ister, amaaa şarkı söylemesini zinhar istemez! söyleyecekse de hobi olarak söylesin önce mühendis olsun bi zahmet; sonra saz mı çalacak caz mı söyleyecek ona bakarız. 

orta sınıf bir alt sınıfına, kapıcılık yapanına falan böyle bir üst bakış atar ama attığı bakışla kalır, kapıcının oğlu türkü söylemek istiyorsa ne yapar eder söyler, bizim çocukluğundayapamadıklarınıçocuğunayaptıran orta sınıfımın gülleri çocuğu piyano kursuna gönderirken öteki türküsünü söyler atı alan üsküdarı geçer. 

üst sınıf zaten bu ortasınıfgüllerveyarmalarının doğurduğu çocukları çalıştırır fabrikasında-işletmesinde. ortasınıfgüllerveyarmalar çocuklarını burjuvaziye gelin/damat olma hayalleriyle yetiştirirler; itiraf etmek istemeseler de gizil arzuları budur. ancak işte o ortasınıfhali de buna çok izin vermez. burjuva kendi arasında evlenir, diğeri masallarda yaşanır. 

kahve molası 

yine ayşe arman

8 Mart 2012 Perşembe
bugünkü medya turunda ayşe arman takıldı yine ağıma; patron övmenin bile sınırlarını zorlayan bir yazı kaleme almış arman bugün. birlikte çalıştığı -fotoğrafçı- bir adam hasta olmuş, hastane masraflarını düşünmekten ve sormaktan helak olmuş genç adam, 1.500 liraya yakın bir masraf çıkmış, adamcağız zor ödemiş, sonra da oturmuş mehmet ali aydınlar'a durumu anlatan bir mail yazmış. yazının bundan sonrası patron övmenin sınırlarının kalktığı bir mecra. aman da aman mehmet ali aydınlar hemen geri dönmüş de ertesi gün adam hastaneye çağrılıp parasının bir kısmı '' yanlışlık oldu'' diye geri verilmiş de... de da de da mantıksızlıklar silsilesi burada başlıyor zaten 
tek tek tek gidelim 
fatura karşılığı para alındıysa açık vermez mi hastane muhasebesi? 
patron ricası diye iptal çekilecek sanırım faturalar -geçelim-
fotoğrafçı genç adam mailinde ''ben ayşe arman'la çalışıyorum.'' diye yazmadıysa ben de birşey bilmiyorum! e mehmet ali aydınlar da eline gelen bu topu ayşe arman'ın yazacağını bildiğinden hopp takmış doksana, yani maile yanıt vermiş, o adam mesela benimle çalışan biri olsaydı n'olurdu? hehe, yanıtlarlarsa, yazarım.
ayşe arman sağlık konusunu böyle parton övme köşesine çevirdiği için hiç mi rahatsız olmadı? 
a. arman bir insanın tedavisi sürerken bir yandan ne kadar tutacak diye kıvrandığını ve defalarca sorduğunu yazarken hiç mi rahatsız olmadı? 
patron överken? 
sağlık hizmetleri ücretsiz olsun demesini beklemiyoruz ayşe arman'dan tabii o kadar uzun boylu değil, biraz övgüsünün derecesini düşürmeyi beklemekte mi hata, onu düşünüyorum ben sabahtan bu yana.

can sıkıntısı, pınar selek ve dahası

7 Mart 2012 Çarşamba
pınar selek'in durumu

ne yazsam
nasıl yazsam
pınar selek'e reva görülenler
bir zamanlar arkadaş olduğumuz bir kadın sormuştu;
- neden pınar selek?
diye...

ben de, sanıyorum pınar selek beyaz türk olarak algılanıyor ve beyaz türk de olsanız bir takım çevrelerle yakınlık kurarsanız.... diye açıklamaya çalışmıştım. halen daha ve daha fazlasını düşünüyorum.

pınar selek' i kızkardeşim gibi görüyorum diye de eklemek istiyorum.

cihangir meselesi ve tabii dedikodusu

6 Mart 2012 Salı
cengiz semercioğlu bugünkü yazısında gülse birsel'in dizisinden (yalan dünya) sonra cihangir semtini bildiğin turistik gezi gibi gezenlerin çoğaldığından ve yaz gelince semtin cafelerinde / bahçelerinde oturacak yer kalmayacağından endişe ettiğini yazmış; ''cihangir, yandı, bitti kül oldu!'' diye başladığı yazıyı da, aman '' ay dışarıdan insanlar geldi semtimiz bozuldu.'' diyecek kadar sersemlemediğini yazsa da alttan alta bir semtimiz elden gitti / gidiyor duygusu yaşadığını ekrandan okurken bile yazıyı hissetmek mümkün. cengiz semercioğlu'nun bunu yazması bile zaten bir halin dikkatini çektiğine işaret. neyse, biz semte bakalım. 

cihangire niçin gidiyor insanlar sorusunun yanıtı ben bilemem, ben niçin gidiyorum, onu yanıtlayabilirim ancak. bilinenin aksine ya da görünenin aksine kalabalıkları sevmiyorum; bakınız hafta içi dışarı çıkıp haftasonu evinde oturan insan; handan. istiklal caddesini sabah ne kadar erken gezersem o kadar keyif alıyorum ki bilenler bilir 1 mayıs sabahı 05.30 - 06.00 civarında turladığım vakidir! çiçek pasajının kapalı kapısını kaçınız gördü bakim?:))) hah işte o sabah gezisinden sonra özellikle cumaysa günlerden öğleden sonra cadde nasıl oluyor biliyorsunuz; yazmayayım. işte o an benim için hava belirleyici;

bol güneşli = boğaz hattı 
yağmur / kış / kar / soğuk = cihangir 

ahaha bir de benim yakışıklı editörüm cihangirde oturuyor! yazdığımı duysa kızar ama duyana kadar kalsın burada. eskiden savoy'dan kurabiye olmadı simit tost alıp inerdim firuzağa'da çay içmeye sonra nedense savoy'dan soğudum... bilmiyorum sebebini. birkaç arkadaşım da editörüm gibi ya cihangirde yaşıyor ya da çalışıyor, onlara merhaba diye diye tek tek içerekten çay - kahve- mojito diyerekten akşamı ediyoruz. 

gelelim semtin durumuna; o dizi için gelenler olmasa kafeler bir bir kapanır ben yazayım buradan; 

white mill hafta içi bomboş mesela, biz türkçe pop yapmayacağız diye yola çıktı 3 kafadar ama olmadı; çarşamba geceleri türkçe pop / eller havaya başladı bile. 

kahvedan'ın minderleri güzeldi; geçen sene başka bardan elimizde bardaklarla çıkıp gittiğimiz  halde güler yüzle karşılamaları kalmış aklımda; orada da içtik yahu:) ama, yok oturmayın elinizde başka bardan aldığınız içkilerle deseydi barmen hakkında iyi şeyler yazmayacaktım muhtemelen, olmadı gitmezdim bir daha. 

meyra benim için leyla iken çok eğlenceliydi. böyle düşünmemde o zaman yöneticiliğini yapan şükrü beyin katkısı büyük, şimdi o kadar popüler değil meyra

charlotte de şükrü beyden sonra düşüşe geçen mekanlardan; dar bir koridor olan mekanın bütün numarası zaten dışardaki masalarıydı, e onlar da kalktı. içeride insanları tutacak bir şükrü bey yönetimi / güler yüzü / işletmeciliği de kalmadı. en son doğumgünümde gitmiştim, hesap edin.

firuzağa da çay 1.50 white mill de 2.50; tabii ki gazetesini kalabalık ve trafik gürültüsünde okumak istemeyenler white mill'in bahçesine sığınacak; sessiz konuşarak:)))))) unutmadım o lolipopları, hala asılılar üstelik.

aynı yoğunluk, ünlü görmek için olmasa bile ben oraya gittim demek için bebekte de yaşanıyor, ahmet hakan görmek isteyenler de nişantaşına akıyor:) normal bunlar. 

demem o ki, semte gelen yabancılar cafelerin baş tacı etmeleri gereken müşteriler, nejat işler neşat işler, nereye kadar içer? bir nejat, 2 oyuncu adisyonu yetmez kafelerin kirasına müşteri olarak. 

kafe kafe gezen müşteri iyidir. bakmayın siz yazılanlara, yok ünlü görmek için yok dizi için gelenlere diye çemkirenlere! 

ha ben mi, ben bursada yaşıyorum yahu! bunlar gide gele yaptığım gözlemler. biz semt pastanemizde 3 uzun espresso içiyoruz, 5 tl alıyor mekan sahibi:) istanbul fiyatları fecii yani aklınızda olsun.