bir film bir kitap iki ıslak hamburger

20 Haziran 2018 Çarşamba
yahu aslında ıslak hamburger diye söylenmez kısaca ıslak denir herkes de anlar ama internet dünyasında ı.sla.k sözcüğü farklı şeyler çağrıştırabileceği... ayhhh anladınız siz 

onlarca kez yazıp sohbet ederken söylediğim; beyoğlu ne kadar kötüleşirse kötüleşsin isterse sıralı düzen tatlıcıya teslim olsun yine de arada kıyıda köşede hala gittiğimiz mekanlar, kitapçılar, sahaflar var ve hep -sık olmasa da eskisi gib- gideceğim beyoğlu ve civarına. nokta. 

geçen günlerden birinde yine bir beyoğlu turu yaptım; tıngır mıngır o beton meydanı geçip klasik yürüyüşümü tutturdum; niyetim beyoğlu sinemasında ahlat ağacı'nı izlemek; saatleri uyduramadım ama fitaş sinemasında vardı, bakmıştım saatlere bir cihangir turu atarsam olacaktı. oldu da. önce yapı kredi yayınlarında aldım soluğu; tatile gitmeden aldığım iki kitabı da oralarda hediye edip dönmüştüm. mine söğüt imzalı adalet cimcoz yaşantı kitabı, çok tekrar, az kırıntı bilgiler ile kotarılan eh işte şezlong kitabı diyebileceğim bir kitap. dün ise kısa ve çarpıcı bir roman. son sayfasını okuduğumda lipsi'de plajdaydım ve bir 10 dakika kadar kalakaldım. 

kitabı tavsiye eden yky çalışanı ile kitap üzerine lafladıktan sonra onların bana tavsiye ettikleri romanı değil de bana yemek, uçucu bir roman tavsiye edin diye yaz okumalarımın tarzını belirttim aslında ve öneri geldi; 

avcılıktan gurmeliğe 
yemeğin kültürel tarihi 
priscilla mary ışın 

priscilla hanım, benim doğduğum yıldan beri türkiyede yaşıyormuş; sırf bu ayrıntı bile kitabı almam için yeterli bir sebepti; çünkü kimi ''şef'' ler tarafında mutfak üzerine yazılmış ''kitap'' benzeri basılı yayınları elime alıp da domatesin üstüne kimyon serptim/füzyon yaptım/soğan salatasına iki damla nar eksişi koyunca... gibi basit bile denemeyecek zırvaların kitap olduğunu görünce... neyse

kitabı attım çantama, doğru sinemaya; salonda 7-8 kişi vardı. üç saatlik bir filmi zaten dolu bir salonda izlemek istemezdim doğrusu. çünkü, telefon faktörü. açan, konuşan, 10 dakikada bir arayan var mı diye kontrol eden... ayhhhhh! yav  neyi kaçırıyorsunuz sinemada iken anlamıyorum ki! 

ahlat ağacı'nı izleyin. 

taşrayı biliyorum ben; ben biliyorum da işte nbc anlatabiliyor böyle üç saat insanı koltuğa yapıştırıp bir üç saat daha olsa da seyretsem diye hatta filmin ilk bir  saatinde ayağa kalkıp BÜYÜKSÜN NBC diye bağırmamak için kendimi zor tutarak! 

ahmet rıfat şungar çok başka çok iyi bir oyuncu; kısacık rolünde devleşmiş. ve öner erkan; o ceketi o gömleği o imam imam  yürüyüşü. izlediğiniz zaman hah işte bu diyeceksiniz. bu iki genç adam muhteşem. kadir çermik başkan sahnesinde döktürmüş. 

başrol oyuncusu doğu demirkol benim hiç tanımadığım biriydi ve sanki o rolü başkası oynasa olmazmış kadar giymişti rolünü; aksan falan diye eleştirenlere bakmayın; herkes doğduğu yaşadığı toprakların aksanı ile konuşmaz. benim gibi aksanı en bilindik ve ayırt edici kadar belirgin bir coğrafyanın çocuğunun aksanı yok mesela! kimse anlayamaz nereli olduğumu konuşmamdan. 

film;  taşra, baba-oğul / ana - oğul, kasaba, sıkışmışlık ve nihayetinde teslimiyet ekseninde ilerliyor bence. taşrada büyüyenler çok iyi bilir bu duyguyu. bakınız ben. 

film bitti. yavaşça kalktım koltuğumdan. istiklalin kalabalığına karışmadan büfelere kadar yürüyüp iki ıslak hamburger yuvarladım. ve evime kadar yürürken hala filmin içindeydim. 

büyüksün nbc! daha ne diyeyim. gidin, izleyin. 

bir istanbul gününün daha sonuna geldim. evde zeytinyağlı fasulye var yemeğe. onlarca da okunacak kitap; gelecek aya doğum günümde kendime hangi seyahati hediye etsem, sorusu aklımda; akyaka? malaga? orta avrupa? 

bakalım nereye bir bilet alıp çantamı atacağım sırtıma 
hadi ben kahve yuvarlamaya 


koy koy bodrum; türkbükünden gümüşlük'e bodrumda ne var ne yok

4 Haziran 2018 Pazartesi
mayıs ayında bodruma gidecek olursanız bolca tişörtü gömleği fora etmiş 
 adamın iskelelerin son çivilerini çaktığını, sezon için içki dolaplarının kontrollerinin yapıldığını, sezon öncesi son normal fiyatların olduğunu görürsünüz. ki ben bunların hepsini gördüm:))) 


12 adaları tercih  ettiğimden bu sene de tatil için, önce bodruma gittim ve toplamda 5 gün kaldım bodrumda; ilk gün çok fazla yer aramadan ( aslında başka yerde yerimi ayırtmıştım ama) limanın çekiciliğine ve sabah 5 dakika yürüyüp feribota ulaşmaya karşı koyamayıp küba bar yakınlarında bir otele attım çantamı. tabii ki yol tarafında değil bahçe tarafında bir oda verdiler çünkü yol tarafında müzik geç saatlere kadar devam ediyor. 

mütevazı otelin renkli bahçesinde normal bir kahvaltı yaptıktan sonra hoop kos. yunan kısmını yazmıştım; ek olarak şunu diyeyim; mayıs ayında sadece kos ulaşılabilir. ne leros ne başka adaya sefer yok. haziran gibi leros başlıyor. el mahkum kos yani istikamet. 

8 gün yunanda gezdikten sonra geri döndüm. denizciler kahvesi her daim açık her daim normal fiyatlar temiz düzgün yiyecek ve içeceği ile çok yer aramadan oturup bira - köfte, çay kahve tost yiyip içebileceğiniz bir yer. kahvaltı yaparken bir yandan bodrumda kalacak yer bakıyordum. bu sefer aradığım otel değildi; hostel arıyordum. buldum. 

bodrum ecofarm hostel. aradım, konuştuk sahibi ile. bodrum ecofarm camp turgutreis gümüşlükj arasında. bodrumdan iki minibüs ile yani; bodrum turgutreis/turgutreis gümüşlük 
tabii ben ikinci minibüsü beklemedim atladım taksiye yakın zaten. 

mandalina ağaçları altında paylaşımlı büyük bir oda var; 8 yatak var benim şansıma sadece 2 kişiydik, sonra bir kadın arkadaş geldi, bir gece kaldı o da gitti. yine bize kaldı oda. 

kahvaltı ve akşam yemeği  var hostelde. instagram adresleri var güncel fiyatları sorabilirsiniz. ben mayıs ayı fiyatını yazıp yanıltmayayım kimseyi. gönüllü çocuklar vardı hem bahçenin işlerini yapıyor hem orada kalıyorlardı. gençken böyle gezemedik şimdi de yapamıyoruz işte en fazla hostelde kalıyorum:) 

hosteller farklı insanlarla tanışmak, sohbet etmek onları gözlemek için tatillerde kalınacak bence en güzel yerler. ucuzu pahalısı özeli kalabalığı her türlüsü var avrupada. barselonada tek kalmıştım mesela ( 30 euro idi) gümüşlük yakın ben zaman zaman o çiçekçi senin bu manzara benim yürürken bir bakıyordum gümüşlükteyim. 

gümüşlük bildiğiniz üzere belediyenin çay bahçesi hariç hep pahalı! bir yerin mönüsünde karides salata 45 tl gördü bu gözler! abicim karides salata nasıl 45 lira demedim tabii ki deli pahalı 3 tane karidesi zaten sebzeye boğuyorsun salata ayağına neyse 

köftecinin köftesi süper. 15 tı yanlış anımsamıyorsam yarım hadi 16 olsun gayet leziz bir köfte bir de mandalina gazozu yuvarlamadan olmaz oraya gidince. bira pablo, bodrum birası diğerleri de var. 

henüz o meşhur şezlonglar yan yana olayı başlamamış. istanbul menşeili off gümüşlük bile henüz şezlonglarımız gelmedi, dedi. 

bu beach olayının bana en ters gelen kısmı ''harcama limiti' yani sen girerken atıyorum 200 lira harcamaya tamam deyip bunu ödüyorsun ki baştan karşı olduğum bir olay bu. gitmem, gitmedim. dip dibe şezlonglar zaten içimi sıkıyor benim. ahh benim küçük güzel aşkım lipsi bir ben vardım plajda! sereserpe güneşlenip kimseye para harcama sözü vermeden istediğimi yedim içtim 200 metre ötedeki  uzerilerde. 

işte gümüşlük öyle, istanbulda ne kadar işsiz gazeteci varsa orada. biz bir gün merkezden şampanya koyuna kadar yürüdük hostelden ve hostelin yakınındaki adım adım meyhaneinin sahipleriyle. 

adım adım meyhane için iki kelam edeyim. herkes ''biz samimi bir yer yaptık'' diyor açarken ama bu çocuklar hakikaten samimi; onur, birol, şef kaan, sveta hepsi. ben hostelden çıkıp etrafı keşfetmek için yürüdüğümde rastladım, canım da mercimek köftesi istiyordu, girdim selamlaştık. konuştuk, yoktu mercimek köftesi ama şef kaan yaptı. hem de leziz yaptı. lokum gibi köfteleri soğuk biralarla yuvarladım:)  bir kere de buradan teşekkürler kaan. 
öğle sıcağında hamakları tam uykuluk. onlar da instagrada adimadimmeyhane adıyla varlar. alın takibe; klasik meyhane konseptine ek olarak konserler, tiyatrolar, 
sergiler olacak. yine mandalina ağaçlarının altında. akşam da minik barda laflamak eğlenceli. 

gündoğan ve dereköy'ü gezdk bir gün gündoğan gezimiz çok komikti, koyun merkezini bulup aşağı inemedik:) yukarıdan yukarıdan manzara manzara gezdik. dereköy ise atanamayan gümüşlük izlenimi bıraktı bende. yukarıda bir köy, tahta işi yapanlar burayı mesken eylemiş ki aşağıya göre kiraların düşük olduğunu anlamak zor değil. bir tane restoran var ama kimsecikler yoktu sanırım mutfakta da bir şey yoktu ki adam bizimle pek ilgilenmedi. dereköy biraz garip yani giderseniz büyük beklentilerle gitmeyin. öyle yarım saat köyü gezip aşağı gümüşlük yalıkavak hangisini canının isterse ona inin. 

yalıkavak marinada macrocenter var ve bu sene çok güzel blushlar ithal etmişler. kaçırmayın! 

bir de gümüşlük migros nefis manzaralı. sırf o manzara için bir iki kez gittim ben. 

ve nihayet senelerdir bodruma gidip görmeden döndüğüm türkbükü. ben türkbükü gördüm:))) aynı okuduklarım gibi bir dere var ve o dere ekonomi olarak ikiye ayırıyor türkbükünü; bir tarafa işte o şu kadar para harcayacaksın en az burada plajları / iskeleler öbüt taraf halk tarafı. bir de ortada belediye çay bahçesi. bodrum belediyesi bu çay bahçesi işini çok iyi yapmış. herkes o plajlarda para harcamayı taahhüt etmek zorunda değil. gayet insancıl fiyatlara yiyip içebilmeli insanlar. 

bir mühim not bodrum üzerine; bodrum kasaba olacak bir yerleşim olmaktan çıkmış arkadaşlar. bodrum il olmalı ona göre bütçesi olmalı. ne derelerde tepelerde ne evler ne siteler var nasıl yetişsin kasaba bütçesiyle başkan oraya! olmaz, bodrum il olmalı. 

türkbükü en çok iskelelere son çivilerin çakıldığı koydu. yakışıklı yakışıklı adamlar güneşin altında gömlekleri fora etmiş çalışıyorlardı. yine istanbul menşeili bir mekan açılışına davet etti bizi ama ahh gidemedik.  

türkbükünden sonra bir de torba yapalım dedik ama torba o kadar küçük bir merkeze sahip ki 15 dakikada yürüdük bitti. 

bodrumla seneler sonra barıştım. niye? e çünkü bir ara her şey ve her yer çok pahalıydı. sonra baktılar ki haaaa bu böyle olmuyor, normal insanca fiyatlara dönen çok yer oldu. o yerli turiste üstten bakış mecburen kırıldı ( turist yok) şimdi barıştım. mesela bir akşam merkezde yediğimiz balık - kalamar ve ahtapot iyiydi. ahtapot işini yunandan bilenlerin beğenmesi mümkün değil o yumuşak ahtapotu ama neylersin ki bizim müşteri alıştırılmış bir kere hamur gibi ahtapota. ama o mekan adını unuttum vallaha beybi karideslerimi gayet güzel ızgara etmişti arkadaşımın balığının  da tadına baktım iyi pişirlimiş ve güzeldi. 160 civarındaki hesap kabullenilebilir sınırdaydı kale manzaralı kumların üzerinde bir bodrum akşamı. eh adamların mekanı da ağaç gölgesi değil nihayetinde. 

ben bodrumu yazın kaldıramam. mayıs ve sonra ekim gayet iyi hatta ocak şubatta gidip sene boyu açık olan küçük meyhaneleri keşfetmek isterim. oradan datça sonra marmaris sonra akyaka 

ayyyyy bodrum güzel gidin. 

devam eder belki 

yunan adalarında tatil

31 Mayıs 2018 Perşembe
bayram tatili için açmış haritayı nereye bilet alsam diye bakınırken bir yandan da gazetenin birinde bodrum haberini görünce kapattım ikisini de başladım klavyeyi tıkırdatmaya. 

bu tatilden de zayıflayarak döndüm! hadi canım sen de o kadar yemeğe, dediğinizi duydum:) saklamayın. evet, o kadar yemeğe atinadan da zayıflayarak dönmüştüm; niye? yürüyerek gezmekten. atinadan hele 5 kilo vererek dönmüştüm ki aylardan temmuz olması da ayrı bir etkendi. 

neyse, döneyim bu tatile. dinlenmeli tatil dediysem de 3 ada bir bodrum yaptım geldim. adaların ikisini biliyorsunuz; daha önce lipsi ve kos üzerine yazmıştım. bu kez sadece farklı olarak leros girdi rotaya. 

kos adasına sabah ulaştım. o gece kalıp şöyle bir dolanıp plaja postu serip gyros yiyip güneşlenip mythos içerek günü tamamladım. ertesi gün hoop leros. 

leros merkez agia marina; yani limani. plaj yok merkezde. ben 2 km. ilerdeki alinda köyünde kaldım; tabii ki anna'nın beni arabasına atmasıyla kendimi alinda'da buldum. katamarandan indim, yürürken bir araba durdu yanımda;

kadın; pansiyon? 
ben : yes 
kadın: atla! 

ahahha aynen böyle, tabii ki ön koltukta oturan kadını katamaranda görmüş olmamın
ve anın milyon tane fotoğrafını çekebilme özelliğimin gezdikçe gelişmesinden dolayı güvendim bu 60 yaşlarındaki teyzeye. güvenim boşa çıkmadı. gayet temiz düzgün bir apart otele geldik. adalarda arazi ucuz olduğundan olsa gerek odalar geniş geniş...
cibinlik vardı bu ne demek? sivrisinek var demek. leros'nun bir kötü özelliği bu. başka da bir kötülüğü yok vallaha. mis gibi ada. 

atıyorsun çantanı koluna, iniyorsun sahile her otelin her restoranın üç-beş-on neyse şezlongluk plajı var. begendiğine kuruluyorsun. adamlar tok gözlü; bir çay kahve bira ne içersen onun parasını alıyor. bira 2.50 euro kahveler merkezde 2.50 köyde 1.5 - 2 euro arasında gidip geliyor işte. iki sene önce ile fiyatlar değişmemiş. 

ben marketin önündeki plajı beğendim. soğuk biraları devirmek için en uygun yerdi. bira dondurma akşama kadar keyif. 

3 gün kaldım leros'da; köylerini plajlarını gezdim. en sevdiklerimden biri restaurant vareladiko oldu.  bir diğeri alinda köyündeki argo; her ikisinde de gayet taze leziz grek salad ve deniz ürünleri yedim. 

iksinde de güneşlenmek denize girmek oldukça keyifli özellikle alinda plajları hep kum. 

adada belediye otobüsü var;sanırım bir tane. hep tur yapıyor köyler arasında ama handan yürüdü yürüdü yürüdü. apart otel de kalsam bile çok yemek yapmaya zaman harcamam ben ama bir market var agia marinadan alindaya yürürken yol ayrımında; oradaki şarap çeşitlerine bir göz atın derim. ben ucuz sayılabilecek bir şarap aldım ve akşam balkon keyfi yaptım yanında elma peynir ve et ile içmelere doyamadım!
küçücük olsa da leros deniz güneş tatili için her şeyi sunuyor hem de hiç pahalıya kaçmadan. kos adasında plajda bira 4 euro iken burada 2.50 idi. argo da yemekler 9-15 euro arasıydı. komik olan benim içtiğim kahvenin fiyatının tl bazında dakika dakika artmasıydı;= twitterdan bütün euro esprilerini ve tabii ki kuru takip ettim. bir yerden sonra saldım gitti. ehh dedim keyfime baktım. 

leros üç gün fazla fazla gezmeye yemeğe yetiyor. sonra benim minik aşkım lipsi vardı sırada. bir bilet ve lipsi. 

lipsi adası yazısı için buraya tık tık

yine afrodit otelde kaldım, yine niko & lulu's mezeevinin ahtapot ve mezelerine yumuldum yine despina'nın yerinde kahvaltı yapıp soğuk biraları yudumladım. 

yunan bana istediğim tatili verdi. 8 günden sonra haydi handan dön geri bodruma dedim. döndüm. 

bodrumu koy koy köy köy gezdim; torba, tükbükü, gümüşlük, bodrum merkez bir sonraki yazıya kalsın. ben bir kahve içmeye kaçayım şimdi. 

mayıs ayında patmos gibi pahalı adalar dışında 20 euroya otel/pansiyon bulabilir, günde 45-50 euro ile çılgın tatil yaparsınız. biletler adaların uzaklıklarına göre elbette. 

iyi tatiller 

fotograflar hep instagramda var. bu yazı da böyle olsun. 


internet çağında ilişkiler; vatsaptan yürümeyin!... o kadar. benim istanbulumun en iyileri

28 Nisan 2018 Cumartesi
şimdi bu bloglar öldü falan diyorlar ya yok öyle bişey abicim! ben dahil kemik bir kitle var blogları okuyan. bir yere giderken,  ilk bloglardan bakıyorum hala... ve benim gibi daha nice insanlar; doğru, güvenilir, ne olduysa ne varsa  o bilgiye ulaşmak için; çünkü kar amacı gütmeyen yazlar var bloglarda;  çölde vaha gibi şimdilerde; glikozlu tatlıları övmeyiz, pansiyon ise pansiyon der bir kilime kanıp ''butik otel'' demez, hesabın ne geleceğini yazarız vs. vs. vs. 

aklıma nereden geldi bütün bunlar; bütün gün dilenci postalı gibi gezdim; gayrettepe senin etiler hisarüstü benim.. 

o arada aklıma yeni nesil ilişkilerin neden yürümediği ve neden insanların bu kadar nasıl desem garip ve çocuksu davranışları geldi aklıma;

vattsap nedir ya!? ulan biri ile ile iletişim kuracaksan açıp konuşursun; vatsap nedir lan!!!! ben de vatsap kullanıyorum ama yürüdüğüm bir adama değil:)))) iş için; bir şey soruyoruz bilgi/dosya paylaşıyoruz vs. vb. konuşmak istediğim insanları arayıp konuşuyorum; bu kadar. 

ilişkiler konusunda eskiden - sildiğim yazılar- çok yazardım; şimdi fazla yazmıyorum. çünkü, insanların  sorduğu sorulardan zekasının belli olduğunu görüyor ve saçma sorular soranlara hiç tahammül edemiyorum artık. 
( alt metin; yaşlandım&olgunlaştım; ses etmeden engelliyorum) 

zaman zaman kendi yazdıklarımı kimse üstüne alınmasın diye, o da çok tanıdığım bildiğim beni bildiğini sanan  ister eski arkadaşlarım olsun ister yenilerden bir merhaba deme gafletinde bulunduğum insanlar üstüne alınır diye. 

kimseyi aaa bu benim, dedirtmemek için ortadan ortadan yazmaktan bıktım! 

çok eskiden yemek daveti halen kaldı mı, yemeğe davet ederseniz birini ne yaparsınız gibilerinden bir yazı kaleme almıştım epeyi de yorum gelmişti. 


olay şu; madem çağımız internet çağı; birini tanımak istiyorsunuz, bir mesaj attınız yanıt geldi oh ne ala. hah tam da işte ondan sonra aptalca vatsaptan yazmayın, arayın konuşun görüşün çaya kahveye kahvaltıya yemeğe davet edin. ama lütfen vıt vıt yazmayın vatsaptan. ayyyyyyyyyy nasıl sıkıcı göründüğünüzü bir bilseniz karşı tarafta:))))

iyi mekanlar; 

big chefs astoria; evime yakın, her daim iyi hizmet her daim güler yüz 

fikret ocakbaşı; yine evime yakın ( ulan yakındır evimin koordinatı çıkacak lan!...) her daim güler yüz iyi servis leziz et 

akmerkez; butik avm diyorum ben akmerkeze; indirim zamanları süper! bugün gabor marka bordo bir bot aldım orada giydim çıktım! çalışanlar çok iyi; espri yapabilirsiniz istediğiniz kadar çalışanlar bir daha yazayım; SÜPER! 

MAHALLE TEKEL bayimiz; :))) adını yazmam lan! sokağımı bulursunuz. hep çabuk diyorum hep çabuk getiriyorlar. 

size şehrin en gizli barın yazmak isterdim ama vallahi onu kendime saklıyorum, yazmayacağım. gidiyorum; şarap bira yeni ne varsa tadıyorum üç otuz bir hesap ödüyorum  çıkıyorum; yok, bunu yazmam için çok sevmem gerek sizi:))))) 

maci; gayrettepede;  tamamen değişti,  işletmecisi, menüsü hepsi değişti. çok sevgili ebru orada, ben ebruyu evvel emir severim. bu sabah bir espresso içimi uğradım ilk kez; caffe luigi kahve kullanıyorlar; sirhada tatmıştım bir tane de fincanları var bende hediye ettikleri. güzel kahve yapıyorlar  diyebilirim şimdilik maci için, sonra yemek yiyince yazarım nasıl olduğunu. 

kısa kısa yazdım aklıma bişey gelirse eklerim; blog benim değil mi?:)))) 


instagram, bahar rotaları, kitaplar... ortaya karışık kısa kısa

18 Nisan 2018 Çarşamba

ben yatılı kız lisesinde okudum, bin yıl önce:)))  


instagramda liseden arkadaşlarımın hesaplarını takibe aldığımda hangisinin hala evli, hangisinin mutlu, hangisinin boşanmış olduğunu ve daha bir çok şeyi anlayabiliyorum. tabii ki onlar da benim hesabımı takibe aldıklarında kafalarında oluşuyordur bin yıl sonra handanın ne alemde olduğuna dair bir fikirleri. yazıyı vatsap grubuna atınca, yazarlar  düşüncelerini. 

esasında instagram hangi saatte ne yaptığımızı, neyi sevdiğimizi ve en çok neyi yiyip nerelerde gezdiğimizi en ince ayrıntısına kadar gösteriyor. tabii zaman zaman benim kullandığım ''zaman kaydırma'' yolunu kullanıp bir de bazı konulardan hiç bahsetmeyerek (mesela benim için o, çalıştığım kurum ) bir boş alan yaratabiliyoruz.

zaman kaydırma, ne? bunu ilk defa bir gazeteci arkadaşım telaffuz etmişti; adını böyle koymasam da ben de yapıyorum, demiştim. olduğunuz yerden o anda değil de sonradan paylaşım yapmaya, zaman kaydırma diyoruz canım:) bir çeşit aaa her an neredeyim belli olmasın canım, önlemi. 

bunun yanında işimden bahsetmek hoşuma gitmiyor, bundan da hiç paylaşmamamdan işimi sevmediğim çıkarılabilir elbette. yanlış da değil.  neyse. bak bu kadar yazmaktan bile sıkıldım. 

instagram, okumasını bilene çok iyi bir tanıtım alanı - ki bunda en karlı olanlar reklam şirketleri- yediğimiz peynirin - hele benim- markasına kadar yazıyoruz ya olala bundan ala verimi olur? olmaz. 

*** 

yakında bir tekirdağ / uçmakdere / gaziköy bahar rotası yaptım biliyorsunuz. aracınız yoksa istanbulda esenlere gitmeden tekirdağa gitmenin yolunu yazayım önce. metrobüs ile beylikdüzü son durağa kadar gidiyorsunuz, orada benzinlikte bekliyor ve tekirdağ minibüslerine biniyorsunuz. minibüsün dolu geçme olasılığına karşı arayın siz yine de orada olduğunuzu söyleyin. bir boş koltuk bırakıp sizi alıp yola devam ederler. tekirdağa vardınız (1 saat 15 dk) merkezde bir yemek molası verebilir ya da sahil hattından şarköy istikametine giden minibüslere biner  uçmakderede inersiniz ( 10 tl)  


uçmakderede ne yapalım handan? seviyorsanız gözleme & ayran var. yok ben gözleme yemem ayran da içmem derseniz iki saat köyde dolaşır, manzarayı içinize çeker belki bir ıhlamur/çay içer sonra madem ayrana hayır diyorsunuz sizi aşağıya gaziköye alayım; eski adı galos. ev şarapçılığı var, zeytin var zeytinyağı var, köy bakkalında nebahat abla var bir virtüöz gibi koltuğundan kalkmadan bakkalı çekip çevirdiğini,  sohbet ederken fark edersiniz. acıktınız değil mi? ben de! o zaman sizi köyün hemen yukarıdan inerken ilk tesisi  ve aslında tek tesisi olan bayram'ın yeri ayazma restauranta alayım. 
seçin beğenin mezeleri ( midye şu sıralar yok ama kalamar var, buz tabii buz) ev şarabı var, istavrit var çıtır çıtır. ortada koca bir soba var; akşamları yanıyor. şömine iyice kış işi. köfte var. ekmekleri kızartıyor, mert. servis düzgün fiyatlar makul. yedik içtik eee uykumuz geldi, alalım sizi restoranın üst katındaki mütevazı pansiyona. sabah yürüyüşe çıkmayı unutmayın ha! 
yazın restaurant için bir masa ayarlarlar aç bırakmazlar ama pansiyon için yer ayırıp gidin. 

bayram'ın yeri ayazma restaurant telefon:  0282 538 63 00

*** 

çantamda başka evde başka kanepede başka kitaplar var bu sıralar. bahar geldi ya oraya da gideyim bu erguvanı da fotoğraflayayım derken sabun köpüğü romanlar ve anılar okuyorum işte ne olacak. 

*** 

yaz, sıcak, operasyon derken kaç ay oldu spora gitmiyordum. dün spor salonunun yöneticisi ile karşılaştım; hafif azarlayarak ''yarın gel'' deyince akşamdan çantamı hazırladım, çift çanta çıktım evden:) bu akşam başlıyorum spora. euro aldı başını gitti ama ben bir yunan adası turu yapmazsam olmaz. mayısta yunan; işte bu beni heyecanlandırıyor.  

*** 

günaydın