tavsiyeler tavsiyeler tavsiyeler...

13 Aralık 2017 Çarşamba
bilet almak benim için zor bir iş; bütün bilet işlemlerimi kapres turizm'in sevgili sahibesi canım arkadaşım canan hallediyor. insani saatler, uygun fiyatlar seçimlerini;  online check-in işlemlerini hep o yapıyor. sene sonunda kocaman bir teşekkür de buradan yollarken;

kapres turizm adını aklınızın bir tarafına yazın; facebook sayfaları var oradan iletişime geçebilirsiniz. 

*** 

ura sızma zeytinyağı, ura nar ekşisi ve en son ura pekmez; mutfağınızda bu ürünlere yer açın. sızması harika! 

internet siteleri için tık tık 

***

matraş deri; ister ayakkabısını ister çantasını isterseniz de cüzdanını alın; bilin ki senelerce kullanacaksınız. cüzdanım kaç yıl önce doğum günümde hediye gelmişti hala severek kullanıyorum ve hiç bir şey olmadı; taş gibi. şimdi botlarımı da bu sene oradan aldım. günde kaç saat yürürsem yürüyeyim yorulmuyorum; ayakkabıda rahatlık budur. 

matraş

*** 

rossmann; son bir iki senemin favori markası;  duş jeli, şampuan ve rival serum ve nemlendiricileri ile bakım kremleri hepsi rossmanda üstelik inanılmayacak fiyatlara. en favori mağazam mecidiyeköy ve kurtuluş mağazaları. gidiyorum, dünya kadar alışveriş yapıyorum az bir para ödeyip çıkıyorum:) hele indirim dönemlerinde iyice lokum oluyor fiyatlar. kaçırmayın. 

*** 

daha aklımda çok şey var ama bu seferlik bu kadar yeter. yüzünüze ve elinize ayda bir kaç gün en azından nemlendirici niyetine sızma zeytinyağı sürün. sigara içiyorsanız her sabah bir kaşık sızma için. sofranızdan salatayı şimdi roka kereviz zamanı, eksik etmeyin. kuzu eti lezizdir, kokuyor bu yeaaa diye ön yargılı olmayın, kısık ateşte pişirip yiyin; kırmızı ete vücudumuzun ihtiyacı var. tereyağı yiyin, korkmayın. ayyyy ay ay durun; tereyağı ve peynir için de bir tavsiye vereyim;

erzincan merkezli akyazım gıda. ben buradan tereyağı almıştım; kahvaltılık olmasına rağmen kuru fasulye pişirdim ve inanılmaz lezzetli oldu. üstelik asıl gurme damak olan annemden de geçer not aldı akyazım gıdanın tereyağı. daha ne olsun. siparişinizi verin, gelen kutuyu açıp yemek yapınca bana hak vereceksiniz. peynirde de isim biliyorsunuz koçulu peynircilik. yanda link var; ilhan abiye ulaşın oradan da karş gravyerinizi alın sonra da mutfakta harikalar yaratın. 

akyazım gıda için tık tık 

akyazım gıda 

kısa kısa dizi de var gezi notları da; çukur, erzincan hepsi aynı yazıda

12 Aralık 2017 Salı
biraz erzincandan bahsedeyim size; erzincan gitmesi ve gezmesi kolay bir şehir. pegasus da thy de uçuyor. havaalanı miniminnacık bir alan; inince belediye otobüsü ile 5 liraya şehir merkezine yani dörtyol durağına kadar gidebiliyorsunuz. zaten her sokak o dörtyola açıldığından ben kaybolmadan gezdim ki herkes gezebilir demektir bu. 

berenizi atkınızı kış montunuzu giyip gidin: soğuk. istanbuldan gittiyseniz ''orası uzak, otobüse binin'' uyarılarını pek dinlemeyin, yürüyün; bütün şehri olmasa da şehir merkezini yürüyerek gezebilirsiniz ki ben öyle yaptım. 

peynir yiyin, döner yiyin, et yiyin, istanbul benzeri kafe ve restoranları pas geçip daha erzincan erzincan olan yerlerde yiyin, çayınızı kahvenizi için ( başka bişey pek yok da ondan) evet, bir anadolu muhafazakarlığı var elbette ve içkili mekan sadece çağlayan kasabasından yukarı girlevik şelalesine giden yolda 6 tane var; evet, 6 tane. 

girlevik şelalesine en azından 2 saat artı bir yemek zamanı ayırın. sabah kahvaltınızı yaptıktan sonra minibüslerin nereden kalktığını sorun, yürüyün oraya, kurulun minibüse 5 ya da 7 lira -sanırım ben iki minibüsle gittiğim için tam bilemedim rakamı- ödeyerek girlevik şelalesine çıkın. minibüstekiler kasaba meydanında inecekler, panik yapmayın oturun yukarı kadar çıkacak minibüs. şelale restoranı gördünüz hah işte orası son durak; akşam saat 5 e kadar minibüs var yalnız aklınızda olsun sonra kalırsınız kasabada. şimdi şelaleyi görün, sesini dinleyin şelale restoranda da kahvenizi için. size oraların hikayesini anlatsın çalışanlar; pek sevimli bir hikaye değil. daha hes nedir ne değildir pek kimse bilmezken 68 - 70 lerde hes inşaatında çalışan işçilere çay çorba yemek verirken kendi kahvesinde kasabadan ali doğru, gelen giden de yemek isteyince lokantalar açılmış. kısaca bu dediğim gibi o zaman hes nedir ne değildir yapanlar dışında kaç kişi biliyordu acaba türkiyede ve erzincanda?! 

erzincan dümdüz bir şehir; munzur ve ergan dağı ise şehri sarmakta ve günün her saati başka manzaralar ile dağ seviyorsanız sizi hayran bırakmakta. 

düz ve düzenli ve dahası temiz bir şehir. 2 gün şelale, şehir merkezi, kayak tesisleri, bir kaç restoran ve yeme içme keşifleri için yetecek bir şehir erzincan. 

yakınında tunceli ve kars var ilginizi çekerse gidebileceğiniz. benim gibi peynir sevenlerdenseniz kars iyi bir şeçim. 

bir seyahat notları daha bitti. yeni seyahatin nereye olacağını şu anda ben de bilmiyorum; henüz bilet almadım. 

*** 

pek bir şey okumamakla birlikte yeni çıkanlardan haberim var dergileri karıştırıyor ama pek zevk almıyorum dergilerden uzun zamandır o bilinçli kaybeden taraf olan tavırlar, o sürekli mütemadiyen defalarca kendini anlatmalara doyamayan insanların egolarını şişirdikleri sayfalar artık ilgimi çekmiyor; 20 likler özenebilir o zamanlar biz de her basılı yayında yazısı çıkanı yazar sanıyorduk, ne var:)))) elli bin kere aynı şeyi yazan insan tanıyorum ben, yazanı da bizzat tanıyorum ama bişey demiyorum; okumuyorum ha göz gezdiriyorum canım yoksa nasıl eleştiririm. 

*** 

çukur izliyorum; diziyi izleyip eleştirmiyorum zira izlediğim dizi, bunun farkındayım. sabun köpüğü / yarına anımsanmayacak. çukur ise ayrıca eleştirmekten kaçınacağım oyuncular barındırıyor içinde; o yüzden reklamdan sonra 1-2 dakika geriden başlatıp zaman doldurma çabalarını görüyor, sürekli arka planı gösterip anlamadıysanız hani böyle böyle oldu tarzı bizi aptal yerine koymalarının da, oyuncuların aksanının zaman zaman normal türkçe ile oynadıkları karakter arasında gidip gelmesinin de farkındayım ama dediğim gibi bendeki kredisi yüksek arkadaşlarım oynuyor dizide o yüzden gayet keyifli hiç bunlara takılmadan oturup izliyorum  hatta arada twit bile atıyorum: 
yürü be vartolu! diye:))) 

vartolu demişken ya ben muş, dersim ve bitlis gezmedim hala oraları da bir dolaşsam ne güzel olacak. 

*** 

böyle kısa kısa iyi oldu.  e hadi yeni bilet bakayım ben 




bizde michelin rehberi gibi bir rehber çıkmaz!

28 Kasım 2017 Salı

dünden bu yana kafamdan ''bizden mişlen /michelin  rehberi gibi bir rehber çıkmaz'' diye bir cümle geçip duruyor. niye? niye olacak en son incili gastronomi rehberini incelerken hiç sürpriz olmadığını görünce içinde, diğerlerinden bir farkı dahi olmadığını, az çok gazete okuyan birinin mekanların en azından yarısı hakkında zaten vedat milor, mehmet yaşin ve ali rıza kardüz (güngör uras) yazılarıyla vakıf olabileceğini görür de ondan.
 rehberi ben 



 sıradan buldum, demekle yetineyim; üstelik arkalarında karaca ve hürriyet gibi güçlü şirketler varken bu tarz bir toplama metni ben almam mesela. peki neden bizde bilinen, reklamı olan, şefleri ünlü, gazete eklerine konu olmuş, ünlü blogger ve instagram fenomenlerinin reklamını çokça yaptıkları yerlerin dışında bir yer girmiyor bu rehberlere? sorunun yanıtı burada işte. bizde gizli müfettişlik olmuyor / olamıyor.

 incili gastronomi rehberi, köpürtülen / övülen, verilen bütün röportajlarda (müge akgün ayşe arman'a röp. vermişti) ''biz gizli müfettişler ile çalıştık'' gibi bir cümle etmişti ama açın bakın instagramı ve rehber üzerinden dönen  tartışmaları, müfettişlerin neredeyse ayakkabı numaralarına kadar var! hani gizliydi? soru retorik tabii ki, dursun burada. 

biz ''bişey'' olmayı seven bir toplumuz; hiç tanımadığımız insanları tanıyormuş gibi yapmayı, bir kere merhaba dediğimiz insanlar için ''yakın dostum'' demeyi seviyoruz. ortadoğulu olmamızın bir sonucu bu, en azından ben buna bağlıyorum. işte bu yüzden sektörle en alakasız insanlar dahi damak tadıma uydu / uymadı, hoşuma gitti / gitmedi üzerinden ''değerlendirme'' yapıyor instagramda, bloglarda; işletmeler de bu coğrafyanın işletmeleri, yöneticiler de çam kovuğundan çıkmadı, buranın insanları; fotoğraf çeken, not alan insanlar hemen dikkatlerini çekiyor. sonrası malum; 
neden çekiyorsunuz / bloga yazacağım 
neden çekiyorsunuz / instagramda paylaşacağım 
siz kimsiniz? ben handanın_kaleminden 
ve böyle uzayıp giden konuşmalar. kimse gizlenemez bizde. hele bir de böyle bir  rehberde ''müfettiş'' olacak! 

şöyle konuşmalar olası; 
neden çekiyorsunuz / abicim-hanfendi-beyefendi ya kimse bilmesin ama biz gazete mekanların toplandığı bir rehber hazırlıyor. aman ha aramızda ben de sizi beğeniyordum zaten.... 

ooo hoşgeldiniz! 
ve sonrası mutfağa haber uçurmaca, eşe dosta biz rehberde çıkacağız ha diye haber vermece vs vs vs 

herkesin görünür olmak için çabaladığı zamanlardan geçiyoruz; görünür olmak demek yırtmak demek çünkü; para kazanmak demek, mekan kapısından çevrilmemek, magazin haberlerine çıkmak, davetler davetler davetler ve tabii ki davetlerin paraya çevrilmesi. böyle bir döngü; yüzün göründükçe çağrılıyor, çağrıldıkça kapında koli koli hediye ve tanıtımlar, biletler, yılbaşı sepetleri ve yeni davetler.  hiç bir şey olmazsa hesap ödememekten gelen bir artı değer; yiyorsun içiyorsun ama paylaşımının çok insana ulaşacağını bilen işletmeci ve/veya sahibi sen hesap istesen dahi olur mu abicim/ablacım ikramımız olsun, deyip uğurluyor. n'oldu; para vermedin, paylaşım da yaptın; reelde cebine nakit girmedi ama bir sonraki yemeğin parası  da çıkmayacak. tanındın çünkü. 

işte böyle incili gastronomi rehberi de çıktığı zaman pek bir ses getirmedi ama radarlara arda türkmen'in eleştirisi ile girdi. kısaca; arda türkmen mekanı hakkında yazılanları eksik ve hatalı bulmuş; tek tek düzeltmiş. müge akgün ise özrü kabahatinden büyük bir savunma tarzı ile ''asistanlar bilgileri telefonla aldılar / menü de zaten sıkça değişiyor. biz ne zaman yazsak değişecekti zaten '' gibi bir şeyler yazmış yanıt olarak ki hiç tatmin edici değil. ah be müge akgün koskoca hürriyet ve karaca var arkanızda, asistanların telefonla bilgi alması ne demek yahu! gönder asistanı yemeği yesin, mekana baksın, mekana hesabını ödesin, faturayı rehbere kessin, diyesim geldi okuyunca. sonra ben bunu demeyeyim de yazayım dedim. bahsi geçen tartışmayı arda türkmen'in instagram  hesabında okuyabilirsiniz. 

işte böyle, bırakın gizli müfettişi  asistanların telefonla bilgi alması ile kotarılmış bir basılı şey var şu an  kitapçılarda. ne kadar rehber siz karar verin artık. ben fikrimi en başta yazdım. bu yazı çok uzadı. son bir şey yazıp ikinci kahvemi içmeye kaçayım. 

ben hislerimle ilerliyorum; mekanı esnafa ''siz nerede yiyip içiyorsunuz'' diye soruyorum; son zamanlarda kendime pazar turları uydurdum:)) her cumartesi ya da pazar hatta hafta içi istanbulun farklı semtlerinde pazar geziyorum, alışveriş yapıyor semtin lokantasını soruyorum. dışarıda ise daha kolay; nerede en yaşlılar yemek yiyor ona bakıyorum. yanıltmadı daha tonton amcalar beni; ne rodosta ne de granada da. rodosta bugüne kadar yediğim en leziz çizkeki yedim o tonton amcalar sayesinde ve granada da yaptığım bol peynirli sızmalı kızarmış ekmek ve jamonlu kahvaltılarda hiç yanılmadı beni yerel, genç kahvaltı yapıp işe giden insanlar. ah ahhh jamon dedim de yahu jamon olan menüsünde bir yer var mı bildiğiniz, bir yazsanız ne güzel olur. telefonla sormayın ama ha!:)))) 

ayyyyyyy 

seyahat edin, yemek yiyin, aşık olun. 

günaydın 




marinaleda'ya bir daha!

23 Kasım 2017 Perşembe
geçen sene yılbaşı yemeğini marinaleda'da yemiştim. bu sene de aynısını yapmak istiyorum. çünkü o köyü ve endülüs ispanyasını çok sevdim ben. 

ocak ayında marinaleda ve madrid seyahatinden sonra iskeçe, semadirek, makedonya, arnavutluk, bodrum, tekirdağ ve sıkça mudanya olmak üzere 10 u geçen seyahat ile geçmiş 2017. daha aralık var ama bu sene bu sıralar yeni bir seyahat için deliriyorum desem yeri. seyahat virüs gibi bir şey zaten bir kere girdiği zaman bünyeye artık çıkarıp atması zor. zaman zaman kendimi fazla değil 2 yıl sonra istediğin yere istediğin zaman gidebileceksin, diye avutmaya / kandırmaya çalışıyorum ama ıhh olmuyor şimdi gitmek istiyor canım. bana hediye bilet alın, lütfen. 

*** 
bu sıralar aynı anda bir kaç kitap okuyorum yine; biri, 

''aslında'' ercan kesal'ın hepsi olmasa da kimi röportajlarının bir araya getirildiği bir metin. kesal'i tanımak için iyi bir seçim. şu sıralar kesal, çukur adlı dizide idris koçovalı karakterini canlandırıyor. tanıdığın birini dizide izlemek enteresan bir duygu; zaman zaman ercan bey kendi diline dönmeyip,   koçovalı karakterini zaman zaman çok didaktik oynamaktan çıkarabildiği gün çok daha iyi olacak. ancak dizi sinema gibi değil, kesal ve aslında bütün oyuncu dünyası sinemada daha çok hazırlanacak vakti buluyor, dizi ise her hafta bir film uzunluğunda olduğundan çok büyük beklentiye girmemek gerekiyor oyunculuk adına. 
 dizi başarılı mı derseniz; dizi izlemeyen ben izliyorum, daha ne olsun! 

diğer kitaplar  genel olarak son çıkanlar, tarihi romanlar ve yemek / seyahat kitapları. 

*** 

yemekler yemekler yemekler... gezmek yemek ve okumak en sevdiğim şeyler defalarca yazdığım üzere. 2018 de daha çok seyahat daha çok sofra daha çok sevgi istiyorum:) 

günaydın 

kanlıca mantarı nasıl pişirilir? ben nasıl pişirdim?

10 Kasım 2017 Cuma
şiştt toplanın bakayım, bu alırken bişeye benzemeyen pişirince lezzetinden keşke çok alsaydım dedirten kanlıca mantarını nasıl yaptığımı yazacağım. 


mantarlar sırt çantamda eve geldiğimde tok olmama rağmen tadını merak ettiğimden hemen sirkeli suya koydum mantarları. kimse bana mantar yıkanmaz, demesin lütfen;  yıkanır. 

iki kere değiştim suyunu, sonra bir kere de akar suyun altında yıkadım. tavayı ocağa koyup biraz ısıttım o arada bir kaç tane mantarı kurulayıp tavaya koydum. üstlerine deniz tuzu atıp pişirmeye bıraktım. pişirmek dediysem 4-5 dk suyunu salıp çekmeye başladı o süre içinde ve çevirdim mantarları çevirince üstlerine 2 kaşık sızma zeytinyağı gezdirdim. 3-4 dakika da sızma ile çıtırdadılar. kapattım ocağı. bunları sıcak sıcak tabağa aldım yedik. güzeldi. 

diğer yarısını ise bir çok tarifte okuduğum gibi tereyağı ekleyerek biraz da baharat karabiber, ipek pul biber ve ev yapımı pul biber takviyesiyle yine aynı yöntemle, suyunu salıp bırakıncaya kadar sadece tuz sonrasında baharatlar, tereyağı - küçük bir parça- ve en son bir tatlı kaşığı krem peynir koydum tavanın ortasına. hepsi eridi dağıldı, kapattım tavanın altını, üstüne de bir kapak kapattım, dinlendi. az önce soğuk soğuk yedim, olmaz böyle bir lezzet! akşam yediğimiz ılık zeytinyağlıdan çok daha leziz bişey olmuştu tereyağı ve baharat ve de labne peyniri eklemesi ile. işte bu yüzden yazdım bu yazıyı. 

pazara çıkın, kanlıca mantarını satan tezgah varsa biraz sohbet edip  kendisi toplamışsa nereden topladığını kendisi toplamamışsa kimden aldığını bu işi bilip bilmediğini bi öğrenin bakim. sonra da girin mutfağa sızma / tereyağı / baharat / peynir  eşliğinde leziz bir yemek yapın yanına bir de ya soğuk bira ya da bir kadeh beyaz şarap açın. hadi bakim sonra da... ay onu da mı ben söyleyeyim size. 

***