medya, dergiler ve yeni nesil yazarlar

14 Ağustos 2017 Pazartesi
bunu özledim ben 

siz okurken ben bilet alayım 

**** 

ya ben bir şeyler yazacağım kafamda dönüp duruyor da toparlayamıyorum da susturamıyorum da çıt çıt çıt medya, yazar, dergi, köşe yazarı sözcükleri geçiyor aklımdan sıralı sırasız. 

derdim ya da demek istediğim şu; iyi dergi yok okuyacağım. bu kadar; dergileri karıştırıyorum, bakıyorum, hep söylediğim gibi 40 lı yaşlardaki çoğunu tanıdığım yazar tayfası bir bilinçli kaybediş dediğim ruh hali ile yazdıkları egeye özlem, yıldız tilbe çok farklı yeaaa, datçada hayat oh ne rahat (değil) badem bal vs. bir de tabii ki dozunda muhaliflik. fazla değil, gömlek / kravat ya da döpiyes üstündeyken sakin, çıkarınca sen benim ne anarşik ruhlu olduğumu biliyor musun, içelim, gezelim sabah metrobüste ayılırız halleri, çiçeğe böceğe yemeğe en çok basit tahta masaya güzelleme... böyle işte 
bundan başka bir şey yok dergilerde. 

bodrumda evi olan bir arkadaşım ''emekli olunca masan hazır, kahvedeki bodrumlu teyzeleri ve işsiz gazetecileri görünce aklıma sen geliyorsun.'' demişti bana. niye? çünkü tipim öyle gösteriyormuş. hadi oradan! 


yine de bütün bunlara rağmen halen hiç bir iktidarın ( benim aklımın erdiği zamanlardan bu yana) muktedir olamadığı bir mecra medya dünyası; gazetelerdeki durumlardan bahsetmiyorum, dergi ve çevrelerinden bahsediyorum. siz hiç milliyet sanat muadili bir iktidar yazını gördünüz mü 20 senede? ben görmedim ama uzun zamandır milliyet sanat da da okuyacak bir şey bulamıyorum. sağ medyada zaten kendi aralarında künyelerde hep aynı isimlerin farklı bir kaç dergiye yazdıkları yazılar var. ot, kök, kafa, bavul bu tayfa zaten hep birbirinden doğan tayfalar. hepimiz tanıyoruz. 

bütün bunlar aslında ismi lazım değil genç bir yazı yazan insanın bol üç noktalı cezmi ersöz'ün gençlik zamanlarında kaleme aldığı leman yazılarına benzeyen yazılarını acayip öven bir blog yazısı okuyunca geldi aklıma. o bol üç noktalı, alırım başımı giderim temalı, aslında hiç bir yere gidemeyen ve dahi gidemeyecek (8 10 sene sonra bakar yazarım bu buydu ve gidemedi bak burada diye) olan 30 lu yaşlarda olanların memleketteki gelecekte ne olacak  kaygısıyla doğru orantılı gitme isteklerini iştahla kabartan yazıları zıpır bloggerlar bile bıraktı. ama hala para ediyormuş, onu gördüm dün. kitapçı bu kitap çok soruluyor, dedi çünkü. 


unutmuşum; bir de işsiz kalınca dahi gazete haberlerini sıraya koyup araya iki tane de röportaj atıp kitap çıkaranlar da bilumum elele vs. muaidli dergilerde eskilerdne gelen arkadaşlık  ilişkileriyle gayet güzel pr çalışmaları yapıyorlar ki hiçç işsiz gibi değiller; onlar ''kitap'' yazıyor. ne var kitapta; kronolojik sıralama. üstüne bir doz da yorumlama al sana kitap. okundu mu, okundu. instagrama poz verildi mi verildi. 

bir şey daha, son zamanlarda instagramda gezdiğim en keyifli profil gülse birsel'in; bak o da senelerdir kapakta, röportajda, yaptığı işler ile  yazılarla hep gündemde. ne kimse işten atıyor ne bişey niye e çok sarı ok cici bir muhalefet yapıyor da ondan. ayşe arman ile ne kadar benziyorlar birbirlerine bir de profilini gezince göreceksiniz. 


e bu kadar yazdın, sonuç? vallaha sonuç şu benim için; eskileri okuyorum abicim. yenilere yüz vermiyorum ama eşşek gibi her ay dergileri de her sabah gazeteleri de tarıyorum ki böyle huysuz yazılar yazabileyim. huysuzluğu seviyorum çünkü ben.  isim versem daha güzel olur ama bu kadar güzellik yeter. hadi kaçtım ben 





ilişkiler, evlilikler, aldatmalar hepsi birden bir filmde

7 Ağustos 2017 Pazartesi
önce bir film; dün akşam izledim sıcağı sıcağına tavsiye edeyim. 

eh barbunya pilaki yapmışken 


perfetti sconosciuti   bir italyan filmi.  neredeyse tek bir mekanda geçmesine rağmen izlerken hop oturup hop kalktığım kimi zaman el çırpıp kimi zaman da amanın ne olacak şimdi diye merakla beklediğim bir film oldu. özellikle ilk 20 dakikasını evli olanlar çok farklı bir gözle izleyeceklerdir eminim. hadi evlileri sıkıştırmadan şöyle bir soru sorayım; sevgilinizin telefonuna gelen mesajlara göz ucuyla olsun baktığınız ya da o tuvalete gidince (tabii yanında götürmüyorsa telefonunu ) kurcaladığınız oluyor mu? cinsiyetten bağımsız sordum, farkındaysanız. yanıt vermeyeceğinizi de tahmin etmem çok zor değil. 

film bütün maskelerimizi çıkarıp bir bir çarpıyor yüzümüze ne yazık ki biz de yüzsüzce alıp tekrar takıyoruz o maskeleri. filmin türk versiyonunu düşünemiyorum! sanırım oyuncu sayısı ilk başladığı gibi kalmazdı yaşananlar aynı olsaydı. 

filmi izleyin sonra da durup düşünün ne kadar dürüstüz partnerlerimize karşı. 

*** 

yemek tavsiyesi vermeden olur mu? şu sıra tam barbunya zamanı; zeytinyağlı barbunya yapın hem de ince kabuklu pembe domates ile yapın sonra benim gibi 1.5 tabak yiyip devrilin kanepeye:) 

pazara çıkmışken bileklik satan bir çocuk var bizim pazarda; 2 liraya 3 liraya nefis bileklikler satıyor, alın onlardan renk renk takın neşelenin. 

bir de çiçekli elbise her daim yaz akşamlarının kurtarıcısı. benim yine pazardan aldığım 2-3 elbisem var öyle bir iki de yargıcı var yaz geçti bitti işte. yargıcı'nın keten elbiseleri güzel. bir de üsküpten almıştım. 

*** 

kitap derken ben bir kahvaltı yapıp geleyim sonra devam ederim 

yeniler, eskiler hepsi birden istanbul

6 Ağustos 2017 Pazar
eski bir fotoğraf 
devrim erbil sergisinden 
bir gün bir kırmızı istanbul alıp asacağım salonuma 

en yeni keşfim; midyeci ahmet. beşiktaş kalabalığı ile hele bu yaz aylarında gezi rotamdan çıkmış olsa da canım midye isteyince bir akşam internetten biraz araştırma yapıp midyeci ahmet'e ulaştım. önce telefon açtım ama o saatte artık bizim semte servis yokmuş, ertesi gün önce balmumcu yokuşunda küçük bir tezgahta kitap satan abiye uğrayıp, ki tezgahın küçük olduğuna bakmayın hem istediğiniz kitabı bulup getiriyor bir kaç gün sonra hem de içeride depo gibi bir şey var sanırım yemek tarif kitabı deyince ben bir kucak kitap çıktı içeriden!:) bu abi iyi bir sahaf, migros jet mağazasının karşısında sanırım emekli öğretmen çünkü yazar/kitap sohbeti yapabiliyorsunuz, zincir mağazaların demir özlü'yü 5 kere söyleiynce bile anlamayan tezgahtarlarını düşününce... neyse, bu abiden 3 tane roman kaptım birini hediye ettim ikisi bana kaldı; yakın zamanda pek kimselerin bilmediği çok turistik olmayan bir adaya gidip hamakta yatıp kitap okuyup bir kaç gün herkesten ve her şeyden uzaklaşmayı planlıyorum; işte o zamanlar için roman stokluyorum. yok, vallahi yazmayacağım adanın adını yüzbinlerce takipçim yok ama beni takip edenler benim gibi gezenler bu yeri saklıyorum herkesten. çok özel arkadaşların kulağına fısıldayabilirim, tamam. 

ne diyordum, midye diyordum. epeyi bir midye yedikten sonra hatırı sayılır bir sayıda da alıp eve taşıdım. bu kadar yememe rağmen hiç rahatsızlık hissetmedim ki soslu midye epeyi yağlı bir midye, ben artık hep sade yiyorum. yok, kokoreç yemedim yiyeceğimi de sanmıyorum. sakatat yemiyorum. 

istanbulun en keyifsiz zamanları temmuz ağustos hep söylüyorum. köy evimize kaçıyorum genelde hafta sonları; trilyede balık molası verdikten sonra. triyenin en az 15 sene öncesini biliyorum şimdi pek hoşuma gitmiyor doğrusu. eskiden 3 tane balıkçı varken daha sakin ve huzurluydu. şimdi pazar günü mudanyaya kadar trafik var ve sadece istanbul plakaları değil eskişehir de çok çarpıyor gözüme. 

ben spora 
sonra artık sokakta ne varsa bakalım şansıma sinema mı olur başka bir şey mi 


kavgada söylenmez! nur çintay a. kimi kastetti? medyanın en kötüleri

23 Temmuz 2017 Pazar
medya turu  medya turu diyorum instagramda özellikle hafta sonu, sonra hiç bir şey yazmadan kapatıp bilgisayarı sokağa/pazara çıkıyorum; eskiden atışmaları yazar, bundan da büyük bir zevk alır bazan da ben sataşırdım insanlara:) biraz büyüdüm sanırım. ama dün sabah nur çintay aköz'ün yazısını okurken -evet, medya turu dediysem gerçekten medya turu sabah'ı bile okuyorum- gözlerim yuvalarından fırladı! bakın şu cümlelere;

''Ülkenin en ünlü kadın gazetecisinin Instagram'da alenen marka reklamı yapmadığı ender anlarda, dekolteye abandığı Harika Avcı pozlarıyla, abazan erkek takipçilerinin poşete girmelik yorumlarını da yayınlamaktan çekinmediği zamanlardayız.'' nur çintay aköz / sabah gazetesi / 22 temmuz 2017 


ay kavgada söylenmez bu laflar! instagramda reklam yapmıyorum diyor ayşe arman ama bence yapıyor yapmasa niye sabahın köründe hem de fotoğrafçıyla beraber bir spor mağazasına gitsin? karşılaşmıştık o sabah ayşe arman o mağazayı ararken; o gün baktım sayfasına evet girdiği spor ayakkabısı mağazasının fotoğrafları ve övgüsü vardı. da mesela bu değil mesele nur çintay neden şimdi bu kadar saldırgan bir yazı yazdı. ayşe arman her zaman dekolte giydi hep m.emel.er ortadaydı, ''jüri üyeliğini para için kabul ettim.'' diye de yazan alışverişi de dekolteyi de seven biri. aslında eskisi kadar seviş.me temalı yazılar da yazmıyor varsa yoksa bol bol filtreli fotoğraflar, o kadar iri bile değil kendinden bahsedip iriyim  iriyim diye hayıflandığı. instagramda yorum meselesine gelince '' yorumları yayınlamaktan çekinmediği''  tam olarak doğru bir ifade değil, kadın gazeteci üstelik yazılarının reklamını yapıyor; ne yapsın hesabını mı kilitlesin!? tabii ki yoruma açık bir hesap ve cinsel imalı ve içerikli yorumlar ayşe arman'ın suçu değil, olsa olsa memleketin genel sorunu. ha bir de harika avcı meselesi var ki o bu toplara girer mi bilmem ama sanmam ne uğraşacak  nur çintay ile. amaa ayşe arman bugün sessiz kalsa da bu yazının altında kalmaz nur çintay'ı kelime kelime döver bence. zamanında mine kırıkkanat için yazdığı yazıyı anımsayan var mı aranızda? hah işte ondan daha sert bir yazı bekliyorum çünkü nur çintay zayıf bir kalem. ayşe, onu sözcük sözcük cümle cümle döver. 

medya turunun pek tadı yok bu zamanlarda, varsa yoksa alaçatı çeşme bodrum yaz tatil dedikoduları, yahu ''bikinili yakalandı'' tarzı bir dedikodu olabilir mi? olmasın, olmaz. 

bir başka kötü ise  cengiz semercioğlu'nun harun kolçak için yazdığı hadsiz, gereksiz yazıydı. adam öldü; batıda şöyleymiş böyleymiş diye bir de baştan gardını almış güya, twitter verdi dersini sağ olsun. kötü bir kalem semercioğlu; gücün güçlünün yanında. eh bu da kötü bir kalem olması için yeter bir sebep. geçelim. 

esin övet var bir de zayıf ve kötü bir kalem olarak cengiz semercioğlu ile yarışacak; şiddet gören bir mankenin şiddet görünce annesinin evine sığındı, gibi yerini yurdunu belli edecek bir yazı yazmıştı bir zamanlar, twitter'da tepki verince ben engellemişti tabii ki e ne diyecek kadın, ya ben altı üstü dedikodu yazarıyım, ne bekliyorsunuz ki diyemeyeceğine göre. 

medya kötü; ahbap çavuş ilişkisi almış başını gitmiş. kimi köşe yazarları cümlenin sonunu getiremiyor; yazılarını başkalarının yazdığı isimlerden bahsetmişti  medya sektörünün içindeki bir ekşi sözlük yazarı yıllar önce. 

çok uzadı bu yazı, hadi ben semt pazarına gideyim de enginar alayım, bol sızmada pişireyim. 


arnavutluk; tiran, durres ve elbasan notları

3 Temmuz 2017 Pazartesi

üsküpe bir bakış atıp yola çıkalım. 
*** 

öyküler devam edecek, baştan onu söyleyeyim sonra tiran yazısı ile bu seyahat notlarına sanırım ve umarım bir son verip yeni rota için hazırlıklara başlayayım. 

21 temmuz doğum günüm; kendime ne hediye alsam diye düşünüyorum. 

gelelim tiran notlarına; ben üsküp tiran arasını özel araç ile katettim; çın çın kahkahalarım ve bol sohbet ile yaptığımız yolculukta, iki saatte bir sesim soluğum biraz kesilince, muhteşem rehberimiz araba kullanırken hafif arkasına dönüp ''handan hanım, sesiniz çıkmıyor; kahve mi yemek mi?'' diye sorunca kahkahayı basıp ne istiyorsam onu söylüyordum. biraz benim isteklerime göre şekillendi gezi diyebilirim. 
ilk durak durres 


arnavutluk'un sahil kasabası ve liman şehri; karşısı trieste 
ve durres'te bir italyan  esintisi var. pizzalar, italyan restoranlar, kahveler kahveler kahveler... bir de bu minik oyuncakları satan tezgahlar; bizim evde var bir tane bunların meraklısı:) bir fred çakmaktaş kaptım ona. sonra gelsin trileçeler espressolar çifter çifter. 

rehberimiz arnavut olunca hiç düşünmedik ay nerede ne yiyeceğiz nerede ne içeceğiz diye. 

tiran meydan
geç saatte tiran meydana vardık; biraz dans ettik bir festival vardı konser bitmişti ama meydan kalabalıktı. 

akşam yemeğini kruje kasabasında yemiştik çünkü. tiranda konakladık, sabah yine 3 yıldızlı otelimizde nefis kahveler içip yola düştük. elbasan gezdiğimiz kasabalar içinde en sıcak olandı. kendimizi nispeten serin olan kale içine atıp buzlu portakal sularıyla serinledik. küçük bir kasaba elbasan, yok elbasan tava yemedik. o sıcakta yemek hiç cazip gelmedi. 

tiran 

dönüş yolu 
ohrid gölü arkadaki 
makedonya - albania sınırı 

kısa kısa; 
makedonya yalnız gezilebilir. tiran için aynı şeyi diyemeyeceğim; trafik fena, dil faktörü zorlayabilir. ama makendonya süper rahat. her ikisi de çok ekonomik ülkeler. kahve, yemek, otel, rahat rahat konaklayıp çılgın yemekler yiyebilirsiniz. daha önce bahsetmiştim fiyatlardan, tekrara girmeyeyim. 
balkanlarda ben bir gün hariç hep et, börek, trileçe, kuru fasulye yedim. etleri, sütleri çok leziz ve fiyatlar inanılmaz ekonomik. italyan restoranlar da öyle. yani balkanlarda yiyin için gezin anacım. 

hadi günaydın, ben yeni bir rota düşüneyim; nereye gitsem? 


karşılaşmalar, yaz aşkları, kış aşkları, flört kıvılcımları; öyküleri

1 Temmuz 2017 Cumartesi
 kaç  zamandır kısa kısa karşılaşmalar/uçuşan aşklar/yaz aşkları, öyküleri yazmak istiyordu  canım; bazan bir cümle bazan bir kaç gün yaz aşkları ya da kış soğuğunda içinizi ısıtan bir anlık flört kıvılcımlarının havada uçuştuğu zamanlar...  vira bismilah deyip başlayayım. 

*** 

sen de söyleme 

kadın, adamı tam olarak gördüğü zamanı anımsıyor ama adamın onu tam olarak ne zaman gördüğünü kestiremiyordu. konuşmaya başladıklarında sormuştu ama tam bir yanıt alamamıştı; belli ki adam da bu uzun boylu güzel kadını ilk ne zaman gördüğünün çok peşine düşmemişti. görmüştü işte. adam bir an için kadının koluna dokunmuş, onu ertesi gün buz evde yemeğe davet etmişti.  geleceğim, demişti kadın ve kendine güvenli adımlarla (ki sonra adam en çok bunu sevdiğini söylemişti) sıcak kahveden çıkıp soğuk sokağa atmıştı kendini, biraz da sıklaşan soluğunu düzene koymak için. buz evde yemeklerini yemiş, adam anlatmış kadın dinlemişti. günler geçmiş ayrılık vakti gelmişti. kadın da adam da bunun kısa bir kış aşkı olduğunun farkında, duygusallık girdabına girmeden en olası ayrılıklardan birini yaşamak üzere gideceklerini biliyor ama yine de o anda  arada sırada açılıp kapanan dudakları söylesem mi söylemesem mi ikileminde çırpınıp dururken; 

kadın; ''başkasıyla sevişirsen bana söyleme, olur mu?'' dedi birdenbire ve aslında bunu düşündüğünün bile farkında olmadığını söylerken anladı. adamın klasik olması gereken bir yanıt ya da ''söylemem'' gibi bir şey demesini beklerken, 

adam:'' sen de söyleme!...'' dedi. 

*** 

devam edecek 


tavsiyeler tavsiyeler tavsiyeler... restorandan, kozmetik ürününe oradan kahveye

23 Haziran 2017 Cuma
günaydın 

sabah kahvaltı yapın diye tavsiyelere başlayayım, yıllardır aynı şeyleri yazan osman müftüoğlu'ndan ne eksiğim var benim:) deyip. 

makedonya - arnavutluk sınırında bir restoran 
giderken de gelirken de burada yedik, tur ile falan uğrayabileceğiniz bir yer değil, özel araçla giderseniz, su kenarında serin, temiz, düzgün ve kuzu etleri çok leziz, dahası taze soğan ve sarımsak geliyor bir kayık!:))) içki elbette var, salata o anda yapılıyor, ekmekler kızartılmış olarak geliyor. yol üstü en iyilerden. 

gjahtari restoran 

durres / arnavutluk 
denizin  üstünde bir mekan 
sahil şeridi arnavutluk'un 
her yerde ama her yerde iyi kahve var hem de çok iyi kahve 
trileçe de öyle, hafif pamuk gibi tüy gibi bir tatlı 
sabah kahvaltı niyetine 

dm mağazalarında 
balea 
bunca senedir dünya kadar kozmetik kullandım fiyat kalite endeksi bu kadar yüksek ve süper bir ürüne skopje çarşıda rastladım. aslında niyetim sadece güneş korumalı ucuz bir krem almaktı, bu da 3-4 euro bişey ama nasıl memnunum anlatamam. çatık kaşımı bile az biraz düzeltti bir haftada sanki. alman. bizde dm yok, açılsa iyi olur. açılıncaya kadar ilk fırsatta ilk dışarı seyahatimde ne  varsa 40a dair alacağım. ısrarla tavsiye, bu bayram giderseniz, bana da alın:))) 

ohrid lake 
kahvaltı yapın demiştim değil mi yazının başında 
ohrid göl kenarında kahvaltılar leziz, hesaplı 
ben ilk gün klasik ikinci gün omletli falan kahvaltı yaptım, espressoları yuvarladım son gün yav ben börek yemedim burada deyip peynirli burek ile kahvaltı yaptım. hepsi güzeldi. 

akşam eve geldiniz, hava sıcak dışarı kalabalık 
kiraz yıkayın bir kaçta şeftali 
üstlerine bolca buz 
benim viskim 2 parmak viski bir buz 
ama bu sıcaklarda 2 buz atıyorum 
günün yorgunluğu gitti mi
şimdi yeni seyahat için çanta hazırlayıp evi toparlamaya sıra geldi 

iyi bayramlar 

üsküp, ohrid, bitola notları; evet yalnız geziyorum ve evet mızırdanan insanlardan kaçıyorum:))

20 Haziran 2017 Salı
ay ben toparlama bir üsküp, 

kahve zamanı 
hotel de koka 

 ohrid, bitola yazısı yazayım da yeni seyahate yer açılsın:))) 

önce en çok gelen soruyu yanıtlayayım; evet, yalnız çıkıyorum gezilere, hayır sıkılmıyorum. mantıktan süzülmüş gelen hislerimle yolumu, yönümü buluyor, canım ne isterse - şartlar ve ulaşım gibi zorunluluklar dışında- onu yapıyor, dinleniyor, yoruluyor, geri dönüyorum. 

mantıktan süzülmüş his ne? ay ne olacak; 43 yaşındayım ben, insanların gözlerinden geçen gölgeden ne derken ne demek istediklerini anlıyor, ona göre davranış şeklimi belirliyorum. sıkıntı yaşadığım olmuyor mu, elbette oluyor ama hızlıca ve en kesin çözüm ile çözüyor yola devam ediyorum. mesele bitola'da kaldığım otelde gece geç saate kadar alt kattaki bardan gelen gürültü nedeniyle uyuyamayınca, sabah 2 günlük para vermiş olmama rağmen ayrıldım otelden. paramı geri aldım, bir sorun yaratmadılar. 

hızlı karar almak gezilerde önemli bir özelik, oraya mı gideyim buraya mı gideyim diye düşünürken zaman geçirmektense zaten hiç görmediğim yerler hemen birini seçiyorum. bu da bana zaman kazandırıyor. 

hafif çanta ve mızırdanmayan insanlar hayatta da gezide de hafiflik demek. gezide zaman zaman birileri ile aynı rotayı yaparken arkadaşlık etsem de bunlar hiç mızırdanan insanlar olmuyor. mızırdanan insandan kaç! 

şimdi gelelim üsküp, ohrid, bitola notlarına; 

üsküp 

ohrid
 arası minibüs ile 3 saat. gidiş dönüş bilet alırsanız daha ucuz oluyor. ben hep tek yön alıyorum siz bakmayın bana. ohrid'e indiğiniz an minibüsün etrafında oda/tur satmak için bir kaç insan oluyor, boş verin yürüyün aşağı merkeze doğru. göl kenarında soğuk bir şeyler için ( ben öğlen sıcağında gitmiştim de:)) ) dinlenin sonra yer otel her şey zaten eski şehirde, geze geze içinize sinen yeri bulun. ohrid'de kilise çok, en büyüğü sanırım en tepedeki; geze geze yukarı çıkın çok çok fotoğraflık yerler. ohrid incisi ibadullah! her fiyata her yerde ama açıkçası ben tanıdık güvendik olmayınca minik şeylerin dışında böyle değerli olduğundan emin olamadığım  şeylere para harcamıyorum. 

ohrid de iken struga köyüne gittim ben, küçük bi köy yine ohrid gölü kenarında; pazarını gezdim, soğuk biralar içtim, sonra hoop geri dönüp sveti naum'a kara yoluyla gittim. sveti naum göl turları ile de gidebileceğiniz bir yer ama tur teknelerinde çalan müziği duyunca ben (ankaranın bağları çalıyordu ) karadan giderek ne kadar isabetli bir karar verdiğimi anladım. his bu işte! ohrid - struga- sveti naum gezdiniz, şimdi merkezin tadını çıkarın; orada bir dondurma burada bir kahve şurada bir köfte ötekinde balık yiyin, yürüyün yürüyün yürüyün. 

makedonyada da arnavutlukta da çok lezzetli kahveler içeceksiniz, hiç şaşırmayın zira italyan esintisi hep var. 

ohrid -



bitola 
atatürkün lisesinin binası ve meydan 


bitola arası otobüs var ama ne otobüs:))) haa unutmadan terminale giderken aman euro ile bilet alırım ne var ki demeyin, benim gibi 50 euroyu bozduramaz gerisin geri ohrid merkeze döner, denar alırsınız. yanınızda hep denar taşıyın. zaten minicik bir teminal 3 euro falan bilet; biletçi teyzenin burnuna dayamayın 50 euroyu, kasada yok o kadar para sıkmayın teyzeyi. 

bitola minicik bir şehir; sirok caddesinde akıyor hayat ve evet, bütün oteller (merkez caddede olanlar) cafe/bar üstünde. yine ucuz 25 euroya otel var 3 yıldızlısından. atatürkün lisesi müze, gezin, sonra sirok caddesinde açılan bir sokakta yemek yiyip şarap için. bu şehirlerde hiç 10 euro hesap ödemediğimi söylemiştim, değil mi? 3-9 euro arasına deli yemekler yiyip içtim. kilolar mı, yok yok çok almamışım. 

üsküpte iken 3-5 saatinizi matka kanyonu için ayırın. ben belediye otobüsü ile gittim ama çocuk çoktu otobüste; yüzmeye gidiyorlardı kanyona ve deli gibi bağıra çağıra konuşuyorlardı, eh ergenler işte.  taksiyle gitsem daha iyi olacakmış. burası eski bir baraj, yürüyüş yolu yapmışlar baraj / kanyonun üstüne, bitimine de bir otel tabii ki hotel matka. ben oradayken 40 euro idi geceliği şimdi yüksek sezona girmiştir. yemyeşil, serin güzel bir rota matka kanyonu. 

üsküp 
meydan 

hadi ben yeni seyahatler için hazırlanmaya 
varsa sorular yine yanıtlarım 


hotel de koka, skopje / üsküp / makedonya

18 Haziran 2017 Pazar
makedonya arnavutluk sınırı 
ohrid gölü 

*** 
iki ülke, sekiz - on şehir gezdim geldim. üsküp ile başladım, ohrid ve bitola ile devam ettim. sonrasında büyük şans arnavutluk çıktı piyangodan! tiran, elbasan, durres ve daha bir kaç küçük kasaba daha gezdim, hızımı alamayıp son gün kosova'ya gidecektim ama uçağı kaçırırım diye gitmedim. niye, çünkü hepsi birbirine yakın yerler buralar. 

önce üsküpten bahsedeceğim; 1 milyon nüfusu ile küçümen bir başkent skopje; evet, vardar ovasııı vardar ovası, kazanamadım sıla parası, diye mırıldanarak geçtim vardar'ın iki yakasını birleştiren köprülerden. üsküp bir köprü ve heykeller şehri demek ilk izlenim için yeterli olsa da, bir hafta kalınca; matka kanyonundan, tepedeki devasa haç ve makedon evleri köyü, benim gidemediğim roman mahallesi ile aslında gezdikçe kendini açan bir şehir. en başta söyleyeyim; çok ama çok ekonomik üsküp. şöyle anlatayım; ben hiç 10 euro hesap vermedim! ne italyan restoranında şarap makarnada ki meydanda idi restoran ve gayet turistikti buna rağmen 500 denar gibi bi'şey verdim ( 600 denar = 10 euro ) ne de ohrid'de balık yediğimde, hele köfte falan zaten 3 euro, 2,5 euro civarında geziyor. süperdi süper. 

bir diğer insanın gidince içinin açıldığı ohrid; göl kenarı, kahveler, barlar, restoranlar... eski çarşıda türkler, diğer esnaf makedon ve arnavutlar. arnavutlar gayet iyi türkçe konuşuyor, gençler ingilizceyi benden iyi biliyor. dil problemi de yaşamayacağınız bir coğrafya makedonya. arnavutluk için çok bir şey diyemeyeceğim; çünkü özel bir davet ile gittim ben; her şey ayarlanmıştı. 

üsküp'te nerede kalalım handan? 

hotel de koka; üsküp eski çarşıda 3 yıldızlı bir otel. oda & kahvaltı şu sıra 35 euro civarı. temiz, düzgün, kahvaltısı yeterli ve lezzetli, hizmeti iyi bir otel. 

internet sitesi için tık tık

iletişim: + 389 2 311 2200   

siz üsküp ve ohrid için bilet bakarken ben sırt çantamı ve spor ayakkabımı yenileyeyim:) ikisi de eskidi çünkü. 

devam edecek elbette 
daha bitola var, tiran var, elbasan var ooo var daha çok var. 

bu otel tavsiyesi olarak dursun burada. 




kendimi izlememek için kaçıyorum!:)

2 Haziran 2017 Cuma
bu da tv için makyaj yapılmış handan 

 başlıktaki yanıtı sevgili selenay'a verdim; yarışmanın günün sorunca. haftaya yayınlanacak, ben ise makedonya ellerinde bünyeyi köfteye, kuruya, börek çeşitlerine bandırıyor olacağım. 

üsküp, ohrid, bitola diye planladım kabaca; o arada sınır ülkelerden bir arnavutluk ya da yunanda bir kasaba da yapabilirim. yazarınız yıllık izninin bir bölümünü kullanacağından ahahah hep bu kalıbı kullanmak istemiştim. instagram daha iyi geziyi izlemek için. 
en iyi börek nerede, en lezzetli köfte hangi lokantada hepsini bana sorun, haftaya. 

''gitmek'' artık diğer zamanlarda ekonomisi üzerinde çalıştığım bir durum benim için. 
hava değişimi, farklı coğrafyalar / kokular / yemekler / çiçekler / yollar... 
43 yaşındayım ve 50 ye kadar enerjim böyle yüksek iken gezebildiğim kadar sırt çantası ile gezip 50 + da daha lüks gezilere katılıp fazla yorulmadan gezmek istiyorum. 
aklıma düşen yeni yer; sicilya. evet, italyan mafya filmleri izleye izleye:) 

yol kitabı bir roman var çantamda; bir de orhan pamuk'un bir kitabı 9.90 a düşmüş (33 ten) kitaplığıma baktım, yok. eh onu da alayım diyorum. yeter sanırım. 

sabah kafamda tıkır tıkır yazıyordum bir konuyu ama şimdi unuttum yahu! 

kendime notlar; 

ohrid'de korzo pastanesinde dondurma ye 
yine ohridde sveti naum noktasına git ve itaatsizin tanımıyla ''suyun yeryüzündeki en şeffaf hali'' ni gör. 
boğma rakı efsaneymiş! 
tikves şaraplarını tat. lozova rakja, rakı. 

tga za jug, güneye hasret demek ( şarap )

bu bilgiler hep benim  makedonya kökenli sevgili arkadaşım itaatsiz'den, teşekkürler. 

hadi ben çanta hazırlamaya





kelime oyunu; bir yarışmanın handan'ca hali; kimseler yazmadan ben yazayım:)

26 Mayıs 2017 Cuma
neresinden başlayıp nasıl anlatacağım bilmiyorum ama klavye tıkırdamaya başladı. son söyleyeceğimi ilk söyleyeyim; üçüncü oldum. sizinle birlikte izlerken ( henüz ben de izlemedim) çok şey yazıp söyleriz ama ben size öncesini anlatayım. 

kelime hazinem geniştir:) bunu da söyledim daha yarışma başlarken. bunu koyun cebe, sonra istediğiniz kadar gülersiniz. tanışma, makyaj faslından sonra başladık yarışmaya. üçüncü koltuktaydım; sıra bana geldi. gittim işte yukarıda gördüğünüz koltuğa oturdum. kalbim güm güm atıyor; belli etmediğimi söyledi ali ihsan ben sonrasında ama bence kibarlığından; sanıyorum gözüne ışık tutulmuş tavşan gibiydim. birinci soru ikinci soru fakat ben neden ve nasıl koşullandığımı bilmiyorum soruyu görüyorum bilip bilmediğim değil o anda düşündüğüm sadece butona basmak! butona takılmış kafam! ona basıyorum. bir harf al değil mi?! yok, harf falan almadan soru ve ali ihsan beyin konuşmalarıyla ben nasılsa biliyorum, nasıl bildiğimi de anımsamıyorum. sonra o an geldi. 


evet, yukarıdaki gibi beynimin bomboş kaldığı o an. yok, aklıma gelmiyor bi'şey. butona da basmışım; harf alamıyorum ekran bana ben ekrana bakıyorum. BOŞLUK. 

sözcüğü bilemedim; izleyince göreceksiniz nasıl ve  hangi sözcükte takıldığımı. 

yarışma bitti o an bakışımı ben bile gördüm; ben daha soru var falan sanıyordum! yok, bitmiş. 

kamera önünde bir insan değilim tamam ama bu hal nasıl bir haldir anlamadım gitti. topluluk önünde konuşabilen bir insanım; mahkemeye çıkmışlığım, ifade vermişliğim vs. bir sürü konuşma deneyimim var. ama yok arkadaş orada kaldım öyle. son soruyu hiç bilemedim zaten saçmaladım da saçmaladım. 

sonra ali ihsan bey de zaten ''handan hanım çok iyiydi ama yarışmayı bilmiyormuş'' dedi. butona basmadan harf alsam, ''boşboğaz'' sözcüğünün hepsini alacak kredim de zamanım da vardı. olmadı. ne butonmuş arkadaş! esir aldı beni:) 

eğlendim mi, çok eğlendim.kazanabildim mi, yok kazanamadım. 

bir daha yarışırsam daha sakin olurum:) 

ben bir daha yarışmak istiyorum yav! 

ay ay ay en başta da ay ben test çözdüm, kelime hazinem akademisyen düzeyindeymiş bile dedim ya istediğiniz kadar eğlenebilirsiniz bu söylemimle. 

sonra attım kendimi piola'ya; 


türkiye pazarına yeni girmiş bir makarna tattırdı mine hanım bana; makarnayı beğendim. iki de bira yuvarladım. sonra eve gelip bu yazıyı yazdım. 

piola güzel mekan; makarna leziz bira buz gibi; sohbet yemek ve yarışmaydı tabii ki. 

teşekkürler; ali ihsan bey, devrim bey, piola'nın ve bence aslında şehrin en cool işletmecisi gürkan bey, barmen ozan, serviste ersan, ayhan ve uğur ve tabii ki şef ihsan beye, begüm hanıma... ve rakiplerime. 







şef paul da costa greaves ile atölye, rioba çayları, şef masaları ve kitaplar

24 Mayıs 2017 Çarşamba
eski bir fotoğraf ile başlayayım yazıya 
mekan white mill 
cihangir 

*** 

ne yazacaktım ben? ah anımsadım; metro market gastronometro bünyesinde leziz bir tadım / workshop / atölyeye katıldım; önce onu yazacağım. 

damağımızı geliştirmek için ne yapmalıyız, sorusunu sirha'da da şeflere sormuş ve birbirine benzer yanıtları almıştım; elbette ortak yanıt, daha çok tadım. bu anlamda  telefonum çalıp şef paul da costa greaves ile bir atölyeye katılmak ister misiniz, diye davet gelince ilknur hanım, hiç ikiletmeden metro güneşli'ye gittim. 

önce bir havuçlu üzümlü kek, sonrasında erüst tarım'ın mikro filizlerini de kullanarak bir tuzlu tabak hazırladı şef paul da costa, üzümlü keki fazlasıyla beğenen ben tuzlu tabak için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. zira çok birbirine karışmış tatları sevmiyorum; daha soft ve baskın ve  en fazla bir iki malzeme ile yapılan leziz tabaklar her zaman favorim. ama  bu mikro filizlerin mutfak tezgahımda olması ve minicik nane, su teresi vs. elimin altında bahçedeymişim gibi bir çok otun bulunması hoşuma gidecek bir şey. bir ara erüst tarımın internet sayfasını detaylı incelemeliyim. yenilebilir çiçekler benimle eve kadar geldi; evet, dün akşamki vodka bardaklarını süsleyen onlardı. hatta dilimizi elektriklendiren elektrik çiçeğini de bardağa sürdüm. 

tadım  ve atölyeler en sevdiğim şeyler. bunun için uzaklara bile gidebiliyorum istanbulda hiç üşenmeden. metro her zaman olduğu gibi konuksever ve şefler çok yardımcı.  

gastronometro'dayken bir başka tadımını yaptığım şey ise çay oldu. rioba çaylarından ingiliz olanını tattım aslında biraz daha zamanım olsa bir kaç çeşidini daha tadardım ama en favorim olan ingiliz çayını tattım ve oradan ayrıldım. 

rioba çayları instagram sayfası; riboaturkiye 
bi bakın derim. keza gastronometro sayfasını da takibe alın ama aç karnına pek bakmayın. 

kek, kahve, tuzlu tabaktan bir lokma, çay... sonra handan kilo alıyor:) akşama spora marş marş 

*** 

çantamda yeni bir kitap var; namaste / özcan yurdalan. nepal hindistan gezi notları, diyor alt başlık. özcan yurdalan benim uzaktan tanıdığım bir fotoğrafçı / gezgin. bakalım neler yazmış. 

*** 

bahar geldi geçiyor. hala gezmeye nereye gitsem karar veremediğimden bilet almış değilim. bir işaret bekliyorum. 

*** 

şef masaları, kitaplar, geziler, yeni rotalar... hadi ben okumaya tatmaya keşfetmeye 

festivaller bitti, istiklal caddesi de! şef tabakları var bir de

21 Mayıs 2017 Pazar
yok yok kimi bloglarda gördüğüm, biten kozmetik ürünlerimi yazmayacağım. biten festival, biten istiklal, biten kitaplar.. böyle bir yazı dönüp duruyor kafamda dünden bu yana. 

istanbulun her yeri festival oldu bilmem farkında mısınız, ben de çok farkında olduğumdan değil instagram ve twitterda fazlasıyla pr cı takip ettiğimden biliyorum. festivallerin çoğu öbür seneyi göremeden ( cappadox ikiledi büyük şansla ) yok olup gidiyor. niye? e çünkü iki dürüm döner bir dj kabini ile çimlerin üstünde müzik dinlemeye para vermiyor kimse ya da bu sene veren seneye gelmiyor bir daha. ne verdi ki festival sana? hiç. 

en son barışarock benim de gittiğim festival. ki onun da son senesiydi bunu da deklere etmişlerdi. yalnız gelmeme rağmen festival alanında arkadaşlarımla karşılaşmış ve gayet güzel bir gün geçirmiştim. festivalin bir kültürü vardı çünkü; siyaseten birbirine yakın insanlar geliyordu barışarock'a. festival kültürü de böyle bir şey zaten, biraz çadır bolca bira ( tuvalet sorunu olmayan festival iyidir) ve tabii ki müzik müzik müzik. ulaşılabilir fiyatlarda olması gereken bir organizasyon. barışarock için giriş parası vermiş miydim, anımsamıyorum. vermişsem bile öyle  küçük bir meblağmış ki, anımsamıyorum bile. 

şimdi bakıyorum hep sokak yiyecekleri festivali var; niye? e en ucuz onların hammaddeleri de ondan  ve tabii ki bundan dolayı yüksek kar oranına sahipler. uzun süreden beri sakatat yemeyi bırakmış biri olarak artık gitme sebebim yok sokak yiyecekleri festivallerine. tabii ki bir de deli bilet paraları! yahu arkadaşım çimenin üstüne oturup müzik dinleyeceğim, içeri su bile almıyorsun; her şey ücretli biraya para vereceğim suya para vereceğim sonra  bir de bilet parası! festivale mi geliyoruz keriz silkelemeye mi? 

bir de aslında hiç bir şey olup aman da aman filanca sebzenin yatağında tiftilmiş bilmem ne eti, diye bir tabak hayvanın boynundan vs. sosa bulanmış ne olduğunu anlayamadığım tabaklar eksilerek bitsin, istiyorum. tiftilmiş et = hayvanın boyun vs kısmından elde edilen parça olmayacak et  demektir, aklınızı başınıza alın. tiftilmiş ''et'' e dünyanın parasını vermeyin. bir sorun bakim niye karşınıza löp, tike, kuşbaşı vs gibi ne olduğunu belli edecek etin ve hayvanın neresi olduğunu  anlayacağınız tabaklar çıkarmıyor karşınıza, kimi mekanlar. yooo isim verdiremezsiniz bana, marine bile etmeden  çiğ çiğ yer o abiler / ablalar beni:))) 

bu arada boyun eti lezzetlidir. zaten en lezzetli et her zaman kemiğe en yakın kısımdır. bunları biliyorum. bakınız kasap köfte, esasında etlerin üzerinden son kalan kırıntıların kazınmasıyla elde etilen et/kıymadan yapıldığı için çok lezzetlidir. benim yukarıda anlatmak istediğim bu etin çok çok pahalıya satılması ve esasında tiftilmiş denerek ne olduğunun gizlenmesi. boyun, kaburga üstü vs. etler tiftilir ve elbette leziz tabaklar elde edilir. benim yediğim en lezzetli tiftilmiş et lipsi adasında kalkan balığından yapılma meze idi. allahım bu yazıyı yazarken şu an bile o marine edilmiş tiftilmiş kalkan etini anımsadım. süperdi süper ama ne kadardı minik bir tabağı? 4 ya da 5 euro. hadi bakalım şimdi kıyaslayın:) 

istiklal caddesi bitti. ben gitmiyorum, benim arkadaşlarım da gitmiyor; eski taaa kenarda ağaç olan zamanları, vakkonun olduğu zamanları anımsayan son nesiliz biz:) şimdi beni çeken bi'şey kalmadı istiklal caddesinde, bazan bir özlemle gidiyor, yürüyor sonra ne çabuk unutuyorsun handan, al işte böyle beton, ruhsuz bir yer işte. hadi semtine, deyip keşmekeşiyle ünlü semtime dönüyorum. 

kağıthaneyi keşfediyorum demiştim;  trabzon park sık gittiğim lokantalardan; geçen gün zeytinyağlı bir tabak istedim; 12 lira fiyatı ile  fiyat kalite endeksi yüksek bir tabak olarak gözüme girdi, yedim, az birazını arkadaşımla paylaştım ama çok geldi akşama yemek yemedim. mıhlamaları da güzel, ben az yağlı olsun diyorum. siz tereyağına ekmek banarım diyorsanız, hiç az yağlı olsun demeden verin siparişinizi. kağıthane meydanda trabzon park. tuvaletleri temiz. servis düzgün. 

kemal tahir okumaya devam ederken remzi kitabevinin her seferinde başka bir kendi yayınlarını koydukları indirimli kitaplarından aldım. tatil kitabı. öyle kafa yormayacak oku bırak yine gel oku bir kitap olsun diyordum, 7.90 lık fiyatı ile hemen aldırdı kendini sağolsun. henüz bir tek satır okumadığımdan bir şey demeyeyim. 

tatilde nereye mi gideceğim? bilmiyorum. 

girit geçiyor aklımdan, ancak ulaşım meşakkatli. ya marmaris-rodos-girit ya da istanbul atina uçak- atina girit uçak ya da gemi. daha tek ulaşımlı bin in bir yere gitme olasılığım çok daha yüksek. arkadaşlarımın çoğu bu üç günlük tatilde yurt dışında; marakeşte olan da var kosta olan da amsterdam da olan da.. hele bi dönsün millet, bakalım. 

ben üç gündür spor, kahvaltı kendi semtimden çıkmadan alışveriş sonra evde sallan yuvarlan film izle şeklinde  geçiriyorum. dinlendim. spotlight izledim; izlemediyseniz tavsiye ederim. bizim gasteci tayfasına da izletmek gerek. sağlam film. 

başka? vallaha rodos'tan sızma geldi onu tadacağım. yazarım unutmazsam. mutfak enginar, kuzu, kahvaltı ekseninde gidiyor. aynı koltukta oturup kahve kitap medya turu yapıp yandaki kanepede de uyuyorum:))) emekli olsam da bunları yapacağım. mahler dinliyorum, aaa ev yapımı bira var; bir arkadaşım yapıyor  bana da gelirken getiriyor. pek leziz biralar içiyoruz. 

çok uzadı bu yazı. günaydın ahali 





ticarileşen hıdrellez ve daha başka şeyler

6 Mayıs 2017 Cumartesi
hıdrellez ticarileşti diye konuya girsem, oo handan, günaydın, dersiniz biliyorum ve elbette haklısınız. daha istanbulda yaşamıyorken ahırkapıda hıdrellez kutlamış ve ahırkapı roman orkestrasını ilk kez orada dinlemiş ve çok eğlenceli bir gece geçirmiştim. sonra işte tam da o seneden  sonra biletli olunca elimi ayağımı çekmiştim o civardan ama armada otel her daim favorim olmaya devam etmişti. kalmasam bile terasına kahvaltıya gidiyordum. zaten ahırkapı roman orkestrasının sahne aldığı (otoparkta yapılmıştı o ilk müzikli gece) bu biletsiz eğlenceyi armada otel düzenlemiş ya da başka bileşenlerle ortak kotarmışlardı hafızam beni yanılmıyorsa. biz bir tescilli güzel ve gazeteci bir de fotoğrafçı ile sonradan samatyada yerini anımsayamadığım bir asmalı meyhanede meze ve balıkla geceye başlamıştık. sonrası kimsenin kimseye bilet satmadığı ya da bir şey satmaya çalışmadığı gayet güzel bir gece geçirmiştik. gelelim bugüne; dün işten çıkınca esmerim yok dese  de ben önce markete uğrayıp soğuk sandviç için peynir, domates ve biber ve içecek alıp maçka parkına gittim. buluştuk. macroya uğrayan maçka parkında alıyordu soluğu. yaaa herkesin poşeti macro bizimki değil, diye espri bile yaptım yakınımızda birasını yudumlayan gençlere. onlar da başka marketten alışveriş yapamıyoruz, diye espriye espri yolladılar. güzeldi maçka parkı; bir iki saati minicik köpekleri severek çimlerde yayılarak geçirdikten sonra müziğe doğru yürüdük. işte eleştirim tam da bu noktada: niye o kadar arabesk tınıları dinledik biz? neden o kadar arabesk? bir ara caz çalıyordu ne güzel grubun biri, roman mı yoksa roman dilini mi taklit ettiğini anlamadığım sunucu daha oynak bi'şeyler çalmaları için uyardı grubu. işte ondan sonrası kulağım hep arabesk duydu sanki. organizasyon güzeldi ama bu kadar arabesk tınısı fazla geldi bana. güzel olan bilet satılmamasıydı bir ara biletli organizasyonun broşürlerini dağıtan çocuklar dolaştı, nazikçe almayı reddettim ama arzu kibarlığından hayır diyemeyerek, aldı. ben kıra gitmeye / piknik yapmaya para verilmesine karşıyım. yerel yönetimler ne için var allasen?! iki karış çimende oturup dinlenemiyorsam. müziğin arabesk ağırlıklı olmasının dışında bir taşkınlık olmaması, başkanın orada olması vs gibi olumlu yönleri ile yine de şişli belediyesi iyi bir iş çıkardı dün  gece. geçen sene neredeydim anımsamıyorum. eski yazıları silmenin böyle bir eksisi var işte. çok mekan kapandı, çok mekan el değiştirdi benim çoğu yazım sonradan okuyunca hoşuma gitmedi derken sildim gitti.  

armada otel ise hıdrellezi bu sene terasında (bu gece) kutlayacak. instagram sayfalarını takip ederek başka organizasyonlarını da takip edebilirsiniz. 

*** 

şimdi konuyu çok başka bir noktaya taşıyacağım. fotoğraflardan ilk başak fark etti ufak bir estetik operasyon geçirdim; ancak sonuçtan çokta memnun kalmadım. çok ayrıntısına girmek istemiyorum ancak bir iki önerim olacak: birincisi mediest adlı şişli'de mukim attila alp adlı estetik uzmanını ben seçtim, siz seçmeyin. ciddiyim, attila alp iyi bir hekim değil, zaten yaptığı işi kendisi de çok beğenmedi ki paramın bir kısmını iade etti. ben hala hepsini iade etmesi gerektiğini düşünüyorum. ikinci konu hangi estetik uzmanı olursa olsun muayehanede operasyon yapmasına evet demeyin. mutlaka anlaşmalı olduğu iyi bir hastanede op. geçirmek için ısrar edin. olmazsa da yok deyin. çünkü, hastaneye bir ücret ödememek için bu yolu deniyorlar. yani iş hep paraya çıkıyor. son söz; benim burnumda ve göz kapaklarımda ufak bir sorun vardı bunun için müdahale etti doktor ancak siz bir sağlık sorununuz yoksa vücut bütünlüğünüzü bozmayın, bıçak altına yatmayın. ben operasyondan sonra hızla iyileşmek için bir nev i detoks yaptım; sıfır alkol, sıfır sigara ile başladığım bu detoksu dün gece bir tanecik bira ve biraz abur cubur ile deldim yoksa son bir ayı enginar, sızma zeytinyağı, fındık, badem, ceviz  ve bol yeşillik ile geçirerek arındım, iyileştim. 

uzak durulacaklar: mediest ve dr. attila alp. aklınızın bir tarafına yazın.  

*** 

kemal tahir okuyordum. ilk sayfalarda dili biraz kuru gelse de özellikle türkali'nin türkçesinden sonra anlayamasam da tahir'i sonra alıştım ve dahası kimi betimlemelerini çok sevdim. esir şehrin insanları üçlemenin ilk kitabı; diğerlerini de alıp okuyacağım. yorgun savaşçı yine kemal tahir'in; kütüphaneden aldım geldim. bugün hava kapalı ben boğaza inerim diyordum ama görünen o ki kahve/kanepe/kemal tahir daha iyi olacak. güneş yoksa boğaziçinin keyfi de yok benim için. 

*** 

ne uzun oldu bu yazı. günaydın. kitapla, yemekle, seyahat ile ve elbette aşkla yaşayın. 

GÜNÜBİRLİK KARTEPE MAŞUKİYE SAPANCA TURU PROGRAMI

20 Nisan 2017 Perşembe
14 MAYIS ANNELER GÜNÜ 
Kahvaltımızı İzmit Körfezi manzarası eşliğinde tarihi saat kulesinin altında bulunan şelale parkta alıyoruz. Kahvaltımızı yaptıktan sonra  Kartepe’nin eteklerinde bulunan Maşukiye'ye doğru hareket ediyoruz. Maşukiye’ye varmadan Sapanca Gölü kıyısında bulunan Sukay Park ta fotoğraf molası veriyoruz. Bu kısa molamızın ardından doğanın tüm güzelliklerini bir arada yansıtan Maşukiye'de yeşil ile baş başa kalacağımız, temiz hava soluyacağımız, su ve kuş sesini dinleyip keyifli ve huzurlu vakit geçireceğimiz Alabalık tesislerine geçiyoruz. İsteyen misafirlerimiz burada atv turlarına katılabilir, ata binebilir, zippline yapabilir ya da doğa ile baş başa keyifli bir dağ yürüyüşü yapabilirler. Geçirdiğimiz keyifli zamanın ardından öğle yemeğimizi de burada alıyoruz. Öğle yemeğimizin ardından Sapanca da bulunan Sopeli AlabalıkTesislerinde fotoğraf ve çay molası veriyoruz ve programımızı burada sonlandırıyoruz.

Fiyata dahil olarak hizmetler: 

Lüks otobüslerle ulaşım

Sabah Kahvaltısı 

Öğle Yemeği 

Sopeli'de Çay İkramı 

Tur boyunca Kapres Turizm rehberlik hizmeti

KAPRES TURİZM
Yeni Adliye Sarayı karşısı
Ulusoy Plaza Kat: 3 Daire: 46
EDİRNE
T: +90 284 213 20 20
M: +90 530 021 65 17



yemekler, kitaplar, filmler...

14 Nisan 2017 Cuma
bir günde üç film izler mi insan? izler.  

önce la la land; bir aşk filmi. çokça yeşilçam benzeri; hayaller, gerçekler, erkekler, ilişkiler.. verilen kararların hayatın üzerindeki uzun vadedeki etkisi, diye hiç spoiler vermeden izleyin izleyin ama çarpılmayı da beklemeyin, diye ilk filmimizi yazmış olayım. 

sonra biraz değil bir  hayli tür değiştirip, savaş tanrısı / lord of war diye aslında gelişmiş dünyanın aşağılık hallerinin savaş / silah tarafının anlatıldığı   bir film izledik. önce savaş çıkar-yak yık- silah sat= durgun ekonomin canlansın. sonra da çağır birleşmiş milletler binasına barıştır; geçmişini temizle uygar hallerine devam et. budur bu film. 

en son yine hakikaten farklı bir  sinema olsun deyip iran sinemasında karar kıldık.
satıcı. asghar farhadi imzalı bu gerilim yüklü film gecenin son filmiydi ve epeyi de sarstı bizi; herkesin hayatı baktığı yerden yorumlayışının aynı olayın nasıl da ''lann!!'' diye insanın kendinden / gördüklerinden süpheye düşürecek kadar farklı yorumlandığını; tek bir doğru olmayacağını kimi duygusal durumlarda karar vermenin ne kadar zor ve acıtıcı olabileceğini içimizi sıka kanata anlattı bize farhadi. iran sineması bir başka zaten. filmin kodlarını çözmek için biraz o coğrafyayı da tanımak gerekiyor. 


 işte bir günde  izlenecek 3 farklı film.  

*** 
meyve salatasını herkes yapar; benim gibi tembeller de bir kerede soyup hepsini kaseye koyayım da bir  daha kalkmayayım diye içine avuç avuç fındık ve badem de atar hazır salata biraz da tok tutsun diye. sonra dolapta üç meyveli reçel ilişir gözüme tabii ya derim bu gurme reçelden de eklersem bir kaç kaşık, fiyuvvvv! eklerim, nefis bir meyve salatası olur. sonra ya nane yaprakları koysam ben bunun içine deyip başka tatlara yelken açarım. 

enginar enginar enginar; kuzu kaburgalının tarifi instagramda var. kısacık yazayım; hepsi çiğden, tencereye bir kaç kaşık pirinç koyup üstüne kuzu kaburgaları ve enginarları koydum. bolca sızma ve az su ile kısık ateşte 35 dk kadar pişirdim. altını kapatıp  dinlenince biraz daha sızma gezdirdim üzerine. süper oldu süper. kuzu kaburgalar pişmez diye düşünmeyin. kaburganın en ucu minik parçalar, ateşi görünce pişiyorlar zaten:))) 

yine enginar bu sefer çiğ; bol sızma bol limon suyu ile bekler. iç kısmına peynir ve nane ezmesi koy. salata niyetine. 

bir de patatesli kuzu eti; bir kat kuzu kuşbaşı bir kat patates. en üste kuzu kuşbaşı. tuz ekle biber doğra bir iki tane acı, bol tereyağı ve sızma ve kekik ile kısık ateşte pişir. üfff üfff süper! 


*** . 

eh hafta sonu da geldi. yine yemeği, salatayı, kitabı dergiyi sehpaya hazırlayıp dinlenme zamanı
ben demir özlü romanı almaya çıkıyorum. 

iyi tatiller. 

kitaptan filme oradan yemeğe, tavsiyeler tavsiyeler

3 Nisan 2017 Pazartesi

bugünlerde doktor nahit ile esme'nin aşkıyla ya.tı.p kalkıyorum, kitapçıda gezerken gözüme takıldı vedat türkali'nin kayıp romanlar kitabı; aldım, başladım şimdi de bir an önce bitirmek ile az daha uzatayım bu keyfi arasında sallan yuvarlan bir halde; sabah uyanınca kahveyi yapıp yatağa taşıyıp bir kaç sayfa okuyup güne öyle başlıyorum.  iyi romanın tadı bir başka yahu! okurken bir yandan da filme uyarlansa diye düşünüyorum dün geceden beri; doktoru haluk bilginer oynasın, esme'yi bulamadım henüz. 

romanın merkezinde, doktor ile esme aşkı olsa da; komünist parti, istanbul, meyhaneler, mezeler, çiçek pasajı hatta bizim semt bile var. bilinen deyişle çok katmanlı bir roman; nereye kafayı takarsanız oradan ilerlersiniz. öte yandan onlarca sofra ayrıntılı biçimde anlatılıyor kitapta, bu durumda kalkıp leziz bir şey
ler hazırlamak şart oluyor okurken. 

ben ne yaptım peki? bu sezonun favorisi oğlak ve kuzu pirzola alıdım, önce oğlak ile bir tencere kuru fasulye pişirdim! sonra da zaten ateşe gösterince pişen kuzu pirzolaları... hafta sonu bol yemek onlarca sayfa kitap, iyi demlenmiş çay, bolca el altında çerez ve rom ve portakal suyu ile yaptığım nefis kokteyller ile geçti. 

okudum, uyudum, uyandım, dinlendim, spora bakıma gidip geri eve koşup roman okudum... böyle geçti hafta sonu. 


tavsiyeler; sensai bakım 
kayıp romanlar / vedat türkali 
mevsiminde oğlak eti ve enginar 


günaydın, böyle bir pazartesi yazısı olsun bu 
sonra belki devam ederim