GÜNÜBİRLİK KARTEPE MAŞUKİYE SAPANCA TURU PROGRAMI

20 Nisan 2017 Perşembe
14 MAYIS ANNELER GÜNÜ 
Kahvaltımızı İzmit Körfezi manzarası eşliğinde tarihi saat kulesinin altında bulunan şelale parkta alıyoruz. Kahvaltımızı yaptıktan sonra  Kartepe’nin eteklerinde bulunan Maşukiye'ye doğru hareket ediyoruz. Maşukiye’ye varmadan Sapanca Gölü kıyısında bulunan Sukay Park ta fotoğraf molası veriyoruz. Bu kısa molamızın ardından doğanın tüm güzelliklerini bir arada yansıtan Maşukiye'de yeşil ile baş başa kalacağımız, temiz hava soluyacağımız, su ve kuş sesini dinleyip keyifli ve huzurlu vakit geçireceğimiz Alabalık tesislerine geçiyoruz. İsteyen misafirlerimiz burada atv turlarına katılabilir, ata binebilir, zippline yapabilir ya da doğa ile baş başa keyifli bir dağ yürüyüşü yapabilirler. Geçirdiğimiz keyifli zamanın ardından öğle yemeğimizi de burada alıyoruz. Öğle yemeğimizin ardından Sapanca da bulunan Sopeli AlabalıkTesislerinde fotoğraf ve çay molası veriyoruz ve programımızı burada sonlandırıyoruz.

Fiyata dahil olarak hizmetler: 

Lüks otobüslerle ulaşım

Sabah Kahvaltısı 

Öğle Yemeği 

Sopeli'de Çay İkramı 

Tur boyunca Kapres Turizm rehberlik hizmeti

KAPRES TURİZM
Yeni Adliye Sarayı karşısı
Ulusoy Plaza Kat: 3 Daire: 46
EDİRNE
T: +90 284 213 20 20
M: +90 530 021 65 17



yemekler, kitaplar, filmler...

14 Nisan 2017 Cuma
bir günde üç film izler mi insan? izler.  

önce la la land; bir aşk filmi. çokça yeşilçam benzeri; hayaller, gerçekler, erkekler, ilişkiler.. verilen kararların hayatın üzerindeki uzun vadedeki etkisi, diye hiç spoiler vermeden izleyin izleyin ama çarpılmayı da beklemeyin, diye ilk filmimizi yazmış olayım. 

sonra biraz değil bir  hayli tür değiştirip, savaş tanrısı / lord of war diye aslında gelişmiş dünyanın aşağılık hallerinin savaş / silah tarafının anlatıldığı   bir film izledik. önce savaş çıkar-yak yık- silah sat= durgun ekonomin canlansın. sonra da çağır birleşmiş milletler binasına barıştır; geçmişini temizle uygar hallerine devam et. budur bu film. 

en son yine hakikaten farklı bir  sinema olsun deyip iran sinemasında karar kıldık.
satıcı. asghar farhadi imzalı bu gerilim yüklü film gecenin son filmiydi ve epeyi de sarstı bizi; herkesin hayatı baktığı yerden yorumlayışının aynı olayın nasıl da ''lann!!'' diye insanın kendinden / gördüklerinden süpheye düşürecek kadar farklı yorumlandığını; tek bir doğru olmayacağını kimi duygusal durumlarda karar vermenin ne kadar zor ve acıtıcı olabileceğini içimizi sıka kanata anlattı bize farhadi. iran sineması bir başka zaten. filmin kodlarını çözmek için biraz o coğrafyayı da tanımak gerekiyor. 


 işte bir günde  izlenecek 3 farklı film.  

*** 
meyve salatasını herkes yapar; benim gibi tembeller de bir kerede soyup hepsini kaseye koyayım da bir  daha kalkmayayım diye içine avuç avuç fındık ve badem de atar hazır salata biraz da tok tutsun diye. sonra dolapta üç meyveli reçel ilişir gözüme tabii ya derim bu gurme reçelden de eklersem bir kaç kaşık, fiyuvvvv! eklerim, nefis bir meyve salatası olur. sonra ya nane yaprakları koysam ben bunun içine deyip başka tatlara yelken açarım. 

enginar enginar enginar; kuzu kaburgalının tarifi instagramda var. kısacık yazayım; hepsi çiğden, tencereye bir kaç kaşık pirinç koyup üstüne kuzu kaburgaları ve enginarları koydum. bolca sızma ve az su ile kısık ateşte 35 dk kadar pişirdim. altını kapatıp  dinlenince biraz daha sızma gezdirdim üzerine. süper oldu süper. kuzu kaburgalar pişmez diye düşünmeyin. kaburganın en ucu minik parçalar, ateşi görünce pişiyorlar zaten:))) 

yine enginar bu sefer çiğ; bol sızma bol limon suyu ile bekler. iç kısmına peynir ve nane ezmesi koy. salata niyetine. 

bir de patatesli kuzu eti; bir kat kuzu kuşbaşı bir kat patates. en üste kuzu kuşbaşı. tuz ekle biber doğra bir iki tane acı, bol tereyağı ve sızma ve kekik ile kısık ateşte pişir. üfff üfff süper! 


*** . 

eh hafta sonu da geldi. yine yemeği, salatayı, kitabı dergiyi sehpaya hazırlayıp dinlenme zamanı
ben demir özlü romanı almaya çıkıyorum. 

iyi tatiller. 

kitaptan filme oradan yemeğe, tavsiyeler tavsiyeler

3 Nisan 2017 Pazartesi

bugünlerde doktor nahit ile esme'nin aşkıyla ya.tı.p kalkıyorum, kitapçıda gezerken gözüme takıldı vedat türkali'nin kayıp romanlar kitabı; aldım, başladım şimdi de bir an önce bitirmek ile az daha uzatayım bu keyfi arasında sallan yuvarlan bir halde; sabah uyanınca kahveyi yapıp yatağa taşıyıp bir kaç sayfa okuyup güne öyle başlıyorum.  iyi romanın tadı bir başka yahu! okurken bir yandan da filme uyarlansa diye düşünüyorum dün geceden beri; doktoru haluk bilginer oynasın, esme'yi bulamadım henüz. 

romanın merkezinde, doktor ile esme aşkı olsa da; komünist parti, istanbul, meyhaneler, mezeler, çiçek pasajı hatta bizim semt bile var. bilinen deyişle çok katmanlı bir roman; nereye kafayı takarsanız oradan ilerlersiniz. öte yandan onlarca sofra ayrıntılı biçimde anlatılıyor kitapta, bu durumda kalkıp leziz bir şey
ler hazırlamak şart oluyor okurken. 

ben ne yaptım peki? bu sezonun favorisi oğlak ve kuzu pirzola alıdım, önce oğlak ile bir tencere kuru fasulye pişirdim! sonra da zaten ateşe gösterince pişen kuzu pirzolaları... hafta sonu bol yemek onlarca sayfa kitap, iyi demlenmiş çay, bolca el altında çerez ve rom ve portakal suyu ile yaptığım nefis kokteyller ile geçti. 

okudum, uyudum, uyandım, dinlendim, spora bakıma gidip geri eve koşup roman okudum... böyle geçti hafta sonu. 


tavsiyeler; sensai bakım 
kayıp romanlar / vedat türkali 
mevsiminde oğlak eti ve enginar 


günaydın, böyle bir pazartesi yazısı olsun bu 
sonra belki devam ederim 



butik olmasın ama küçük olsun köyde de olmasın şehirde olsun:)

20 Mart 2017 Pazartesi
hem küçük bir otel olsun ( butik değil ) hem dinleneyim hem de otelden sıkılınca ( ki sıkılırım ) gidip gezecek bir sahil şehrinde olsun; anladınız, tatil yapacak yer arıyorum bu sabah. e köydeki eve git. ne bileyim  değişik bir yer olur mu diye bakınıyorum ama dönüp dolaşıp kimseler gelmeden köy evine gideceğim gibi. 

daha butik oteller bu  kadar moda değilken hünnap han'da kalmıştım adatepe köyünde; sonrasında artık o kadar küçük köylerde sıkıldığımı fark edip bir daha gitmedim butik otel & köy konseptine. 

şimdi bahar rotaları bodrum gümüşlük tamam ama araya bir başka rota daha sıkıştırmak istiyorum. istanbulun uzun zamandan beri tadı tuzu yok biliyorsunuz; mekan yazmayı da bıraktım neredeyse! niye mi? e yazdığım ya da benim yazmama gerek yok yeni açılan bir çok mekan seneyi doldurmadan kapandı da ondan. seneyi devirene klasik gözüyle bakmaya başlayacağız, yakındır. bir sürü faktör var kapanmada; ben tüketici tarafından bakarsam bir pizzanın 30 lira olması der konuyu kapatırım. hamuru da et fiyatına satıyor işletmeler. hele içki fiyatları, amanın! bunun yanına servis kalitesinin düşük, ucuz ve lezzetsiz malzemenin çok pahalıya satılmasını, rahatsız miniminnacık mekanlarda dip dibe oturmanın verdiği rahatsızlığı eklerseniz, kapanmaları anlatabilirim. onlara sorarsanız; kiralar, vergiler vs vs vs e iyi de canım işletmem canım işletmeci kardeşim senelerdir bu işi hakkıyla yapanlar kira mı ödemiyor vergi mi kaçırıyor?! elbette yok böyle bir şey, her şey az zamanda çok kazanırım mantığıyla yapılan işlerin şişirme olmasından ileri geliyor. işte butik otellerin kimileri de böyle şişirme. ısınmasında sorun olup ''odanıza elektrikli petek koyduk handan hanım '' diyenleri duydu gördü bu kulaklar bu gözler. nasıl yazayım ben şimdi filan otele gidin ama bak üşürseniz birbirinize sarılın mı diyeyim:))) bak bu çok fena fikir değilmiş ha! 


dışarıda elbette yemek yiyor kahve içiyorum ama bu ara yazmaya hevesim kalmadı, kendimi de tekrar etmek istemiyorum; yoksa geçen gün menülerinde olmadığı halde ben seviyorum diye güveçte karides yapan işletmeyi yazmak istiyorum ama biri gider de siz güveç yapıyormuşsunuz, deyip ister diye de yazamıyorum. 

sabah sabah içimi döktüm. bana tatil gerek, temiz cici güzel bir otel gerek 
hadi iyi haftalar 

haftalık rapor, ayşe arman röportajları, yeni seyahat rotaları

17 Mart 2017 Cuma
erikler yine aldandı yalancı bahara. biz de aldanmıyor muyuz sıkça yalancıktan sevenlere


yağmur çamur puslu hava diye diye cuma geldi nihayet 

her sabah medya turu yapıyorum, biliyorsunuz; son günlerde ayşe arman'da bir düşüş var. ya handan ayşe neredeydi ki nereye düştü diye sevmeyenleri hemen gelir şimdi ama ''derken'' kalıbı ile soru soranları gördü bu gözler o yüzden ayşe a. yine de iyidir. düşüş ne peki? 


teknolojik anneler'den derya ile yaptığı  söyleşi bir uzaktan söyleşi idi bence; ayşe'n nin meşhur pozu yok derya ile, o yüzden uzaktan röp. gibi duruyor. ama buna dair bir ibare yok. ayşe a. bu röpün sözünü taa dijital topuklarda almıştı; eh teknolojik anneler ile röportajın da teknolojinin olanakları ile  yapılmasında hiç mahsur yok bence. iki tarafın da yoğun bir iş yaşamı var neticede,  bir de geçen gün bir instagram paylaşımında regl mevzusunu hastalık gibi gören/izin veren vs bir şirketin reklamını yapmıştı ayşe, öyle yine çok düşünmeden üzerine atladığı bir durum/reklamdı bu da; emre iskeçeli'nin kitabı çıkmış onun reklamıymış.  uzaktan, git gel çok şey yapmak isterken yaşanan durumlar bunlar. daha  önce de yazdım; derya teknolojik anneler'i dişiyle tırnağıyla büyük çaba ile kurdu. uzaktan da olsa yıllardır tanırım derya'yı hatta çocuğu yokken diyeyim de tam olsun. kızı doğdu, derya bebeği ve işi bir arada  yürüttü. daha kapsamlı bir  röportajı hak ediyordu.  ayşe arman instagram sayfasında da reklam  yapıyor sanırım, spor ayakkabı ve başka markalar vs.  işte bunlar hep çok yazı ve çok reklamın getirdiği yorgunluk ve bunun yazıya yansıması bence. 

neyse, iyi kitaplar ve yazılar okuyup medyanın kötü halini temizliyorum aklımdan. 

istikamet bodrum-gümüşlük demiştim, tavsiyeleriniz varsa alırım. 

geçen gün evde yunan gecesi yaptık; lukaniko (sosis) ve yunanistandan taşıdığım bir kaç çeşit peynir, hardal ve içkilerle. pek leziz oldu, esmer de sevdi sosisleri. bi daha gittiğimde daha çok sosis alacağım. 

hafta sonu klasik program; spor, yürüyüş, bebek bar molası,telefon alışverişini sıkıştıracağım bu hatta ya dur bakalım. 


bahar

15 Mart 2017 Çarşamba
istiklalde çılgın  attığımız zamanlar 
sabaha karşı, son mekana doğru gidiyoruz 
sabah yürüyüşe gideceğiz 
gidiyoruz da 
*** 



şimdilerde sabaha kadar eğlenemiyorum artık; uykum geliyor 

***

günaydın ahali 
bu sabah kahvaltıda sızmalı baharatlı mısır ekmeği var. yapan  abla  nefis olmuş handan hanım, diyordu sabah ekmeği bana verirken. 

yeni telefon hala alamadım; ne alacağımı da bilmiyorum. 

yeni kitap, yeni rota, yeni bilet hepsi için güneş açsın bahar gelsin 


bodrum & gümüşlük

11 Mart 2017 Cumartesi
yunanistana gittim mi, gittim. ne kadar sokak ne kadar zararlı yiyecek varsa yedim mi, yedim. sokak sokak kahve kahve bir yunan birası bir alman birası içtim mi, içtim. 

bir insanın seyahatte başına gelebilecek en kötü şey telefonunun yer düşüp kırılması ise daha kötüsü de burada yapamayız atinaya gitmesi gerekiyor denmesidir. tabii ki telefonu atinaya yollamadım, ben döndüm istanbula ama artık telefon astarı yüzünden pahalı bir tamir istediğinden çöpü boyladı mı, boyladı. 

nazara geldim ben, nazara! 

şimdi işin yoksa yeni bir telefon al, bu arada telefonsuzluk öyle garip bir duygu ki; ilk gün belki parçaları birleştirebilirim diye epeyi bir çabaladım, sanki çalıyor da ben duymuyorum ya da bir mucize olur da düzelir diye bekledim yok, olmadı. öyle herkes beni arıyormuş ama ulaşamıyormuş duygusu ile gezdim durdum. tuhaf ve alışması zor bir duygu telefonsuzluk. 

baharı yunan köylerinde batı trakya tarafında karşıladım; kimeri ve sonrasındaki köyleri geze geze keşana kadar geldim. sonrası istanbul. 

bir sonraki rota sanırım 2 ay kadar sonra, sevgili arkadaşım latife ( tekin ) ile bodrum / gümüşlük tarafına olacak; latife yeni kitabı için çalışırken ben çok kalabalık olmadan bir bodrum gezisi ve akademi ziyareti yapacağım. oradan seferler başladıysa elbette bir yunan adası yaparım, kaçırmam. ama esas bodrum, gümüşlük. 



şimdi yol yorgunluğunu atmanın zamanı; spor yapmadım aksine pioladan pizza tatlı ne varsa taşıdım eve; iki gün yemek yapmadan sadece yiyip uyuyacağım:) 

hadi ben kaçtım 

mutsuz kadınlar, semtler, şehirler, karşılaşmalar...

2 Mart 2017 Perşembe
istanbulun 

çanta hazır yola çıkma vakti 
eski bir fotoğraf 
belli ki hava bahar 
yeni keşfettiğim semtlerinden birinde ( kağıthane ) hiç alakasız bir şey alırken ( çorap ) tekstil sektörü üzerinde konuşurken satış elemanları ile, bir kadınla tanıştım; ve kadının gözlerinden aslında mutsuz ve dahası bu mutsuzluğunun onu hasta ettiğini aklımdan geçirirken ben, kadın bana ne kadar, kendi tabiriyle yazıyorum ^^ bu kadar şovenist bir kocam olduğunu çalışmayınca anladım^^ demesiyle hissettiğim doğrulanmış oldu ve ben kadına yaşam koçumun bana söylediği '' sen aslında iyi bir yaşam koçu olabilirsin'' cümlesi aklımdan yine geçerken eşine bütün bunlara bir son vermesi gerektiğini söylemesi, aksi halde ise ^^ yapamayacağı bir şey değil ama yapabileceği bir rest ile karşılık vermesini '' tavsiye ederken buldum
kadın ''beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.'' deyip uzaklaştığında, etrafımda ne kadar çok mutsuz kadın olduğunun bir kere daha farkına vardım. dahası onları kimsenin dinlemediğini. 

kimisi kocasının maddi olanaklarından vazgeçmemek için ölesiye mutsuz olduğu evlilik kurumuna/paraya  daha çok sarılıp her seferinde daha çok alışveriş yaparak adamdan hıncını almaya çalışırken; gözlerindeki mutsuzluğu kapatacak bir bakış olmadığının farkında olmadan, mutsuzluğunu yakınındaki insanları mutsuz ederek atmaya çalıştığının da elbette farkında ama tabii bunu asla dile getirmemekte ve kabul etmemektedir, 

mutsuz insan mutsuz eder. 

*** 
 
mutsuz kadınlar konusuna ara ara devam edeceğim. 

*** 

kağıthaneye işim düşüyor bu sıralar; şehrin en bakımsız, en inşaat, en tozlu başka semtini görünceye kadar ben benim için;

 dıışı yeni içi taşralı semti,  kağıthane.  

tabii ki bu taşralı haline benzer şekilde ne dışarıya satılabilmiş ne de burada mağazaya girebilmiş ürünlerin satıldığı bir outlet cumhuriyeti olması da şaşırtıcı değil. 

*** 
devam edebilir 

yazı özledik (mi)

25 Şubat 2017 Cumartesi
erdek sahili 

bir yaz ne çok zaman geçirmiştim erdek sahilinde 
mantara benzeyen kapıdağ yarımadasını motosikletle dolaşmış, köy köy, balık balık, çay .çay molalar vermiş sonra gece erdek merkezde yorgunluktan devrilip uyumuştum. 10 seneyi buluyor bu anlattıklarım; şimdi gidersem aynı erdek'i bulabileceğimden şüpheliyim. aynı şekilde yine 10-12 sene önce gezdiğim bir hafta kalıp kaş/kalkan/islamlar köyü hattına da bir daha gitmediğim gibi. site dolmuş diyorlar dağ taş. kalsın aklımda öyle eskisi gibi. şimdi mudanyanın bir köyünde  olan bahçe evimiz işte o bozulan yerlerin eski hali gibi, bodrumun 30 sene öncesi gibi işte. sabah köy kahvesinde türk kahvemizi içip yürüyüş yaparken herkesle selamlaştığım hala çay bahçesi olan ve evet çay bahçesinde bira servisi olan bir köyde evimiz. sahil köyü özleyince oraya gidiyorum. baharı güzel olur. bu ara bir mudanya bileti almalı.

kim bilir neye şaşırıyorum
ayvalık burası 

hala murathan mungan'dan harita metod defteri, okuyorum. ben tanımıyordum bu kadar mungan'ı bu kitabı okumadan önce; evet mardin evet avukat baba ama annesine dair ayrıntıları bilmiyordum; enteresan bir hayatı olmuş mungan'ın ve evet yine ben haklıyım; ilginç bir hayatınız yoksa sanatçı / yazar olamazsınız. memurdan yazar olur mu hiç? olmaz:)) 

mardin, yemekler, kuru patlıcan dolması, külümçe denilen ekmek, tandır, acur bunlar bana hiç yabancı olmayan tatlar çünkü bizim evimizde dolma hemen hemen haftada bir pişer ve evet yine kaburga dolması senede en az iki defa! tabii ki 3 günlük bir süreci bulabiliyor kaburga dolması ya da hadi hızlıca iki gün. bir ara annemin tariflerini kayıt altına almalıyım. 

yağmur yağacakmış bugün; başlamadan çıksam bir kahvaltı yapsam ama nerede? 
bir de yeni kitap alsam 
sokakta dolaşsam biraz 

haftaya bir yunanistan seyahati düşünüyorum. özledim yahu! serez ve drama geçiyor aklımdan; drama iki saat dolaştığım ama serez hiç görmediğim bir şehir. tabii ki onlardan sonra dedeağaç ama bu kez köyde kalacağım. 

yazı özledim diye başladım bu yazı çıktı elimden 
günaydın ahali 


haftalık rapor

19 Şubat 2017 Pazar

yine yeniden 

yeni bi'şeylerin peşinde geçti bir hafta daha. bu yeni şeyden sonra bahsedeceğim. dursun burada. 

*** 
iyi gelenler; 

yazı özledik mi? 
* spor yapmak; 20 dakika yürüdükten sonra bir 20 dakika daha yürürseniz bütün sıkıntılarınız uçuyor, kafanız netleşiyor, ıslık çala çala güne devam ediyorsunuz. 

* mandalina aromalı sabun; bodrumdan geldi, duş jeli gibi kullandım; mandalina kokmak güzel:) 

* murathan mungan; harita metod defteri, uzun süredir kitaplıkta bekliyordu beni; her kitabın zamanı vardır, diyenlerdenim; zamanı geldi açtım '' tatlar, renkler, kokular '' ve '' mardin dolması '' bölümlerini peş peşe okudum; bir yaz mevsiminde gittiğim mardin, midyat, estel geldi aklıma. şehir, yemek, kitap, kahve.. hepsi ve dahası bir kitapta. 

* bebek bar; bir kahve ya da içki ne içerseniz veyahut ne yerseniz belli bir standardın üzerinde olacağına emin olabileceğiniz istanbulun klasikleri dediğim mekanlardan. ben barı seviyorum yalnız gidince; gerçi esmeri de sürüklediğim var barına ama sonra yine balkona çıkıp bebek koyuna karşı yudumlamıştık içkilerimizi. yalnız olunca ama bar  vazgeçilmez. içeriden aynadan bebek koyunu izlemek, içkimi yudumlamak, dergi gazete karıştırmak bebek bar'da hoşuma giden şeyler. 

* taps; taa atiye sokaktaki taps'i anımsıyorum. şimdi bebek'te; uzun yıllardır bebekte; bütün kalabalığı arkanızda bırakıp üst katta manzaraya hakim bira içer, nefis atıştırmalıklardan yer, güzel vakit geçirirsiniz. 

yeniliklerle dolu olsun yaşamınız 

hadi bakalım önce spora oradan pazara oradan da kanepeye:) 

günaydın 



işletmeler sıkıntıyı nasıl aşacak? bir haftada 3 kitap; hepsi bir yazıda

12 Şubat 2017 Pazar
eski bir fotoğraf 

bir haftada birbirinden bu kadar farklı üç kitap okunabilirdi ancak; biri aslı erdoğan'ın bir kez daha kitabı, diğeri şarık tara anlatıyor, öteki ilhan eksen'in kebabistanbul. bir sebebi var mı? yok elbette; sadece ilkini bir nişantaşı alışverişinde kitabevinde görüp aldım.
 şarık tara'nın yakın türkiye tarihi diyebileceğim kitabını, envai kahve'de otururken kitaplıkta görüp okumaya başladım, elimden bırakamayınca eve götürüp götüremeyeceğimi sordum, elbette götürebilirsiniz, dediler attım çantama, dün gece bitirdim, yarın götürüp kitaplığa geri koyacağım. envai kahve için iki satır yazmak isterim; iş yerime çok yakın bir kahveci; saatlerce oturup çayınızı kahvenizi içebileceğiniz, mütevazı küçük bir kahve. fiyatlar makul, müzik iyi. envai mutfakta da salata ve günün yemekleri çıkıyor; kahve kısmına da servis yapılıyor e daha ne olsun. 

şarık tara'nın nehir söyleşi ya da biyoğrafi diyebileceğim kitabını çiğdem tüzün, hazırlamış. onu da yazmadan geçmeyeyim; emeğe saygı. 


gayrettepe bence istanbulun en bilinmeyen ama en yaşanılır semtlerinden biri, bilinmeyen derken kendimden bahsediyorum; burada çalışmaya başlamadan önce bilmiyordum ben gayrettepe'yi. az ama öz lokantası olan bir semt; hüsrev var, piola var, bir iki pasajda tuhafiye var hala yün ve düğme alabileceğiniz sonra pasajlarda esnaf lokantaları var. az ama öz bir semt biraz gizli nişantaşı gibi. butik nişantaşı, diyelim. 

aslı erdoğan ise benim artık tarih olan radikal gazetesinden tanıdığım sonra kitaplarını okuduğum özel bir yazar. eski radikal'den bize kalanlar, dersem çok doğru olur. kimler geldi kimler geçti radikal gazetesinden; eski hali epeyi iyiydi. artık yeni hali de yok ya neyse. 

ilhan eksen'in rakı mezeleri vardı bir zaman kitaplığımda ama sanırım bir ara taşınırken sahafa sattığım kitaplar arasında elimden çıkardım, tariflerin çoğunu bildiğimden yani çok bilinen tarifler olduğundan elimden çıkarmış olmalıyım. kebabistanbul ise istanbul yeme içme kültürünün kebaba evrilmesini anlatan, biraz kebap tarihinden bahseden, mutfağı kebap üzerine olan bir kaç işletmecinin görüşlerine de yer vermiş bir kaç saatte okunacak bir kitap. tabii ki kalkıp koşa koşa bir kebapçıya gidilip kebap siparişi verebilir insan, okuduktan sonra. 

hava soğuk, eve gelip sıcak bir şeyler yapmanın en kolay yolu, kısık ateşte et / tavuk pişirmek tabii bu soğukta canım bol acılı baharatlı şeyler de istiyor; eti ki genelde kuzu kaburga oluyor bu, kısık ateşe koyuyorum, o pişerken sarımsak, patates, zencefil, bir iki havuç ne varsa dolapta doğrayıp üstüne ekliyorum bir yarım saat daha pişirip altını kapatıyorum bol karabiber az biraz sızma zeytinyağı ve tereyağı ekliyorum tabii son yarım saatte. mis gibi bir tencere yemek oluyor. bazan tavuk yapıyorum aynı şekilde ve geçen akşam üstüne bir avuç erişte attım tavukların bir de cevizli ezme gözüme takıldı hoop ondan da bir kaşık. nefisti nefis. 

iletişim üzerine bir iki satır yazmak istiyorum. eğer biriyle randevunuzu son anda siz iptal etmişseniz, yenisi için siz aramalısınız karşı tarafı; doğrusu budur. ama tam bunu yazarken bir dize geçiyor aklımdan; 

'' ah, kimsenin vakti yok 
durup ince şeyleri anlamaya'' gülten akın / ilkyaz 

işte şiir böyle bir şey; iki dizede anlatıyor paragraflarca anlatacağımı. 

bir de ben vatsap denen naneden gerçekten nefret ediyorum! hele hele o mavi tıkı görünmez yapanlardan! ki çoğunu engelliyorum! iletişim iki taraflıdır, ergenler gibi yok görmedim, yok okumadım tavrı bende gerçekten o kişi ile iletişimimi kesmeye kadar götürecek bir rahatsızlık yaratıyor. yazarak anlaşmak kimi durumlarda gerekli olabiliyor ama lütfen yazdığımızı okuduğunuzu bilelim, mühim mevzularda açıp konuşalım bıt bıt yazmaya çabalamayalım, kişi müsait değilse de sonra iletişim kuralım. bir de çok hızlı yazabilenlerin sen yanıtı verene değin 55 cümle yazıp bir de paniklemesi yok mu, iyi misin orada mısın, diye. deliriyorum. iletişimi kesiyorum. 

şehir tatsız. işletmeler dışarı çıkın diye medyadan vs. çağrı yapıyor da e tamam biz çıkalım da siz ne yapacaksınız, hep bizden bekliyorsunuz dediğim zaman da e yapacaklar - mış- yanıtı alıyorum; yahu siz değil misiniz dünden kalan kuru ekmeği kızartıp karşıma koyan ( mekanın adını yazmayacağım, işletmeciyi arayıp durumu anlattım, ben yokken böyle sorunlar olabiliyor, deyince hiç uzatmadım, gelin telafi edelim, tekliflerine de ''hayır'' deyip, bir daha gitmedim) sonra da bir ahtapot bacağı bir de tek rakıya 55 lira hesap alan! ayıp yahu ayıp kuru ekmeği servis ettiniz! neyse, bir daha gitmedim, kendimce cezalandırdım mekanı. 

aa italya ispanya istanbul bir tabakta, gecesini unutmadan yazayım; beyoğlu üzerine artık tekrar etmeyeceğim yazdıklarımı ve düşündüklerimi; son kalan şarküterilerden kuru et ve lakerda alıp jamon ve şarap ile bir sofra kurduk; şarküteriler sıkıntıda; kaç kişi kaldı allasen tarama bilen ve yiyen? ah güzel istanbul, deyip 40 lı yaşlarda eskiye özlem duyanların arasına katılmış olmama üzüleyim mi sevineyim mi bilemeyip bu yazıyı burada noktalayıp kahvaltı hazırlayayım. 

günaydın 






köpekbalıklarının dengesi / caterina bonvicini - kitap üzerine iki satır

24 Ocak 2017 Salı
bir kitabı sadece indirimde 4.90 diye alırsın; sonra altını çize çize okursun. 

köpekbalıklarının dengesi tam da yukarıda yazdığım cümleyi yaşattı bana; cilt bakımı randevuma dakikalar kala remzi kitabevi'nin önünden geçerken 4.90 lık kitabı gördüm; çok düşünmedim; sadece madem bu kadar indirim yapmışlar benim de desteklemem gerekir, deyip aldım kitabı. kitaptan bir kaç cümle paylaşacağım şimdi sizinle ve eminim ki siz de gidip alacaksınız bu kitabı; henüz bitmedi, bitince yazarım belki yine bir kaç satır. 

'' sıradan bir cümle daima tehditkardır.'' sayfa 34 

''ben galiba aşık oldum. merdivenleri çıkarken kendi kendime gülümsediğimi fark ettim. güzelleştim hatta, dalgın bir şekilde yürüyorum, insanlar dönüp bana bakıyor. istemeden bir tür cinsellik yayıyorum; mutluluğun cinselliği bu, biliyorum. '' sayfa 25

işte bir birlikteliğin varken neden başka insanların etrafında pervane olduklarının açıklayıcı cümlesi, son iki cümlede. yalnızken kimse dönüp bakmazken biri ile birlikte ve elbette mutluysan etrafına yaydığın elektrik biraz cin.se.llik biraz mutluluk biraz dişi.l.ik oluyor bu da hayran bakışları getiriyor; çünkü o sırada cildin parlak ve gergin yürüyüşün rahat ve alımlı oluyor. 

''fotoğraflar ne kadar yapmacıksa yeni evliler onları bir o kadar gerçekçi buluyor.'' sayfa 39 

iyi okumalar 
kitaplığınızı yeni kitaplarla doldurun! 
damağınızı yeni tatlarla, şaşırtın. 
gözünüzü yeni görüntülerle mutlu edip, 
bedeninizi spor ile şımartın. 


mecidiyeköy pazarı, seyahat notları, fıccın ve dahası ortaya karışık bir yazı

23 Ocak 2017 Pazartesi
mecidiyeköy pazarına bayılıyorum! hiç uzağa gitmeye gerek kalmadan hemen hemen her uğradığımda nefis bir elbise  


 kaptığım bir giysi tezgahı, her şeyden az az almamı diğer pazarcılar gibi asık suratla değil gayet güler yüz ile ve en iyilerini seçerek hazırlayan 2 ayrı sebze tezgahı ile gayet rahat ettiğim bir pazar; tabii ki bu hemen olmadı. 

hafta sonu yine sensai ile seyahat süresince epeyi yorulan ve yıpranan cildimi kendine getirdik önce. bir kaç gün içinde bütün sorunlar geçer dedi sensai uzmanı hatta elleri sihirli uzman da diyebilirim kendisi için. sensai ürünlerinden almak isterseniz; istikamet, beymen zorlu. 

zaman zaman seyahat notlarıma bakıyorum; lizbon terminali çok güvenli bir yer değil, diye yazmışım. saat satan adamlar var. bir iki defa yaklaşıp avucunun içine sakladığı saati gösterip svoç gibi bi'şey söylüyor ama alanı görmedik biz otobüs beklerken julian ile. ancak en enteresanı elindeki bir avuç bozuk euroyu gösterip 1 eurosunun eksik kaldığını bilet için, söyleyen abiydi. onun epeyi esprisini yaptık, abi nereye gideceksin de 1 euro eksik?:)) 

bir de avrupa şehirleri çiş kokuyor diyorlar ya, doğru. çünkü küçük şehirler dışında -mesela cordoba terminalinde ücretsiz- tuvalet paralı; 50 cent. e evsiz insanların 50 centi tuvalete verecek halleri yok; dahası en çok evsizin bulunduğu yerler terminaller. ve tuvaletlerde çalışanlar o şehrin en alt tabakasındaki insanlar; hal böyle olunca bozuk paranız yoksa rica bile etseniz tuvaleti açmıyorlar. şehirler de kokuyor işte. olay budur. 


lizbonda bir diğer dikkat edeceğiniz şey hostele giriş saatiniz; benim kaldığım hiç bir hostel bugüne kadar otel gibi saat uygulaması yapmamıştı, sabahın erken saatinde girdiğim lizbondaki hostel ise sabahtan öğlene kadar olan saatleri 1 gün saymış! epeyi sinirlendim bu duruma ve onlara da hatırı sayılır şekilde bunu belli ettim. lizbon bakımsız bir avrupa şehri; gitmeseniz bir şey kaybetmezsiniz. bir sevilla bir granada çok daha güzel ve insancıl; lizbondan. 

sevilla mandalin ağaçları ile özellikle siesta saatinde kimseler yokken sokakta gezmenizi tavsiye edeceğim bir şehir; gezin; acıktıkça jamon yiyip bira / şampanya için. hostel gayet güzeldi evet biraz bakımsızdı belki ama rahattık. lizbondaki gibi kahvaltının bulaşıklarını biz yıkamıyorduk:) 

aaa julian'a marinaleda'yı anlattığımda '' sen bir film  görmüş olabilir misin?'' demesini yazmalıyım, ben de yok truman show değil, gerçekti marinaleda, dedim. 

ay hostel tiplemelerini yazacaktım ben; 

bak şimdi her hostelde en az bir tane hijyenden falan bihaber yere belenen bir kadın vardır. ben onunla granada da karşılaştım:) önce gecenin bir vakti koymuş poposunu valizinin üstüne öyle hani yeni tanıştığın insanlarla boş boş ettiğin sohbetlerden birini ediyor, çekik gözlü bir kız ile. saat 12 handan uyuyacak; önce bu odada kalıp kalmadığını sordum, ıhh bizim odamızda kalıyormuş sonra ışığı söndürdüm ki yani artık bu boş sohbete boş ver uyu, demek için. sevmiyorum ben sadece ortak noktanın orada uyumak olduğu bir başkası ile boş boş sohbeti. bir de sürekli yemek pişiren tipler var ki onları hiç anlamıyorum; gezmeye mi geldin yemek pişirmeye mi / ne zaman gezeceksin? hadi sabah bir kahveyi anlıyorum, o da her yer geç açıldığı için sonra zaten her hostelin yakınında mutlaka bir ekonomik market oluyor, içki alıp içmek için siesta vaktinde ideal o arada internet vs dinlenme olayını da aradan çıkarıyorsun da sürekli yemek yapmak nedir arkadaş! 

hah o belenen  tipten başka bir de sürekli birlikte gezelim diyenler çıkabiliyor ki ben birine artık kırıcı olmak pahasına yalnız gezmek istiyorum, çok teşekkür ederim şimdiye kadar ki arkadaşlığın için demek zorunda kaldım. kimseyi sıkmayın hostelde rica ederim ya isteseydi biri ile çıkardı kişi gezmeye.  

işte böyle, biraz istanbul biraz seyahat notları yazayım dedim sabah sabah. en rahat şehir her anlamda barselona; senede 45 milyon turist ağırladıkları için hosteli en pahalı ( 30 euro gecelik kişi başı ) ama en temizi, sabah kahvesi olan ve sabah geldiniz diye iki günlük parayı almayı aklından bile geçirmeyen barselona:) ve sevilla sevdim sizi. granada istanbul gibi sultanahmet eminönü karışımı, marinaleda bir ütopya, malaga döner bira deyince aklıma gelecek şehir, lizbonu almıyorum sıralamaya ve tabii 2 saat kaldığım buna rağmen kahvesini sevdiğim madrid ve tren istasyonuna bayıldığım. 

sonra thy ile ilk kez uçtum ben; şarapları fındıkları gayet güzeldi.  pegasus ile bir yerden bir yere gidiyorsun; thy ile uçtuğunu hissediyorsun. 

geldiğimden beri özlediğim istanbul mekanlarına gidiyorum; nevizadede aldım soluğu geçen akşam, sonra sabah fıccın oldu istikamet bir tulen çorba ve sonra leyla hanımın yönlendirmesi ile patatesli velibah ile bünyeyi toparladım. fıccın hep çok iyi. 

ay çok uzun oldu bu yazı; günaydın 

kıyı balık tarabya

19 Ocak 2017 Perşembe


ispanya / portekiz yazılarına ara verip bir istanbul yazısı yazayım; kıyı balık benim aklımda olan bir yerdi uzun zamandır; dün akşam gittik. 

gitmeden 2 km. yürüyüp biraz da ağırlık çalıştım; hem acıktım hem de istediğim kadar yiyebilirim artık, diye kendi kendime mırıldandım. 

daha giderken lakerda sayıklıyordum; lakerda, ahtapot salata, karides ve tarama gibi klasik mezeleri söyledik, hepsi birbirinden taze ve lezzetli idi.


uzun zamandır istanbulda lezzetli karides yiyemiyoruz, ah nerede marinaleda da yediğim lezzetli karidesler... karidesler gayet güzel zeytinyağlı geldi zaten mekanların suçu yok lezzette artık sanırım ben normal tattaki karidesleri beğenmiyorum. çok daha lezzetlilerini yiyince beyin diyor ki bu normal:) 

neyse, gelelim kıyı'ya; kıyı temiz, düzgün bir işletme; servis aksamıyor, beyaz masa örtüleri iç açıyor, salata yeni yapılmış; otlar domatesler gayet diri. inceden bir müzik var ama sohbetinizi engellemiyor. 

balık olarak ben yine barbun tavada karar kılınca arkadaşım da bana uydu; barbunlar gayet kıtır kızartılmıştı. 

mezeleri, servisi, lezzeti ile kıyı balık gidilecek güzel mekanlardan biri istanbulda; tarabya biraz uzak olsa da... 


rezervasyon yaptırmadan gitmeyin. biz tatlı yemedik; yazık yaptığımız spora, dedik. 

işte böyle, uzun zamandır istanbulda mekan yazmamıştım. bu ara hep balıkçıya giderim ama bir ara yine bir istanbul klasiğine gideceğiz. et üzerine ama bu klasik. gidince yazarım. 

hadi bakalım, günaydın. 

marinaleda

16 Ocak 2017 Pazartesi
başkan
 Juan Manuel  Gordillo

seyahat üstüne seyahat yapınca eskisini yazmak hem zor oluyor hem de anılar karışıyor. 

barselonayı sevillayı granadayı yazamadan bir mudanya / bursa seyahati yapınca aklımdan geçti yukarıdaki cümle. 

uzak avrupa gezisine daha uzun diye çıkıp 20 günde neden döndüğüme gelince; avrupanın birbirine benzemesi, benim yorulmam ve sıkılmam en büyük etkenler. tabii ki kış mevsimi ve aslında döndüğüm günden bu yana ne kadar doğru bir karar verdiğimi - ki bunu da çok bilinçli vermediğimden - şansa bağlıyorum:) 

marinaledayı anlatacağım ben asıl; barselonada 4 sevilla ve granada da 2 şer gün geçirdikten sonra sevgili jülyet ile vedalaşıp önce malaga oradan estepa şehrine oradan da ver elini marinaleda. 

estepa küçücük bir kasaba ama benim gördüğüm 3 hosteli var yol üzerinde, ben birine girdim yer yokmuş eh zaten marinaleda için taksi soracaktım, 13 km estepa / marinaleda arası; 13 euro. hostelden yardımcı oldular bir amca gelip beni aldı hoop marinaleda o arada taksiyi beklerken  diğer hostelin geceliğinin 20 euro olduğunu, biranın yanında kocaman bir kase zeytin ikram ettiklerini -yedim hepsini- ekmeklerinin yine çok leziz olduğunu test ettim. taksici amca ile köye gittik; en büyük lokantasına bırakmasını istedim beni, orada da kalacak oda aradığımı söyleyince aradılar ve evinde oda kiralayan adam geldi. bu tip durumlarda siz önceden ayarlayın, facebook üzerinden oda kiralayanı var ya da gündüz gidin köy kahvesinde veyahut lokantada talebinizi söyleyin mutlaka arıyorlar odasını kiraya verenleri. biz önce iyi anlaştık ama adam sonra kahve vs. yaparsam elektrik için artı bir para ödemem gerektiğini falan söyleyince canım sıkıldı bir de kağıt havluyla elimi kurulamamam gerektiğini söyleyip ıslak ve pis mutfak havlusunu gösterince evden ayrılmaya karar verdim! hiç uzatmadan bu söylemlerinden mutsuz olduğumu iki gecelik parasını ödeyip ayrılacağımı söylediğimde çantamı alıp aşağıya inmiştim bile. anlaşırken her şeyi konuşun; ben adamın adını unuttum ama siz giderseniz adamın küçük bir kızı ve köpeği var oradan tanırsınız, ayrıntılı konuşun sonra canınız sıkılmasın. 



kiraladığım diğer odada gayet rahat ettim, o evde de iki büyük köpek var eğer korkuyorsanız köpeklerden, başka ev bakın. 

marinaledanın en büyük eksiği hostel / otel olmaması; bunu yılbaşı yemeğinde başkana da söyledim; o da insanların evlerinin odalarını kiraya verdiğini söyledi ben de uzatmadım böyle böyle sorunlar yaşanıyor diye. mesela ilk kaldığım evde sürekli tütsü yanıyordu ki ben sevmem öyle sürekli evde dandik dundik kokular olsun. 

bu ufak sorundan başka köyde bir başka ufak sorun marketin nazlanarak kredi kartını ödemede kabul etmesi; fiyatlar zaten çok uygun ve komisyon ödemek istemiyorlar; haklılar. ama ben de oraya az nakit ile gittiğimden olası bir aksi duruma karşı kredi kartı kullanmayı tercih ettim. 

gelelim köye; okuyup gittiğim için zaten köyün bir komün köyü olduğunu ve bu zamana değin geçirdiği aşamaları biliyordum. ki biz bu köyün sohbetini 5 sene önce yapmıştık bir arkadaşım ile ve ben ilk ispanya seyahatimde yazmıştım kafama gidileceklerin arasına.

köyde yaşlıların kahvesi en erken açılan kahve; internet bağlantısı da var. erken kalkan handan'ın ideal mekanı; bir kahve bolca haber, çevrede bağıra çağıra oyun oynayan amcalar sonra bir yürüyüş köyün içine ya da yan köylere bir gezi sonra hoop bira saati:) 

italya / yunanistan / ispanya ve portekiz; istisnasız ortak noktaları; çok iyi bira, leziz mezeler. 
en leziz kurabiyelerin olduğu yer 

yan köydeki spor salonu 
köyde oda kiraları 8 - 10 euro arası en azından bu mevsimde, yüksek sezonda biraz artabileceğini düşünüyorum; ki aslında şunu yazmadan geçmeyeyim; ispanya için mart nisan mayıs çok ideal yaz mevsimi hem çok sıcak hem de çok kalabalık olacağından pek tercih edilmemeli eğer niyet gezi ise yok ben güneşleneceğim gece de partileyeceğim derseniz o başka. 

marinaleda için ilk elden söyleyeceklerim; güvenli bir köy. insanlar size yardımcı oluyor dil bilmeseniz de. biraz internet biraz google translate eh günü geçiriyorsunuz. size komik bir şey anlatayım; benimle sohbet etmek isteyen biri ile köy kahvesinde anlaşamayınca bir türlü gülümseyip gitti adamcağız; ertesi gün bir baktım gülümseyerek aynı adam yaklaşıyor, gitmiş ingilizce bilen kuzenini alıp gelmiş:)  

köy kahvesinde tapaslar 50 cent! evet elli sent. her  sabah tahtaya yazılıyor mutfakta olanlar, bitince tahta da kalkıyor. ne sosisler yedim! 

bu arada bütün ispanya ve portekizde en leziz bademli tereyağlı kurabiyeleri de marinaledada yediğimi yazayım da gidince siz de yiyin: horno el cedazo 
kırmızı tabelalı bir yer burası; belediye binasına giderken, sabahları nefis kahve kokuları sokağa taşıyor zaten fark etmemeniz olası değil. köyden ayrılmadan tadına bakmadan sadece bademli diye çantama attığım kurabiyeleri sonra yerken daha çok almadığıma pişman oldum. 

yine köyde bir teyzenin adı olmayan lokantasında 2 ve 2.5 euroya bebek kalamar ve normal kalamar yiyordum ki! aman aman aman! o ne lezzet özellikle beybi olan. en pahalı da buydu ha:) 

köy; okumak dinlenmek için uzun yürüyüşler için çok ideal. hem avrupada, yanınız kasaba hem  de bir o kadar uzak; tam ütopya. her ne kadar köyden olsun sonrasında sohbet ettiğim sevillada yaşayanlardan olsun farklı eleştiriler duysam da dünyanın şu haline bakınca çok çok iyi bir şeyi başardıklarını yazmazsam eksik olur. eleştiriler çok doğal olarak eğitim sisteminin ispanyol eğitim sistemi ile aynı olduğu noktasında sadece 2 ek ders varmış sanırım köye dair olanların anlatıldığı. eh bir de her zamanki eleştiriler sosyalizme dair. geçelim. 

ben granada / malaga / estepa yolunu kullandım. siz sevilla üzerinden de gidebilirsiniz. araştırıp bakın. 

yılbaşı yemeğinde köydeydim; fiyatı ile ( 5 euro ) insanların neşeleri ve davranışları ile unutamayacağım gecelerin arasında kendine yer buldu bile. ah jamon ne güzel bir yiyeceksin sen öyle. istanbulda jamon satan market var mı, bilmiyorum. 

marinaleda klasik gezilerden, birbirine benzeyen katedral, ortaçağ avrupası ve yaşamı üzerine sıkıldığınız noktada başka bir dünya mümkün sloganı ile yola çıkan insanların arasına ışınlanabileceğiniz, dünyaya dair inancınızı pekiştirip yeniden hayatı / dünyayı sevebileceğiniz deli yemekler yiyip nefis içkiler içeceğiniz bir yer. gidin görün kalın. 

iyi bir hafta diliyorum herkese 
euro bu kadar artmışken bir süre iç turizmde gezsem iyi olacak. bodrum ve cunda ilk sırada; kış mevsiminde daha güzel olur buralar. yaza kadar euroları biriktirip yine yunana kaçarım ben ama 

bir süre yunan hariç avrupaya ara vereceğim. birbirine benzetecek kadar gezmek iyi değil ve zevk vermiyor bir süre sonra. 

belki norveç isveç bir tur atarım, dur bakalım. 

bu hafta istanbulun bir başka balıkçısına gideceğiz. gidince yazarım. bu havalarda balık kaçmaz. 

günaydın