haftaya barselona

13 Aralık 2016 Salı
hadi gidiyorum, dediğin andan itibaren epeyi bir iş hallediyor, hatırı sayılır bir zaman geçiriyor ve en son çantanı... 

yine bodoslama daldın handan, soluklan anlat bakim 

şimdi benim kafamın bir tarafında hep ''gitmek'' vardı; yıllardır vardı, bugün değil; sonra bir cuma öğleden sonra üç buçuk gibi bi delirdim ben! niye delirdim? bir çok şeyin bir araya  gelmesinden, bodruma uçacağım uçamıyorum, elimdeki işler bitmiyor, istanbuldan her şeyden ve herkesten sıkıldım, yola çıkmak istiyorum... vs. vb. işte o an 15.30 da delirdiğim an; 

tamam, dedim. bu kadar, işe mola, istanbula mola, her şeye ve az sayıdaki insan dışında herkese mola! 

sonrası; işte ilk cümledeki işler işler işler... kısa bir süre de olsa gidilecek süre, vedalaşmalar; en başta elbette bursa, sonrası banka işlerini hallet, otomatik ödemeler için yeterli bir bakiye yatır hesaba vs pasaport harcını yatır ( bugün ) en hafif çantayı hazırla... gibi yapılacaklar yapılacaklar yapılacaklar. 

ve nihayet yılbaşı hediyesi olarak sevgili kardeşim barselona biletimi aldı:))) teşekkürler bir kez de buradan. portekizden de başlayabilirdim bu geziye eğer bileti barselonadan üç kat pahalı olmasaydı.  barselonadan sonra şekillenecek turun gidişatı; sevilla, granada, madrid ve daha bir kaç küçük kasaba var metin'in ( yeğin ) bana ''gitmelisin'' dediği. 

ve tabii hepimizin yaşadığı bir evi olduğu gibi benim de bir evim var; evi paylaştığım güzeller güzeli bir de kardeşim; şimdi onu da bırakıp giderken; güzeller güzeli kardeşim bütün evi çekip çevirecek; ona da buradan bütün desteği için çok teşekkürler. 

bütün bilet işlerimi halleden canan, çok teşekkürler. 

bu gezide bir çok destekçim var; en başta elbette annem; sonra sevgili b. planı duyunca kalk kalk kalk ben de destek oluyorum sana, deyip bayramda harçlık verir gibi cebime harçlık koydu ya:))) teşekkürler sevgili b.; b,  sen benim büyük kızımsın, diyor bana. 

taaa izmirlerden destek veren arkadaşım, teşekkürler. 

memo beni  mudanyaya bırakmakla kalmayıp, sağlık sigortamı da yolluyor şimdi. sağlık destekçim de o oldu. buradan ona da teşekkür. 

tabii en büyük destekçilerimden biri bana güvenli gezmem için çanta hediye eden ve hep yanımda olan/olacak a; kahramanımsın! teşekkürler. 

ve elbette sevgili arkadaşım metin, ispanyada da yaşamış bir gezgin olarak her daim telefonun öbür ucundan desteğini eksik etmeyen arkadaşım; onun tecrübesi ve kolaylaştırıcılığı bu gezide yolumu çok açacak. teşekkürler metin. 

işte böyle; bir mola istanbula ve rutin hayatıma; haftaya barselona 
instagram adresimi bliyorsunuz, merak edenler oradan takip edebilir, buraya hangi sıklıkta yazı atabilirim, bilmiyorum. 

ispanya, fransa, almanya ve sonrası yavaş yavaş türkiyeye yaklaşma en sonunda mayıs ayında yunanistanda olmayı planlıyorum. bakalım. 

biraz önce son kahvemi doldururken fincana, sabah rutinlerimi özleyeceğimi fark ettim. tam da istediğim bu rutinden çıkmak olsa da, sabah duş / kahve / medya turu en sevdiğim saatleri ydi günün. bir süre haber ve medyadan uzak tutacağım kendimi. bir kahve ya da bir sangria ile saatlerce insanları izlemeyi düşünüyorum. 



hadi ben kaçtım 


istanbulda ne var ne yok?

2 Aralık 2016 Cuma
evden çıkamıyorum çıkınca da giremiyorum. 

sabah rutinimi bozmadım; kalk/kahve demle/gazeteleri oku/spora git/kahvaltı yap. buraya kadar normal, sonrası? işte sonrası eve dönüp yapılması gerekenleri yapınca tamam ama sokakta olunca mesela dünkü gibi önce kuruçeşme sonra bebek oradan geri beşiktaş, akaretler derken kendimi nişantaşında bulmam ve orada socrates bistro'da kısa bir molanın ardından blush atiye'de nefis bir şarap molası... ben yazarken cümle bitmedi, yürüyüp eve geldiğimde de aklımdakiler bitmemişti:) 

istanbuldan haberler; 

bir ay kadar oldu sanırım toi istanbul kuruçeşmeye taşındı; kuruçeşme benim boğaziçi hattımda sevdiğim noktalardan biridir. toi istanbula da uğradım elbette, şef ismet saz beye işinin gücünün arasında  bana zaman ayrıdığı ve  demlediği nefis çay için bir kez de buradan teşekkür edeyim. instagramdan takip nereye kadar, deyip toi istanbula en kısa zamanda uzun uzun yemek yemeğe gitmeyi yazdım aklıma. ha bir de haber toi yurt dışına açılıyor.  

kuruçeşme bebek derken bebek bar elbette duraklarımdan biri. bir soluklanma da orada. klasikler iyidir. 

yeme içme sektörü elbette memleketin hal ve gidişatından etkileniyor, ancak benim anladığım şefler ve mekan sahipleri direnebildikleri kadar direnecekler. eh yakında yılbaşı hareketlenmesi bekleniyor, ona göre hazırlıklar yapılıyor. macrocenter bile yılbaşı kurabiyelerini koymuş tezgaha. 


iyi bir dergi okuruyum ben; socrates dergi de haberdar olduğum dergilerden biri, futboldan anlamasam da dergiyi biliyorum ara ara da fitbul adlı bir başka futbol dergisinin özellikle gafkolik sayfasını bayıla bayıla okuyorum. işte o socrates dergi ekibi can öz ile ortak bir bistro açmış; ben de gazetelerden okumuştum. dün hadi akaretlere kadar gelmişken şu yokuşu tırmanayım zaten spora da gitmedim bugün diye çıktım o yokuşu ve fırın sokaktaki socrates bistroyu buldum. iki katlı, sokak arasında minik bir mekan; giriş katında servis barı olarak kullanılan mekanın küçüklüğünden bar sandalyesi olmayan bir bara üst katta da masa ve kitaplığa sahip, semt bistrosu olmaya aday yeni 1 aylık bir mekan. alt kat kapı açıldıkça bir soğuk oluyor ama üst kat sıcak, kitap karıştırıp zaman geçirilebilecek teşvikiyede oturuyorsanız tercih edebileceğiniz bir yer. benim için uzak mesela kahve vs en yakın bana gayrettepe, aslında gayrettepede de minik bir bar bistro açılsa ne güzel olur. 

sonra istikamet atiye sokak. ben atiye sokakta sadece taps ve sokağın eskilerinden salomanje olan zamanları anımsıyorum ki çok eski değil o zamandan bu zamana ne çok değişti atiye sokak! ben uzun bir süre takip etmeyi bırakmıştım. şimdi blush atiye ile tekrar gidebilirim. bahçesi çok güzel blush atiyenin; leziz şaraplar içip yemek yemek için ideal bir yer. yeni bir soluk  getirmelerini bekliyorum ben blush işletmecisi muhittin bey ve ekibinin atiye sokağa. iyi yemek iyi şarap iyi işletme olunca böyle düşünmemem için bir engel kalmıyor. 

 bir istanbul turunun daha sonuna geldiğimde eve dönüp alacağım hediyeleri kafamda evirip çevirmeye önce italyaya mı gitsem ispanyaya mı diye düşünmeye çalışırken uyuyakalmışım. 

günaydın.  

sirha istanbul 2016 ve tavsiyeler tavsiyeler tavsiyeler...

27 Kasım 2016 Pazar
önce bir duyuru; sevgili adaşım blogunda bir yılbaşı çekilişi yapıyor. 
ilgilenenler;

http://gooogoook.blogspot.com.tr/2016/11/yeni-yl-cekilisi.html
adresine tık tık


bir diğer duyuru; 

yılbaşı geliyor; ben büyükadaya gideyim, orada minik, temiz, güzel, şirin ve elbette hesaplı bir otelde kalayım diyenleri de rota eylül oteline alayım. 

bu da rota eylül butik otelin hesabı; 

http://www.rotaeylul.com/ 

5 odalı gayet güzel minik şirin bir otel. gürültüden uzak, fiyatlar oldukça makul; rezervasyon ve bilgi için; tık tık


*** 

şimdi sirha izlenimlerine geçebilirim. 

sirha istanbul, caz festivalinden sonra en sevdiğim etkinliklerden; kitap fuarına bile gitmiyorum ben artık eski heyecan ile; niye? e zaten takip ettiğim kitaplara fuar dışında da olsa ulaşıyor ve artık yazar söyleşileri de o kadar ilgi çekici olmuyor benim için; gençler gitsin artık, sirha derken kitap fuarı için düşüncelerimi de sıkıştırdım araya. 

kısa ve net bir giriş yapayım; sirha istanbul bu sene katılımcı firma açısından daralmıştı. isimlerini yazmayacağım elbette firmaların ama geçen sene olan bir çok katılımcı bu sene yoktu. sürpriz olarak bodrum ticaret odası vardı ve onların standında nefis bodrum mandalinalı dondurma yerken, ticaret odası başkanı ile bodrum üzerine uzun uzun sohbet ettik. kış aylarında bir bodrum yolu göründü bana. bodrum mandalinasından gazoz, lokum, mandalina yağı gibi bir çok ürün ile tanıştım. özellikle dondurmaya bayıldım. 

yine bu sene zeytinyağı katılımcılarına havrano eklenmişti. sızmalarını ve sirkelerini deneyimledim. havrano tesisleri tamamlanınca bir tur da oraya:) 

montedia her zamanki gibi sızmaları ve zeytin ürünleri ile fuardaydı. benim lezzetini ve kalitesini beğendiğim bir markadır monteida; dün kahvaltıda siyah zeytinlerini tattım; nefisti. 

fuar alanında elbette en çok zaman geçirdiğim stand, ilhan koçulu beyin kars kaşarı tadımı yaptırdığı standı idi; kantin'den ekşi mayalı ekmeklerin arasına o anda çeşit çeşit peynirlerden yaptığım soğuk sandviçlerin tadına doyum olmadı:) zaten un da kars'tan geliyor. yine kars peynirlerini tadarken prof. dr. mitat şahin ile coğrafi işaretleme üzerine sohbet ettik uzun uzun. bir de kars'a gitsem ben ne güzel olacak! 

sirha lyon'a da gitmek istiyorum ben! osman serim bey ile basın toplantısından sonra sohbet ettiğimde lyon ve konaklama için anahtar bilgilerin sahibi olmuştum. bir de lyon bileti lütfen:) 

yemekler, tadımlar, metro standında nefes almadan çalışan şefler; ah bir de yemek, döner ve diğer sıcak ürünler başka bir salona alınsa... zaman zaman tadım yapılan ürünün kokusunu bastırıyordu döner kokusu. döner severim hem de çok severim ama fuarda başka bir salonda olmasını tercih ederdim doğrusu. 

sektöre dair çok bilgilendirici, damağımı geliştirmeye yönelik sorularıma yanıt bulduğum, bir çok yeni üründen tattığım bir fuar benim için sirha. 

hayfene her zamanki gibi çeşit çeşit baharatları ile sabah ilk uğrayıp bir çaylarını içtiğim ve tembel handan için ''ya bir makarna baharatı yapsanız hani sadece haşlanmış makarnaya serpince işte böyle süper leziz ve af.ro.d.izyak bir makarnaya dönüşse'' önerimi ise gülümseyerek dinledi elbette sevgili ahmet; kebap baharatı çantamda, bizimkilerle bir mangal partisinde deneyeceğiz. 

caffe molinari bu sene tanıştığım bir kahve markası oldu; nefis espressolar yuvarladım:) 

devam edecek 


piola'dan bebek bara oradan dijital topuklar 2016'ya

2 Kasım 2016 Çarşamba
istanbulda ne var ne yok? 




fotoğrafı yaşam koçum çekti
mekan; fıccın 


sezon açıldı hem de hızla açıldı; önce cihangirin en yenisi hazine'ye davet etti aliye hanım; bir öğle içkisi için. benim bildiğim en eski leyla vardı o binada ve ben hala leylayı sevdiğim gibi bir barı sevmedim:) deniz türkali bir mekan daha açsa ne güzel olur. gelelim hazine izlenimlerine; eski büyük bar kalkmış ortada olan ve ikiye bölünmüş hazine; bir kış bahçesi gibi dışarısı hem sigaranızı içebiliyor hem de içkinizi yudumlayabiliyorsunuz ki bu iyi bir şey. bana çılgın bir kahvaltıdan sonra gittiğim için vodka & portakal yetti ama aliye hanım turşularının kıtır kıtır ve güzel olduğunu söyledi. yemek ya da atıştırmalık bir şey seçmedik; aç olsak belki... içerideki kapalı kısımda müzik oluyormuş, biz erken bir saatte gittiğimizden müzik için belki başka zaman. cihangir, müdavimi ve müşteri kitlesi ile zor bir semt. yolu açık olsun hazine ekibinin. ilk zamanlar elbette alışma sürecidir semte, müşterinin neyi nasıl içtiğine ve daha bir çok şeye. atıştırmalıkların çeşidinin arttırılması talebimizi, işletme müdürü ilk defa gelen bir talep olduğunu söylemekle birlikte değerlendireceklerini söylemesi, müşteriyle birlikte gelişmeye açık olduklarının göstergesi; ve bu iyi bir özellik. mesela neden bir keçi peyniri kızartması olmasın menüde, deyip hazineye bol kazançlı uzun yıllar diliyorum. 

** 

dünya kadar sitede gezi, ilişkiler ve siyaset yazdım; ekşi sözlükte bunlardan biri. şimdilerde benim dizüstü edebiyata rakip olacak kanepe & divan  edebiyatı adını verdiğim kendi yaşamından kesitler anlatan kitaplar çıkaran bir çok arkadaş ekşi sözlük yazarı. 

günaydın 

bir de evlilik ve çocuk yazıları yazmaya başlayıp bunu da işe dönüştüren arkadaşlarım var ki derya bunlardan biri; tanıştığımızda evliydi sonra çoluk çocuğa karıştı; uzaktan da olsa izliyor ve çok ayrıntılı okumasam da çocuk ve blogu büyük çabayla yan yana götürdüğünü görüyordum. 

yine tuba var mesela kendini pragmatist olarak tanımlayan benim sevgili makarnacı arkadaşım; hedef kitlesi çocuklarına sebzeli makarna yedirmeye ant içmiş anneler olduğundan pek görüşemiyor olsak da  uzaktan onu da izliyor ve takipçisinin arttığını hatta bir ara serdar kuzuloğlu'nu yakalayıp makarnalarından mutlaka göndermek istediğini dile getirme talep ve çabasını takdirle izlediğim bir arkadaşım. 

laf serdar kuzuoğlu'na gelmişken o da ikiz babası; ve dijital topuklar 2016 moderatörlerinden biriydi. serdar kuzuloğlu tek başına da çıksa ayrılan süreyi dolduracak konuşmayı yapacak birikime sahip; boşuna internet ekipler amiri demiyorlar:) 

dijital topuklar 2016 gelecek vadeden bir oluşum. 

bütün oturumlara katılamadım ama serdar kuzuoğlu'nun çocuklarını anlattığını, terapi defterinin çok sakin bir insan olduğunu, avukat katılımcının bir ara sevgilisinin sakalından bahsettiğini ve bir türlü esas olarak neden orada olduğunu anlatmasına sıra gelmediğini  diğer bir izmirden gelen katılımcının tam olarak sorununun ne olduğunu bir türlü anlatamadan yine sürelerinin bittiğini gözlemledim. en çok konuşan serdar kuzuloğlu oldu. 

son oturum ayşe arman moderatörlüğündeydi; ayşe arman vücut diliyle tam bir adanalı; alan / sahne hakimiyetini kurmak için epeyi çalışıyor; sahnede yürümek, yırtmacının olduğu taraftan fotoğraf vermek için yer değiştirirken bunu da yüksek sesle söyleyip dikkatleri sahnede toplamak; özgür bolat'ın kaslarından söz açmak gibi son oturum olmasının ve salonun ciddi manada ısındığı, insanların yorulduğu bir ana gelmesinin dezavantajını avantaja çevirmek için elinden gelenin fazlasını yapan bir ayşe arman vardı sahnede; ali koç, derya ve özgür bolat da ellerinden geldiğince çocuklu annelerin dertlerine derman olmaya çalıştılar ama bir oturumda çözülecek bir şey değil bu elbette. kolaylıklar diliyorum bütün anne ve babalara. ben soru cevapta kaçtım artık:) 

gelelim büyük bir teşekkürü hak eden bir kuruluş olan the marmara taksim oteline; bütün gün ikramları sorunsuz tıkır tıkır yürüttüler, öğle yemeği esnasında kimse fazla sırada beklemesin diye şefler / müdürler ellerinden geleni yaparak insanları ve kendi çalışanlarını doğru yönlendirerek 500+ kişiyi sorunsuz ağırladılar. teşekkürler the marmara taksim ekibi. istanbulun klasikleri her zaman iyidir. 


aaa bak unutmadan geçen gün  bir parti organizasyonu şirketinin davetine katıldım; farklı konseptlerle parti organizasyonu yapan im organizasyon mekan olarak meksika mutfağı sunan ranchero'yu seçmişti; leziz margaritalar içerek bu genç girişimcileri kutladık. evimde parti vereyim, konsepti şu olsun ama ben hiç yorulmayayım derseniz; im organizasyon ile iletişime geçin. 

ay çok uzun oldu, ben bir espresso içmeye kaçayım ve son iki senedir bebek bar ile birlikte en kaliteli ürün ve  taze meyve suları /meyvelerle en lezzetli içkileri hazırlayan piola deyip bir teşekkür de buradan edeyim onlara. pizzaları da hatta benim gibi burgerci olmayan birine beğendirebildikleri hamburgerleri ile ve günün  her saati kahve ve leziz içkileri ile piola şehrin bence en iyilerinden biri. tabii ki bebek bar bir klasik ve favorim ama her daim bebek'e inemiyorum, piola iyi piola:)) 

kaçtım ben 

fıccın, sensai; yemekten bakıma şehrin haz noktalarına bir bakış

24 Ekim 2016 Pazartesi
şehri istanbulu sabah erken saatlerde gezmek kadar keyiflisi yok. istiklal caddesine vardığımda saat 10 civarıydı; kuaför randevum saat 10 da olsa da çok hızlı olmayan adımlarla sokağı arşınlayıp, tazecik simitlerden bir kaç tane alıp kuaförümün ehil ellerine teslim ettim çok çok saçlarımı. sonuç; kızıl parlak saçlar nefis bir manikür ve bakım sonrası ışıldayan handan! 

sabah simit ve türk kahvesi yiyip içmiştim ama yine acıkmıştım ve istikamet elbette fıccın

sokaktaki masaya kurulduğumda, sevgili bilge'nin güler yüzü ve enerjisiyle sohbetinden zevk alıp damağımı şenlendirdiğim bir kahvaltıya imza attık. damağım klasik kahvaltı istemiyordu; e o zaman bir kadeh beyaz şarap fena olmazdı zaten saat artık sabahı da geçmişti. süryani şarabı biraz bu saat için baskın olacağından daha ferah bir beyazda karar kıldık; yanına çerkes peyniri kızartması ve ahtapot salatası! olalalala eh kızarmış ekmeği de sızmaya bana bana... sokaktan geçenlere baka baka bilge ile sohbet edip kedileri seve seve kahvaltımı ettim mi, ettim; gayet mutlu fıccın'dan ayrıldım mı, ayrıldım; bir daha gider miyim? elbette ve zaten fıccından ayrılıp cihangire inince sevgili yönetici koçu arkadaşım tunçel bey ile karşılaştık; e bu kahvaltıdan ben de istiyorum, deyince tunçel, hemen deyip gününü kararlaştırdık. 

şehrin lezzet ve bakım noktalarında işimi bitirince uzun ve keyifli bir gece için eve dönme vakti gelmişti artık. 

*** 

pazar sabahı uyandığımda spora gitmesem ben yaa diye diye önce kendimi ikna ettim spora gitmesem de zorluya kadar yürümenin de spor olacağına! sonrası bir bakım seansı daha! 

sensai markası uzun zaman önce beni cilt bakımına davet etmişti ama ben o ara yunan, tatil peşinde olduğumdan sonra gelirim diye mail atmıştım. sonrası geçen gün benim yine yer yön duygum olmadığından beymenin içinde kaybolmamla ( evet beymen mağazasının içinde kaybolabiliyorum ve o arada arayıp seni neronun önünde bekliyorum diyen mari'ye nero nerede diyebiliyorum!) yine sensai uzmanı ile karşılaşmamız ve onun bana neroya buradan ineceksiniz handan hanım, ayrıca hala cilt bakımına gelmediniz demesiyle... başlayan süreç fıstık gibi ipek gibi bir cilde sahip olmamla sonlandı. 

vallaha sensai uzmanının dediğine göre madonna da sensai kullanıyormuş. yaklaşık bir saat süren kabin bakımından sonra yüzüm ipeksi bir görünüşte ve göz altımdaki çizgiler ise hafiflemiş bir halde gayet iyi görünerek ayrıldım beymenden. sensai pahalı bir marka; ancak etkisi de ortada. zorludaki beymene bir uğrayın uzmanı sizi bilgilendirsin, sonra alıp almamaya karar verin. 


bütün bir hafta sonunu yemek ve bakım işlerine ayırdıktan sonra pazar gününü vedat milor'un italya kitabındaki lokantaları okuyarak bitirdim. 

şehrin h.a,z noktalarını keşfederek kalın. 

şehirden kitaba, meyhaneden sinemaya...

21 Ekim 2016 Cuma
selanik, atina, rodos, komotini, bolonga, florensa, roma, xanthi, komotini, midilli 

ne bunlar handan? şiştt kafamı karıştırma gezdiğim yerleri yazıyorum 

sakız, kos, kalimnos, lipsi, alexandrapolis, budapeşte, prag, symi, kavala, tasos,

şimdilik aklıma gelenler bunlar. ağırlık yunanistanda hatta adalarda ve benim canım hala mikonos olur rodos bir kere daha olur yunanda ahtapotta uzoda. 

bu ay şu implant ve diğer işleri bir halledeyim hemen yeni bir seyahat planlayacağım, planlayacağım dediğime bakmayın; ne otel bakıyorum ben giderken ne başka bi'şey! bir bilet alıp gidiyorum. sonrası orada şekilleniyor. symi hariç bir yerde sıkıntı yaşamadım. yaşadıysam da unuttum gitti. 

*** 

şehirde yeni şeyler oluyor; mesela genç bir şef bir meyhane açmaya hazırlanıyor; pek klasik bir meyhane düşünüyor böyle adabıyla içilen bir yer olacak mezeler klasik ay en önemlisi kahvaltı olacak, kahvaltı. şişttt canan bak bir yer daha! şimdilik bu kadar yazayım sonra daha ayrıntılı yazarım elbette. 

*** 

mardin yemeklerini sevenler, bilmeyenler, duyup arayanlar bu haber hepinize; cercis murat konağı bir kez daha eataly de; dün akşam bir akşam birası içelim diye gittiğimiz eataly de görünce ebru hanımı, çok sevindim. mail de geliyor oysa bana ama gözümden kaçmış demek ki cercis murat konağı'nın geliyor oluşu; yemekle ucundan kıyısından ilginiz varsa bile buraya gitmeli ebru hanım ile tanışmalı o nefis şaraplarından içip yemeklerini/mezelerini tatmalısınız. takı da alabiliyor olmanız ise bonus. istikamet eataly içindeki cercis murat konağı

*** 

sevgili arkadaşım, dostum ercan kesal cin aynası kitabını imzalayıp yolladı ve ben kitabı aslında okudum ama üzerine bir türlü yazamadım iki satır. 

cin aynası içinde yeni yazılarla beraber aslında birgün pazar yazılarının toplandığı bir kitap; kesal'in yazılarının tamamını el altında bulundurmak için iyi bir seçenek, her ne kadar ben telefonda kendisine de söylediğim gibi yazılarını kahvaltıdan sonra ( e ağlıyorum bazan okurken sonra gözyaşlarım kızarmış ekmeğe...)  okumayı alışkanlık haline getirsem de okumaktan da vazgeçmedim hiç. toplumsal hafıza ve bizim yaşadıklarımızı unutmamamız için kesal'in yazıları bir anımsama yazıları benim için. ve elbette uzun zamandır ekranda ya da beyaz perdede göremediğimiz kesal'in içerde dizisinde rol aldığını duyunca hemen diziyi açıp izlediğimi yazmazsam olmaz; kesal konuk oyuncu içerde de; ercan kesal  yanında çetin tekindor ile ekranı doldurmuşlar, o nasıl çakmak çakıştı!  deyip film ve set ziyareti için beklediğimi yazayım. 

*** 

şimdilik şehirden aklıma gelenler bunlar 


seyahat edin, spor yapın, kahkaha atın, se.v.işin, öpüşün...
sizi ne mutlu ediyorsa onu yaparak yaşayın.  göreceksiniz daha mutlu olacaksınız. 

*** 




keşifler, tavsiyeler; kitaplar mekanlar insanlar

17 Ekim 2016 Pazartesi
sonbahar geldi; yağmur, battaniye, kitap, şarap, ev hali, uzun geceler başladı. okumak, izlemek, arkadaşlarla evde buluşmak zamanları hatta örgü örmeli:) 

*** 

hemen hiç uzatmadan okumadıysanız sabahattin ali'den içimizdeki şeytan adlı romanı ısrarla tavsiye ediyorum. 
içimizdeki şeytan çok katmanlı bir roman; aşk, istanbul, yazın dünyası... hangisine takılırsanız o gözden okuyabileceğiniz bir roman; ben önce aşka takılıp macide'nin peşinden giderken bir yerden sonra anlatıcının bahsettiği yazarların kim olduğuna kafayı yorup bir yandan da o istanbulu hayal etmeye çalışıyordum; çok zevk alarak okuyacağınıza eminim. 

***

sonra, bunlar hakkında instagramda çok yazdım ama buradan da susan sontag imzalı fotoğraf üzerine ve isabel allende'den afrodit kitaplarını; fotoğraf üzerine değişik bir okumak yapmak isterseniz yemeğe de aşkla bakanlardansanız yine ısrarla tavsiye. 

okuyun, okutun; sonra benim gibi incecik topuk şeklinde  kırmızı bardak aramaya çıkın, bulursanız bana da alın. biraz farklı sofralar kurun; önce yemek yiyin  sonra... 

*** 

kendime siyah minik bir kelebek deseni olan sab.ahlık aldım; tam sabah sabahlığa sarınıp kahve içme zamanları. 

*** 


taze kekik tezgaha düştü; bir kaç demet alın, yıkayıp kuruttuktan sonra tuzla ovup acısını alın sonra bol sızma bol ceviz bol nar taneleri bol balzamik sirke ile salata yapın. yiyin; gençleşin. 

*** 

damağım biraz baskın tatlar istiyor bu havalarda; ben bir fıccın yapayım da acılı, etli, soslu ne varsa şarapla götüreyim:) 

*** 

iyi haftalar 

sirkeci mansion hotel, şehrinde turist olmak isteyenlere

13 Ekim 2016 Perşembe
siz de yaşadığınız şehirde turist olmak ister misiniz bir günlüğüne de olsa... özellikle ticaret ve turizmin kalbinin attığı sirkeci / eminönü bölgesinde bir gün geçirmek çok eğlenceli ve lezzet durakları ile baştan çıkarıcı. sirkeci mansion hotel kendinizi turist gibi hissedeceğiniz; şık, özenli ve manzarası ile baştan çıkarıcı bir otel. 


istanbulda yaşıyorsunuz ya da gezmeye geldiniz; otelde kalacaksınız bir gece; sirkeci mansion hotelin kimi odalarında manzara bu. aklınızın bir köşesine yazın. 



odada sizi bir kase dolusu lokum karşılıyor:) hepsini yemeyin! ya da yiyin ve bütün gün yürüyün; sirkeci, eminönü hattı gezmek ve yemek için ideal bir rota; 

hocapaşa lokantalar sokağı, balıkçılar, hediyelik eşya satıcıları ve daha bir çok keşfedilecek mekan ve lezzet durağı barındıran istanbulun bu en eski semtlerini gözden kaçırmayın. 


bara nereye gideceğiz, derseniz; red river bar, derim. burası sirkeci mansion hotelin bir işletmesi; çeşit çeşit biraları ve kalamar tavası benim favorilerim.  

fotoğrafları kurtuluş küçük, çekti; teşekkürler kurtuluş. 
vizörkedisi fotoğrafçılık 

iyi eğlenceler. 

sirkeci mansion hotel   

iletişim: taya hatun sokak no: 5 
sirkeci / istanbul 

0 212 528 43 44 

niyet çapkınlık ise rodos değilse diğer adalara

30 Eylül 2016 Cuma
geziden  gelince hemen yazmak zor oluyor, e gezideyken zaten instagramda çoğu şeyi yazmış oluyorum ama yine de tıkır tıkır bir şeyler kendi kendini yazdıracak gibi. hadi bakalım. 

önce istanbul / mudanya; sonra bursa - bodrum. bodrumda bir kaç saat kaldım sadece; kahvaltı yapıp, para işlerini halledip çay kahve içtim. bodrumdan çıkış henüz bayram tatili sürdüğünden meşakkatli oldu. bayram tatillerinde bir yere gitmemek gerek ya neyse. kos benim bildiğim ada olduğundan hemen çantayı bir otele atıp buz gibi bira ile tatile başladım, tanıdıklara selam verip ertesi gün kahvaltımı yaptıktan sonra hoop hemen kalimnosa geçtim. kalimnos ilk bakışta harran tadında bir ada; sapsarı! orası liman bölgesi, adanın diğer tarafı biraz daha yeşil. ilk içki saatinde cafe sahibiyle sohbette otelim de ayarlandı mı, oohhh daha ne yapsın handan; plajda güneşlenip motosikletle oteline çıkmaktan başka. kalimnosta ya motosiklet ya da arabanız olacak yoksa limanide gezer durursunuz elbette taksi var ama taksiyle gezmek ne kadar keyifli olur bilmiyorum. kalimnosu sevmiştim; ilk gün bütün bir kalamarı buz gibi mythos bira ile mideye indirince daha bir sevdim. sonra sırasıyla balıklar, ahtapotlar, fix hellaslar, dere tepe keçi gibi gezip eleni'nin plajında ve başka plajlarda öğlen sıcaklarını atlatarak 3 gün kaldım. eh artık bu kadar yeter deyip şimdi lipsi, dedim. leros adasını pas geçtim çünkü küçük ve hakim olabileceğim bir ada istiyordum, leros lipsi'den büyük. bi bilet daha! lipsi. 

lipsiyi iner inmez sevdim. en beyaz en mavi en küçük adaydı şimdiye kadar gezdiklerimin içinde. ve herkes siestada iken bir uzeri ( meze evi ) bulup karnımı doyurdum akabinde de geceliği 25 eurodan 3* otelde yer:))) 40 tan açtı pazarlığı yorgo ama 25 e bağladık. lipsi küçük, otel pansiyon az fiyatlar ondan biraz pahalı, yoksa ben kalimnosta geceliği 15 eurodan kaldım. 

lipsi nefis bir ada; bir ucundan bir ucuna sallana sallana yarım saatte yürürsünüz, bu arada adada polis var artık. bu da böyle gereksiz bir bilgi olarak dursun burada.gereksiz olmayan polisin çok yakışıklı olduğuydu :)

afrodit otel bir aile işletmesi; baba patron; balkonda oturup geleni geçeni izleyip oyun oynuyor, anne mutfakta, yorgo resepsiyonda. tertemiz gayet güzel denizin dibinde bir otel. sezonda yer ayırtmadan gitmeyin. 


lipside bira 2.5 euro ahtapot 9-10 euro, köşedeki meşhur ahtapotçu ile pek anlaşamadım ben; siparişi iptal edip diğer ahtapotçuda aldım soluğu; abiler dil bilmiyor ama güler yüzlü ahtapotta ızgarada ve denizden o gün çıkmış; haşlanmış ahtapot yok bu adada! güzeldi. bir kaç çeşit başka meze de tattım. 

yunanistan adaları için genel olarak söyleyebileceğim bir şey var; standardın altında bir şey yemiyorsunuz ama her zaman daha iyisini bulmanız olası. 

iki gün kaldım lipside; köyün  meydanında despinanın cafesinde kahvaltı edip öğlen biraları içtim, akşamları limanide ahtapot yedim, sonra uyudum uyudum uyudum:) 

lipsi den sonra oradan datçaya geçerim düşüncesi ile symi / simi adasına gittim; symi adasını sevmedim. yokuş olmasını bir yana bırak insanı berbat. 2 euro deyip biraya 3 euro yazmalar hesaba  vs canımı sıktı symi, datçaya geçişte yok muymuş! hemen hızlıca karar verip en sevmediğim adada 41 euro lipsi / simi 30 euro adaya tepeden bakan ve bütün tatilim boyunca yediğim en pahalı yemeği yiyerek en çok parayı symi de harcayıp 13.5 euroya bir bilet alıp kendimi rodos adasına attım! ve ne iyi yaptım. çok eğlenceli iki gün geçirdim rodosta; 

rodos büyük bir ada; normal zamanda nüfusu 55.000, adada 5 yıldızlı otel ve casino var, e handan hostele ama hostelin suitine:) atar çantayı. suit ne ki? ay yalnız oda işte. iki gece 35 euro. sonrası gelsin 4 euro ayy çok pahalıymış bu ada nidaları ile rodosun lokal biralarından devirmeye:))) gezi otobüsüne atladım çünkü yürüyerek gezecek zamanım yoktu rodosu; 12 euro gezi otobüsü. iki tur attım:) malum yön duyum yok benim iki seferde ancak şu şurada bu burada diye kodlayabiliyorum kafamda. 

diğer adaların hiç birinde çapkınlık yapılacak bir kitle yok; hepsi yaşlı. bir tek rodosta gençler var. bu bilgi de dursun burada. 

rodos yine araba kiralanarak bir hafta koy koy köy köy taverna taverna gezilebilecek, nefis denizinde yüzüp eğlenceli geceler geçirilebilecek bir ada. yine gideceğim ben. 

en favori mekanım sokrates garden oldu; 7 euroya nefis bir kahvaltı, 5.90 a nefis kokteyller içince... gel de sevme! 

yoruldum, toparlayayım; 

niyetiniz dinlenmek, okumak ve uyumak ise; lipsi 

keçi gibi gezeyim kaya tırmanayım ise; kalymnos / kalimnos 

bodrumda gibi olayım, ama yunan adası olsun; kos 

eğlence, deniz, güneş, casino hepsi olsun; rodos 

hadi ben başka bir rotaya hazırlıklara 


önemli bir iki bilgi; izin kağıtlarına pek bakılmıyor bodrumda, ama çok kalabalık oluyor sıra, hafta içi geçmekte fayda var. 

symi deki manos iyice pahalı olmuş, diyorlar. ben gitmedim ama önünden geçtikte hep türkçe çalındı kulağıma 

bütçede en büyük harcama bilet paraları oluyor. ona göre hazırlayın kendinizi bir kaç ada gezecekseniz. 

rodosta old town dışında blue ferries bürsounda satılıyor gezi otobüsü bileti ve marmaris bileti. 

zaten blue ferries bir kurtarıcı:) her yere bileti oradan alıyorsunuz. 

yunan güzel, yunan temiz, yunan eğlenceli, lezzetli ve dürüst. 



keşifler keşifler keşifler sirkeci mansion hotel, red river bar

4 Eylül 2016 Pazar
istanbulda kimi semtler biri elinizden tutup gezdirmez ise kendiniz gezerken merkez caddesinden başka bir yeri  göremeyebilirsiniz üstelik o semt  hazineler barındırırken, işte sirkeci de benim için öyle bir semt.  5 - 6 sene önce sirkeci garından trene binip selanik'e gitmiştim; sonra can oba açıldı; oraya yemek yemeğe gittim sık olmasa da düzensiz aralıklarla sonra zeynep ile tanıştım ve zeyno tutup elimden bana sirkeci hazinelerini / hanlarını tanıttı, anlattı... sonra biliyorsunuz bunun sergisini bile açtı zeyno büyük bir emek harcayarak; sergi açıldı, arada lafladık, can beyi  uzun zamandır görmüyordum onu gördüm, lafladık ayaküstü başka projeler konuştuk kahve içtik. sonra artık bir kadeh soğuk bir şey içelim deyince agah bey girdi devreye, önce benim gezerken hakikaten bu kadar şık bir otel olmasına hem şaşırdığım hem de ilk fırsatta kalma isteğimi dile getirdiğim sirkeci mansion hotel'i gezdik sonra yine aynı grubun bünyesinde olan red river barda çeşit çeşit biralara kalamarı eşlik ettirdik. 

sirkeci mansion hotel  gayet şık ve lüks bir otel; dünyanın da ödülünü almış, deluxe odaları tam sevgili atmalık!:) masaj spor salonu hamam ne isterseniz var e havuz da var ama öyle büyük bir şey beklemeyin ama teras manzarası hala aklımda. zengin olunca hep otelde yaşayacağım bir hafta da mansion hotel'de kalıp red river barda yiyip içeceğim. ay hayali bile güzel. otele giderseniz agah beyi sorun/bulun; arzu ederseniz ve zamanınızı uydurabilirseniz size bir sirkeci turu yaptırsın, efsanelerini ve tarihini anlatsın. bana da haber verin belki gelirim; sonra yine red river bara kurulup o çıtır çıtır kızartılmış kalamarları yuvarlayalım. aklım kalamarda hala ve bir daha gideceğim. şimdi red river barın niye üstünde bu kadar duruyorum; şu anda ne yazık ki istanbulda bir çok meyhanede bile öyle temiz yağda tava edilmiş kalamar bulamıyoruz da ondan. tamam ben de biliyorum buz kalamar, kim denizden çıkma kalamar kullanıyor istanbulda, hele ki burası bar bu da atıştırmalık, benim için buz olması ikinci planda kaldı yanında gelen taratorun lezzeti ve altın  gibi kızartılmış olması ve elbette marinesi iyi yapıldığından lastik gibi olmaması. sonra şefleri ile de bunları paylaştığımda yağlarının temiz olduğunu söyledi. eh aklın yolu bir. çok basit gibi görünen ayrıntılar belirliyor kaliteyi. red river barı gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. 

keşifle kalın 



'' zamana direnen sirkeci hanları'' tan evi kültür avlusu, açılıyor

31 Ağustos 2016 Çarşamba
şimdi size önce bir haber sonra belki 4 günlük tatili yazarım. 



*** 

'' zamana direnen sirkeci hanları '' 

        Tan Evi Kültür Avlusu 
                Açılış: 
2 Eylül - 11 Eylül 
Saat: 14.00 

Adres: Tan Evi Kültür Avlusu 
Ankara Caddesi Halil Lütfü Dördüncü İş Merkezi 32/B2 
Cağaloğlu / İSTANBUL 

İletişim: 0 212 512 18 30

*** 

duyduk duymadık demeyin 
hepiniz davetlisiniz:) 


günaydın ahali, 

nişan alışverişi yaparken kendiniz olun, siz olun adam olun.

24 Ağustos 2016 Çarşamba
şimdi size bir önceki yazımda bahsettiğim iç çamaşırı alışverişi sırasındaki bir yanıyla komik öte taraftan trajik bir olayı anlatacağım; yaklaş yaklaş:))) 

şimdi, 4 katlı bir mağaza düşün; her katı farklı ürünler, 4. kat iç çamaşırı yerliden yabancıya günlükten koleksiyon çamaşıra farklı fiyat skalasında hemen hemen aradığın bir çok marka ve ürünü bulabileceğin cici kızların satışta yardımcı olduğu bir mağaza katı.

ay dur sigara yakayım:))) bir yudum da... 

şimdi bilenler bilir; ben ucuzcuyum koca yazı geçmiş senelerden kalan elbiselerime 3 tane pazardan secret markalı - çok güzeller o ayrı- elbise katarak geçirdim.  gelelim olayın gözüme takılan ve devam kısmına;

ben su.tyen bakıyorum; bir türbanlı genç kadın ve yanında yaşlı bir teyze de esas olarak genç kadın tabii iç çamaşırı bakıyor. öylesine yanımda oldukları için gözüme takıldılar. ben aldım alacağımı, diğer katlardan da yaptığım duş jeli vs. gibi alışverişlerin hepsi en alt kattaki kasaya indirildi, ben de biraz kızlarla lafladıktan sonra ödeme yapmak ve mağazadan ayrılmak üzere alt kata kasaya indim. kasada tek çalışan ve kuyruk var. kuyruğun en önünde baktım ki yukarıda iç çamaşırı alan genç kadın yanında yine aynı teyze ve duvara dayanmış bekleyen bir adam -çok muhtemel nişanlı ve nişan alışverişi yapılıyor; zira, o katta da aynı adam vardı uzakta koltuğa oturmuş kızın ve annesinin alışverişin bitmesini bekliyordu-  bir de benim önümde yine genç bir kadın elinde bir kaç ürün ile bekliyordu. kızın alışverişi kasadan dıt dıt geçti; rakamı telaffuz etti kasiyer; 2575 tl. 

türbanlı kızımız bir an duraksadı! bu s.utye.n kaç para ki?!diye sordu; kasiyer 475 hanfendi, dedi: kız, onu çıkaralım, dedi, s.ut.yen çıkarıldı, bu arada kız bir adım atıp diğer ürünlerin fiyat etiketine bakmaya başladı. 140 175 vs diye kendi kendine mırıldanırken, duyuyordum ama sinirlenmeye de başlamıştım! neyse, kasiyer sü.tyeni çıkardı, diğerleri yine 200o civarı o arada türbanlı kızımız sırayı ve kasayı kilitlediğinin farkına vardı ve '' siz bunları kenara alın'' deyip aslında bize kasayı bahşederken:)) dayanamadım ve '' yukarıda bakmamışsınız fiyatlara'' gibi bir cümle/ayar verdim kıza. o fiyatına bakılmadan alınan ürünler ve kız yana geçti biz aldıklarımızı öderken yine yukarıdaki adamın hiç sesini çıkarmadan, annesini ( sanırım ) ve kadını biraz da yine sanırım sinirden kızarmış halde beklerken gördüm, tam çıkarken; bir de teyzenin elinde bir naylon poşette bir kilo kadar incir vardı. yeme içmeye meraklı biri olarak gördüm sanırım inciri, yoksa konuyla bir alakası yok. 

şimdiii gelelim konuya; be hey yurdumun ben bir kere evlenicemmm yeaaa kızı!? yanındaki teyzenin ve dahası adamın cebinde kaç para var, sana ne kadar harcayabilir bu alışverişte, hiç mi düşünmedin? bu sıcakta o dört katı tekrar çıktın muhtemelen ve kendi ve nişanlı olduğun adam ve cebinizdeki bu olaya harcayacak limite göre bir daha aldın bir kaç parça çul çaput nihayetinde; böyle bir hesapsızlığa ne gerek vardı?! kendini de o teyzeyi de yorduğuna değdi mi? değmez. 

bir lafım da o yok hükmündeki adama; hiç mi çıkarken kıza bak ayşe/fatma bu alışveriş için annemde bu kadar para var, sakın daha fazlasını isteme/yapma diyecek dilin/gücün yoktu!? yokmuş. müstehak. 

yani demem o ki; kızlarrrr evlenirken alışveriş yaparken kendiniz olun, siz olun, adamla bir olun, annesini de yormayın; yazık lan! günah hem de. 

üstüne çok şey söylenebilir çok şey yazabilirim ama bu kadar yeter. maymunlaşmayın alışveriş yaparken. 

evlenirken de. 

bursa, istanbul; keşif ve tanıdıklık duygusu, tasarım çanta ve dahası bu yazıda

21 Ağustos 2016 Pazar
yine yazıya yine yollara yine sözcüklere ve dostlara sığınma zamanı. 

önce dişlerim bursaya gitmemi zorunlu hale getirdi; neden derseniz; diş hekimim 20 yıllık güvendiğim; eli hafif, yaptığı tedaviden her daim memnun kaldığım bir arkadaşım. kalktım gittim bursaya. sorunum çözüldü, son bir ayda alamadığım tadı almaya başladım bir şey içerken yerken. diş hekimi arkadaşı olmalı insanın; onu bilir onu söylerim ben. teşekkürler ali. 

bursa benim uzun yıllar yaşadığım ve çalıştığım bir şehir; keşiften ziyade mahalle kahvesinde nasıl kahve içtiğimi bilen çocukların '' abla hoş geldin'' diye karşılayıp kahvemi yaptığı, selam vere vere dolaştığım, kebapçıda yaaa patlıcanlı yok mu, diye sorup her seferinde adanaya fit olduğum onu beklerken bir lahmacunu paylaşıp, memo ile buluşup bazan yurt dışı sağlık sigortalarımın birikmiş borçlarını uzo ile ödediğim:) bu sefer para çıkarınca çantamdan memo'nun uzo yok demek ki, dediği, kağan parfümeriye uğrayıp ''kızlar bana fiyatı makul günlük kullanımda canımı sıkmayacak s.utyen.ler verin'' deyip üç sutye.ni denemeden çantama attığım, her köşesinde çayımı kahvemi içtiğim tanıdıklığın ve dostluğun bütün getirilerini yaşadığım bir coğrafya. yine de bursa favorilerimi gidecekler için yazayım; 

* kağan parfümeri; tepeden tırnağa kozmetik ve iç giyim alışverişinizi yapabileceğiniz istanbulda bir muadili olmayan bir mağaza.  zaman zaman nişan alışverişine gelmiş genç kadınlarla karşılaşıp gülümsetebilen bir yer. bu hikayeyi sonra yazacağım. zira hem çok eğlenceli hem de çok çok bizim topraklardaki bir kere evlenicem ben yeaaa kızlarına dair bir komik hikaye. 

acemoğlu pide kebap salonu; olur da yolunuz hürriyet semtine düşerse, sorun bulun; oturun adana urfa lahmacun ne seviyorsanız doyasıya yiyin, sonra hesabı öderken gülümseyin ve bana teşekkür etmeseniz de olur. 

mudanya cuma halk pazarı; montania otelden bir yürüyüş tutturun, zaten pazar arabalı insanları görecek ve pazara ulaşacaksınız. istanbula nazaran yarı yarıya fiyatlarını hatta daha ucuzunu görünce ağlamak serbest! taşıyabiliyorsanız ne istiyorsanız alın. 

ülkü pastahanesi; kağan parfümerinin bitişiği; nalbantoğlu yani heykel'in bir paraleli bu cadde. kime sorsanız gösterir. pastaneye girin tatlı tuzlu canınız ne istiyorsa alın. yine teşekkür etmeseniz de olur. 

sonra ver elini istanbul; dönerken uzun zamandır karaköy funk aklımdaydı; şef bora bozankaya ile nihayet tanışıp sektöre dair konuşup nefis kahvelerinden içip tekrar gelmek üzere oradan ayrılırken elbette the bosnjak mutfak'a uğramamam olası değildi. her daim köfte sever biri olarak buranın börek ve mantılarına da bayılıyorum.  etiler şubesi içkili karaköy içkisiz haberiniz olsun. sonra vay ben bilmiyordum vay okumadım:) istemem. karaköy çok mekan çok birbirinin benzeri mekan; ben tanıdığım bildiğim yerlerden pek şaşmasam da funk benim için keşif. ve evet, şef bu işi seven ve bilen biri, biraz da reklama ağırlık verirse ve insanlar tanırsa daha iyi olacak. 

en klasikler; 

bebek bar: günün hangi saati ve ne içecek olursam olayım bebek'te isem gittiğim yer benim için. kahve, bira, şarap... klasik, kaliteli. manzarası için ne desem eksik kalacak. gün akşama evrilirken esmer ile kurulduk önce bara sonra bahçeye. 

çıkınca hemen taksi durağının yanında midyeci var; ferhat. ben bir kaç midye yedim tabii ayak üstü hemen daha da yerdim de esmer yarın spora gideceksin, diye hafiften uyarınca... durdum:) 

aslıhan pasajı; sahaf bir onlar kaldı sanırım. ne zaman oradan geçsem uğrar, tezgahlardan bir kitap olsun almaya çalışırım. bu kez de boş çıkmadım. 2 liraya bir kitap aldım! daha ne olsun. 

çiçek pasajı; ,içmesem de bir şey yemesem de selam vere vere geçiyorum artık, üstelik turistik olduğundan enteresan karşılaşmalar da yaşıyorum. siz bir bira için, olmadı bi tek rakı. bana bakmayın ben tam o anda çıkmış olurum pasajdan:)))) 

işte böyle. pazarlar, kitaplar kahveler... şu sıralar sevgili mina'nın almanyadan getirdiği filtre kahveyi demliyorum. orta sertlikte bir kahve almış sevgili mina bana. teşekkürler mina. 

aaa unutuyordum! 

rojen pastahanesi; bir göçmen pastanesi; milinka, börek, minik peynirli poaçalar ve bulgaristan menşeili kurabiyeler.  bu da hürriyet semtinde. kaçırmayın. ben iki kutu kahveli kurabiye attım çantama. biri mina'ya diğeri kime kısmet olacak bakalım. 

son bir haber; instagramdan takip ettiğim ( aslında blogdan da takip ediyormuşum ama aynı kişi olduğunu çok sonra fark ettim) nowacraft, çok güzel çantalar yapıyor. bugün, bana, beni tanıdığı kadarıyla istanbul/martılar ve diğer tarafını şeklini modelini ona bıraktığım bir çanta da ben kullanmak istediğimi yazdım; sevgili nowa biraz düşüneceğini ve bir çanta tasarlayacağını yazdı bana karşılık olarak. böyle sürprizli benim temel nüvelerini verip gerisini sanatçıya / tasarımcıya bıraktığım ürünleri seviyorum. bir zamanlar da bir ressama bir hikaye anlatıp ( yaşadığım) bir kart çizmesini istemiştim. o da bana bir sulu boya tablo yapmıştı, görünce şaşırınca ben, anlattığım hikayenin ritminin onu çok etkilediğini ve kart değil de bu tablo sayılabilecek sulu boyayı yaptığını söylemişti. hala duvarda asılı duruyor; birine hediye idi aslında ama sanırım kıyamadım ve kendime sakladım bu sulu boya tabloyu! 

keşifle ve güvenle kalın.