sessiz sakin bir pazar sabahından, günaydın. dün organik tavuk pişirmiştim. önce kısaca onun tarifini vereyim.
ben migrostan aldım, organik tavuğu. sızma zeytinyağı, ki buraya da kısa bir parantez açayım; bu ara kristal organik sızma kullanıyorum, tadına bayıldım, bir süre bunu kullanacağım çünkü bir kaç şişe almıştım. hah sızma zeytinyağı, taze kekik, sarımsak, pul biber, tuz, tane karabiber ile marine ettim. 200 derecede bir saat pişirdim. tepsiye bir kaç patates ve kiraz domates de koydum. onlar da tavuğu kurumasını engelledi. gayet leziz ve kolay bir yemek oldu.
***
dün the valhalla murders adlı diziyi izledim. 8 bölüm dizi, izlanda'da geçiyor. ilk başta biraz izlanda görürüm diye başladım, açıkçası. sonra konu sardı izlemeye devam ettim ama anacım bu nordiklerin polisiyeleri bize göre gayet basit. ben ikinci bölümde cinayetlerin neden işlendiğini çözdüm. ve evet, yanılmadım. sonra çeşitli uzatmalarla dizi 8 bölüm sürdü ama 4 bölüm bile olsa yetermiş yani. manzaralar harika. çok farklı bir coğrafya izlanda ve insanı bizim alışamayacağımız kadar soğuk. kimse kimseyi kapıya kadar uğurlamıyor bile. dedektiflerin yaşamları ve hikayeleri hep havada kaldı, dizide. sadece birinde gerçekten şaşıracaksınız. ben şaşırdım ya da öyle diyeyim.
böyle boş günlerde izlenir. ama daha iyi polisiyeler izledim, o başka.
***
bugün menüde ne var?
roka salatası
tavuklu soğuk sandviç
yoğurt
***
eataly'den sebze sosu almıştık, esmer ile klasik zorlu turumuzu yaparken. klasik de şu; happy moon's da o tatlı yiyor, panna cottalarına bayılıyor ki ben panna cotta'yı tatlıdan bile saymam:) ben içkimi içiyorum. sonra eatlay'den artık günümüze göre ekşi mayalı ekmekten tutun da kahveye şaraba ya da soslara uzanan bir alışveriş yapıyoruz. hah işte o soslardan biriyle kuru fasulye pişirmiştim. diğeri dolapta duruyor. ne yapsam, diye düşünüyorum.
***
evde her bölüm arası kalkıp ufak tefek işler yapıyorum. kolonyalı mendil tüketimim had safhada. bir kaç paket daha alayım. bugün bir de şef'i görmeye gitmeyi düşünüyorum. çok özlüyorum oğluşu ya bildiğiniz gibi değil.
***
radyo eksen dinleyip medya turu yapıyorum. türkiyedeki vaka sayısı henüz resmi rakamlarda 5. umarım artmaz, deyip bu tatsız sayı mevzunu kapatıyorum.
***
pazara çıkmak mı çıkmamak mı açıkçası karar veremediğim bir konu. bir çok insanın dokunduğu sebze meyveyi almak pek doğru değil gibi. metro gibi büyük bir markete gitmek daha mı doğru olur, emin olamadım.
***
bugünü bir başka bir dizi ya da film bulup onu izlerken arada çamaşır asarak evin orasını burasını silerek geçireyim.
***
evden çalışmak nasıl bir şey bilmiyorum ben, bildiğim şu ki bu hafta çalışmamayı aslında biraz da emekli olunca her daim seyahate gidemeyeceğime göre evde olmayı tecrübe edeceğim. bakayım nasıl olacak. evde okunmamış kitaplarım, internette izleyebileceğim onlarca binlerce film dizi var ama bunlarla hayat geçmeyeceğini tabii ki biliyorum. emekli olunca açmayı düşündüğüm galeri ( sanat) için okumalar yapayım, en iyisi. genç sanatçıların üretimleri ile başlamayı düşünüyorum. hadi bakalım. makina durdu, çamaşırları asayım.
***
iyi pazarlar
yolda olmak; ne muhteşem bir duygudur.
korona günlükleri ( 2)
Posted by
Handan
14 Mart 2020 Cumartesi
dün akşam yazıyı yazıp bloga attıktan sonra kardeşim aradı. çikolatanı getireyim, deyince hemen gel, dedim:))) kocaman bir çikolata ve daha bir kaç hediye ile geldi. yakın zamanda seyahatten dönmüşlerdi. sarılmayı bırak tokalaşmadık bile:(
***
dün gece lost girls adlı filmi izledim. adından da anlaşılacağı üzere kayıp bir kızın hikayesini anlatıyor. filmi değerli kılan gerçek hayattan olması. 1.32 dakika film. içiniz sıkılıyor izlerken kadınlar adına, insanlık adına. kayıp olgusu başlı başına insanın en zor başa çıktığı olgu, zira. bir insana ne olduğunu bilmemeniz kadar yıpratıcı bir duygu yok. bildiğimiz bir durum ve duygu için alışmak, baş etmek gibi yaşamsal savunmalar geliştirebiliyoruz, geliştirmek zorunda kalıyoruz. ancak, kayıp çok zor bir durum. filmi izleyin, kayıp insanların peşinden koşan insanlara bakış açınızın değişeceğine inanıyorum.
***
bu sabah şok markete su, maden suyu vs. almaya gittiğimde kasiyerin eldiven taktığını gördüm. başka, mesela mağazanın dezenfekte edilmesi gibi bir önlemin alınıp alınmadığını sorduğumda ''hayır'' yanıtını aldım. marketlerin biraz daha dikkatli olması gerekiyor. buradan seslenmiş olayım.
***
kahvaltımı çoğu zaman olduğu gibi evde yaptım. roka, tulum peyniri, ceviz, çay, pide, zeytin, sızma ile klasik ve leziz bir kahvaltı yaptım. akşamdan marine ettiğim organik tavuğu soğan, sarımsak ve patates eşliğinde fırına atıp, koltuğuma kuruldum. şimdi film ya da dizi izleyeceğim.
***
istanbul ile herhangi bir sineması tiyatrosu galerisi vs. ve vb. sosyalleşecek yeri olmayan her yer eşitlendi. mail kutum mola mailleri ile doldu. film festivali ertelendi, arter bir süre kapattı kapılarını, konserler galalar vs vs vs nisana kadar ertelendi; dışarı çıkmak için bir sebep kalmadığı gibi manası da yok. sakin olup evimizde kendi kendimize yetip bu süreci atlatmalıyız.
***
kendime yarattığım işler;
* gardrop düzenleme; hazır bahar gelmişken bir elden geçireyim. tertemiz mis gibi olsun gardrobum:)
* kitaplığı düzenleme; bak bu da mühim.
* evi yavaş yavaş elden geçireyim. yollukları yıkamakla başladım. bu seyahat olmadan geçireceğim yıllık izni eve ayırayım.
aklıma başka iş gelmiyor. bol bol uyuyup telefonda arkadaşlarımla sohbet edeyim:)
hafta içi mesai saatinde yine de kısa bir yolculuk yaparak köye gitsem... çok sorun olmaz sanırım. budo gemileri dezenfekte etmiştir / ediyordur değil mi? dur arayıp sorayım.
günaydın herkese
hadi ben film izlemeye
***
dün gece lost girls adlı filmi izledim. adından da anlaşılacağı üzere kayıp bir kızın hikayesini anlatıyor. filmi değerli kılan gerçek hayattan olması. 1.32 dakika film. içiniz sıkılıyor izlerken kadınlar adına, insanlık adına. kayıp olgusu başlı başına insanın en zor başa çıktığı olgu, zira. bir insana ne olduğunu bilmemeniz kadar yıpratıcı bir duygu yok. bildiğimiz bir durum ve duygu için alışmak, baş etmek gibi yaşamsal savunmalar geliştirebiliyoruz, geliştirmek zorunda kalıyoruz. ancak, kayıp çok zor bir durum. filmi izleyin, kayıp insanların peşinden koşan insanlara bakış açınızın değişeceğine inanıyorum.
***
bu sabah şok markete su, maden suyu vs. almaya gittiğimde kasiyerin eldiven taktığını gördüm. başka, mesela mağazanın dezenfekte edilmesi gibi bir önlemin alınıp alınmadığını sorduğumda ''hayır'' yanıtını aldım. marketlerin biraz daha dikkatli olması gerekiyor. buradan seslenmiş olayım.
***
kahvaltımı çoğu zaman olduğu gibi evde yaptım. roka, tulum peyniri, ceviz, çay, pide, zeytin, sızma ile klasik ve leziz bir kahvaltı yaptım. akşamdan marine ettiğim organik tavuğu soğan, sarımsak ve patates eşliğinde fırına atıp, koltuğuma kuruldum. şimdi film ya da dizi izleyeceğim.
***
istanbul ile herhangi bir sineması tiyatrosu galerisi vs. ve vb. sosyalleşecek yeri olmayan her yer eşitlendi. mail kutum mola mailleri ile doldu. film festivali ertelendi, arter bir süre kapattı kapılarını, konserler galalar vs vs vs nisana kadar ertelendi; dışarı çıkmak için bir sebep kalmadığı gibi manası da yok. sakin olup evimizde kendi kendimize yetip bu süreci atlatmalıyız.
***
kendime yarattığım işler;
* gardrop düzenleme; hazır bahar gelmişken bir elden geçireyim. tertemiz mis gibi olsun gardrobum:)
* kitaplığı düzenleme; bak bu da mühim.
* evi yavaş yavaş elden geçireyim. yollukları yıkamakla başladım. bu seyahat olmadan geçireceğim yıllık izni eve ayırayım.
aklıma başka iş gelmiyor. bol bol uyuyup telefonda arkadaşlarımla sohbet edeyim:)
hafta içi mesai saatinde yine de kısa bir yolculuk yaparak köye gitsem... çok sorun olmaz sanırım. budo gemileri dezenfekte etmiştir / ediyordur değil mi? dur arayıp sorayım.
günaydın herkese
hadi ben film izlemeye
korona günlüğü & karantina denemeleri (1)
Posted by
Handan
13 Mart 2020 Cuma
çin orası burası şurası italya derken, korona kapımıza dayandı!
bu hafta başında gelecek hafta okulların tatil olacağını, vaka sayısının artacağını falan öngördüm. az değil 30 yıldır devlette çalışıyorum. bu sabah daha çantamı kolumdan çıkarmadan, gelecek hafta için izin aldım. evde stok sağlam. eve geldim. orayı burayı kolonyalı mendille silip viskimi açtım. sanırım uzun yıllardan sonra ilk defa bir seyahat planım olmadan yıllık izin alıyorum. hiç bir planım, yok. evdeyim.
***
kendimce aldığım önlemleri paylaşayım; kuaföre gitmeyeceğim bu ay. manikür pedikür vs. yaptırmayacağım. tırnaklarımı kestim. saçlarımın da biraz beyazının görünmesi hiiç umurumda değil.
evde sürekli kolonyalı mendillerle temizlik yapıyor, çamaşır ve bulaşık makinasını sıkça çalıştırıyorum. zaten uzun zamandır işten eve geldiğimde üstümü başımı çıkarıp makinaya atıyordum. şimdi sadece değiştirdiğim eskiden 30 derecede yıkarken şimdi hassasları 40 diğerlerini 60 derecede yıkıyorum.
dışarıda pek yemek yememeye çalışıyorum, deniz ürünlerine bir süre ara verdim. hamsi ve istavrit hariç:) onlar bizim denizlerden. ithal ürünlere mola.
evde zaten yıllardır sıvı sabun kullanıyordum. devam.
açık bir şey almıyorum.
gelelim psikolojiye; garip bir his. yurt dışı şu an say ki yasak. zaten yasak da hani mühim bir şey varsa izin alınabilir de şu an için yok. e bodrum vs. için de hava limanına gitmek gerek. evde oturacağım. evde kitap okuyup, dizi, film izleyip ve tabii ki bolca yemek pişirip yiyip içip uyuyacağım. bir hafta sonra umarım çok kilo almış olmam. spor salonuna da ara verdim çünkü. orası da öğlen uğradığımda ek yeni tedbirler almış olsa da, uzun yürüyüşler yapacağım açık havada kapalı salona gitmeyeceğim bir süre.
sanırım gördüğümüz ilk salgın bu. kuş gribinde falan ne yaptık, hiç anımsamıyorum. demek ki sadece tavuk yemeyerek çok da hayatımıza bir etkisi olmadan geçmiş o zamanlar.
evdeyim. siz ne yapıyorsunuz, bi yazın bakalım.
bu yazılar karantina ( ki umarım olmaz) denemeleri diye gidecek. gitmesin.
bu hafta başında gelecek hafta okulların tatil olacağını, vaka sayısının artacağını falan öngördüm. az değil 30 yıldır devlette çalışıyorum. bu sabah daha çantamı kolumdan çıkarmadan, gelecek hafta için izin aldım. evde stok sağlam. eve geldim. orayı burayı kolonyalı mendille silip viskimi açtım. sanırım uzun yıllardan sonra ilk defa bir seyahat planım olmadan yıllık izin alıyorum. hiç bir planım, yok. evdeyim.
***
kendimce aldığım önlemleri paylaşayım; kuaföre gitmeyeceğim bu ay. manikür pedikür vs. yaptırmayacağım. tırnaklarımı kestim. saçlarımın da biraz beyazının görünmesi hiiç umurumda değil.
evde sürekli kolonyalı mendillerle temizlik yapıyor, çamaşır ve bulaşık makinasını sıkça çalıştırıyorum. zaten uzun zamandır işten eve geldiğimde üstümü başımı çıkarıp makinaya atıyordum. şimdi sadece değiştirdiğim eskiden 30 derecede yıkarken şimdi hassasları 40 diğerlerini 60 derecede yıkıyorum.
dışarıda pek yemek yememeye çalışıyorum, deniz ürünlerine bir süre ara verdim. hamsi ve istavrit hariç:) onlar bizim denizlerden. ithal ürünlere mola.
evde zaten yıllardır sıvı sabun kullanıyordum. devam.
açık bir şey almıyorum.
gelelim psikolojiye; garip bir his. yurt dışı şu an say ki yasak. zaten yasak da hani mühim bir şey varsa izin alınabilir de şu an için yok. e bodrum vs. için de hava limanına gitmek gerek. evde oturacağım. evde kitap okuyup, dizi, film izleyip ve tabii ki bolca yemek pişirip yiyip içip uyuyacağım. bir hafta sonra umarım çok kilo almış olmam. spor salonuna da ara verdim çünkü. orası da öğlen uğradığımda ek yeni tedbirler almış olsa da, uzun yürüyüşler yapacağım açık havada kapalı salona gitmeyeceğim bir süre.
sanırım gördüğümüz ilk salgın bu. kuş gribinde falan ne yaptık, hiç anımsamıyorum. demek ki sadece tavuk yemeyerek çok da hayatımıza bir etkisi olmadan geçmiş o zamanlar.
evdeyim. siz ne yapıyorsunuz, bi yazın bakalım.
bu yazılar karantina ( ki umarım olmaz) denemeleri diye gidecek. gitmesin.
bazı rutinler iyidir
Posted by
Handan
29 Şubat 2020 Cumartesi
ayda bir kuaföre gidiyorum ben. cumartesi sabahının ilk randevusunu ( 9.30 civarı) alıyor, istiklalde keyifli bir yürüyüş tutturup, fotoğraf çekip, galatasaray lisesinin oradaki simitçiden çıtır simitleri kapıp, kuaföre vardığımda çaylar taze demlenmiş herkes yeni gelmiş oluyor. didem abla çay kahve servisini, ebru manikürü, serkan da saçları yapınca fiyuvvvv yine çok güzel oldum lan! deyip, kendimden makas alıp, vuruyorum sokaklara. ilk durak yky yayınları oluyor. yeni ne var ne yok bakıyor, yemek gezi raflarında artık birbirinin aynı hikayelerden sıkılmış vaziyette yeni bir kitap arıyor, başka başka yazarların kitaplarından en az bir kitap çantama atıyor sonra yine sokağa dönüyorum. oradan sonrası artık plana / plansızlığa bağlı olarak galata karaköy hattına ya da kartal sokaktan kıvrılıp
( eskiden o köşede vahan amca kitap satardı) doktora bir uğrayıp kahvesini içip oradan cihangire. cihangirde artık eskisi kadar gittiğim mekanlar kalmamış olsa da, sevdiğim semtlerden.
bu rutini seviyorum. bu rutine bugün tünelden karaköye inerek sirkeciyi ekledim. iptal bir bilet vardı, onun parasını aldım; fotoğrafçı arkadaşıma uğrayıp bir kahve daha içtim. bütün meydanı katedip hamdi kebapçının fiyatlarına şöyle bir göz attım da lahmacun yemek için bile ufak bir servet dökmek gerektiğini gördüm:) pas geçtim. ama aslında aklıma başka bir şey vardı. çıtır simitler ancak bu kadar idare etmişti.
sun market'ten klasik sandviç, aklıma düşmüştü. oradan hoop metroya, metrodan osmanbey durağında inip gerisin geri yürüyerek kurtuluşa. murat usta her zamanki güler yüzüyle işinin arasında (nar ayıklıyordu) nefis bir sandviç yaptı bana. taramalı, ezineli turşulu! onu yerken bir yandan alışveriş yapanları izliyor, bir yandan siparişlere kulak kabartıyordum ki daha yeni pişirilmiş ve dolaba girmeden müşteriye gidecek bir tencere zeytinyağlı sarma, geldi. aldım, ondan da aldım!:))))
kurtuluş lezzet turu da benim için rutin artık.
sun market: soğuk sandviç, tarama, zeytinyağlı sarma, favorilerim.
göreme muhallebicisi: eve çok az yemek söyleyen biri olarak dışarıdan bir şey söyleyeceksem buradan yoğurt ve sütlaç, söylüyorum. ikisi de nefis. kahvaltıları da gayet güzel ama hafta sonu yer bulmak hakikaten zor. alıp eve gelmek bile daha iyi oluyor.
damla boza dondurma; yazın dondurma kışın salep.
bu rutinler lezzet rutinleri. divanlar gibi, divanlarda da kahve kruvasan ve çikolata özellikle favorilerim.
bir de geçen gün keşfettiğim bi yeri yazayım. bir sağlık problemi yaşadım. emar çekilmesi gerekti, anlaşmalı yer bahçelideymiş, atladım taksiye gittim. emar çekildi. 10 dakika boyunca ( çektirenler bilir, hareketsiz kalmak gerekiyor ) hep aklıma yazın gideceğim yunan adalarını, yiyeceğim ahtapotları getirdim. çıkışta da vedat milor'un bir yazısında bahsettiği bizim dünyamız, adlı mekana gitmeyi kafama koymuştum. çıktım, esmer'i aradım, mekanı söyledim. sora sora bağdat bulunur hesabı önce bakırköy meydanı geçtim sonra da neredeyse veli efendiye yakın mekanı buldum. buldum bulmasına ama mekan doluydu. yalnız ben o arada mekana giderken aslında tam da istediğim gibi sokağa bakan iki masası olan bir mekan daha görmüştüm ama şimdi kafama bizim dünyamız takıldı, bi gideyim oraya diye bakırköy meyhanesi isimli yeri pas geçmiştim. sen misin pas geçen? dön bakayım geriye:))) iki abi oturmuş rakı yudumluyor, girişte iki masa var ama içeride kocaman bir salon. ıhhh ben yola bakan masada oturmak istiyorum. abilerden biri zaten mekanın sahibiymiş, masasını verdi bana. artı bir puan. sonraki puanları da önce garson abilerin bu işi gerçekten iyi yapmalarından ( büyük garson abi bu işi çelik gülersoy'un yanında öğrenmiş) sonra mezelerin lezzetinden aldılar. panço dediler, güzel dediler, ver dedim. sonra esmer geldi, patlıcan severim ben dedi, iki patlıcanlı meze verelim, dediler, ver dedi esmer, ben tekmil fava istiyorum, dedim. böyle gitti. yemeğe yerimiz kalmadı. kızarmış ekmeklere zeytinyağlarını döke döke mezeleri sildik süpürdük. sıkıntıyı stresi de.
burayı aklınıza yazın, 10 temmuz caddesinde, bakırköy meyhanesi.
işte böyle geçti, şubat ayı. mart'ın sonu zaten bahar. mimozalar açmış bile. bugün gördüm kurtuluştaki çiçekçi tezgahlarında. ya adaya gitmek lazım ya da adadan bir arkadaşın gelirken getirmesi. bak bu da bir rutin.
bazı rutinler iyidir. gittiğin zaman neyi sevdiğini ne istediğini bilirler. konforludur. sürpriz yoktur, güvenlidir.
bazan da işte bakırköy meyhanesi keşfi gibi önünden geçerken 10 saniyelik görüntü yerli yerine oturur. aradığını bulduğunu bir 15 dakika sonra öğrenirsin.
rutinlerinizi sevin, onlar konfor alanlarınız; sürprizlere açık olun, onlara da şans tanıyın, belki rutininize girerler ha! neden olmasın.
hadi ben film izlemeye kaçtım
( eskiden o köşede vahan amca kitap satardı) doktora bir uğrayıp kahvesini içip oradan cihangire. cihangirde artık eskisi kadar gittiğim mekanlar kalmamış olsa da, sevdiğim semtlerden.
bu rutini seviyorum. bu rutine bugün tünelden karaköye inerek sirkeciyi ekledim. iptal bir bilet vardı, onun parasını aldım; fotoğrafçı arkadaşıma uğrayıp bir kahve daha içtim. bütün meydanı katedip hamdi kebapçının fiyatlarına şöyle bir göz attım da lahmacun yemek için bile ufak bir servet dökmek gerektiğini gördüm:) pas geçtim. ama aslında aklıma başka bir şey vardı. çıtır simitler ancak bu kadar idare etmişti.
sun market'ten klasik sandviç, aklıma düşmüştü. oradan hoop metroya, metrodan osmanbey durağında inip gerisin geri yürüyerek kurtuluşa. murat usta her zamanki güler yüzüyle işinin arasında (nar ayıklıyordu) nefis bir sandviç yaptı bana. taramalı, ezineli turşulu! onu yerken bir yandan alışveriş yapanları izliyor, bir yandan siparişlere kulak kabartıyordum ki daha yeni pişirilmiş ve dolaba girmeden müşteriye gidecek bir tencere zeytinyağlı sarma, geldi. aldım, ondan da aldım!:))))
kurtuluş lezzet turu da benim için rutin artık.
sun market: soğuk sandviç, tarama, zeytinyağlı sarma, favorilerim.
göreme muhallebicisi: eve çok az yemek söyleyen biri olarak dışarıdan bir şey söyleyeceksem buradan yoğurt ve sütlaç, söylüyorum. ikisi de nefis. kahvaltıları da gayet güzel ama hafta sonu yer bulmak hakikaten zor. alıp eve gelmek bile daha iyi oluyor.
damla boza dondurma; yazın dondurma kışın salep.
bu rutinler lezzet rutinleri. divanlar gibi, divanlarda da kahve kruvasan ve çikolata özellikle favorilerim.
bir de geçen gün keşfettiğim bi yeri yazayım. bir sağlık problemi yaşadım. emar çekilmesi gerekti, anlaşmalı yer bahçelideymiş, atladım taksiye gittim. emar çekildi. 10 dakika boyunca ( çektirenler bilir, hareketsiz kalmak gerekiyor ) hep aklıma yazın gideceğim yunan adalarını, yiyeceğim ahtapotları getirdim. çıkışta da vedat milor'un bir yazısında bahsettiği bizim dünyamız, adlı mekana gitmeyi kafama koymuştum. çıktım, esmer'i aradım, mekanı söyledim. sora sora bağdat bulunur hesabı önce bakırköy meydanı geçtim sonra da neredeyse veli efendiye yakın mekanı buldum. buldum bulmasına ama mekan doluydu. yalnız ben o arada mekana giderken aslında tam da istediğim gibi sokağa bakan iki masası olan bir mekan daha görmüştüm ama şimdi kafama bizim dünyamız takıldı, bi gideyim oraya diye bakırköy meyhanesi isimli yeri pas geçmiştim. sen misin pas geçen? dön bakayım geriye:))) iki abi oturmuş rakı yudumluyor, girişte iki masa var ama içeride kocaman bir salon. ıhhh ben yola bakan masada oturmak istiyorum. abilerden biri zaten mekanın sahibiymiş, masasını verdi bana. artı bir puan. sonraki puanları da önce garson abilerin bu işi gerçekten iyi yapmalarından ( büyük garson abi bu işi çelik gülersoy'un yanında öğrenmiş) sonra mezelerin lezzetinden aldılar. panço dediler, güzel dediler, ver dedim. sonra esmer geldi, patlıcan severim ben dedi, iki patlıcanlı meze verelim, dediler, ver dedi esmer, ben tekmil fava istiyorum, dedim. böyle gitti. yemeğe yerimiz kalmadı. kızarmış ekmeklere zeytinyağlarını döke döke mezeleri sildik süpürdük. sıkıntıyı stresi de.
burayı aklınıza yazın, 10 temmuz caddesinde, bakırköy meyhanesi.
işte böyle geçti, şubat ayı. mart'ın sonu zaten bahar. mimozalar açmış bile. bugün gördüm kurtuluştaki çiçekçi tezgahlarında. ya adaya gitmek lazım ya da adadan bir arkadaşın gelirken getirmesi. bak bu da bir rutin.
bazı rutinler iyidir. gittiğin zaman neyi sevdiğini ne istediğini bilirler. konforludur. sürpriz yoktur, güvenlidir.
bazan da işte bakırköy meyhanesi keşfi gibi önünden geçerken 10 saniyelik görüntü yerli yerine oturur. aradığını bulduğunu bir 15 dakika sonra öğrenirsin.
rutinlerinizi sevin, onlar konfor alanlarınız; sürprizlere açık olun, onlara da şans tanıyın, belki rutininize girerler ha! neden olmasın.
hadi ben film izlemeye kaçtım
ne hafta ama!
Posted by
Handan
19 Şubat 2020 Çarşamba
nereden başlasam nasıl anlatsam... cuma gecesi evde vakit geçirip erkenden uyudum; ki zaten ben 11 deyince uyuyan biriyim.
cumartesi sabahı erkenden (8.40) ama dinlenmiş olarak uyanınca, kahve içtikten sonra evi süpürüp toparladım. 10.30 civarında hiç gereği yokken aslında ay bir su alırım iki parça kaburga bir kuru pişiririm hem de bir hava alayım diye çıktıktan 1 saat sonra eve döndüğümde cüzdanımı kaybetmiştim!
of of of!... o anda hemen ilk iş banka kartımı kullanıma kapattım, evden çıkıp yokuşu hızla bir daha çıktım düşürdüm belki diye.. bulma ümidiyle. YOK.
giden gitti. 10 dakika yürüme mesafesinde profilo avm ile şok market arası ne olduysa olmuştu. ulan, 30 yıldır istanbula gelir giderim, son 6 yıldır burada yaşıyorum, gecenin bilme kaçında eve geldiğim de oldu sabahın köründe istiklal caddesini turladığım da. hiçbirinde cüzdanımı kaybetmedim de sabah sabah gayet dinç ve zinde iken offf offff
kayıp çok can sıkıcı bişey. kesin olan bu. yalnız ben başka bişey önereceğim.
yurt dışına çıktığımda kendimce bulduğum bir pasaportu ayrı yere parayı ayrı yere koyarak biri giderse diğeri gitmesin, önlemim burada da işe yaradı. hüviyetim bende ama 255 lira gitti:(
memur kimliğim spor salonu kimliğim gibi birincil önceliği olmayan kimliklerim gitti. cüzdanım da desa idi:) yani, demem o ki kuru fasulye bana 500 kağıda mal oldu.
siz siz olun paranızı ve bütün kıymetli kimliklerinizi aynı yerde taşımayın. iki ayrı cüzdan ya da neyse işte iki ayrı zarfa bile koyabilirsiniz. bir de neye üzüldüm, biliyor musunuz? 25 yıl önceki bir vesikalık fotoğrafım vardı cüzdanda, o da gitti.
cüzdanımı bulan eden olursa profilo amv danışmaya, avm içindeki migros müşteri hizmetlerine ya da buradan, olmadı 10 binlerce kişiye ulaşan twitimden bana ulaşıp verirse çok sevineceğim.
hadi bakalım. bu hafta yarıya kadar hep aksiliklerle geçti, öbür yarısında gülmek istiyorum.
günaydın
cumartesi sabahı erkenden (8.40) ama dinlenmiş olarak uyanınca, kahve içtikten sonra evi süpürüp toparladım. 10.30 civarında hiç gereği yokken aslında ay bir su alırım iki parça kaburga bir kuru pişiririm hem de bir hava alayım diye çıktıktan 1 saat sonra eve döndüğümde cüzdanımı kaybetmiştim!
of of of!... o anda hemen ilk iş banka kartımı kullanıma kapattım, evden çıkıp yokuşu hızla bir daha çıktım düşürdüm belki diye.. bulma ümidiyle. YOK.
giden gitti. 10 dakika yürüme mesafesinde profilo avm ile şok market arası ne olduysa olmuştu. ulan, 30 yıldır istanbula gelir giderim, son 6 yıldır burada yaşıyorum, gecenin bilme kaçında eve geldiğim de oldu sabahın köründe istiklal caddesini turladığım da. hiçbirinde cüzdanımı kaybetmedim de sabah sabah gayet dinç ve zinde iken offf offff
kayıp çok can sıkıcı bişey. kesin olan bu. yalnız ben başka bişey önereceğim.
yurt dışına çıktığımda kendimce bulduğum bir pasaportu ayrı yere parayı ayrı yere koyarak biri giderse diğeri gitmesin, önlemim burada da işe yaradı. hüviyetim bende ama 255 lira gitti:(
memur kimliğim spor salonu kimliğim gibi birincil önceliği olmayan kimliklerim gitti. cüzdanım da desa idi:) yani, demem o ki kuru fasulye bana 500 kağıda mal oldu.
siz siz olun paranızı ve bütün kıymetli kimliklerinizi aynı yerde taşımayın. iki ayrı cüzdan ya da neyse işte iki ayrı zarfa bile koyabilirsiniz. bir de neye üzüldüm, biliyor musunuz? 25 yıl önceki bir vesikalık fotoğrafım vardı cüzdanda, o da gitti.
cüzdanımı bulan eden olursa profilo amv danışmaya, avm içindeki migros müşteri hizmetlerine ya da buradan, olmadı 10 binlerce kişiye ulaşan twitimden bana ulaşıp verirse çok sevineceğim.
hadi bakalım. bu hafta yarıya kadar hep aksiliklerle geçti, öbür yarısında gülmek istiyorum.
günaydın
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
