babylon izlenimleri, geçen haftalar... kitaplar, konserler...

21 Mart 2016 Pazartesi
sevdiklerimize sarılmak ve sevdiğimiz şeyleri yapmaktan başka bir çaremiz yok. 

geçen haftanın hatırı sayılır bir kısmını bursa'da geçirdim; bursada geçirdim de semtimizden dışarı çıktım mı? yoooo semt pazarı semt kahvesi ev üçgeninde geçirdim günleri; dinlendim. pazar günü bomboş istanbula ayak bastım; kabataş'tan cihangire oradan harbiye'ye bomboş sokaklarda yürüyüp evime geldim. 

*** 

geçen haftalarda babylon'da garanti caz yeşili kapsamında bir davetiyem vardı; esmerle uzun süre taksi bekledikten sonra nihayet bomontiada'ya gidebildik; özellikle 1 saat önce gittik ki esmer gezsin mekanları. the popülist henüz açılmamıştı, delimonti'de buz gibi biraları yuvarlayıp hem konsere altlık yaptık hem de ortama baktık. delimonti kalabalık her daim. sonra kiva'yı vs gezip babylon'a girdik nihayet. bütün siyaset ve kişisel yargıların dışında şunu söyleyebilirim ki babylon ve bomontiada çok güzel mekanlar. 

o kadar insan varken bile havalandırma gayet başarılıydı ve hiç ayyy nefessiz kaldım, demedim ben. yalnız sanırım ilk kez konsere gelen iki kızcağız kulağımın dibinde sohbet ediyorlardı ki önce bir döndüm, baktım; anlamadılar bir daha dönüp sohbet edecekseniz bar tarafına gidin diye nazikçe uyardım. kızcağızlar n'apsın dediğim gibi sanırım ilk kez konsere gelmişlerdi ve cak cak konuşuyorlardı. kızları susturamadık:) biz bir kaç adım uzaklaştık onlardan ne yapalım ders mi verelim yani konserde yapılacaklar / yapılmayacaklar diye. 

girişte bileğinize bir damga vuruyorlar ve ben aslında bundan hoşlanmıyorum; sene olmuş 2016 hala damga ile konser alanına giriş çıkışların kontrol edilmesi saçma geliyor; başka bir yolu olmalı. ha belli olmuyor damga o başka ama garip yani birinin bileğime damga vurması. değişse güzel olur. biletin bir parçası kalabilir kişide, çıkış girişte gösterebilir. olmaz mı? olur yahu neden olmasın. 

bir lafım da içerideki içki fiyatlarına; tabii bir hafta önce prag'da kozel birayı 1 euroya barda içince babylon'da 22 lira fiyat hakikaten fazla geldi. 22 lira ne abicim ya, insaf! zaten biletler 60 civarı bir de bira 22 e taksi parası vs derken gitti az 100 lira. iki bira içersen, oooo...
 fiyatlar düşürülse iyi olur. sonra niye az insan geliyor, e gelemez nasıl gelsin. 

*** 

istiklal'e gitmek gerek; yine de her şeye rağmen o sokakta yürümek, kahve içmek, kötü de olsa mekanların biraları, fabrikasyon da olsa mezeleri kalabalık yapmak gerek. kapanınca daha mı iyi olacak!? işletmelerin de kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor tabii; taze meze, leziz yemek, uygun fiyat gibi... hep beraber atlatacağız bu günleri de elbette. 

*** 

raffi portakal'ın portakal'ın yüzyılı kitabını bitirdim; ister antikaya ilgi duyun, ister istanbulun tarihine bir yerinden  yakalayacaktır bu kitap sizi. raffi portakal'ın anılarını okurken kimi zaman hüzne boğulacak kimi zaman da kahkahalar atacaksınız. hele bir '' sen benim kim olduğumu biliyor musun?'' tartışması var ki evlere şenlik. anlatayım; raffi bey bir müzeyi gezerken yasak olması belirtilmesine rağmen tombakları çok sevdiği için fotoğrafını çekmektedir, güvenlik gelir, çekmeyin lütfen diye uyarır. raffi bey ise kendine engel olamamakta farklı açılardan fotoğraflamaya devam etmektedir. güvenlik bir daha uyarır; dinleyen kim! en sonunda güvenlik sert bir şekilde ''sen kimsin niye çekiyorsun'' diye fırçalar raffi beyi; raffi beyin türkiyeli tarafı ortaya çıkar:) cebinden kartını çıkarır '' ben raffi portakal, sen kimsin'' diye yanıt verir. güvenlikte kimliğini çıkarır:))) hayal edebiliyor musunuz, iki koca adam sen benim kim olduğumu biliyor musun, diye didişiyor. sonra tabii sulh sağlanıyor, raffi  bey bu kadar sert davranılmaz, diyor; güvenlikte bir adım çekiliyor. yani ermeni de olsanız yahudi de roman da bu topraklarda yaşayan biriyseniz bir gün mutlaka '' sen benim kim olduğumu biliyor musun'' diye ünleyebiliyorsunuz dünyanın herhangi bir yerinde; türkiyelilik bu işte!:))) 

bu kitabı okuyun. 

*** 

hafta başladı. sürü sepet iş var yapmam gereken. 

iyi haftalar 



seyahat vize pasaport ayrımı vs üzerine eğlenceli bir yazı

12 Mart 2016 Cumartesi
şimdi önce adını vermeden hava alanı görevlileri üzerine bir şey anlatıp yazacağım; son budapeşte gezimde, elimde pasaportum biletim uçağa gidecek kapıdan geçeceğim; 

o görevli kızcağız bir eda bir işve elindeki haziran ayında süresi dolacak pasaportuma bir dikkatli bakmalar... bir çevirip kafasını bana bakıp bir de pasaporttaki fotoğrafa bakmalar halinde... ki görmeyin gitsin. içimden gülüyor ve fakat tombul burnumu yan taraftaki dükkana dikmiş ondan yana bile bakmıyorum:))) pasaport özel pasaport; eşşek kadar yazıyor üzerinde, havan kime!? istersem haziran 1 de çıkar 9 unda geri dönerim! o arada hala sayfaları çeviriyor diğer çıkış / giriş damgalarına / ülkelere bakıyor.... baktı, geçtim. 

şimdi vücut dilini falan bilen bir ukalayım ben; desem ki sorun ne, kendince hemen aaa kaygılandı gibi boş beleş öğrenmişliklerden çıkardığı gerçek yaşamda karşılığı olmayan salt bilgiye dayanan bir eylemde bulunacağından, hiç oralı olmadım. 

eyyy hava alanı şaka yav şaka hey sen eğitim müdürü! hiç mi öğretmiyorsun bu çocuklara yeşil pasaportun ne olup ne olmadığını!? belli ki öğretmemişler. 

bir diğer işgüzar prag'da çıktı karşıma; hostel gece nöbetçisi vizeniz nerede deyince, sertçe, vize yok / elindeki özel pasaport diye tısladım:)))) hiı yessss griin pasport diye mırladı:))))) 

yani demem o ki bu vize vs boktan şeyler. 

*** 

bugüne kadar ne italya ne yunan ne de orta avrupa'da girişte bir sorun yaşamadım; pasaportumun süresi bitmesine yakın tarihlerde bile. e bizim küçük hava alanı işletmesine n'oluyor? hiççç ibrikçi başı olduğunu gösterecek işte. 

*** 

uçağa binmek, gezmek vs bunlar lüks şeyler değil ve fakat bizim kafalar hala.... bunları yapabilmek için deveye hendek atlatmanı bekliyorlar. yemezler. 

*** 

cem yılmaz diyor ya '' payam vay abi'' kimseye pasaportumun süresi var dememe gerek yok. öğrensinler. 

*** 

beş sene oldu türkiyede küçük bir sahil kasabasında olan evimiz dışında tatil yapmadım; yunan muhteşem! fiyatlar, insanlar, doğa... 

vize için biraz evrak toplamak gerekiyor, evet; üşenmeyin; toplayın ipsala'dan çıkın keyfinize bakın. 

iyi seyahatler. 

ay unutmadan, vizesiz ülkelere gidin anacım. boşverin evrakı mevrakı 


kitaptan yemeğe

9 Mart 2016 Çarşamba
450.000 okuru geçti blog. yakında 1 milyon olur:))) 

hep sonradan geliyor aklıma avrupa şehirlerinde korna sesi duymadığım, inşaata -özellikle turist olarak gezdiğimiz şehrin merkezinde hiç- rastlamadığım, insanların çarpmadığını ve ne yiyip içersen iç fişin hemen masaya bırakılması; hesap olayında sorun çıkmadığını... fiziksel olarak yorulsam bile kafa olarak o kadar dinleniyorum ki! sonra dönünce üstüme üstüme gelen arabalara bakıp hoşgeldin istanbula diyorum. 

hala portakal'ın yüzyılı kitabını okuyorum; dün akşam kapalıçarşı bölümünü okurken keşke daha uzun anlatsaydı, diye geçirdim içimden. sahaflardan bir kaç tane daha istanbul kitabı arayıp bulsam iyi olacak. 

hanut sözcüğünün ermenice'den dilimize geçtiğini öğrendim, kitaptan. ve türkiyede ciddi koleksiyonerlerin olduğunu ve daha bir çok şeyi. benim anladığım raffi portakal hep not tutmuş bu kadar kişiyi ve olayı anımsamasına pek ihtimal yok çünkü böylesine anıları zengin bir yaşamda. çok içtenlikle anlatmış ve bu içtenlik sayesinde hiç tereddüt etmeden okuyorsunuz kitabı. bir ara diğer kitapları da  almalı portakal'ın yüzüncü yılı için çıkarılan. 

en çok sanayici ve bankacılar var antika ve eski toplayan. sanırım en üst gelir grubu demek oluyor bu. ve antika bir yatırım aracı. anılar, anekdotlar ve istanbul çok ama çok keyifle okunan bir metin çıkmış ortaya. 

avrupa vs derken mekan yazamadım bir süre. sevgili zeynep arayıp yeni başladığı mekana davet etti çok yakında zeynep'i ziyaret edip mekan hakkında sohbet edip leziz kahveler içip yemekler yiyip mekanı yazacağım. şimdlik sirkeci'de demekle yetineyim. 

sirkeci demişken can oba bir ödül daha aldı; ayşe arman röportajı öncesi biliyordum ben ama yazmamam için rica edince, yazmadım. tebrikler can oba. kanyon açıldı açılacak... 

bahar bahar bahar 

bir bursa bir kuzey ege yapmalı. enginar, sızma, ot, peynir, balık ile şenlenmeli. 

günaydın ahali 


ortaya karışık bir yazı

8 Mart 2016 Salı
sabah gelirken işe yolda yav ben bu iki şehrin güzel yanlarını yazmadım  diye düşündüm kendi kendime; şimdi efendim bakmayın ben kocaman kahkahalar atan bir insan olduğumdan orta avrupanın insanını soğuk bulduğuma; hepsi kibar insanlar prag'lı erkekler bir tık daha yakışıklı:) aklınızda olsun. sonra sokaklar ve kaldırımlar geniş geniş ferah ferah ve elbette temiz. pragda yürürken opera binası civarında karşıdan gelen 60 lık amcanın yerdeki sigara izmaritini alması olayı açıklıyor zaten; adamlar temiz şehirleri de temiz. budapeştede de sabah erkenden hava alanına gitmek için çıktığımda sokaklar temizleniyordu. 

aa bakın size prag'da yürürken kemal demirasal bellevue'de afişini gördüğümü yazmamıştım; prag'da tanıştım kemal demirasal ile; bellevue şefi kemal demirasal'ın mekanında yemek yemiş sonra da kendi mekanına davet etmiş. özel bir menü ile kemal demirasal prag'daydı. ben bir merhaba demek için girdim mekana. pek güler yüzlü bir şef kemal bey. ayaküstü lafladık. 

sonra iyi olan bir şey daha giderken kim duysa aman pasaportunuza paranıza sahip olun dediyse de şükür ki bir şey çaldırmadan döndük yuvaya. tabii ki hostelde uyurken çantanı yanına koyuyorsun paranı ikiye içe bölüyorsun kendince kimi önlemler alıyorsun ama adım başı da hırsızla karşılaşmadım. belki daha kenar / tehlikeli yerlere gitmediğim için. prag özellikle güvenli ben 10 da indiğimde ıssız florenc civarında yürüyen kadınlar gördüm hiçte korkuyor gibi değillerdi e ben de korkmadım. yerel barlarına da gittim geç saatte. şehirlerin sanırım farklı alarmlar yüzünden güvenlik seviyeleri arttırılmış eh bu da turiste yarıyor. 

dünkü yazıyı size kuzu etli arapsaçı / rezene tarifi veririm diye bitirmiştim; aklımdayken yazayım: bir kaç tarif okudum sonra bildiğim gibi yaptım. önce kuzu kaburga aldım bu aralar kasaptan yana şanslıyım; eve gidince bolca ama gerçekten bolca sarımsak ayıkladım rezeneleri sirkeli suda bekletirken sonra iyice ısıttığım tencereye sızmayı sarımsakları koyup en küçük ocağı da kısıp etleri ekledim e tabii ki tuz ; bi 10 dakika kadar et sızma sarımsak pişerken ben o arada rezeneleri yıkadım, sadece iri sapları biraz kestim doğradım gözüme çok az gelince dolaptan bir kaç biber ekledim, hepsini hoop tencereye üzerine 2 yemek kaşığı su ekledim, bekledim pişmesini. kokusu iyice evi sarınca trabzon tereyağı vardı dolapta bir parça lezzeti arttırsın diye koydum tencerenin ortasına bir defa da tereyağı eriyip çevirince kapattım altını.
iki saat kadar sonra oturdum hepsini yedim! 

başka ne yazayım, aklıma gelenler bunlar. 

portakal'ın yüzyılı, enis batur soruyor raffi portakal anlatıyor

6 Mart 2016 Pazar
okuyorum, geziyorum, uyuyorum:)  

gittiğim kitapçıda portakal'ın yüzyılı'nı beraber arıyoruz çalışan ile; bir tane buluyor kitapçı; o arada laflıyoruz onunla, onun ne okuduğuna dair vs. o yeraltı edebiyatçı seviyormuş; benim uzak olduğum bir tür. kitap naylon kaplı; bakıyorum, açabilirsiniz diyor bakışımdaki soruyu anlayarak. açıyorum kitabı oradaki koltuğa kuruluyorum ta ki bir baba kız gelip kendi aralarında konuşarak keyfimi bozana değin, kitabı inceliyor / okuyorum. çocuklardan çok hoşlanmıyorum hele kitapçıda hiç! kalkıyorum, kasaya gidip kitabı alıyor ve evde heyecanla okumaya devam ediyorum. 

arada sevgili irem uzunhasanoğlu ile laflıyoruz instagram üzerinden; o da kitabını yolluyor, büyük bir zevkle onu  da açıyor inceliyor başından biraz okuyor ve sonra günlük işlerime dönüyorum.

karnım çok aç değil ama bir lokma bir şey de yesem iyi olacak; piola'ya doğru yürüyorum; orada atıştırıyorum bir şeyler. beyaz şarap içmek üzere konuşuyor sonra ben oradan daha lokal bir yere gitmek üzere ayrılıyorum. aslında bunların hepsi iki semtte geçiyor; birbirine uzak olmayan ve fakat birbirinden farklı dokuya sahip iki semt; daha lokal yerde üst katta oturmayı teklif ediyorlar bana; ben ise sokağı izlemek istediğimi söylüyor nazikçe reddediyorum; sokağa bakan masaya kuruluyor şehrin bir başka yüzünü tecrübe ediyorum.  

pazara gidiyor daha torbasından otları yeni çıkaran teyzeyi avını bulmuş kartal gibi fark ediyorum:) rezene var bir deste sadece, onu alıyorum bir de roka diğerlerini pişirecek zamanım olmayacak evde. bu hafta seyahat var. teyze taa arnavutköy'den geliyormuş ama iki ay olmuş gelmeyeli eski müşterileri unutmuş olabilirmiş. bizim semtte oturanlar için burası; bim ve pizzacı yan yana ya işte onların karşısında teyze, şimdiye biter ama otlar erken gidin. 

budapeşte için bir iki laf edersem; biz peşte'de kaldık peşte kısmı daha hareketli sonra buda'yı da gezdik tabii. insanları prag'a göre çok daha güler yüzlü yalnız metroda deak meydanına çıkan istasyonda evsizler yatakhane kurmuş! görünce şaşırmayın. avrupa krizde budapeşte de almış nasibini krizden ve gerçekten çok yaşlı insanların en zor işleri çöpçülük, garsonluk, bulaşıkçılık vb. yaptığını gözlemledim 5 gün boyunca her iki orta avrupa şehrinde de. hele prag'da hostelde çalışan teyzeler tek kelime ingilizce bilmiyorlardı. avrupa yaşlı, avrupa işsiz ve prag yani çekler macarlardan zengin ama bir o kadar da suratsız. demek ki ne kadar medeniyet o kadar yalnızlık ve sert ifade. 


orta avrupa benim için çekici bir yer olmaktan çıktı bu gezi ile daha gitmem ben deniz göl dere olmayan yere. tuna nehri var demeyin; çamurlu bir su akıyordu lili ile baktık durduk bu çamurlu suyu mu turizmde pazarlıyorlar, diye diye... 

yemekler; daha önce de yazdım her iki şehirde de biralar ve şaraplar çok güzel yemekler de ise aklımda çok kalacak bir şey yemedim. belki ben denk getiremedim birinde zaten prag'lılara kızıp bir öğün döner yedim!:))) dönerci çocuk elbette türkiyeliydi ve evlenerek gitmişti oraya. lafladık biraz, o da çok gezmemiş oraları henüz yeni evli. prag'da memur ve dönerci hemen hemen eşit ücretleri alıyormuş; karısı memurmuş o da onun kadar alıyormuş. 2500 civarında bir paraya denk maaş alıyor. hangisi az alıyor bilemedim. avrupada memurluk hangi kalemde onu da bilmiyorum. 

bahar geldi. aslında en yav ben ne giyeceğim şimdi bu havada, havası bu günler ama olsun, yine de güzel. otlar çiçekler geziler demek bahar. bir bahar rotası ayarlasam iyi olacak. 

işte böyle. portakal'ın yüzyılı enis batur'un soruları ve raffi portakal'ın yanıtları ile hakikaten istanbula, müzayedeye, eskiye hangisine ilgi duyarsanız duyun bir tarafından sizi yakalayacak bir kitap; alınası okunası kitaplıkta kalası bir kitap. 

nehir söyleşi kitapları soruyu soranın mıdır yanıtlayanın mı, diye bir soru sordum geçen hafta denk geldiğim yazı işleri ile uğraşanlara; kimse bir kalemde yanıtlayamadı herkes aaa hiç düşünmemiştim bunu diye yanıt verdi; attım kucaklarına soruyu, kaçtım:))  bence, soruyu yanıtlayanındır kitap. ben de bu anlamda kitabımı raffi beye imzalattım:)  ona da sordum bu soruyu, enteresan bir soru dedi üzerinde konuşmadan ben oradan kitabımı imzalatmış oraya gitmeden evvel içtiğim güzel bir kadeh kırmızı şarabın etkisiyle hoplaya zıplaya ayrıldım portakal sanat evi'nden. 

işte böyle 

bu hafta böyle geçti 
pek yemek yapmadım, kuzulu rezene yapınca yazarım size.