yunan adaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yunan adaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

midilli / lesbos notları 2

3 Temmuz 2022 Pazar

  bugün fotoğraf fotoğraf midilli yazısını tamamlayacağım. 

 erossos plajı. doğal, temiz, nefis. 

petra'dan sonra erossos'a gitmeye karar verdim. erossosa gitmeden bu küçük köyde bir mola verdim. iki tane köy kahvesi olan yukarılarda  bir köy. 

 parakilla. 

köy kahvesinde dinlenip adanın öbür ucundaki erossos'a vardığımda iyi ki gelmişim dedim. 


sahilinde sanat olan bir köy, erossos 

böyle çok tatlı barları olan bir yer 





işte güneşlendiğim, canım bir şey yiyip içmek istediği zaman bu yerlerden birini seçtiğim nefis koy/köy eressos. yolu meşakkatli ama değiyor. tertemiz, cam gibi bir deniz. 

bir başka favorim, sosis. ister yanında iki göz yumurta ile kahvaltıda ye istersen pattiz ile biranın yanında. 

en sevdiğim şeydir, öğle sıcağında daha yemeğe oturmadan yeni kızartılmış ılımış bir mücver ile buz gibi bira yudumlamak! çok şanslıydım ki mücver mutfaktan ikram geldi, yoksa bu meretin ne ingilizcesini ne de yunancasını biliyorum:) 



işte burası
yine bir aile işletmesi, mezeleri süper, lakerdasında aklım kaldı 
ısrarla tavsiye 

evet, son notlarla kapatayım midilli konusunu. ayvalıktan turyol ve jalem tur sefer yapıyor. saatleri için internet lütfen. girişte pcr vs. sormak kalkmış yunanda. biletinizi alın, turyolda da jalemde de büfede içki var. keyfinize bakın. 1.5 saat sonra lesbostasınız. sonrası hangi köyde kalacağınız size kalmış.  çok rahat çok güzel çok değişik özelliklere sahip onlarca sahili köyü olan bir ada. gez gez bitmez. 

keşfederek kalın. 




kısa kısa tatil notları; agistri ve atina biraz da selanik

2 Ekim 2021 Cumartesi
nereden başlasam nasıl anlatsam; agistri butik bir ada;  gidin agistri club hotel'da kalın, muhteşem manzaralarda içkiler için mi diye başlasam, yoksa selanik'te çantamı sürükleyip hostel-otel arama maceramdan mı başlasam; efendim hem fuar açılışı varmış hem de başbakanları gelmiş bak bak bak hem de şehirde protestolar varmış, e bir ben  eksiktim yani. hostelde bir geceliğine yer verdi resepsiyondaki tatlı çocuk, o saatte ( 21.30) gönlü razı olmadı sanırım yer aramama daha fazla. çantayı atıp elimi yüzümü yıkar yıkamaz karşıdaki tavernaya attım kendimi; masa yok:))) sanırım selanik dolmuş ve ben kapı aralığında  duracak olsam da  binmeye çalışan son yolcu gibi selanike girmeye çalışıyorum:))) yorgo (patron)  beni kendi arkadaşlarının masasına oturtuyor,  adamlar hiç ingilizce bilmediklerini sohbet edemeyecekleri için üzülüp özür dilediklerini söylüyorlar yorgo'ya; anlıyorum. kelimesi kelimesine ama vücut diliyle:) servis de açıyorlar, ohhhh bol soğanlı ciğer ve salata ay ay ay tamam selanik güzel. zakintos adasını ben bulmadım, richard buldu. türk yok, ada güvenli, herkesin çantası sırtında asılı  çünkü.  hatta bir ara hangi cehennemden buldun bu adayı, diye richarda kızdım patras-killini arası yollarda adaya ulaşmaya çalışırken ama rich gayet sakin yaramazlık yapan çocukların sessizliğinde karşıladı bu salvomu ve sakinleşmemi bekledi. adam beni iyi tanıyor. 

tamam, baştan başlıyorum. 3 eylül sabah erken saatler uçuşa saatler var ama ben heyecanla yola çıkıyorum. çok şeyi çok özlemişim. bitli sabihayı bile! öğleden sonra atina'dayım. burayı biliyorum. şehrin değişecek hali yok kaldı ki bu ülkede menüler bile değişmiyor! eskiyor epriyor ama ay hadi bu sene de zıptırı otunun yatağında karides çikü koyalım menüyü  bir de cillop gibi yenileyelim demiyor kimse, bildiğini yapıyor senelerce. ne diyordum hah atinada merkeze geliyorum valizimi sürükleye sürükleye önce bir gyros indiriyorum mideye sonra monastraki civarında önce makarnacı sonra takı satan güzel kadınlar bir hostel tarif ediyor. buluyorum, yürürken çocukların büyük bir masanın etrafında oturmuş şarap içtiklerini görüyorum. doğru adresteyim, güzel çocuklar bunlar, o hissi alıyorum. giriyorum, 10 dakikada işlemlerimi yapmış çantamı yukarı fırlatmış aşağı inmiş ve buz gibi bira yudumlamaktayım. seyahat başlıyor. çocuklar 11 gibi ayaklanmaya başlıyor dışarı çıkacaklar ama benim hiç halim yok. siz gidin eğlenin ben sonra katılırım diyorum, gidiyorlar, ben de resepsiyonda maria ile biraz laflayıp uykunun kollarına atıyorum kendimi. 

4 gün atinada sokak sokak meyhane meyhane taverna taverna mağaza mağaza geziyorum. sonra diyorum ki bu kadar atina yeter, bir ada gezeyim çünkü daha richard'ın gelmesine zaman var. atinaya yakın adalara dair bütün okuduklarım agistri adasını gösteriyor. hislerim de. hopp pire limanındayım, bi bilet 11.50 euro, nefis salonları olan kocaman bir ferry ile bir saat yolculuk ile agistri. oh be! soluklanma, ikinci otele çantayı atma. 35 euro geceliği, resepsiyonda çok şeker bir genç kız var. ilk yemek hemen sahildeki tavernada, ağaçların altında kumların üstünde, garson stelyo lise öğrencisi olsa gerek, karides diyorum bira diyorum gelen karides kasesini  gördüğümde gözlerim parlıyor. agistrinin spesiyali bu, küçük karidesler hızla kızartılıyor, bize de çekirdek gibi yemek düşüyor. bu tavernanın her şeyi iyi, kalamar et 4 günde iki üç öğünü orada yedim.  

adada gezmenin alameti farikası yürümektir. yürüyorum yürüyorum yürüyorum yan köye kadar yürüyorum, manzaranın güzelliğinden başım dönüyor. çok güzel bu ada!  bir gün adanın tek belediye otobüsüne binip son durağa kadar gidiyorum. ada içinde ada var:) o adaya üç ayrı plaj yapmışlar, giriş 5 euro falan. neyse, ben bütün gün sıkılırım bir plajda yatmaktan. karşıda manzarası muhteşem yere gidip oturuyorum ama garsonun benimle ilgilendiği yok, göz teması kursam bir karides bir bira diyecem ama yok. hislerimi dinlemediğim her an hata yapıyorum, içimden bir ses kalk git diyor, diğeri biraz sabırlı ol, diyor.. neyse zor bela bir kız çocuğu gelip siparişimi alıyor ama ne masaya kağıt sermek var ne bişey, peçete yok ulan masada! karidesi iptal etmek istiyorum o da olmaz deyince artık senin patronun kim diyorum, gösteriyorlar.  adama epeyi sert ama bağırmadan -etrafta insan çok bağırarak onları rahatsız etmek istemiyorum- şikayet ediyorum. çocuklara bir el hareketi ile ilgilenin diyor ama benim keyfim kaçtı. yarım bırakıp kalkıyorum,  hesabı ödüyorum ama tek sent bahşiş bırakmıyorum, özür diliyor tekrar,  seyahatin en kötü anısı olarak bu kalıyor aklımda. olay şu ki; tek taverna orası ve yunan aileler arap aileler gibi masayı donatıp yiyip içiyolar. e ben yalnızım. ne yapayım yani benimle ilgilenmeleri için adam mı toplayıp gideyim tavernaya:))) dört kişilik masada tek kişi oturunca çok da ilgilenmiyorlar işte. yalnız gezerken bu hep oluyor bazıları soruyor, ''yalnız mısın?'' diye, üzgünüm ama evet diyorum gülümseyerek ya da arkama bakıp yoo ben ve ben gölgem var diyorum bazan, gülüşüyoruz. 

agistriye dönüyorum yani köyün meydanına. sonra işte ada hayatı, sabah bir espresso bir peynirli börek ile kahvaltı nudist plaja giden yolda küçücük, yolu zorlu bir plajda güneşlenme denize girme sonra acıkınca stelyo açılmadınız mı hala diye -saat 1 gibi başlıyorlar servise- kapısına dayanmalar tavernanın. başka bir gün yan köyde önce güzel bir barda bira yuvarlama sonra limanda yemek yeme... böyle bir kaç gün geçiyorum ama adanın en özel yerini yazayım size. giderseniz; 

agistri club hotel.  sahibi   ingiliz bir abi. muhteşem bir manzarası var. havuzu ya da plajı yok, nefis bir terası var.  adanın en tepedeki oteli diyebilirim. işte o gizli sayılabilecek plaja  otelin bitimindeki merdivenlerden inip ulaşıyorsunuz. sabahlarıo muhteşem manzaralı terasa  gidip filtre kahvemi içiyor,  aşağı inip güneşleniyor çıkıp öğle içkimi yine terasta içiyor yani orada gerçekten güzel saatler geçiriyordum.  kalamadım ama içimde kaldı. birazcık pahalıydı. 


şimdi yazıya bir kaç fotoğraf ekleyip bunu sonlandırayım çok uzadı çünkü. sonra daha selanik var patras var zakintos var... 23 gün gezdim yunanda! 19 gün ispanya rekorumu egale etti bu seyahat. 


ocak ayı için kos izlenimleri

3 Ocak 2019 Perşembe
film izliyordum, biraz kos yazayım ben, diye söylenip kendi kendime filmi durdurdum sayfayı açtım. vira bismillah 

kış mevsiminde ada mı, yapma handan, diyorsanız bundan sonrasını okumayın. çünkü, adada yaşam deneyimi olan ben ve aslında herkes ada esas kış mevsiminde güzel olur, der ve bunu bilir. 

karadan yunanistanı otobüs yolculuğunu canım istemediğinden, rotayı bodrum- kos tarafına çevirdim. bunu yapmamla çantamı hazırlayıp evden çıkmam, işlerimi halletmem ve uçağa binmem arasında yaklaşık 4 saat falan zaman vardı:) çanta hazırlamakta üstüme yoktur. 

bodrum gayet güzel bir hava ile karşıladı beni, balık çorbası içerken başkanla karşılaşmam bir başka hoş sürprizdi. sabah kaptan köşkünde başladı yolculuk. 

bodrum kos seferleri her sabah saat 9.30 da; gidiş dönüş şu anda 9 euro 
açık dönüş alırsanız, 15 euro 

bu bilgi dursun burada. gelelim kos'a; kahvaltı çay kahve derken yolculuk bitiyor. tavlalar kapatılıyor, pasaport kuyruğuna en sona bekleniyor çünkü acelem yok ve adayı biliyorum. 

bir başka mühim not/uyarı; bu aylarda gitmeden mutlaka otelde yerinizi ayırtın. kosta palas gibi büyük oteller de veroniki gibi küçükler de kapalı. astron açktı ve şansıma yer vardı. 3 yıldızlı bir otel astron otel, oda kahvaltı çalışıyor. limana bakan odaları var eh onlar biraz pahalı ama denizi az gören odalar 30 euro civarı. temiz, düzgün, güvenilir, kahvaltısı yeterli ve normal bir otel. 

otele  yerleştiniz. şimdi yürüyün, ilk defa geliyorsanız limanı, hipokratın altında ders verdiği iddia edilen ağacı falan hepsini gezeceksiniz zaten. sonra acıkmaya başlayacaksınız. 

yorgo açık, gusto açık, adını unuttuğum yine liman tarafında bir taverna daha açık, yorgo ve gusto menüler vs türkçe, hiç yabancılık çekmezsiniz. yorgo'nun fiyatları gusto'dan biraz yüksek. şef mekanı ya:) gusto'nun şefi asık suratlı bir amca ama lokum gibi kuzu pirzola pişririyor, o yüzden gülümsemese de olur, benim için pirzola önemli:)))) 9 euro idi kuzu pirzola gusto'da. karides saganaki de gayet güzeldi. yorgo'nun da tarama ve acılı peynir ezmesinden tarama mükemmel ipek gibi, peynir ise normaldi. 

diğer tavernada bişey yemedim, bilmiyorum. kefalos meydanda bir çikolata dükkanı var, oraya da tatlı severler gitsin, bademli çikolata nefisti. 

kos merkez canlı, dükkanlar açık, iç kısımlarda ametist taşlı bir yüzük beğendim kafam kadardı taşı! önce  150 sandım fiyatını  bir kaç saniye sürdü sevincim:))) 1.150 imiş alamadım tabii o diğer 1 i görünce. 

adayı belediye otobüsü ile boydan boya gezebilirsiniz. ben öyle yaptım bu sefer; post ofisi sorun, büyük meydana yakın, oradan binin kefalos otobüsüne ( 4.80 euro) gidin kefalos'a, dönüş saatini öğrenin ( 15.15 ti bir tanesi) o saate kadar meydanı çikolatacıyı 60 üstü amcaların oturduğu kahveyi herr şeyi keşfedip bir içki içip yine otobüsle dönün merkeze. çünkü akşamları turist kalmıyor buralarda. 

bodrum ve istanbul tayfası kos fiyatlarını biraz yükseltmiş, o kesin. benim gittiğim gün de kalabalık bir bodrumlu abi grubu vardı. yemek yemek için kosa gelmişler. 

kos çok yunan gibi olmayan bir ada artık. biraz istanbul biraz bodrum. yine de manzarası, ulaşımı, oradan başka adalara gitme rahatlığı olduğu için her zaman popüler. yılbaşı gecesi ben eşofmanlarımla ya müzik nereden geliyor, diye merak edip çıktım müziği buldum  ve bir çok yerden daha fazla eğlendim. üstelik normal fiyatlarla idi her şey, yılbaşı hadi iki katı hatta 0 ktı yapalım dememiş hiç bir işletme. 

bir de  güvenilir bir ada kos, özellikle merkez için yazıyorum bunları. bu mevsimde başka koylarda kalmayı düşünmeyin zaten, kapalı her yer. 

seyahat ile geçsin seneniz. 


şehirden kitaba, meyhaneden sinemaya...

21 Ekim 2016 Cuma
selanik, atina, rodos, komotini, bolonga, florensa, roma, xanthi, komotini, midilli 

ne bunlar handan? şiştt kafamı karıştırma gezdiğim yerleri yazıyorum 

sakız, kos, kalimnos, lipsi, alexandrapolis, budapeşte, prag, symi, kavala, tasos,

şimdilik aklıma gelenler bunlar. ağırlık yunanistanda hatta adalarda ve benim canım hala mikonos olur rodos bir kere daha olur yunanda ahtapotta uzoda. 

bu ay şu implant ve diğer işleri bir halledeyim hemen yeni bir seyahat planlayacağım, planlayacağım dediğime bakmayın; ne otel bakıyorum ben giderken ne başka bi'şey! bir bilet alıp gidiyorum. sonrası orada şekilleniyor. symi hariç bir yerde sıkıntı yaşamadım. yaşadıysam da unuttum gitti. 

*** 

şehirde yeni şeyler oluyor; mesela genç bir şef bir meyhane açmaya hazırlanıyor; pek klasik bir meyhane düşünüyor böyle adabıyla içilen bir yer olacak mezeler klasik ay en önemlisi kahvaltı olacak, kahvaltı. şişttt canan bak bir yer daha! şimdilik bu kadar yazayım sonra daha ayrıntılı yazarım elbette. 

*** 

mardin yemeklerini sevenler, bilmeyenler, duyup arayanlar bu haber hepinize; cercis murat konağı bir kez daha eataly de; dün akşam bir akşam birası içelim diye gittiğimiz eataly de görünce ebru hanımı, çok sevindim. mail de geliyor oysa bana ama gözümden kaçmış demek ki cercis murat konağı'nın geliyor oluşu; yemekle ucundan kıyısından ilginiz varsa bile buraya gitmeli ebru hanım ile tanışmalı o nefis şaraplarından içip yemeklerini/mezelerini tatmalısınız. takı da alabiliyor olmanız ise bonus. istikamet eataly içindeki cercis murat konağı

*** 

sevgili arkadaşım, dostum ercan kesal cin aynası kitabını imzalayıp yolladı ve ben kitabı aslında okudum ama üzerine bir türlü yazamadım iki satır. 

cin aynası içinde yeni yazılarla beraber aslında birgün pazar yazılarının toplandığı bir kitap; kesal'in yazılarının tamamını el altında bulundurmak için iyi bir seçenek, her ne kadar ben telefonda kendisine de söylediğim gibi yazılarını kahvaltıdan sonra ( e ağlıyorum bazan okurken sonra gözyaşlarım kızarmış ekmeğe...)  okumayı alışkanlık haline getirsem de okumaktan da vazgeçmedim hiç. toplumsal hafıza ve bizim yaşadıklarımızı unutmamamız için kesal'in yazıları bir anımsama yazıları benim için. ve elbette uzun zamandır ekranda ya da beyaz perdede göremediğimiz kesal'in içerde dizisinde rol aldığını duyunca hemen diziyi açıp izlediğimi yazmazsam olmaz; kesal konuk oyuncu içerde de; ercan kesal  yanında çetin tekindor ile ekranı doldurmuşlar, o nasıl çakmak çakıştı!  deyip film ve set ziyareti için beklediğimi yazayım. 

*** 

şimdilik şehirden aklıma gelenler bunlar 


seyahat edin, spor yapın, kahkaha atın, se.v.işin, öpüşün...
sizi ne mutlu ediyorsa onu yaparak yaşayın.  göreceksiniz daha mutlu olacaksınız. 

*** 




niyet çapkınlık ise rodos değilse diğer adalara

30 Eylül 2016 Cuma
geziden  gelince hemen yazmak zor oluyor, e gezideyken zaten instagramda çoğu şeyi yazmış oluyorum ama yine de tıkır tıkır bir şeyler kendi kendini yazdıracak gibi. hadi bakalım. 

önce istanbul / mudanya; sonra bursa - bodrum. bodrumda bir kaç saat kaldım sadece; kahvaltı yapıp, para işlerini halledip çay kahve içtim. bodrumdan çıkış henüz bayram tatili sürdüğünden meşakkatli oldu. bayram tatillerinde bir yere gitmemek gerek ya neyse. kos benim bildiğim ada olduğundan hemen çantayı bir otele atıp buz gibi bira ile tatile başladım, tanıdıklara selam verip ertesi gün kahvaltımı yaptıktan sonra hoop hemen kalimnosa geçtim. kalimnos ilk bakışta harran tadında bir ada; sapsarı! orası liman bölgesi, adanın diğer tarafı biraz daha yeşil. ilk içki saatinde cafe sahibiyle sohbette otelim de ayarlandı mı, oohhh daha ne yapsın handan; plajda güneşlenip motosikletle oteline çıkmaktan başka. kalimnosta ya motosiklet ya da arabanız olacak yoksa limanide gezer durursunuz elbette taksi var ama taksiyle gezmek ne kadar keyifli olur bilmiyorum. kalimnosu sevmiştim; ilk gün bütün bir kalamarı buz gibi mythos bira ile mideye indirince daha bir sevdim. sonra sırasıyla balıklar, ahtapotlar, fix hellaslar, dere tepe keçi gibi gezip eleni'nin plajında ve başka plajlarda öğlen sıcaklarını atlatarak 3 gün kaldım. eh artık bu kadar yeter deyip şimdi lipsi, dedim. leros adasını pas geçtim çünkü küçük ve hakim olabileceğim bir ada istiyordum, leros lipsi'den büyük. bi bilet daha! lipsi. 

lipsiyi iner inmez sevdim. en beyaz en mavi en küçük adaydı şimdiye kadar gezdiklerimin içinde. ve herkes siestada iken bir uzeri ( meze evi ) bulup karnımı doyurdum akabinde de geceliği 25 eurodan 3* otelde yer:))) 40 tan açtı pazarlığı yorgo ama 25 e bağladık. lipsi küçük, otel pansiyon az fiyatlar ondan biraz pahalı, yoksa ben kalimnosta geceliği 15 eurodan kaldım. 

lipsi nefis bir ada; bir ucundan bir ucuna sallana sallana yarım saatte yürürsünüz, bu arada adada polis var artık. bu da böyle gereksiz bir bilgi olarak dursun burada.gereksiz olmayan polisin çok yakışıklı olduğuydu :)

afrodit otel bir aile işletmesi; baba patron; balkonda oturup geleni geçeni izleyip oyun oynuyor, anne mutfakta, yorgo resepsiyonda. tertemiz gayet güzel denizin dibinde bir otel. sezonda yer ayırtmadan gitmeyin. 


lipside bira 2.5 euro ahtapot 9-10 euro, köşedeki meşhur ahtapotçu ile pek anlaşamadım ben; siparişi iptal edip diğer ahtapotçuda aldım soluğu; abiler dil bilmiyor ama güler yüzlü ahtapotta ızgarada ve denizden o gün çıkmış; haşlanmış ahtapot yok bu adada! güzeldi. bir kaç çeşit başka meze de tattım. 

yunanistan adaları için genel olarak söyleyebileceğim bir şey var; standardın altında bir şey yemiyorsunuz ama her zaman daha iyisini bulmanız olası. 

iki gün kaldım lipside; köyün  meydanında despinanın cafesinde kahvaltı edip öğlen biraları içtim, akşamları limanide ahtapot yedim, sonra uyudum uyudum uyudum:) 

lipsi den sonra oradan datçaya geçerim düşüncesi ile symi / simi adasına gittim; symi adasını sevmedim. yokuş olmasını bir yana bırak insanı berbat. 2 euro deyip biraya 3 euro yazmalar hesaba  vs canımı sıktı symi, datçaya geçişte yok muymuş! hemen hızlıca karar verip en sevmediğim adada 41 euro lipsi / simi 30 euro adaya tepeden bakan ve bütün tatilim boyunca yediğim en pahalı yemeği yiyerek en çok parayı symi de harcayıp 13.5 euroya bir bilet alıp kendimi rodos adasına attım! ve ne iyi yaptım. çok eğlenceli iki gün geçirdim rodosta; 

rodos büyük bir ada; normal zamanda nüfusu 55.000, adada 5 yıldızlı otel ve casino var, e handan hostele ama hostelin suitine:) atar çantayı. suit ne ki? ay yalnız oda işte. iki gece 35 euro. sonrası gelsin 4 euro ayy çok pahalıymış bu ada nidaları ile rodosun lokal biralarından devirmeye:))) gezi otobüsüne atladım çünkü yürüyerek gezecek zamanım yoktu rodosu; 12 euro gezi otobüsü. iki tur attım:) malum yön duyum yok benim iki seferde ancak şu şurada bu burada diye kodlayabiliyorum kafamda. 

diğer adaların hiç birinde çapkınlık yapılacak bir kitle yok; hepsi yaşlı. bir tek rodosta gençler var. bu bilgi de dursun burada. 

rodos yine araba kiralanarak bir hafta koy koy köy köy taverna taverna gezilebilecek, nefis denizinde yüzüp eğlenceli geceler geçirilebilecek bir ada. yine gideceğim ben. 

en favori mekanım sokrates garden oldu; 7 euroya nefis bir kahvaltı, 5.90 a nefis kokteyller içince... gel de sevme! 

yoruldum, toparlayayım; 

niyetiniz dinlenmek, okumak ve uyumak ise; lipsi 

keçi gibi gezeyim kaya tırmanayım ise; kalymnos / kalimnos 

bodrumda gibi olayım, ama yunan adası olsun; kos 

eğlence, deniz, güneş, casino hepsi olsun; rodos 

hadi ben başka bir rotaya hazırlıklara 


önemli bir iki bilgi; izin kağıtlarına pek bakılmıyor bodrumda, ama çok kalabalık oluyor sıra, hafta içi geçmekte fayda var. 

symi deki manos iyice pahalı olmuş, diyorlar. ben gitmedim ama önünden geçtikte hep türkçe çalındı kulağıma 

bütçede en büyük harcama bilet paraları oluyor. ona göre hazırlayın kendinizi bir kaç ada gezecekseniz. 

rodosta old town dışında blue ferries bürsounda satılıyor gezi otobüsü bileti ve marmaris bileti. 

zaten blue ferries bir kurtarıcı:) her yere bileti oradan alıyorsunuz. 

yunan güzel, yunan temiz, yunan eğlenceli, lezzetli ve dürüst.