kos kalimnos blog yazılarını okurken kendi yazımla karşılaşıp okuduğumda bayramda gelmeyin, diye uyardığımı gördüm ve kendi uyarısına kulak asmamış/unutmuş biri olarak sıcak tepemde yine kos için gümrük sırasındaydım! dönüşte önce kaptana sonra canan'a ya ben bayramda bir yere gitmek istersem dövün beni ya, şu anı anımsatın, dedim ama her ikisi de güldü bişey demedi.
demem o ki böyle tatillerde evde oturmak daha iyi gibi o yüzden ben de bu yola sen çıktın şimdi hiçç sızlanmadan sıraya gir, kosa git oradan başka adaya kaç dedim kendi kendime, kulağımı dışarıya cüzdanımı duty free alışverişine kapatıp, hemen kaptan köşküne çıktım, hiç inmedim aşağı. önce kos sonra nisiros hayalleri yer yok diye suya düşünce kalimnos.
kalimnos her daim yer bulunabilecek bir ada nisiros ve lipsi kadar küçük değil çünkü. canım lipsi'ye bile gidemedim, yer bulamam kaygısından. kalimnos bildiğim bir ada, merkez köy sıcak masuri koyuna geçin. la playa restaurant barın plajı ücretsiz, içkiler 5-10 euro civarında. işletmeciler düzgün. otelinin de manzarası harika, aslında kalimnosun en güzel yeri masuri koyu diyeceğim de lafı uzatıyorum işte.
kos kalimnos 16 euro bu sezonda, canım dedakonisos dolaşıyor adaları. saatleri takip edin ama.
kalimnosta deniz ürünü yemek için koylara gidin. limanda ben iki denemede de başarısız oldum, ilki lastik gibi bir kalamar öteki makarnası ayrı pişmiş karidesi ayrı bir makarnaydı onu da bıraktım, kalktım.
yemek için maria'nın yeri var ermous koyunda. deniz kenarında değil, yol kenarında. orası çok daha iyi.
deniz ürünü demişken kos'ta kapanış yemeğini yorgo'da yaptık ve geçen dört senede yorgo'nun mutfağını haklı olarak ( adamın bütün müşterisi türkler desem olacak, en azından yazın) türkiyelilerin damak tadına uydurduğunu gördüm. yunanda hiç bir yerde bu kadar yumuşak bir ahtapot yemezsiniz, ahtapot biraz serttir çiğnersiniz ve şanslıysanız denizin tadını kokusunu alırsanız, lipsi'deki amcanın ızgarasında yediğim gibi. bizimkiler ''lokum gibi'' sevdiğinden yorgo da pişirmiş pişirmiş yumuşacık olmuş işte. makarna da öyle üstüne kocaman jumbo karidesler koymaya başlamış ki ben ilk sene yediğimde daha küçüktü karidesler ama daha çok nüfuz etmişti tadı makarnaya. ha bir de o karışık balık tabağı tam bir bizim tabaktı yani kocaman bir kayık içinde balıktan patates kızartmasına karışık ve evet hepinizin aklına gelen espriyi biz de yaptık.
yunanda her şeyin yanına patates konmaz. neyse, bütün masalar türkiyeli idi, herkes peynir kızartması ile başlayıp karışık meze tabağı ve ahtapot ve kalamar yiyordu. üstüne de ''bayram tatlınız yok mu?'' dedi yan masadaki emekli teyzeler, yan taraftan sanırım baklava alıp geldiler. kos böyle, çok da yunana gitmiş sayılmıyor insan artık orada.
biraz plansız çıktım ben bodrum kos kaimnos derken epeyi gezdim. bodrumda gümüşlük favorim biliyorsunuz. akademide kaldım bir gece ve o manzara için bir daha giderim. gümüşlük akademisi latife'nin emekle büyüttüğü bir yer. kalınca bir değişim yaşıyorsunuz, topraktan düşünmekten kitaptan üretimden neyi nasıl yapacağınıza kadar kafanız açılıyor. gidin, tanışın kalın. yer için müsaitlik durumunu sormadan gitmeyin, lütfen.
bodrum, biraz bildiğiniz gibi her sene daha pahalı oluyor gibi. gümüşlük köyünde kurulan pazar çok keyifli. özellikle sabah erken saatte her şey taze iken. bu sıcakta biz bile öğleden sonra buruşuyoruz ayol:))))
yalıkavak ve turgurteis marinaları gezilecek yerler benim için, süper manzara, macrocenterlar ve dahası. gidiyorum geziyorum ufak tefek alışveriş yapıyor sonra koşa gölgeye kaçıp öğle uykusuna uyuyorum.
bu tatil öyle keşif duygusu tatili değildi. bilakis tanıdık bildik yerler. çantamı attım mesela bir de üç gün sonra topladım. öyle bir rahatlık bodrumda.
işte böyle, deniz ürünlü gyroslu, koslu kalimnoslu, kaptan köşklü, hostelli, yürümeli, denize girmeli, yunan biralarını devirmeli bir tatil yaptım, döndüm. kendimi de yıkayacak bir makina olsa diye düşüne düşüne bütün valizi yıkadım. evde bişey yoktu gelirken iki üç biber iki üç domates biraz kıyma alıp geldim ve bir makarna yaptım; yıkılıyor!
:))) istanbuldan günaydın.
sezonda yerinizi ayırmadan bir yere gitmeyin.
bodrumda bu sezonda bodrum mandalinası yeşil yeşil satılıyor, alın evde dilimleyip buzluğa atın, sonra cin tonik içerken buz diye onları atın.
yalıkavak giysi pazarında ben almadım ama siz peştemal alın, kışın evde bodrum havası yaratın.
bolca mythos için yunan adalarında.
aaa siricos kafeyi nasıl unuturum! bu kafe kalimnosta limanın tam karşısında; kos kalimnos yolculuğu bir saat sürüyor. bu kafede soluklanın katerina var garson kız, atinada yaşıyormuş kışın yazın buradaymış, nefis kahveler, sıkma portakal suları, yoğurt - bal- fındık gibi seçenekleri ile bütün gün oturup geleni geçeni izleyebilirsiniz. biralar 4 euro, yoğurt 3 euro, minik pizza 5 euro. pek güzel kafe müzikleri çalışanları ile.
yolda olmak; ne muhteşem bir duygudur.
bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bodrum notları
Posted by
Handan
17 Ağustos 2019 Cumartesi
Labels:
bodrum,
bodrum notları,
gümüşlük,
gümüşlük akademisi,
kalimnos,
kos
2
comments
ocak ayı için kos izlenimleri
Posted by
Handan
3 Ocak 2019 Perşembe
film izliyordum, biraz kos yazayım ben, diye söylenip kendi kendime filmi durdurdum sayfayı açtım. vira bismillah
kış mevsiminde ada mı, yapma handan, diyorsanız bundan sonrasını okumayın. çünkü, adada yaşam deneyimi olan ben ve aslında herkes ada esas kış mevsiminde güzel olur, der ve bunu bilir.
karadan yunanistanı otobüs yolculuğunu canım istemediğinden, rotayı bodrum- kos tarafına çevirdim. bunu yapmamla çantamı hazırlayıp evden çıkmam, işlerimi halletmem ve uçağa binmem arasında yaklaşık 4 saat falan zaman vardı:) çanta hazırlamakta üstüme yoktur.
bodrum gayet güzel bir hava ile karşıladı beni, balık çorbası içerken başkanla karşılaşmam bir başka hoş sürprizdi. sabah kaptan köşkünde başladı yolculuk.
bodrum kos seferleri her sabah saat 9.30 da; gidiş dönüş şu anda 9 euro
açık dönüş alırsanız, 15 euro
bu bilgi dursun burada. gelelim kos'a; kahvaltı çay kahve derken yolculuk bitiyor. tavlalar kapatılıyor, pasaport kuyruğuna en sona bekleniyor çünkü acelem yok ve adayı biliyorum.
bir başka mühim not/uyarı; bu aylarda gitmeden mutlaka otelde yerinizi ayırtın. kosta palas gibi büyük oteller de veroniki gibi küçükler de kapalı. astron açktı ve şansıma yer vardı. 3 yıldızlı bir otel astron otel, oda kahvaltı çalışıyor. limana bakan odaları var eh onlar biraz pahalı ama denizi az gören odalar 30 euro civarı. temiz, düzgün, güvenilir, kahvaltısı yeterli ve normal bir otel.
otele yerleştiniz. şimdi yürüyün, ilk defa geliyorsanız limanı, hipokratın altında ders verdiği iddia edilen ağacı falan hepsini gezeceksiniz zaten. sonra acıkmaya başlayacaksınız.
yorgo açık, gusto açık, adını unuttuğum yine liman tarafında bir taverna daha açık, yorgo ve gusto menüler vs türkçe, hiç yabancılık çekmezsiniz. yorgo'nun fiyatları gusto'dan biraz yüksek. şef mekanı ya:) gusto'nun şefi asık suratlı bir amca ama lokum gibi kuzu pirzola pişririyor, o yüzden gülümsemese de olur, benim için pirzola önemli:)))) 9 euro idi kuzu pirzola gusto'da. karides saganaki de gayet güzeldi. yorgo'nun da tarama ve acılı peynir ezmesinden tarama mükemmel ipek gibi, peynir ise normaldi.
diğer tavernada bişey yemedim, bilmiyorum. kefalos meydanda bir çikolata dükkanı var, oraya da tatlı severler gitsin, bademli çikolata nefisti.
kos merkez canlı, dükkanlar açık, iç kısımlarda ametist taşlı bir yüzük beğendim kafam kadardı taşı! önce 150 sandım fiyatını bir kaç saniye sürdü sevincim:))) 1.150 imiş alamadım tabii o diğer 1 i görünce.
adayı belediye otobüsü ile boydan boya gezebilirsiniz. ben öyle yaptım bu sefer; post ofisi sorun, büyük meydana yakın, oradan binin kefalos otobüsüne ( 4.80 euro) gidin kefalos'a, dönüş saatini öğrenin ( 15.15 ti bir tanesi) o saate kadar meydanı çikolatacıyı 60 üstü amcaların oturduğu kahveyi herr şeyi keşfedip bir içki içip yine otobüsle dönün merkeze. çünkü akşamları turist kalmıyor buralarda.
bodrum ve istanbul tayfası kos fiyatlarını biraz yükseltmiş, o kesin. benim gittiğim gün de kalabalık bir bodrumlu abi grubu vardı. yemek yemek için kosa gelmişler.
kos çok yunan gibi olmayan bir ada artık. biraz istanbul biraz bodrum. yine de manzarası, ulaşımı, oradan başka adalara gitme rahatlığı olduğu için her zaman popüler. yılbaşı gecesi ben eşofmanlarımla ya müzik nereden geliyor, diye merak edip çıktım müziği buldum ve bir çok yerden daha fazla eğlendim. üstelik normal fiyatlarla idi her şey, yılbaşı hadi iki katı hatta 0 ktı yapalım dememiş hiç bir işletme.
bir de güvenilir bir ada kos, özellikle merkez için yazıyorum bunları. bu mevsimde başka koylarda kalmayı düşünmeyin zaten, kapalı her yer.
seyahat ile geçsin seneniz.
kış mevsiminde ada mı, yapma handan, diyorsanız bundan sonrasını okumayın. çünkü, adada yaşam deneyimi olan ben ve aslında herkes ada esas kış mevsiminde güzel olur, der ve bunu bilir.
karadan yunanistanı otobüs yolculuğunu canım istemediğinden, rotayı bodrum- kos tarafına çevirdim. bunu yapmamla çantamı hazırlayıp evden çıkmam, işlerimi halletmem ve uçağa binmem arasında yaklaşık 4 saat falan zaman vardı:) çanta hazırlamakta üstüme yoktur.
bodrum gayet güzel bir hava ile karşıladı beni, balık çorbası içerken başkanla karşılaşmam bir başka hoş sürprizdi. sabah kaptan köşkünde başladı yolculuk.
bodrum kos seferleri her sabah saat 9.30 da; gidiş dönüş şu anda 9 euro
açık dönüş alırsanız, 15 euro
bu bilgi dursun burada. gelelim kos'a; kahvaltı çay kahve derken yolculuk bitiyor. tavlalar kapatılıyor, pasaport kuyruğuna en sona bekleniyor çünkü acelem yok ve adayı biliyorum.
bir başka mühim not/uyarı; bu aylarda gitmeden mutlaka otelde yerinizi ayırtın. kosta palas gibi büyük oteller de veroniki gibi küçükler de kapalı. astron açktı ve şansıma yer vardı. 3 yıldızlı bir otel astron otel, oda kahvaltı çalışıyor. limana bakan odaları var eh onlar biraz pahalı ama denizi az gören odalar 30 euro civarı. temiz, düzgün, güvenilir, kahvaltısı yeterli ve normal bir otel.
otele yerleştiniz. şimdi yürüyün, ilk defa geliyorsanız limanı, hipokratın altında ders verdiği iddia edilen ağacı falan hepsini gezeceksiniz zaten. sonra acıkmaya başlayacaksınız.
yorgo açık, gusto açık, adını unuttuğum yine liman tarafında bir taverna daha açık, yorgo ve gusto menüler vs türkçe, hiç yabancılık çekmezsiniz. yorgo'nun fiyatları gusto'dan biraz yüksek. şef mekanı ya:) gusto'nun şefi asık suratlı bir amca ama lokum gibi kuzu pirzola pişririyor, o yüzden gülümsemese de olur, benim için pirzola önemli:)))) 9 euro idi kuzu pirzola gusto'da. karides saganaki de gayet güzeldi. yorgo'nun da tarama ve acılı peynir ezmesinden tarama mükemmel ipek gibi, peynir ise normaldi.
diğer tavernada bişey yemedim, bilmiyorum. kefalos meydanda bir çikolata dükkanı var, oraya da tatlı severler gitsin, bademli çikolata nefisti.
kos merkez canlı, dükkanlar açık, iç kısımlarda ametist taşlı bir yüzük beğendim kafam kadardı taşı! önce 150 sandım fiyatını bir kaç saniye sürdü sevincim:))) 1.150 imiş alamadım tabii o diğer 1 i görünce.
adayı belediye otobüsü ile boydan boya gezebilirsiniz. ben öyle yaptım bu sefer; post ofisi sorun, büyük meydana yakın, oradan binin kefalos otobüsüne ( 4.80 euro) gidin kefalos'a, dönüş saatini öğrenin ( 15.15 ti bir tanesi) o saate kadar meydanı çikolatacıyı 60 üstü amcaların oturduğu kahveyi herr şeyi keşfedip bir içki içip yine otobüsle dönün merkeze. çünkü akşamları turist kalmıyor buralarda.
bodrum ve istanbul tayfası kos fiyatlarını biraz yükseltmiş, o kesin. benim gittiğim gün de kalabalık bir bodrumlu abi grubu vardı. yemek yemek için kosa gelmişler.
kos çok yunan gibi olmayan bir ada artık. biraz istanbul biraz bodrum. yine de manzarası, ulaşımı, oradan başka adalara gitme rahatlığı olduğu için her zaman popüler. yılbaşı gecesi ben eşofmanlarımla ya müzik nereden geliyor, diye merak edip çıktım müziği buldum ve bir çok yerden daha fazla eğlendim. üstelik normal fiyatlarla idi her şey, yılbaşı hadi iki katı hatta 0 ktı yapalım dememiş hiç bir işletme.
bir de güvenilir bir ada kos, özellikle merkez için yazıyorum bunları. bu mevsimde başka koylarda kalmayı düşünmeyin zaten, kapalı her yer.
seyahat ile geçsin seneniz.
Labels:
bodrum,
gezi,
istanbul,
kos adası,
seyahat,
trip,
yemek,
yunan adaları
1 comments
koy koy bodrum; türkbükünden gümüşlük'e bodrumda ne var ne yok
Posted by
Handan
4 Haziran 2018 Pazartesi
mayıs ayında bodruma gidecek olursanız bolca tişörtü gömleği fora etmiş
adamın iskelelerin son çivilerini çaktığını, sezon için içki dolaplarının kontrollerinin yapıldığını, sezon öncesi son normal fiyatların olduğunu görürsünüz. ki ben bunların hepsini gördüm:)))
12 adaları tercih ettiğimden bu sene de tatil için, önce bodruma gittim ve toplamda 5 gün kaldım bodrumda; ilk gün çok fazla yer aramadan ( aslında başka yerde yerimi ayırtmıştım ama) limanın çekiciliğine ve sabah 5 dakika yürüyüp feribota ulaşmaya karşı koyamayıp küba bar yakınlarında bir otele attım çantamı. tabii ki yol tarafında değil bahçe tarafında bir oda verdiler çünkü yol tarafında müzik geç saatlere kadar devam ediyor.
mütevazı otelin renkli bahçesinde normal bir kahvaltı yaptıktan sonra hoop kos. yunan kısmını yazmıştım; ek olarak şunu diyeyim; mayıs ayında sadece kos ulaşılabilir. ne leros ne başka adaya sefer yok. haziran gibi leros başlıyor. el mahkum kos yani istikamet.
8 gün yunanda gezdikten sonra geri döndüm. denizciler kahvesi her daim açık her daim normal fiyatlar temiz düzgün yiyecek ve içeceği ile çok yer aramadan oturup bira - köfte, çay kahve tost yiyip içebileceğiniz bir yer. kahvaltı yaparken bir yandan bodrumda kalacak yer bakıyordum. bu sefer aradığım otel değildi; hostel arıyordum. buldum.
bodrum ecofarm hostel. aradım, konuştuk sahibi ile. bodrum ecofarm camp turgutreis gümüşlükj arasında. bodrumdan iki minibüs ile yani; bodrum turgutreis/turgutreis gümüşlük
tabii ben ikinci minibüsü beklemedim atladım taksiye yakın zaten.
mandalina ağaçları altında paylaşımlı büyük bir oda var; 8 yatak var benim şansıma sadece 2 kişiydik, sonra bir kadın arkadaş geldi, bir gece kaldı o da gitti. yine bize kaldı oda.
kahvaltı ve akşam yemeği var hostelde. instagram adresleri var güncel fiyatları sorabilirsiniz. ben mayıs ayı fiyatını yazıp yanıltmayayım kimseyi. gönüllü çocuklar vardı hem bahçenin işlerini yapıyor hem orada kalıyorlardı. gençken böyle gezemedik şimdi de yapamıyoruz işte en fazla hostelde kalıyorum:)
hosteller farklı insanlarla tanışmak, sohbet etmek onları gözlemek için tatillerde kalınacak bence en güzel yerler. ucuzu pahalısı özeli kalabalığı her türlüsü var avrupada. barselonada tek kalmıştım mesela ( 30 euro idi) gümüşlük yakın ben zaman zaman o çiçekçi senin bu manzara benim yürürken bir bakıyordum gümüşlükteyim.
gümüşlük bildiğiniz üzere belediyenin çay bahçesi hariç hep pahalı! bir yerin mönüsünde karides salata 45 tl gördü bu gözler! abicim karides salata nasıl 45 lira demedim tabii ki deli pahalı 3 tane karidesi zaten sebzeye boğuyorsun salata ayağına neyse
köftecinin köftesi süper. 15 tı yanlış anımsamıyorsam yarım hadi 16 olsun gayet leziz bir köfte bir de mandalina gazozu yuvarlamadan olmaz oraya gidince. bira pablo, bodrum birası diğerleri de var.
henüz o meşhur şezlonglar yan yana olayı başlamamış. istanbul menşeili off gümüşlük bile henüz şezlonglarımız gelmedi, dedi.
bu beach olayının bana en ters gelen kısmı ''harcama limiti' yani sen girerken atıyorum 200 lira harcamaya tamam deyip bunu ödüyorsun ki baştan karşı olduğum bir olay bu. gitmem, gitmedim. dip dibe şezlonglar zaten içimi sıkıyor benim. ahh benim küçük güzel aşkım lipsi bir ben vardım plajda! sereserpe güneşlenip kimseye para harcama sözü vermeden istediğimi yedim içtim 200 metre ötedeki uzerilerde.
işte gümüşlük öyle, istanbulda ne kadar işsiz gazeteci varsa orada. biz bir gün merkezden şampanya koyuna kadar yürüdük hostelden ve hostelin yakınındaki adım adım meyhaneinin sahipleriyle.
adım adım meyhane için iki kelam edeyim. herkes ''biz samimi bir yer yaptık'' diyor açarken ama bu çocuklar hakikaten samimi; onur, birol, şef kaan, sveta hepsi. ben hostelden çıkıp etrafı keşfetmek için yürüdüğümde rastladım, canım da mercimek köftesi istiyordu, girdim selamlaştık. konuştuk, yoktu mercimek köftesi ama şef kaan yaptı. hem de leziz yaptı. lokum gibi köfteleri soğuk biralarla yuvarladım:) bir kere de buradan teşekkürler kaan.
öğle sıcağında hamakları tam uykuluk. onlar da instagrada adimadimmeyhane adıyla varlar. alın takibe; klasik meyhane konseptine ek olarak konserler, tiyatrolar,
sergiler olacak. yine mandalina ağaçlarının altında. akşam da minik barda laflamak eğlenceli.
gündoğan ve dereköy'ü gezdk bir gün gündoğan gezimiz çok komikti, koyun merkezini bulup aşağı inemedik:) yukarıdan yukarıdan manzara manzara gezdik. dereköy ise atanamayan gümüşlük izlenimi bıraktı bende. yukarıda bir köy, tahta işi yapanlar burayı mesken eylemiş ki aşağıya göre kiraların düşük olduğunu anlamak zor değil. bir tane restoran var ama kimsecikler yoktu sanırım mutfakta da bir şey yoktu ki adam bizimle pek ilgilenmedi. dereköy biraz garip yani giderseniz büyük beklentilerle gitmeyin. öyle yarım saat köyü gezip aşağı gümüşlük yalıkavak hangisini canının isterse ona inin.
yalıkavak marinada macrocenter var ve bu sene çok güzel blushlar ithal etmişler. kaçırmayın!
bir de gümüşlük migros nefis manzaralı. sırf o manzara için bir iki kez gittim ben.
ve nihayet senelerdir bodruma gidip görmeden döndüğüm türkbükü. ben türkbükü gördüm:))) aynı okuduklarım gibi bir dere var ve o dere ekonomi olarak ikiye ayırıyor türkbükünü; bir tarafa işte o şu kadar para harcayacaksın en az burada plajları / iskeleler öbüt taraf halk tarafı. bir de ortada belediye çay bahçesi. bodrum belediyesi bu çay bahçesi işini çok iyi yapmış. herkes o plajlarda para harcamayı taahhüt etmek zorunda değil. gayet insancıl fiyatlara yiyip içebilmeli insanlar.
bir mühim not bodrum üzerine; bodrum kasaba olacak bir yerleşim olmaktan çıkmış arkadaşlar. bodrum il olmalı ona göre bütçesi olmalı. ne derelerde tepelerde ne evler ne siteler var nasıl yetişsin kasaba bütçesiyle başkan oraya! olmaz, bodrum il olmalı.
türkbükü en çok iskelelere son çivilerin çakıldığı koydu. yakışıklı yakışıklı adamlar güneşin altında gömlekleri fora etmiş çalışıyorlardı. yine istanbul menşeili bir mekan açılışına davet etti bizi ama ahh gidemedik.
türkbükünden sonra bir de torba yapalım dedik ama torba o kadar küçük bir merkeze sahip ki 15 dakikada yürüdük bitti.
bodrumla seneler sonra barıştım. niye? e çünkü bir ara her şey ve her yer çok pahalıydı. sonra baktılar ki haaaa bu böyle olmuyor, normal insanca fiyatlara dönen çok yer oldu. o yerli turiste üstten bakış mecburen kırıldı ( turist yok) şimdi barıştım. mesela bir akşam merkezde yediğimiz balık - kalamar ve ahtapot iyiydi. ahtapot işini yunandan bilenlerin beğenmesi mümkün değil o yumuşak ahtapotu ama neylersin ki bizim müşteri alıştırılmış bir kere hamur gibi ahtapota. ama o mekan adını unuttum vallaha beybi karideslerimi gayet güzel ızgara etmişti arkadaşımın balığının da tadına baktım iyi pişirlimiş ve güzeldi. 160 civarındaki hesap kabullenilebilir sınırdaydı kale manzaralı kumların üzerinde bir bodrum akşamı. eh adamların mekanı da ağaç gölgesi değil nihayetinde.
ben bodrumu yazın kaldıramam. mayıs ve sonra ekim gayet iyi hatta ocak şubatta gidip sene boyu açık olan küçük meyhaneleri keşfetmek isterim. oradan datça sonra marmaris sonra akyaka
ayyyyy bodrum güzel gidin.
devam eder belki
adamın iskelelerin son çivilerini çaktığını, sezon için içki dolaplarının kontrollerinin yapıldığını, sezon öncesi son normal fiyatların olduğunu görürsünüz. ki ben bunların hepsini gördüm:)))
12 adaları tercih ettiğimden bu sene de tatil için, önce bodruma gittim ve toplamda 5 gün kaldım bodrumda; ilk gün çok fazla yer aramadan ( aslında başka yerde yerimi ayırtmıştım ama) limanın çekiciliğine ve sabah 5 dakika yürüyüp feribota ulaşmaya karşı koyamayıp küba bar yakınlarında bir otele attım çantamı. tabii ki yol tarafında değil bahçe tarafında bir oda verdiler çünkü yol tarafında müzik geç saatlere kadar devam ediyor.
mütevazı otelin renkli bahçesinde normal bir kahvaltı yaptıktan sonra hoop kos. yunan kısmını yazmıştım; ek olarak şunu diyeyim; mayıs ayında sadece kos ulaşılabilir. ne leros ne başka adaya sefer yok. haziran gibi leros başlıyor. el mahkum kos yani istikamet.
8 gün yunanda gezdikten sonra geri döndüm. denizciler kahvesi her daim açık her daim normal fiyatlar temiz düzgün yiyecek ve içeceği ile çok yer aramadan oturup bira - köfte, çay kahve tost yiyip içebileceğiniz bir yer. kahvaltı yaparken bir yandan bodrumda kalacak yer bakıyordum. bu sefer aradığım otel değildi; hostel arıyordum. buldum.
bodrum ecofarm hostel. aradım, konuştuk sahibi ile. bodrum ecofarm camp turgutreis gümüşlükj arasında. bodrumdan iki minibüs ile yani; bodrum turgutreis/turgutreis gümüşlük
tabii ben ikinci minibüsü beklemedim atladım taksiye yakın zaten.
mandalina ağaçları altında paylaşımlı büyük bir oda var; 8 yatak var benim şansıma sadece 2 kişiydik, sonra bir kadın arkadaş geldi, bir gece kaldı o da gitti. yine bize kaldı oda.
kahvaltı ve akşam yemeği var hostelde. instagram adresleri var güncel fiyatları sorabilirsiniz. ben mayıs ayı fiyatını yazıp yanıltmayayım kimseyi. gönüllü çocuklar vardı hem bahçenin işlerini yapıyor hem orada kalıyorlardı. gençken böyle gezemedik şimdi de yapamıyoruz işte en fazla hostelde kalıyorum:)
hosteller farklı insanlarla tanışmak, sohbet etmek onları gözlemek için tatillerde kalınacak bence en güzel yerler. ucuzu pahalısı özeli kalabalığı her türlüsü var avrupada. barselonada tek kalmıştım mesela ( 30 euro idi) gümüşlük yakın ben zaman zaman o çiçekçi senin bu manzara benim yürürken bir bakıyordum gümüşlükteyim.
gümüşlük bildiğiniz üzere belediyenin çay bahçesi hariç hep pahalı! bir yerin mönüsünde karides salata 45 tl gördü bu gözler! abicim karides salata nasıl 45 lira demedim tabii ki deli pahalı 3 tane karidesi zaten sebzeye boğuyorsun salata ayağına neyse
köftecinin köftesi süper. 15 tı yanlış anımsamıyorsam yarım hadi 16 olsun gayet leziz bir köfte bir de mandalina gazozu yuvarlamadan olmaz oraya gidince. bira pablo, bodrum birası diğerleri de var.
henüz o meşhur şezlonglar yan yana olayı başlamamış. istanbul menşeili off gümüşlük bile henüz şezlonglarımız gelmedi, dedi.
bu beach olayının bana en ters gelen kısmı ''harcama limiti' yani sen girerken atıyorum 200 lira harcamaya tamam deyip bunu ödüyorsun ki baştan karşı olduğum bir olay bu. gitmem, gitmedim. dip dibe şezlonglar zaten içimi sıkıyor benim. ahh benim küçük güzel aşkım lipsi bir ben vardım plajda! sereserpe güneşlenip kimseye para harcama sözü vermeden istediğimi yedim içtim 200 metre ötedeki uzerilerde.
işte gümüşlük öyle, istanbulda ne kadar işsiz gazeteci varsa orada. biz bir gün merkezden şampanya koyuna kadar yürüdük hostelden ve hostelin yakınındaki adım adım meyhaneinin sahipleriyle.
adım adım meyhane için iki kelam edeyim. herkes ''biz samimi bir yer yaptık'' diyor açarken ama bu çocuklar hakikaten samimi; onur, birol, şef kaan, sveta hepsi. ben hostelden çıkıp etrafı keşfetmek için yürüdüğümde rastladım, canım da mercimek köftesi istiyordu, girdim selamlaştık. konuştuk, yoktu mercimek köftesi ama şef kaan yaptı. hem de leziz yaptı. lokum gibi köfteleri soğuk biralarla yuvarladım:) bir kere de buradan teşekkürler kaan.
öğle sıcağında hamakları tam uykuluk. onlar da instagrada adimadimmeyhane adıyla varlar. alın takibe; klasik meyhane konseptine ek olarak konserler, tiyatrolar,
sergiler olacak. yine mandalina ağaçlarının altında. akşam da minik barda laflamak eğlenceli.
gündoğan ve dereköy'ü gezdk bir gün gündoğan gezimiz çok komikti, koyun merkezini bulup aşağı inemedik:) yukarıdan yukarıdan manzara manzara gezdik. dereköy ise atanamayan gümüşlük izlenimi bıraktı bende. yukarıda bir köy, tahta işi yapanlar burayı mesken eylemiş ki aşağıya göre kiraların düşük olduğunu anlamak zor değil. bir tane restoran var ama kimsecikler yoktu sanırım mutfakta da bir şey yoktu ki adam bizimle pek ilgilenmedi. dereköy biraz garip yani giderseniz büyük beklentilerle gitmeyin. öyle yarım saat köyü gezip aşağı gümüşlük yalıkavak hangisini canının isterse ona inin.
yalıkavak marinada macrocenter var ve bu sene çok güzel blushlar ithal etmişler. kaçırmayın!
bir de gümüşlük migros nefis manzaralı. sırf o manzara için bir iki kez gittim ben.
ve nihayet senelerdir bodruma gidip görmeden döndüğüm türkbükü. ben türkbükü gördüm:))) aynı okuduklarım gibi bir dere var ve o dere ekonomi olarak ikiye ayırıyor türkbükünü; bir tarafa işte o şu kadar para harcayacaksın en az burada plajları / iskeleler öbüt taraf halk tarafı. bir de ortada belediye çay bahçesi. bodrum belediyesi bu çay bahçesi işini çok iyi yapmış. herkes o plajlarda para harcamayı taahhüt etmek zorunda değil. gayet insancıl fiyatlara yiyip içebilmeli insanlar.
bir mühim not bodrum üzerine; bodrum kasaba olacak bir yerleşim olmaktan çıkmış arkadaşlar. bodrum il olmalı ona göre bütçesi olmalı. ne derelerde tepelerde ne evler ne siteler var nasıl yetişsin kasaba bütçesiyle başkan oraya! olmaz, bodrum il olmalı.
türkbükü en çok iskelelere son çivilerin çakıldığı koydu. yakışıklı yakışıklı adamlar güneşin altında gömlekleri fora etmiş çalışıyorlardı. yine istanbul menşeili bir mekan açılışına davet etti bizi ama ahh gidemedik.
türkbükünden sonra bir de torba yapalım dedik ama torba o kadar küçük bir merkeze sahip ki 15 dakikada yürüdük bitti.
bodrumla seneler sonra barıştım. niye? e çünkü bir ara her şey ve her yer çok pahalıydı. sonra baktılar ki haaaa bu böyle olmuyor, normal insanca fiyatlara dönen çok yer oldu. o yerli turiste üstten bakış mecburen kırıldı ( turist yok) şimdi barıştım. mesela bir akşam merkezde yediğimiz balık - kalamar ve ahtapot iyiydi. ahtapot işini yunandan bilenlerin beğenmesi mümkün değil o yumuşak ahtapotu ama neylersin ki bizim müşteri alıştırılmış bir kere hamur gibi ahtapota. ama o mekan adını unuttum vallaha beybi karideslerimi gayet güzel ızgara etmişti arkadaşımın balığının da tadına baktım iyi pişirlimiş ve güzeldi. 160 civarındaki hesap kabullenilebilir sınırdaydı kale manzaralı kumların üzerinde bir bodrum akşamı. eh adamların mekanı da ağaç gölgesi değil nihayetinde.
ben bodrumu yazın kaldıramam. mayıs ve sonra ekim gayet iyi hatta ocak şubatta gidip sene boyu açık olan küçük meyhaneleri keşfetmek isterim. oradan datça sonra marmaris sonra akyaka
ayyyyy bodrum güzel gidin.
devam eder belki
küba bar, bodrum bir de makarna tarifi
Posted by
Handan
25 Ekim 2017 Çarşamba
bodrum yolunda bırakmıştım bir önceki yazıyı, oradan devam edeyim. minibüs ile rahatça hoop diye bodruma gelince önce marina tarafına bir yürüyüş tutturuyorum. bodrumun bence klasiklerinden olan küba bar ilk durağım oluyor. henüz servis açılmamış ama bir kahve ikram ediyorlar ben de hem laflıyor hem de menüyü inceliyorum. kum midyeli makarna takılıyor gözüme. bu dursun burada
sonrası bir de halikarnas tarafına yürüyüş; yine bodrumun klasiklerinden mavi barda bir mola, bodruma dair sohbet... 90 larda çok revaçta olan, sabahın ilk ışıklarına kadar eğlendiğimiz çoğu yer kapandı gitti. onları konuşuyor yeni bodrumu anlamaya çalışıyoruz.
artık otelime dönmeliyim. ayaklarım benden boşanacak yoksa!
sonrası sabah erken ve hafif bir kahvaltı ver elini istanbul. çantamda bodrum mandalinası, peştemali ile...
***
gelelim küba barda aklımda kalan kum midyeli tagliatte tarifine;
önce kum midyesi gözüme ilişti macrocenterda, sonrası geldi zaten. iyi bir makarna, bolca sızma, az biraz tereyağı, deniz tuzu ve içme suyu
su kaynar, bolca tuz atıp makarnaları oraya haşlamaya atarken, tavadaki sızma ve tereyağına bir avuç dolusu sarımsak ekleyip çevirdim, ev mis gibi sarımsak koktu:) sonra çok az karabiber, bir-iki damla acı sos ve bir miktar labne peynir ekledim tavaya ki hepsi çok sevdiğim şeyler. makarnalar haşlandı ben sosu çevirirken, makarnanın suyundan bir kaç kaşık ekledim sosa. birlkte tıkırdasın hemhal olsunlar diye:))) haşlanan makarnayı tavaya alıp üstüne kum midyelerini ekledim ve 2-3 dk kadar sonra altını kapattım, niye, çünkü kum midyesi hemen pişecek kadar minik ve cansız bişey de ondan. dinlenmesini zor bekledim:)) kocaman bir tabak yedim. mutlu mesut uyudum.
bugün dünya makarna günüymüş hem bodrumu hem de kum midyeli makarnayı yazdım size. bodruma gidince;
küba barda bir akşamüstü oturmak
turgutreis pazarında gezmek
gümüşlük belediye çay bahçesinde köfte&bira yapmak
yürüme yürümek yürümek
yapılacaklar arasında. bir başka bodrum koyunda başka yapılacaklara kadar, bilet bakın:)
sonrası bir de halikarnas tarafına yürüyüş; yine bodrumun klasiklerinden mavi barda bir mola, bodruma dair sohbet... 90 larda çok revaçta olan, sabahın ilk ışıklarına kadar eğlendiğimiz çoğu yer kapandı gitti. onları konuşuyor yeni bodrumu anlamaya çalışıyoruz.
artık otelime dönmeliyim. ayaklarım benden boşanacak yoksa!
sonrası sabah erken ve hafif bir kahvaltı ver elini istanbul. çantamda bodrum mandalinası, peştemali ile...
***
gelelim küba barda aklımda kalan kum midyeli tagliatte tarifine;
önce kum midyesi gözüme ilişti macrocenterda, sonrası geldi zaten. iyi bir makarna, bolca sızma, az biraz tereyağı, deniz tuzu ve içme suyu
su kaynar, bolca tuz atıp makarnaları oraya haşlamaya atarken, tavadaki sızma ve tereyağına bir avuç dolusu sarımsak ekleyip çevirdim, ev mis gibi sarımsak koktu:) sonra çok az karabiber, bir-iki damla acı sos ve bir miktar labne peynir ekledim tavaya ki hepsi çok sevdiğim şeyler. makarnalar haşlandı ben sosu çevirirken, makarnanın suyundan bir kaç kaşık ekledim sosa. birlkte tıkırdasın hemhal olsunlar diye:))) haşlanan makarnayı tavaya alıp üstüne kum midyelerini ekledim ve 2-3 dk kadar sonra altını kapattım, niye, çünkü kum midyesi hemen pişecek kadar minik ve cansız bişey de ondan. dinlenmesini zor bekledim:)) kocaman bir tabak yedim. mutlu mesut uyudum.
bugün dünya makarna günüymüş hem bodrumu hem de kum midyeli makarnayı yazdım size. bodruma gidince;
küba barda bir akşamüstü oturmak
turgutreis pazarında gezmek
gümüşlük belediye çay bahçesinde köfte&bira yapmak
yürüme yürümek yürümek
yapılacaklar arasında. bir başka bodrum koyunda başka yapılacaklara kadar, bilet bakın:)
Labels:
bodrum,
gezi,
kum midyeli makarna,
kum midyesi,
küba bar,
macrocenter,
makarna tarifi,
seyahat,
yemek
5
comments
gümüşlük vizesi almak için gerekenler, turgutreis pazarı, 48 saatte bodrumda ne yapılır, ne yenir, ne içilir?
Posted by
Handan
16 Ekim 2017 Pazartesi
ev hali
toplamda 48 saati bile bulmayan bodrum gezini tek bir sözcük ile anlat handan derseniz; yürümek, der çıkarım işin içinden. yürüdüm yürüdüm yürüdüm
şimdi gelin yürürken gördüklerimi anlatayım size.
***
çantalar çiftlenince
yolculuk var demektir. en hafif çanta hazırlamakta üstüme yoktur. yatılı okulda okumanın kazandırdığı özellikler. geçelim.
yolculuk öncesi lounge ( salon işte yav) sohbetleri; keşke bir eleman olsa da bira doldursa en azından biz yarı bira yarı köpük ziyan ediyoruz canım içkiyi, yazık.
bodrumda kalmak için bu kez tercihim turgutreis; niye? sabah erkenden meşhur pazarını gezeceğim de ondan. otele yerleşiyor çıkıp bir tur atıyor sonra uykuya teslim ediyorum bünyeyi; haftanın ve uçuşun yorgunluğunu atmak için; sabah gözümü açtığımda horoz sesleri duyuyorum. mandalina bahçesine bakıyor oda. izliyorum biraz. sonrası hoop aşağı, hafif bir kahvaltı ediyor gazetelere göz atıyor pazara gitmek için minibüse biniyorum.
turgutreis pazarı giysi ve yiyecek olarak ikiye ayrılmış; giysi pazarında yürümeye başlıyorum. örtüler, ketenler ve peştemal peştemal peştemal renk renk çeşit çeşit çeşit doku doku. incelerden elbiseler dikilmiş, yaz için ideal. biraz daha dokuması kalın olanlar ev tekstili gibi. ikinci el kıyafet tezgahları da çok. pazarı gezen yaş ortalamasından turgutreisin yaş ortalamasının epeyi yüksek olduğunu anlayabiliyorum. bir an bu kadar çok örtüden sıkılıp yarısında bırakıp geri dönüp yolu karşıya geçip yiyecek pazarına giriyorum; asıl aradığım yer burası zira. evet, sabah her şey taze, çıtır çıtır, esnaf güler yüzlü ama dikkat edin yaşlı amcanın bana yarım kilo limonun ( 5 lira) üzerine 2 limon bir nar atıp ''10 lira oldu'' çabukluğuna ( daha hafif bir tabir bulamadım) kanmayın. zaten bu tavır karşısında bıraktım gittim poşeti amca arkamdan seslenerek bakakaldı, eh be amca kandıracak beni mi seçtin sabah sabah. istanbuldan geldiysem de meyve görünce aptallaşanlardan değilim:)) boşverin amcayı. yine de en güzel tezgahlar hep amca teyze / ana oğul / baba kız köyden ne buldularsa getirip tezgah açanlar. zeytin çok, en çok ama pancar yaprağı; otlu gözlemede, otlu köy ekmeğinde, börekte ve tazesi, dağ taş tezgah pancara kesmiş.
fiyatlar hiç ucuz değil, ona göre. taze almak, o havayı solumak için gidilir yoksa pazar = ucuz diye değil. bir çay içiyor insanları izliyorum. gözlemeyi orada pişirmeyi yasaklamış belediye, kızgın yağ kokusunun olmaması güzel olsa da kızartılıp gelen soğuk gözlemeyi ısıtıp yemek hiç cazip değil benim için. yemiyorum.
turgutreis pazarı cumartesi günleri
mavi saçlı pazarcı
ayşe arman pozu verelim, diyorum;) sibel hanım iyi bir gazete okuru ki biliyor ve bu eğlenceli pozu veriyoruz.
sevgiler
ayşe arman pozu verelim, diyorum;) sibel hanım iyi bir gazete okuru ki biliyor ve bu eğlenceli pozu veriyoruz.
sevgiler
sanırım bodrumdan başka yerde bu kadar zarif ve farklı pazarcıya denk gelemeyiz. sibel hanım ve oğlu tezgahta; reçelden tarhanaya ne ararsanız var tezgahlarında. giderseniz, kaçırmayın.
tekrar giysi pazarından yürüyüp en sonunda deniz kenarına ulaşıp marinada alıyorum soluğu. hava süper, aaa macrocenter var! giriyorum ve bingo otlu börek burada da var. hemen bir tane alıyorum; çıkıp koltuğa kurulup ekim güneşine yüzümü verip kedi gibi mayışacakken... hoop böreği yiyor ve hadi handan istikamet gümüşlük deyip minibüslerin kalktığı yerde alıyorum soluğu.
burada bir parantez açayım; bütün iyi niyetli çabalara rağmen -ki bunu hissediyorsunuz- ulaşımında bir sorun var bodrumun; belediyenin araçları var; otobüsten küçük minibüsten büyük, temiz düzgün araçlar ama saatler tutmuyor işte, geleceği söylenen gümüşlük otobüsü gelmedi mesela. kimse bişey bilmiyor! özel minibüslerin şoförleri kaba biraz, sorulara el kol ile bağıra çağıra yanıt veriyorlar. bir garip hal var ulaşımın üzerinde, ki başkana kolaylıklar diliyorum; bodrumun nüfusu 160.000 civarı imiş resmi rakam olarak. bir de kaydı orada olmayıp orada yaşayanları düşünürsek bu rakamdan daha fazla insanın bodrumda yaşadığını bilmek için müneccim olmaya gerek yok.
nihayet gümüşlük; yıllar önce gelmiştim bu köye; pek bir şey kalmamış hafızamda kocaman bir bakır tencerede sıcak sıcak gelen ve parmaklarımı yediğim leziz tereyağında karidesten başka:))) soruyorum, hala yapan yer varmış öyle. ancak hem gelmeden hem de geldikten sonra kısa sohbetlerden ve geçerken göz attığım menülerden gördüğüm, gümüşlük çok pahalı! neye göre kime göre diyeni; bana göre canım, bana göre diye yanıtlarım. en makul yer belediye çay bahçesi ve aynı işletme içinde köfte&ekmek yapan yer.
yarım ekmek köfte & ekmek; 12 tl
türk kahvesi; 4.25
bira; 12 de başlayan fiyatlar ( 50lik)
patates; 8 normal 9 elma dilim
gayet temiz, siparişinizi veriyorsunuz, elinize bir sıra kağıdı tutuşturuyorlar, köfteci abi seslenirim ben diyor, biranızı yudumlayıp tavşan adası manzarası ile keyif yapıyorsunuz.
tavşan adası
yazın bu kadar keyifli olmayabilir, baştan söyleyeyim; bu mevsimde az insan olduğu halde 10-15 dk köfte bekleme sırası vardı ki yazı düşünemiyorum o yüzden de ben yazın gitmiyorum ya bodruma.
gümüşlük için bir kaç söz edeceksem; yapışık nizam restoranlar, arada yürünecek yol sonra ara ara nedendir ve ilk kim yaptı bilinmez, soba borularına astar diye bir beyazımsı boya ile boyarlardı bizimkiler ( sobalı evde büyümüş çocuk) hah işte ondan boyanmış mekanlar var. kuru ağaç dallarını da boyamışlar bu beyazımsı boya ile ve kabak asmışlar üstlerine. nerede sordum kim yanıtladı yunan özentisi diye anımsamıyorum ama 10 adadan fazla gezdiğim yunanda bir tane bile böyle boyalı mekan görmedim ben.
bir de eğer 50 yi aşmış erkek iseniz ve gümüşlük'e yerleşecekseniz önce saçınızı uzatıp at kuyruğu yapmalısınız. saçınız yok mu? o zaman sakalınızı uzatıp öreceksiniz. gümüşlük vizesi sonra. kadınsanız; en az bir şile bezi elbise, kafanıza saracağınız bir çok renkli fular ve kocaman gözlükleriniz olmalı siz de ancak o zaman vize alabilirsiniz:))) şaka bir yana tipler hep böyle ama. bir de sahilde ''bitli'' dediğim tipler var ki onu ancak bilenler anlar; ben yazmayacağım:)
envai çeşit boncuk, kabak, gümüş hepsi birbirinden ''özel'' ve ''tasarım'' ürünler satan dükkanları da gezdiyseniz en azından günübirlikçi olarak gümüşlük bitti efendim.
şimdi istikamet bodrum.
yalnız çok uzadı bu yazı. bodrumu bir sonrakine yazayım. ben bir kahve içmeye çıkayım.
babıali'de cinayet; bir medya romanı; haluk şahin yazdı ben de okudum; iki satır da kitap üzerine yazdım
Posted by
Handan
11 Ekim 2017 Çarşamba
risotto yaptıktan sonraki yorgun halim
bir daha yapar mıyım? yapmam
malzemesi az olsun ne yapayım -lizbondaki gibi bol malzemeli risotto nerede bulacağım istanbulda- çıkar dışarıda yerim.
iyi risotto yapan mekan bulmam gerekiyor.
evde deniz ürünlü pilav yapmak kadar yorucu bir şey yok! dışarıda deniz ürünü az ve zeytinyağı istediğim gibi (sızma) olmadığından iki gün boyunca eksikleri tamamlayıp risotto işine giriştim. benim tarifim;
kocaman bir kuru soğan ve yine çok ama gerçekten çok bol sarımsağı sızmada kavururken diğer ocakta tavuk kanat ve butlarını kaynatıyordum ki bilahare ekleyeyim pilava. soğan ve sarımsağın üzerine bir kaç yeşil biberi de ekleyip sonra bir kase risotto pirincini ekledim ve biraz kavurdum. tavuk suyunda hopp bir kepçe, karıştırmaya devam. sonra bir bardak beyaz şarap yine karıştırmaya devam, tuz karabiber az ama çok az ipek pul biber. bir bardak daha tavuk suyu, karıştır ayyy yoruldum bir yudum şarap sonra bir bardak şarap. yayla marka risotto pirinci bir arborio değil açıkçası, onun kadar yumuşak kremamsı dokuya ulaşmıyor ama ne gam başladım bir kere dağ gibi karides ve midyem var; kocamanlar balık'tan. son dokunuş olarak onları tencereye ekliyor az biraz daha tavuk suyu ve şarap ilave edip ocağı iyice kısıp ayyy yorgunluktan bayılıp koltuğa kuruluyorum. fazla değil 5-6 dk sonra kapatıyorum altını karidesin midyenin canı ne ki, pişer sıcağında tencerenin.
demleniyor, tabağa alıyorum tam sıcak sıcak yiyecekken telefonum çalıyor. arayan uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşım açmasam olmaz. açıyorum, uzun uzun konuşuyoruz gözüm risottoda:) kapattığımda telefonu soğumuş artık ama olsun yiyorum; beğeniyorum. sonra tencereden sıcak sıcak bir tabak daha....
***
gelelim romana; babıali'de cinayet; haluk şahin imzalı bir roman ve tabii ki haluk şahin'in uzun yıllar emek verdiği medyanın göbeğinden bir roman. en sevdiğim konu medya ve dedikoduları olduğundan bir çırpıda ve çok zevk alarak okudum kitabı.
mesela sayfa 175 te babıalinin efsane yazarlarından birinin işten çıkarılması anlatılıyor; herkesin böyle bir hikaye vardır medyaya dair dinlediği; ben de bu satırlara bir ismi yapıştırdım ama yazmam buraya. yazık yaşlı bir amca o da artık. zaten röportajlarında da çok doğal olarak haluk şahin medyadan beslenerek yazdığını, insanları kimi anlatılanları birilerine benzeteceklerini bunun da normal olduğunu kendisinin tek bir kişiyi yazmadığını bir kolaj yaptığını söylemiş. eh tabii ki böyle diyecek; bu budur şu da şudur desin de bu saatten sonra sakin sakin yaşadığı bozcaadada '' sen kimsin de benim ihale takip ettiğimi yazacak'' diye açacağı mahkemelerle mi uğraşsın, medyanın ağır toplarının!
medyada çalışan hatırı sayılır sayıda en azından üzerine dedikodu yapabilecek kadar arkadaşım var. off the record anlattıklarını yazsam başım belaya girer. iyisi mi ben bu roman güzel roman, eğlenceli roman; içinde, gençliğinde sosyalist olup paranın ucunu görünce hoop liberalizm ile dansa başlayan yazarları tanıyabileceğiniz, o fularların arkasında ne boş adamların olduğunu görebileceğiniz, şarkıcı - gazeteci aşklarına uuu beybi diye tepki vere vere okuyup basındaki yakışıklı gazetecileri şöyle bir aklınızdan geçirerek okuyacağınız bir kitap deyip... ay tamam sustum içimdeki dedikoducu susmuyor:))))
şunu yazmadan geçmeyeyim; gazeteciyi kimin öldürdüğünü değil ama gazeteciliği kim/kimlerin öldürdüğünü gayet iyi biliyorum. bu başka bir yazının konusu.
bodruma gidiyorum; cumartesi günü turgutreis pazarını gezeceğim/alışveriş yapacağım. yüksek sezonda uzak durduğum bodrumu bu sezonda seviyorum.
hadi handan çanta hazırlasın, siz de okuyun
yazı özledik (mi)
Posted by
Handan
25 Şubat 2017 Cumartesi
erdek sahili
bir yaz ne çok zaman geçirmiştim erdek sahilinde
mantara benzeyen kapıdağ yarımadasını motosikletle dolaşmış, köy köy, balık balık, çay .çay molalar vermiş sonra gece erdek merkezde yorgunluktan devrilip uyumuştum. 10 seneyi buluyor bu anlattıklarım; şimdi gidersem aynı erdek'i bulabileceğimden şüpheliyim. aynı şekilde yine 10-12 sene önce gezdiğim bir hafta kalıp kaş/kalkan/islamlar köyü hattına da bir daha gitmediğim gibi. site dolmuş diyorlar dağ taş. kalsın aklımda öyle eskisi gibi. şimdi mudanyanın bir köyünde olan bahçe evimiz işte o bozulan yerlerin eski hali gibi, bodrumun 30 sene öncesi gibi işte. sabah köy kahvesinde türk kahvemizi içip yürüyüş yaparken herkesle selamlaştığım hala çay bahçesi olan ve evet çay bahçesinde bira servisi olan bir köyde evimiz. sahil köyü özleyince oraya gidiyorum. baharı güzel olur. bu ara bir mudanya bileti almalı.
kim bilir neye şaşırıyorum
ayvalık burası
hala murathan mungan'dan harita metod defteri, okuyorum. ben tanımıyordum bu kadar mungan'ı bu kitabı okumadan önce; evet mardin evet avukat baba ama annesine dair ayrıntıları bilmiyordum; enteresan bir hayatı olmuş mungan'ın ve evet yine ben haklıyım; ilginç bir hayatınız yoksa sanatçı / yazar olamazsınız. memurdan yazar olur mu hiç? olmaz:))
mardin, yemekler, kuru patlıcan dolması, külümçe denilen ekmek, tandır, acur bunlar bana hiç yabancı olmayan tatlar çünkü bizim evimizde dolma hemen hemen haftada bir pişer ve evet yine kaburga dolması senede en az iki defa! tabii ki 3 günlük bir süreci bulabiliyor kaburga dolması ya da hadi hızlıca iki gün. bir ara annemin tariflerini kayıt altına almalıyım.
yağmur yağacakmış bugün; başlamadan çıksam bir kahvaltı yapsam ama nerede?
bir de yeni kitap alsam
sokakta dolaşsam biraz
haftaya bir yunanistan seyahati düşünüyorum. özledim yahu! serez ve drama geçiyor aklımdan; drama iki saat dolaştığım ama serez hiç görmediğim bir şehir. tabii ki onlardan sonra dedeağaç ama bu kez köyde kalacağım.
yazı özledim diye başladım bu yazı çıktı elimden
günaydın ahali
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





