beymen club 50 liraya elbise satar mı?

26 Haziran 2009 Cuma
neden abidik gubidik, dekoltesi göbeğine kadaaa, kumaşı iğrenç jarse, kol boyu belirsiz o da olmadı yok salak elbiseler bütün mağazalarda arz ı endam eyliyorlar içlerinden bir tane bile giyilebilir çıkmıyor da bir tek beymen club elbiseleri giy/çık güzelliğinde?..., kol boyu belli etekler şeker, astarı kendinden ve neden 157 lira!? neden? bir kamu çalışanının içine body giymeden eteğini çekiştirmeden ayrıca astar giymeden alacağı bir elbise sadece beymen de olsun!? deli oldum yav! ulan beymen benim kalemim olsa kamu çalışanı olmazdım, e ben öyle 35 taksitle kredi kartı ile alışveriş yapan biri de değilim. ne yapacam lan! ne? en yakın zamanda beymen outlet mağazasını ziyaret edeceğim, ne yapacağım, oradan bulduğum elbiseleri toplayacağım. beş sene kadar elbise almak için çarşıya çıkmayacağım. delirttiniz lan beni elbise üreticileri huuuuu adam gibi elbise dikin lannnn!

bir bir gidiyorlar


hayranı olduğun şarkıcı: Michael JACKSON
kaçımız doldurmadık böyle bir hatıra defteri ve bu sorunun yanıtını böyle vermedik. sanırım çok azımız.
bir bir eksiliyorlar yaşamımızdan. heyyy 70 lerde doğanlar seksenlerde çocuk olanlar, bakın maykıl ceksın'ımız da gitti. kim kaldı? madonna kaldı en bi kadınımız elimizde
la is la bonitaaaaaaa
lisede dinlerdim ben maykılımı ceksınımı, sonra ara verdim/verdik belki de hep beraber biraz hep eskisi gibi anımsamak için orada dondurdum onu, tatsız tutsuz haberler çıkmaya başladığı zamana denk gelir ki zaten bizim de koynumuza başkalarını alıp masumiyetimizi kaybettiğimiz zamanlardı...

yorgunum

25 Haziran 2009 Perşembe
öyle yorgunum ki. dün sabah başlayan başağrısı şiddetini biraz azaltmış olsa da halen devam ediyor. son iki haftada çok koşturdum çok klima/sıcak hava değişimine maruz kaldım, sonunda başağrısı canıma okudu. bulduğum her fırsatta uyuyorum; sanıyorum depresif zamanım yaklaştı; enerjimin son katrelerini muş yolculuğunun hazırlığıyla harcıyorum. 1 hafta kadar telefon/bilgisayar ve mümkünse tanıdık kimse görmeden geçirmek istiyorum. limon ağacının altında omlet yiyip çay içip kızarmış ekmeğe bal sürmek istiyorum. gözüme başka görüntüler, kulağıma tanıdık olan ama sıkmayan/sormayan/istemeyen sesler sunmalıyım; yoksa yakındır iflas bayrağını çekmeleri.

sizce bu hangi "şeker/hoş" yazar

23 Haziran 2009 Salı
yahu bir sabahta sinirlenmeyeyim iki satır okurken/yazarken! bir sabahta! ben aklı başında dedikçe manyamakta kimi köşe yazanlar. şimdi aşağıdaki cümle size ne anlatıyor bir bakın lütfen, sanki kadınım sirke gitmiş orada pek şirin şeker şeyler görmüş gelmiş bize anlatıyor. bir de "benim tanıdığım" kusturucu tanımı var ki "bizim kürt komşularımız vardı çok iyilerdi" kalıbıyla aynı derecede kusturucu. işte yazı!

"Tanıdığım İranlıların hepsi dünya tatlısı insanlardı. Çok sempatik candan bir toplum. Hep bunları hakketmediklerini düşünmüşümdür. Yine öyle düşünüyorum. Bunların hak etmiyor."

aman link de vereyim de başım derde girmesin.

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Irani_izliyorum_gozlerim_yasli&tarih=23.06.2009&Newsid=244815&Categoryid=4&wid=156

- "bunların" hatası yazara aittir, ya bunların hiç birini hak etmiyorlar demek istedi ya da bunları demek istedi ki bu kuvvetle muhtemel. bugünkü sivilceli cadımız m.t.

unutmadan, yazının ilk başlarında "40 kişi ölmüştü" diye başlayıp devam eden cümle üzerinde ancak m.t bu yazıyı yazarken sarhoştu diyebiliyorum. başka da yorum yapamıyorum.

vuvuzela istiyorum lan!

22 Haziran 2009 Pazartesi
ekşi sözlük'taki vuvuzela yorumlarını kahkahalar atarak okudum. hemen bugün aramaya başlıyorum, benim oturduğum semtin diğer adı yok yok semti kolay bulurum yani. erkek kısmını bu kadar deli eden bişi madem bu hemen almalı!

sevgili: handan nereye?
handan: viıızzzzzzzzzzzz

---

müdür: izin yok sana işler çok!
handan: vızzzzzzzzzzzzvızzzzzzvızzzzz

---

annem: hadi temizlik yapalım handan
handan: vızzzzzzzzzzzzzzzz
terliği kafama yerim.

öylesine; geçmiş zamanlardan kalanlar

" izlenmek güzel bir duygu " demişti bana en son karşılaşmamızda. bahsettiğinin takip edilmek olmadığını anladığımı biliyordu; onun rahatlığıyla devam etmişti:

- birinin gözünün senin üzerinde olması hoş bir duygu; beni seviyor, beni izliyor diye düşünmek nasıl yüze bir gülümseme hali getiriyorsa vücuda da ahenk getiriyor; çok sert hareketlerden kaçındığını hissediyorsun daha yavaş bir devinim içinde oluyor bedenin belki düşüncelerin bile. elimde simit yukarı çıkarkan aklıma geliyor mesela, şimdi şuradan çıksa! sürprizleri seven bir adam.

böyle demişti ya da buna benzer cümleler, aklımda kaldığı kadarıyla yazdım.

tuğçe baran olsa böyle olmazdı

19 Haziran 2009 Cuma
bu sabah ayşe arman hayranlığı itici boyutlara ulaşan mutlu tönbekici'yi dürtmek istiyorum. tuğçe baran olsa o fotograflarla put mut kırılmadığını, ayşe arman'ın eğlendiğini, objektife bakmamanın seksi olmak demek olmadığını, ama memleketin her bir köşesi meme deyince pipisi dikilen erkek, orgazm deyince pasta yenince alınan zevk sanan kadınla dolu olduğundan konuşulacağını bildiğinden yaptığını bu işi yazardı. ama nerdeee tuğçe gitti olay bitti, mutlu ayşe'yi habire yıkayıp yağlamakta, hürriyeti geçemez bu tarzla, e ayşe arkadaşı desek aç telefonu istediğin kadar öv nedir bu yok put kırmış yok bilmem ne. yok böyle bir şey mutlu t. sen ya put nedir bilmiyorsun -ki olası değil her şeye rağmen zeki bir kadın olduğunu düşünüyorum- ya da put diye bildiklerin bez bebek şekerim. bu kadar övgü yalakalık duygusu uyandırıyor bilmem söylemem bir şey ifade eder mi?

ölüm sebebi: evlilik

18 Haziran 2009 Perşembe
öldürüyoruz çocuklarımızı. evlendirerek öldürüyoruz en çok. şu haberin fotografını bloga almadım, lütfen bir bakın yüzlerine. nasıl korkmuşlar, nasıl kaygılılar; küçücük çocukların evlilik ne demek bilmeden sebepsizce sevinmeleri arsızca hoplayıp zıplamalarındaki mesnetsiz sevinçten bile bir kırıntı yok; korku var o fotografta. biriyle yaşamak, birinin nefesine alışmak kokusundan rahatsız olmamak koca olabilmek karı olabilmek zor. işsizsen, 25 yaşındaysan çok daha zor.

buraya kadar işin zorluğu. bir de algımızı zorlayan ve daha uzun yıllar zorlayacak kısıma geleyim: arada şöyle bir cümle var:

- gelinimiz masumdu.

evet, bu algımızı zorlayan kısım uzun yıllar yaşamımızda kalacak gibi. bu ne demek küçücük çocuklar, genç kızlar önce evlendirilip sonra masum olmadığına inanıldığı anda öldürülecek.

öldürüyoruz çocuklarımızı. en çok evlendirerek.

çözüm eğitim diyenin kalbini kırarım. bu evlilik meselesine en okumuşlar bile bu kadar heves ediyor, içerde ne olursa olsun sesini çıkarmıyorsa tek başına eğitim pek bir şey olmuyor gibi görünüyor.

çözüm?

o'na mektuplar (2)

17 Haziran 2009 Çarşamba
öyle çok sohbet ediyoruz ki inanamazsın... içimizdeki sesi bastırmak için hepsi... aslında üçümüzde biliyoruz bunu ama kimse diğerine ya da ortaya söylemiyor.. sen yoksun... biz birbirimize bağlandık... yokluğunla ancak böyle başetmeye çalışıyoruz... ne kadar başedebiliyoruz bilmiyorum.

hayat zor be!

16 Haziran 2009 Salı
hayat zor be güzelim. hele hele bizim gibi 1-0 yenik başladıysan daha zor... önce berabere kalmak için çabalıyorsun; berabere kalmak yetmezse işin daha zor; gol atmak için kollaman lazım e yenik başlamışken berabere olmak için yoruluyorsun zaten...

yoruluyorsun
yoruluyorsun
yoruluyorsun

kadın olarak başlamak bu coğrafyada yenik olmak demek
esmersen bir gol daha yazabilirsin hanene; yenilmiş
ankaradan ötede doğmuşsan bir gol daha yaz hanene
hanede doğmayıp kom* da doğmuşsan bir gol daha
baban yoksa bir gol daha
annen yoksa 2 gol daha

yaz

* kom: mezradan yani 5 haneden daha az yerleşim birimi.

insan olduğunun farkına vardığın anda erkek olarak dünyaya gelmiş olmak da zor hayatta;
hepsi zor

hayat zor be güzelim

sigara yasağı aşk vs

sigara yasağının faydaları;

kapı önü flörtleri olacak/artacak
beğendiğimiz adama nasıl yaklaşsak nerde kıstırsak sorunu bitecek! bittabi peşisıra sigara içmeye çıkaraktan, çözerekten; sevişerekten.
sokak barları çoğalacak! el mahkum lan içerde tıkılmayacaz fena mı?
aşk hayatımız renklenecek, (nasıl olacak lan)
sigara içmeyen sevgili sorunu yaşamayacağız.
sigara içenlerle rahat rahat öpüşeceğiz.

''yumurta''

15 Haziran 2009 Pazartesi
nejat işler'e yazık oluyor buralarda. az önce semih kaplanoğlu'nun yumurta'sında izledim; o yandan çarpık seksi gülüşünü bir kere olsun göstermiş. film ağır, kimi yer kafa karıştırıyor rüya mı gerçek mi diye; taşranın boğuculuğu başrolde ki bu yeterince ağır bir başrol zaten. ağır dediysem bunaltı verecek bir ağırlıktan sözedebilirim taşra için. bir sürü detay var filmde hem de bir sürü filmin kendisi detay desem tam olacak sanırım. anne ölümü üzerinde yazmıştım sanırım ben daha önce sırtından bir dağ eksilir terleyip yalayan rüzgarı hissettiğini gibi hissedersin yokluğunu; nejat'ın önce annesinin varlığına alışması gerekiyor o'nun olmadığı bir evde sonra yokluğunu hissediyor. istanbul'da tutunamamış (oğuz atay'a bir selam çakalım buradan) taşrada duramamış bir nejat; annesinin varlığına alıştıkça adak gibi isteklerini de yerine getirmek görev olarak addedilmiyor yapılıyor. ana-oğul ilişkisi/ilişkisizliği babasız erkek çocuklar üzerinden anlatılınca ortaya tam bir şele pele yönünü yolunu eryordamıyla tayin eden bir adamı çıkarmış ortaya. izlemediyseniz izleyin . yağmur yağarken izlemek nedense daha iyi gelir gibi düşünüyorum. sağanak olacak ama yağmur bir de bira açacaksınız. filmin sonunda uyuklamak da cabası.

o'na mektuplar (1)

14 Haziran 2009 Pazar
sen gittin gideli birbirimize öyle iyi davranıyoruz ki görsen şaşırır ve o muhteşem gülüşünle güler gözlerinin yanı kırışır bir sigara yakardın keyifle... seni nasıl özlediğimi anlatmak istesem anlatabilirmiyim bilmiyorum ama deneyeceğim; dondurma yerken geldin aklıma; sıcak, dondurma senin az sevdiğin çikolatalardan kırıp kırıp atmıştım üstüne birden durdum resmine baktım... iyiyiz biz, tek eksiğimiz sensin. şu an ne yapıyor acep sorusu asılı hep kafamızda ama O daha fazla üzülmesin/özlemesin/yüreği sızlamasın diye seslendirmiyoruz bu soruyu;
- şimdi ne yapıyorsun acaba?
yazarken bile gözlerim doldu; aynen seninle konuşurken olduğu gibi.

seni çok seviyorum.

kampanya; gelişmeler

13 Haziran 2009 Cumartesi
100 tl 40.00 tl barselona kampanya devam ediyor.

sesime ses verenler:

eray a.
mürvet t.
birsel k.
birgül k. (2) birgül, bir 100 tl vermişti; bu ay bir 100 tl daha verebileceğini bunun kendisini sarsmayacağını söyledi.
toplam: 400 tl
bu ayki kısmi ödeme tutarını 20sinden sonra yazarım.
hepinize teşekkür ederim.

sabah sabah

11 Haziran 2009 Perşembe
sabah sabah ne güzel çay içerken evden ıslak saçlarla çıkıp ensemin buz tutmasıyla saçlarına şekil veren berber çırağını gözüme kestirip dükkana girip tut tut deyip çocuğu şaşkınlığa uğrattığımı ama çocuğun toparlayıp durumu saçlarımı kuruttuğunu anlatacaktım ama nerdeeee bu memlekette ağız tadıyla bir kocaman gülemezsin, al işte güldal akşit üzülmüş aihm in türkiyeyi suçlu sulup ceza kesmesinden şiddet gören kadından hareketle. neresinden başlasam?! güldal akşit devletin a'li menfaatlari için kadınların şiddet gördüklerinin üstünün örtülmesini isteyen bir kadın/mıdır? bakan/mıdır? evet evet "bakan" çok uydu! bakıyor sadece akşit, görmüyor. bu bakan/lar olduğu sürece burnumuz boktan kurtulmaz! burnumuz az geldi bok içinde yaşayacağız bok! tek bir talihsiz olay demiş bir de, yok yaaa diyesi geliyor insanın, tek bir kadın bu işin peşini bırakmayan bir kadın güldal sayın hanım, akıl fikir diliyorum size. mümkünse de zihniyetinizi alıp gitmenizi bekliyorum.

parça yazı

9 Haziran 2009 Salı
az önce köşe yazarı bir arkadaşımla konuşurken çıktı bu tabir klavyemden. sıcak sıcak servis edeyim. ayşe arman'dan bahsediyorduk; geçen gün kırmızı topuklu ayakkabıları anlattığı yazıyı ben öyle tanımladım. hani eskiden kimi sinemalarda filmin arasına seyirciyi gaza getirecek ayıp görüntüler atarlarmış, ona "parça" denirmiş ya, işte ayşe arman"ın ki de o hesap, baktı yazamayacak yazı e hürriyeti her bir kesimden insan okuyor. okurun hayal gücünü gıdıklamanın bir zararı yok nasılsa. atıverdi bir parça araya!

sıcak

sıcağı sevmem. serini soğuğu severim ama sıcak olmasın, sersemliyorum. hipertiroidin getirisi bu biliyorum, sıkıntılı kadınlarız biz bir kez hormonların şaha kalktımı düzene koysan da bir daha şahlanmayacaklarının garantisi yok. sıcağa dayanıksızlık metabolizmamızın zaten hızlı çalışıyor olması. normal çalış di mi yok içimde bir bmw var sanki ülen ben 73 modelim! bu sıcaklarda maden suyuna dayanıyorum tabii, çay/maden suyu/maden suyu/maden suyu/su/çay şeklinde geçiyor iş zamanı. hani fallarda çıkar ya bir kısa bir de uzun yolun var diye aynen öyle. bundan sonra her kısa yolum manisaya uzun yolum da adını yazmam için erken ama muş olabilir deyip yazıvereyim n'olcak.

ıstrati'den MİNKA ABLA başucumda; her gece okumaya çalışıyorum bir kaç sayfa.
zulada 2 şişe BAKUS BEYAZ ŞARAP var.bir yaz akşamına katık edeceğimiz.
anlatacak hem çok şey var hem hiç bir şey yok.
sigara içip geleyim

günaydın

8 Haziran 2009 Pazartesi
dün hipodromdaydım; varış hakemliği yaptım izinde olan bir arkadaşımın yerine. atların yarış sonrası baş, boyun, burun, boy farklarına ben baktım yani. hipodroma giderken içime bir haşmet babaoğlu kaçmıştı sanki de balkonların ne kadar çiçeksiz olduğunu ve ne kadar balkondan uzak yaşadığını farkettim şehirdaşlarımın. balkonlar bomboş öylece oysa ne güzeldir yaz akşamları balkonda kiraz ve şarapla inceden tüttürülen bir sigara ağırdan yapılmış bir kahvayle sabah serininde mesela. ama yok balkonlar gösterişli olsun diye sanırım boydan boya ve kocaman yapılmış ama ardiye çoğu, depolanan hayaller diye romantiklik bile yaparım bak.

merak ediyorum gerçekten haşmet babaoğlu yazdığı kadar a'nı yaşarken şu an ne hissediyorum'un peşinde mi yoksa sözcüklerle mi oynuyor. her daim aha şimdi burnum manolya kokusu aldı diye yaşanmaz yav, birikir belki kalır bir yerde gerekirse beyin çekip çıkarır onu oradan da haşmat b. gibi hafta 6 yazı malzemesi çıkmaz ki çarşafların sabun akşam serinliği kokusunu içime çektim hali, farkındalık sersemi olursun gibi geliyor bana.

şu vatandaş pazara çık temalı şakşakçılığa destek veren köşe yazarları var onları okurken şu hissi yaşıyorum; bu köşeci yazdığına hakikaten inanıyor mu? yani paramız var ama hepimizin içine savaş görmüş babaaanemiz kaçmış/korkuyoruz ve harcamıyoruz! yuh bize ekonominin belkemiğiyiz biz. yoksa, gazeteye reklam verenler, patronun yakın çevresi, işimi elimden alırlarsa ne yaparım bu yaştan sonra düşüncesi... bütün bunlar mı böyle maymın maymın yazı yazdırıyor bunlara. eğer yukardakine inanıyorsa da maymın, yok inanmayıp köşe için yazıyorsa da maymınlık. maymın köşe yazarları.

günaydın

en sevdiğim

4 Haziran 2009 Perşembe
en sevdiğim öğün kahvaltıdır. her acıktığımda kahvaltı yapabilir bununla ömrümü geçirebilirim; çeşit çeşit peynirler, kızarmış ekmek, siyah zeytin, minicik çizik yağlı yeşil zeytinler, yumurta, patates, nane/domates/sivri biber/ aciko. ee ne oldu da böyle bodoslama daldım; canım nasıl baharatlı şeyler çekiyor bir bilseniz... yok yok henüz bir isa doğurmaya niyetim yok.

bugün nedense uydurduğum soslardan ve tostlardan bahsetmek istiyorum.

en bir karışık simit tost tarifi vereyim size; bildiğin sokak simidini alıyorsun, bıçakla karnını yarıyorsun, incecik dilimlediğin evde ne çeşit peynir/peynirler/sucuk/pastırma ne varsa sıkıştırıyorsun, tost makinasına yerleştirip üzerine kocaman bir ekmek koyuyorsun ki incecik olsun simit tostun. çevirirken öbür yüzünü sızma zeytinyağı gezdirmeyi unutma! çay demledin mi? hah afyet olsun. bu tostu istanbulda pastane simidiyle cihangir de savoy yapıyor. bir dene bak oradan alıp aşağıya firuzağa camisine kadar yürüyebilirsin de soğumaz, o aliminyum folyo denen kağıda sarıyorlar. haaa anladım ben bu tost yazısı istanbul özleminin kokusuymuş. şimdi oldu. du bakalım bir araya sıkıştıracağım istanbulu.

türbanlılara özel tenis okulu; bende fikir çok

türbanlı kadın ve destekçisi erkeklere duyurulur: açın kardeşim bir türbanlılara özel tenis okulu, kırın parayı.

az önce ntv haberlerinde izledim, bir doktor kadın enka spor tesislerinde tenis oynayamamış, dava açacakmış/açabilirmiş mış mış... yahu doktorum kadınım tenis efor gerektiren bir spor bayılırsın türbanla oynarken tek türban olsa iyi uzun tunik giyiyorsunuz pantolon giyiyorsunuz vs vb
tenis pek giyiminize uygun değil ama orada da olacağız/varız demek aslolan çok belli de şimdi işin bu tarafına giresim hiç yok. kocaman bir kütüphaneyi ayıkladık diyeyim halim anlaşılsın.

hah ilk cümlede dedim, girişimci biri açsın türbanlılara özel bir tenis okulu bulsun parayı. tabii yan ürünler de cabası;

* tenis oynarken takılacak ter çeken bone; turbone veyahut ten-bone koysun adını da
* ince tenis pantolunu/tuniği
* tenis babetleri


bir hoca bulursunuz önce; hocanın kıyafetine karışmak yok ama! sonra ilk kurslardan kendinize bir hoca yetiştirirsiniz siz de teniz oynarsınız sadece türbanlılara hizmet veren otellerin etrafı beyaz yelken bezleriyle çevrili kortlarında.

ciddiyim haaa! bende para olsa ben açarım da yok işte. fırk
*

fotograf yok ama tarif var

hehe sonunda ben de çok leziz bir tarif vereceğim! benim neyim eksik yemek blogcularından, desem de inanmayın. tarife gelin siz.

kaynamış ve içine sızma damlatılmış suya attığım enginarlar haşlanırken, dereotunu, taze sarımsağı ve tulum peynirini ince ince koca bir cam kaseye doğradım. zeytinyağı ve tuzunu da ekleyip iyice karıştırdım, haşlanan enginarları da sıcak sıcak kaseye attım ki tadlarını iyice birbirlerine versinler peynir de erisin azıcık.

allahım sana geliyorum diye diye yedim vallaha! taze sarımsak yemelere doyamadım, soyup soyup kaseye ekledim! tabii akabinde ağzımı naneli sakızla doldurdum o başka. enginar bitmeden yapın. ben aromalı peynir sevdiğimden isli peynirle bile yapacağım. siz hangi peyniri seviyorsanız onu koyun.

haziran

1 Haziran 2009 Pazartesi
erkenden izne ayrılıp kaçmak istiyorum buralardan! bu ay tatil ayı olsun, lütfen. yazarak çağırıyorum tatili; secretvari oldu idare ediverin.