halston, ulan insanlar ne hayatlar yaşıyor!

17 Mayıs 2021 Pazartesi


:)) kahvaltı yaptıktan sonra böyle dönüp bahçeyi izliyor:))) 


günü güne satıp bir türlü yazmıyorum! vira bismillah deyip başladım. en son izlediğimden başlayayım; 

kızıl handan! 

* halston: insanlar ne hayatlar yaşıyor!? diye diye izledim dün akşam yokluktan '' yav bu halston da kimmiş hiç duymadım adını'' nidalarıyla! sonra zaten 5 bölüm, 4. bölümün yarısında uykum geldi, kapattım, sabah laptopu yatağıma taşıyıp finalini izledim. halston gerçek bir karakter ve onu bütün gerçekliği ile ewan mcgregor oynamış. bizim oyuncularımızın ya da oyuncu diye geçinen tayfanın gidip kapısında yatıp ders alması gereken bir adam! dizide tanıdığım tek karakter liza minelli. liza, hep aynı saç ve tarzı ile kafamda yer etmiş, hala da öyle. dizi diyordum, ulan insanlar ne hayatlar yaşıyorlar diye diye izledim ben sıkıcı hayatımın ahahha kendimce heyecanlı olduğunu düşündüğüm anlar halston'un sigarasının külünü yere silktiği zamanlar kadar heyecanlı işte:))))) 

ben yaşam tecrübesi yüksek bir insanım; yatılı okul, memleketin en uç noktasında başlayıp istanbulda biten çalışma hayatı, 30 küsur sene yüzlerce iş arkadaşı onlarca bakan ve müdür ve gerçekten 500'ü aşkın köy gezisi muazzam bir tecrübe sağladı bana. bir insanın yürüyüşünden cebindeki parasını, kocasından/karısından bahsederken kullandığı sözcüklerden ve tarzından mutlu olup olmadığını, bir insanın ne derken ne demek istediğini çoğu zaman ilk 2 dakikada anlarım. hatta size şunu anlatayım; ''bir kadının yürüyüşünden orgazm olup olmadığını, buna mukabil yeterince mutlu ve tatminkar bir cinsel ve dolayııyla normal hayat yaşayıp yaşamadığını  anlarım dediğim,  uzun yıllar beraber çalıştığım kadın arkadaşlarım ile bir mahalle pizzacısında toplantı yaptıkları zaman tehlikeli bir karakter olmama rağmen artık istanbulda yaşıyor olmamın ve onları gözlemlemediğim gerçeğinin rahatlığı ile beni davet edip sorduklarında ve benim yine o '' edepsiz ve her zaman istediğini ve düşündüğünü söyleyen handanı çok beklemediklerinden''  bu lafı ettiğimde, espriye son noktayı '' vallaha ben ilk kalkıp yürüyüp gitmem'' diyen bir arkadaşım koymuştu noktayı:)))) evet, tatminli bir yürüyüş ile tatminsiz ''aşko'' haykırışlı bir kadın ayrımını bilirim ve yazarım.

sadece tr için de geçerli değil bu; yunanı da iyi bilirim ispanyolu da. neyse, demem o ki dizide de zaman zaman berbath ingilizcem ile gelecek cümleyi ben söyledim sesli ve  cümle geldi. yükseliş zamanlarını şimdi inişe geçecek dediğim anları da on ikiden vurarak anladım. çoğumuz normal hayatlar yaşayıp öleceğiz, ama bu bu hayatları izleyip vay be dememize engel değil. halston'un hayatını izleyin.

gelelim istanbula: tam olarak hissettiğim şu; sokak köpekleri gibiyim:))) vallahi bak, çıkıyorum yürüyorum yürüyorum sonra acıkınca bir yerden soğuk sandviç yapıyorlar '' ya hani açılmıştık biz ben kahvaltı yapmaya gelmiştim'' deyince şefkatle '' yok handan hanım, ama isterseniz size bir şeyler yaparız ekmek arası'' diyorlar:)))) maskem çenemde kahvaltı yapıyorum, kahvaltı yaparım diye gittiğim kurtuluş semtinden istiklal caddesine bir yürüyüş tuttururken!:))) 

the game, diye bir film izledim. sadece ve sadece sean penn ve michael douglas var diye. itiraf edeyim son 20 dakikasını izlemedim. çünkü artık adından hareketle ne olduğunu biliyordum. geçelim. boş zamanınız varsa izleyin. 


nasıl katlanıyorsunuz bu zamanlara, sorusu bütün sosyal medyada;

 sanatla katlanıyoruz canım, film ile, müzik ile, kitap ile

sporla katlanıyoruz canım; yoga ile nefes alıp vermek ile ve hakkını teslim edeyim bildiğim en iyisi çetin çetintaş. güne onunla başlıyorum ve süper gidiyor. 

yemek ile; evet, yemek, alışveriş, makarna, karides, antin kuntin kahvaltılar, karides, kuzu, köfte 

sosyal medya ile; twitter, blog, instagram, 

ha unuttum bir an ama şef ile katlanıyorum bu zamanlara! şef! saatlerce oynayıp sonra yorulup çimenlere ya da odamda deri koltuğa yatan şef ile. az silmedim pati izlerini. çok seviyorum şef'i öyle böyle değil. 

londra yanıyor; kitaplardan şu anda elimde olan bu. her sabah bitireceğim diye başlıyorum, yok bitiremiyorum. karakterleri tanımak uzun zamanımı aldı, zor bir kitap benim için ve fakat süper, zorlanmak yani. kitaplar bu zamanlara katlanmamı sağlıyor. 

londra yanıyor // peter ackyord // ben yky'den aldım, hala daha %50 indirimli, yazarla anlaşmaları bitmiş falan filan. iyi bir yazar ve umarım seneye bunu ingilizce okurum:))) 


işte böyle geçiyor hayat 




 


0 comments: