istanbullunun kahvaltı ile imtihanı

3 Mart 2019 Pazar
dün belki 15 gün öncesinden kararlaştırdığımız kahvaltı / koçluk / sohbet / fotoğraf için sabah erkenden evden çıktım. sonrasını anlatacağım size çünkü kafamda dönüp duruyor olanlar, yazıp atayım. 

yaşam koçum cihangirde oturuyor, mahallede hafta içi gidip güzel güzel kahvaltı yaptığı yeri söylediğinde içimden hafta sonu çok kötü olacağı geçse de hadi dedim, misafirim ses çıkarmayayım ama çıkarmamak ne mümkün! mekana önce ben gittim - ki iyi ki öyle olmuş- içerisi kalabalık, kapıya kız çocukları koymuşlar, peş peşe kaç kişisiniz, belki içeridedir arkadaşınız vs. vb. sizi bir an önce kahvaltı masasına oturtacak sorularla,  sabah sabah aç karnına sabır sınırlarınızı zorluyorlar, farkında da değiller yavrucaklar bu durumun; 
 çünkü belli ki patron, müşteri kaçırmayın, demiş. havada asılı kahvaltı kokusu, masalarda ''serpme'' dedikleri içinde benim evime almadığım / yemediğim hamur işi ve taze kaşar diye açık açık yazdıkları '' bir sürü çeşit'' var. kaçı yenir? emin değilim. arkadaşımı aradım, burada kahvaltı yapmayacağımızı başka yere gideceğimi söyledim, tamam dedi ama benim şanssızlığım bitmemişti. ben cihangiri yıllar önceden bilirim, bu kadar kötü değildi yeme içme dünyası kaç yıl önce leyla'da nefis kahvaltılar yapardık. ne diyordum, ikinci mekan semtin meşhur pastanelerinden, açlığım tavana vurmuş bir nar suyu bir de simit tost söyleyip yukarı çıktım. niyetim nar suyu ile oyalanmak, arkadaşım gelinceye dek. fakat nar suyundan bir yudum almamla bırakmam bir oluyor. küf kokuyor! bu mevsimde küflü nar bulmayı başaran mekanı alkışlıyor, hala daha koklayarak küf kokuyor mu kokmuyor mu diye '' araştırdığını'' söyleyen garsonu, benim içip anladığım şeyi onun koklayarak anlamasını beklemeyeceğimi sert bir ses tonuyla söyleyip  oradan da aç  çıkıyor muyum, çıkıyorum.  aşağı doğru yürüyorum, tugrul'u görüyorum, ona doğru yürürken arkadaşıma ''firuzdayım'' mesajı atıyorum o arada sabah bütün neşesiyle beni görüp,  sarılan beybi'ye gülümsemeye çalışıyorum. açım, aç. 

tuğrul ile laflıyoruz. kahvedan'a gidin diyor, öbür yeri o da sevmiyor, kalkın falan diyorlarlarmış kahvaltı bitince, diyor. nihayet kahvedan'dayız. arkadaşım müziklerini seviyor girer girmez. kapıda kuyruk, havada haşlanmış yumurta kokusu yok. filtre kahveler sıcak ve fincanda geliyor, öbür mekandaki çirkin kulplu, kocaman çay bardaklarından nefret etmiştim zaten görünce. ben bacon & yumurta istiyorum, arkadaşım peynirli menemen. bir de beyaz ve tulum peynir. bu kadar. ekmekler minik ve sıcak, peynirler ortalamanın üstü. benim yumurta ve bacon çok istediğim gibi olmasa da artık ne kalkacak ne de başka yer arayacak halim yok. o kadar az ki bacon dilimleri yumurtanın altına saklamışlar, ne yapsınlar:)))) sos yaparken yumurta soğumuş, neyse nihayet karnımız doyuyor. arkadaşım, menemeni beğeniyor, bana sormuyor garson ama  ama ben de yukarıdaki yazdıklarımı söylüyorum. kendilerini affettirmek için birer kahve daha ikram ediyorlar. 

ilk iki mekanın ismini yazmadım farkındaysanız, yazmayacağım da. çünkü ben mekanları sorunlu ve suçlu olarak değil bilakis bu saçma ve gereksiz şişirilmiş ''bol çeşit'' kahvaltı için sıraya girenleri buna müstehak gördüğümden hiçç mekanlara suç bulmuyorum. biraz daha arttırın fiyatları, hatta elinize cetvel alıp kapıda sıraya nizami girmelerini sağlayın:)))) emin olun daha çok gelirler. 

karnımız doydu. iyi niyetli yaklaşımından, iyi müziklerinden ve sıcak kahvesinden dolayı teşekkür ederek çıktık kahvedan'dan. koçum üzüldü ama sana bacon yumurta yaptıralım iyi bir yerde bir sonraki kahvaltımızda diye söylendi gün boyunca. neyse, demem o ki istanbullu kalitenin değil bol çeşidin peşinde ne yazık ki. sonra cihangirden taaa kallavi sokak fıccın'a kadar birbirimize en eski bildiğimiz mekanları anlata anlata yürüdük. 

sonrası güzel iki türk kahvesi minik bir fındıklı kurabiye, fıccında. 

ben, bu seans kontrol edemediğim olaylara öfkelenmemem üzerine koçluk aldım, sevgili tunçel gülsoy'dan. doğru sorularla doğru yanıtlara ulaşmamı sağlıyor, yüzüme kocaman bir gülümseme yayılıyor. sonra filmlerden konuştuk, o film okuması yapıyor ben ise film üzerine yazılanları okuyorum. bu ara çok film izledim. bazan bir film üzerine yazılanları okurken bir başka filme gidiyor onu izliyorum, böyle böyle günde iki film izlediğim oluyor. 

bir beyoğlu günü daha bizim için sona ermişti. vedalaşıp eve döndüğümde omuzlarımın daha bir hafiflediğini, daha çok gülümsediğimi hissettim. 

teşekkürler tunçel gülsoy. tunçel gülsoy kim handan diyorsanız tık tık

az önce kendime 10 dakikada bir kahvaltı tabağı hazırladım.  
ne vardı? ezine peynir, lor, dört çeri domates, dört siyah zeytin, bir organik yumurta rafadan, ev reçelli market yoğurdu:), iki kuru incir, bir fincan türk kahvesi, tam buğday unundan ekmek. bu kadar, daha fazla ne olabilir ki yani?! 


yeme içme dünyası çok iyi değil ,istanbulda; biraz iyisini biliyorsanız bir çok mekanı elemeniz çok kolay. 

nihayet malaga seyahatime az bir zaman kaldı. orada sabah kızarmış ekmeğin üzerine bol sızma döküp bir kaç dilim jamon ile kahvaltı yapacağım zamanı iple çekiyorum. yavaştan malaga notlarımı da almalıyım. estepa ve marinaleda çok değişmemiştir, zeytin ağaçlarının altına yatıp gökyüzüne bakacağım. memleketten de kendimden de işten de sıkıldım! bu mola çok iyi gelecek. 

hadi kalkın, kendinize güzel bir kahve yapın kahvaltı hazırlayın sonra da yürüyüşe çıkın spor yapın. semt pazarına gidin. sonra da film izleyin en basit yemeği yapıp çok zaman harcamadan yemeğe. 

günaydın. 

4 yorum:

  1. Gamze Esra Ersöz dedi ki...:

    Yıllar evvel 5.katta kahvaltı yapmış ve çok beğenmiştim. Şimdi ne haldedir bilmem.

  1. Handan dedi ki...:

    açken kafam çalışmıyor benim gamze, aklıma ne kaktüs ne de başka yer geldi, kalakalıyorum açken! neyse ki tuğrul kahvedan dedi de gittik.
    beşinci kat manzarası çok iyi bir yer, bir iki çıkmışlığım var ama hep pahalı buldum orayı,

  1. Çok çeşit yerine kaliteli az çeşit her zaman için iyidir.

  1. *mehtAp dedi ki...:

    Bilmem kaç çeşit kahvaltı olayını hiç anlamıyorum.Lakin dışarıda kahvaltı neredeyse en revaçta öğün son zamanlarda.