istanbul notları, ben mila & perinin sarkacı ve dahası

21 Şubat 2012 Salı
mücap ofluoğlu'nun kitabını dün gece bitirdim. yok, istanbula taşımamıştım yanımda tuğla boyutlarında olduğundan hafif çantamı ağırlaştırmadım böylece okuma zevkimi de uzatmış oldum. azmine hayran oluyor insan mücap ofluoğlu'nun  tiyatrocu olmak için verdiği çabayı okudukça. bodrumun 70leri var kitapta bir kuple tadı damakta kalacak cinsten. sahneden değil de çocukken diziden anımsıyor olmam mücap ofluoğlu'nu ne eksik birşey değil mi bizim için?

***

asmalının göbeğinde bir büro! tarifi bile yürüyüşünüzü değiştiriyor; eğlencenin göbeğine bir yürüyüş tutturuyorsunuz istiklal caddesinden. babylon ve balkon komşusu bu büronun bizi ilgilendiren kısmı benim sevgili  bir arkadaşımın işlerinin kotarırken bizleri de orada ağırlıyor olması. kırmızı şarapla, kahkahayla uzun uzun sohbetten sonra kitaplıktan gözüme takılan kitapları atıyorum çantama! ne var çantamda;

* ben mila  / perinin sarkacı

bu kitabı anımsıyor olmalısınız. yargılanmıştı yayıncısı, hepimiz ben mila'nın kim olduğunu merak etmiştik ama ne yayıncının avukatı sevgili arkadaşım açık etmişti /bilmediğini söylemişti ne kadar sorduysam sorayım ne de, ben, ben mila diye biri çıkmıştı ortaya. 78 doğumluymuş ben mila; kendi cümlesiyle ''kendisi, kim olduğunun bilinmesini önemsemiyor.'' bizlerle yani okurlarla ilişkisini kitapları aracılığıyla sürdürmek istiyor-muş. kitap iç sayfadan bu bilgi kırıntıcıkları.

***

minnacık bir dev 
avukat necla fertan ertel 
kendi ağzından yaşam öyküsü 
erol köktürk

henüz tek sayfasını okuduğum bir kitap bu. mücadeleci bir avukatın yaşam öyküsü olduğunu kapaktan da anlıyorum zaten; '' 6-7 eylül olaylarından sonra yunanistan'a göç eden rumların varlıklarının yağmalanmasına karşı hukuk savunucusu, behice boran'ın her zaman yanında, en yakın dostu...''

***

insanların yaşamlarını her haliyle anlatabileceklerine halen daha inanmıyorum. kendimizden bile sakladığımız / unutmak istediğimiz / delirdiğimiz / delirttiğimiz / kötü / berbath / yalnız / kalabalık zamanlarımızı nasıl yazabiliriz ki!? üstelik yazarken bir başkasını incitmekte var işin içinde. bir yönümüzü yazabiliriz, evet; aktivist yönümüzü, ev halimizi, yalın halimizi ancak bütün hallerimizi yazmak bana çok soğuk ve ürkütücü geliyor.

***

yalnızlıktan delirir mi insan? delirir hem de nasıl delirir! kalabalıklarda delirir, ki delirmelerin en kötüsüdür.

***

devam edecek

7 yorum:

  1. zoitsa dedi ki...:

    yalnızlıktan delirir insan..delirmenin en kötüsüdür üstelik..eski anılarımı canlandırdın gözümde..
    bi de yorumlarda kelime doğrulamayı kaldır ya hu

  1. Handan dedi ki...:

    zoi, yalnızlıktan delirmek üstünde düşündüğüm bir durum. kalabalıklar arasında yalnızlıktan delirmek bir katre daha fazla düşündüğüm bir durum... zor bir durum demenin olayı basitleştireceğini düşündüğümden henüz tanımlamak için bir ifade bulamadığımdan böyle kendime not şeklinde yazıyorum, bu cümle sabah kafamın içinde tıkır tıkır dolanırken geldim işe, çayımı içmeden başladım yazmaya, şimdi birileri burada vay sen memursun işte çay içiyor yazı yazıyorsun derse kalbini kırarım, neyse, bak yalnızken böyle kırabilir işte biri hiç tanımadığı birinin kalbini. belki de bildiği tek iletişim yolu budur, bu oluyor yalnız kalınca. yazacağım daha bunun üzerine.

    şimdi bir yorum daha bırakabilirsin:)

  1. zoitsa dedi ki...:

    2 sene boyunca sırtıma devasa oyuncak ayımı dayayarak yattım.gittiğim iş gezilerinde otel odasında sürekli ağladım öyle ki arkadaşlarım ve ailem o gece telefonlarımdan bıkıyordu.eskişehirden bulgaristana kadar hiç değişmedi bu durum.otel fobisi mi oluştu bende diyordum üstelik..çok karışık ve uzun bir hikaye:)

  1. Handan dedi ki...:

    zoi, ''uzun ve karışık'' hikayelerimi uzun ve karışık şekilde yazmaktansa kısa ve aklıma gelen sırayla yazmayı tercih ediyorum ben; bazan bir sözcük bazan bir cümle bazan sayfalar...

    yalnızlık çok afili bir şekilde herkesin ''tercihse'' çok güzel diye en baştan tanımlayıp pek de bu tanım üzerine birşey eklemediği hayatın merkez duygularından biri bence. o yalnızlık halinin tercih olma haline kadar ne evreler geçti kimbilir! bu 100 metre koşucusunun finişe ayağını basmadan bir önceki adımın fotoğrafını çekmek gibi; yüz hatları o zaman nasıl ona bakmak gerek, finişi geçtikten sonra çekilen karenin bir kıymeti yokmuş fotografçılıkta, işte o tercihe kadar olan zamanı es geçiyor bu yalnızlık tercih ise güzeldir meselesi.

    yaz derim ben yine de en karmaşık hali en basit hale getirinceye değin

  1. zoitsa dedi ki...:

    ailemin sıkıcı hikayesi dışında pek üzüntülü şeyler yazmıyorum ..senin bloğunu da sıkmak istemiyorum.buraya gelip misafirim olduğunda likörlü kahve eşliğinde karşılıklı olarak aktarırım ben sana o finiş fotoğrafımı :)yok öyle üç kuruşa beş köfte:)

  1. zoitsa dedi ki...:

    kahkaha da atacağın için likörlü kahve:)

  1. Handan dedi ki...:

    zoi, az kaldı bahara geleceğim sizin ellere