hadi ben kaçtım

24 Temmuz 2010 Cumartesi
dünkü şaşkınlığımı bugün tekrarlamayacağım çünkü toplantı bugün:) b. bey aradı; teşekkürler.

sabah ev öğleden sonra trilye akşam mahalle kulübü

ohhhh

hadi bana müsade

zavallılık

23 Temmuz 2010 Cuma
rte nin, 12 eylül zulmünü yaşadık demesi size inandırıcı geliyor mu? bana zerre kadar inandırıcı gelmediği gibi -ki gerçek fikrimi yazarsam hakarete giriyor nme yazık ki- 12 eylülü kullanması ''zavallıca'' ve dahası şark kurnazlığı geliyor. hem 12 eylülün açtığı yolda iktidar ol hem referandumu 12 eylül üzerinden almaya çalış. siyaset bu kadar yerlerde işte!

şaşkın

şu anda yerimden fazla kımıldamamaya çalışıyorum çünkü orgazmik bir zevkle iki tabak zeytinyağlı biber dolması ve yaprak sarması yedim! nasıl bir lezzettir bu yahu! olmaz böyle bir şey. zeytinyağları mudanyanın çepni köyünden geldi sağolsun getirenler. ayhhhhhh yarına kalsa daha güzel olacak ama dayanamadım!

***

şaşkınım, şaşkınsın, şaşkın

ekşi sözlükte bir zirve açılmış, zirve&toplantı yapılacak yer evime yakın; e hadi gidelim; gittik; aaa kimse yok! nasıl yani!? e yok işte
hay allah
eve dön handan
bilgisarı aç handan
tarihe takılsın gözün handan
zirve yarın HANDAN!

***

sıcak
çok sıcak
duş al su iç elbise giy
cık
yine sıcak
ha garet bir ağustos kaldı gerisi adı serin zaten; eylül

***

kışa bahara fermuara sevgili

insanın sevgilisi olmalı
niye mi? niye olacak yav, sabahları fermuarı sırtında bir elbiseyi giyip akrobasi yaptınız mı hiç siz? hah işte onu yaptıysanız anlarsınız değilseniz boşwerin başka bloga gidin hazır yol yakınken

sigarayı azaltamıyorum ben, 3 gün içmiyorum sonra hoopp bir paket havada bitiyor! bıraksam ben bu mereti daha iyi olacak, 3 gün içmeyince bırakmış sayılırsın diyenlere nanik yapmak istiyorum; ben bir kaç fazla sigara içince ertesi gün canım istemiyor ondan içmiyorum, zorlama değil yani.

hava serin bugün, uyumak istiyorum

temmuz 21de doğmak hem güzel hem değil; arkadaşlarımın yarısı tatilde öbür yarısı mazerette kalan canlar bizimdir. ha tabii burç meselesi aslının dikkatini çekmiş; yarı aslan yarı yengeç -nerden baksan tutarsızlık- bir kadın var karşınızda, evde sakinlerken yengeç yanım çıkıyor ortaya dellenirken ve deli gibi gezerken aslan.

bütün bu çıtırdak yazıyı insanın sevgilisi olmalı o da sabahları sırttan fermuarlı elbiseyi zorlanmadan giymek için demek üzere yazdım

çok çok çok

22 Temmuz 2010 Perşembe
sarhoşum!


çok içtim çok güldüm kokoreç yedim midye yedim...
hiç bir şeyden korkmuyorum tekrar hasta olmaktan başka

çok eğlendim
çok iyiyim

rte eğlencelikleri bunlarrr gel vatandaşşşşşş

21 Temmuz 2010 Çarşamba
recep tayyib e. incileri diziyor sıraya

* bizim kadınlarımız sığınmaz'' demiş bir takım kiminin adını ilk kez duyduduğum kadınlarla ilgili stk toplantısında onlara ''açılım''ı anlatırken başbakan; böyle toplantılara neden çağrılmadığımı anladım, ben olsam orada

- tabii sayın başbakan bizim kadınlarımız sığınmaz zira evinde dayaktan ölür ama sığınmaz çünkü sığınsa da vay sığındın ha orrospuu oldun diye yine öldürülür.

derdim tabii yaka paça o toplantının yapıldığı saraydan dışarı atılır gözaltına alınır davalık olurdum. oradaki kadınlar böyle demeseler bile bir tanesinin bile ne demek istiyorsunuz sayın başbakan daha açık konuşur musunuz nene hatunlardan değil hürrem sultanlardan değil dayak yiyen/hastanede kurşunlanan/komaya sokulan kadınlardan bahsediyoruz biz dememesinden neden davet edildikleri anlaşılmıyor mu zaten!?

* iş beğenmiyorlar demiş rte; yav vallaha dalga geçiyor ha! gerçekten dalga geçiyor bizimle bu başbakan! ulan! gencecik insanlar iş diye depresyona giriyor iş beğenmiyorlarmış! işsiz kalır umarım çocukların rte de beğenmek mi/beğenmemek mi görürsün.

* üzüm meselesini en sona ayırdım. en eğlencelisi bu:)))) votka yerine ardıç meyvesi bira yerine arpa, rakı yerine anason otu, viski yerine? hangi meyveyi koyacağız viski yerine anımsayamadım ama olsun ona da bir çeşit üzüm buluruz beeeeeeee n'olcak!? maksat sayın başbakan mutlu olsun.

ben üzüm yerim yemem/yerim içerim/içmem başbakana ne onu bir anlasam. ah bir anlasam.

siz istediğinizi yiyin istediğinizi için başbakan, ben size karışıyor muyum? hayır. e siz neden bana/bize karışıyorsunuz? sizi %47 bizim üzümümüz anasonumuz ile uğraşsın diye seçtiyse onlara da selam söyleyin bir çay koysunlar geleceğiz, konuk olarak.

ayyyyyyyyy

elbiseli kadınlar günü

elbiseli kadınlar günü;

önce lalelim siyah mini bir elbiseyle arzı endam eyledi; elbisesi ne kadar mini ve siyahsa kendi o kadar parlak/ışıklı bir kadın lalelim

pespembe e. geldiğinde odam aydınlandı!

ne güçlü kadınlar var etrafımda; s. sultan, yel izi, fındık, pembe&chanel
ben onlarla biraz ben oluyorum en başta s. sultan yine tabii

ay ay ay!

bebekli poşeti tam kurcalamamışım telefondaki uyarıyla içindeki diğer 2 hediyeye de ulaştım! biri çok sevdiğim badem diğeri bir kum saati

bugün en sevdiğim şeyleri yiyeceğim; kahve, çay, badem, dondurma, dondurmalı pasta

!!!!

günün ilk notu ve sürprizi;

'' sıradışı kontes iyiki varsın
bu dünya seni tanıdığı için çok ŞANSLI'' F.




siyah nefis bir elbise almış bana arkadaşım süpper ötesi bir jean bir de bebek! hımmm bir mesaj var bu bebekte sanırım. fotograflar sonra

***

neler oluyor

20 Temmuz 2010 Salı
kendime rapor;
* 4 günde 3 sigara içtim! ilk gün hiç içmedim demek oluyor bu; günde 5 sigarada kalsam

*
son 15 günde istemeden sıcaklardan sanırım 2 kilo kadar verdim gibi... gibi gibi

* kozmetikte neutrogenaya dönüş yaptım, diadermine kötü olduğundan değil 15 güneş faktörlü nemlendiricisi var neutrogenanın ondan.

* çok uyuyorum be blog

* az okuyorum

*

38e bir 40a iki kala

38e 1 gün kaldı; 40 yaşıma 2 yıl

40ımda azmak istediğimi yazmıştım değil mi? daha genç görünmek istiyorum 40larımda, spor yaparak tabii, yürüyerek koşarak pilatesle hımm belki bir iki ufak bıçak darbesine evet diyebilirim:)

30 olurken canım sıkılmıştı 20ler bitiyor diye şimdi sıkılmıyorum

^^kadın kırkında daha bir kadın olur^^ düşüncesine inandığımdan belki de

38ime kadar yanımda olan

S. SULTAN

YEL İZİ

DENİZLER

en büyük teşekkür onlara; her zaman her yerde her durumda yanımdaydınız.

TEŞEKKÜR EDERİM; SEVGİYLE... NİCE SENELERE SİZLERLE

***

DEV; 4 aylık bir zamanda 44 kere deliliğimle/dellenmemle başedebilip beni sevdiği ve yanımda durduğu için TEŞEKKÜRLER

***

blog arkadaşlarımdan margot, başak, evren, şimdi kayıplarda olan yüksek ökçe, çerçöp, kedili mutfaklar&oya, tijen, uçan hollandalı&fırat, 13 melek hepinize bana başka başka kapılar açtığınız/damağımı ve dimağımı şenlendirdiğiniz için teşekkürler.

***

aslıberry; bloglardan ayırdım seni; sohbetin için ne kadar teşekkür etsem az; iyi ki tanıdım seni

***

devam edecek

acıktım

19 Temmuz 2010 Pazartesi
acıktım, öğle yemeğinde pastırmalı kuru fasulye yemek için esnaf lokantasına gittim ama tabağımda ustanın saçlarından biri arzı endam edince yiyemedim, o hızla yoğurt-zeytinyağlı sarma ikilisine sardım ona da çatal lazım şu bu derken kaçtığım tavuğu didiklerken buldum kendimi, e şimdi acıktı bu kadın

yav ben kısa yazacaktım tvitır gibi yine olmadı

!...

aman aman aman!... başak bir yorum yazmış bütün düşüncelerimi okumuş!... ne demiş başak; tanımadan sevdim dev'i, ben de senin gibi, demiş!



evet, itiraf ediyorum; her ayrıldığımızda barıştığımız zaman bu adamın beni bu kadar sevdiğini bilmiyordum diyorum kendi kendime ve çok yakınımdaki birine! şimdi açık ediyorum işte gerçi bunun en son ben farkına varmışım ya bak başak bile yazmış.

evet, bundan 10 sene önce de dev'in beni bu kadar çok sevdiğini bilmiyordum, şimdi de zaman zaman bunu unutuyorum/farkında olmuyorum/bir şey olunca anlıyorum.



başak ne diyeceğimi bilemedim, hakikaten hala keşfediyorum dev'i ve beni ne kadar çok sevdiğini tekrar tekrar anlıyorum.

sürpriz

sabah sabah bir telefon geldi ki aman aman aman benim gibi dosyası kabarık biri için dahi bir anlık noluyoruz lannnnn dedirtebilecek ve tabii dedirten bir telefondu! strateji diyor dünya diyor hay allah tekrarlattım kadına da bir oh çektim bağla dedim bağla ama ben sorarım sana aha da yazdım buraya

sürpriz bir buluşma var akşama; yazıdan tanıyınca tanımıyormuş gibi hissetmiyorsun zaten de du bakalım

sarhoş kadınla sevişmek suçtur

18 Temmuz 2010 Pazar
yazık bu kadınlara; berrak tüzünataç'tan bahsediyorum; hakikaten üzülüyorum bir kadın bu şekilde rızası dışında basına malzeme olunca; hele hele gencecik erkek ve kadınların çeşitli sitelerde o da sarhoş olmasaymış yok bundan sonra 2. sınıf oyuncu kalacakmış hep vs vb yorumları; zihniyet şöyle işliyor yani; birini evine çağırdın ya da geçerken sana uğradı tanıdığın biri; içki içtiniz adamla/kadınla sevişmek aklından bile geçmiyor senin, de gel gör ki karşındakinin geçiyor; gençlerimize göre ''HAYIR'' deme şansın yok! neden? e evine çağırmışsın! bu zihniyet esas korkulması gereken zihniyet, yarın bir gün bunlar okuyacak hakim olacak avukat olacak doktor olacak savcı olacak! korkuyorum verecekleri kararlar da bu hastalıklı zihniyetlerinin ürünü olacak.

sarhoş bir kadınla sevişmek suçtur; kimi ülkelerin yasalarında da var bu; karar verme yetisi yok zaten kadının o anda; sevişmeyeceksin, üstünü örtüp kapısını usulca çekip gideceksin. başka yolu yok.

berrak tüzünataç için üzülüyorum ve bu ne yazık ki ne ilk ne son olacak, kendine utanmadan gazeteci diyen adamlar bu fotograflara bakıp bakıp yorumlar yazacaklar, recep ivedik ismiyle espriler yapacaklar, şahan g. kimdir nedir tabii ki biliyorum, bir tek çektiği şeyi izlememiş bile olsam.

umarım tez zamanda toparlanır berrak tüzünataç.

yeniden

bir daha devle küstüğümüzü/ayrıldığımızı yazmayacağım; haftasına kalmadan barışıyoruz çünkü. komik olan biz de birbirimize soruyoruz; nedir bu hem senle hem sensiz olamayış halimiz diye; gülüyoruz, mantıklı bir açıklamamız yok.

dev'in benim için yaptıkları yapmadıklarının katbekat üstünde. bu kadarını yazmam yeterli...

cuma günü uzun bir aradan sonra hipodromda hakemlik yaptım tatilde olan bir arkadaşın yerine; yine yakalandım tabii etekle topuklularla hakemliğe:)

çarşamba gecesi 38 yaşıma gireceğim, yok öyle aman aman madde madde uzun listeli kararlar almayacağım; çayı-kahveyi-birayı-sigarayı azaltıp yürüyüşü/pilatesi fazlalaştıracağım sadece; yorgunluğuma bunlar da çare olmazsa doktora gideceğim.

günaydn

16 Temmuz 2010 Cuma
aşkla

''hayır''

15 Temmuz 2010 Perşembe
referandumda kuvvetle muhtemel sandık başında olacağım; hem görevli olarak hem oy kullanmak için.

tabii ki HAYIR cephesindeyim

boykot edenlere de katılabilirim; ancak ^HAYIR^ daha anlamlı geliyor; makyaj değişikliklere hayır demek en iyisi, 12 eylül cuntacılarının yargılanmasına yol açılmaması hayır demek için yeterli bir sebep benim için. daha fazlası zaten var, olmasa da aramazdım.

flört kıvılcımları

dergi okumayı seviyorum, yaz aylarında dergiler eskiden pek bir çanta vs adamakıllı hediyeler verirlerdi bu senelerde artık yok, kriz kriz dediler ama çift taraflı kriz, benim gibi hediyeye tav olan dergi okurunu kaçırıyorlar; magazin/lifestyle dergilerinden bahsediyorum tabii ki red ve red tandanslı dergilerden değil.

aliye's mag diye bir dergi gördüm, 2.90, lifestyle alt başlığı var, bilmediğim bir dergi olunca kapaktaki konular çok ilgimi çekmese bile aldım, aliye uzun ismi var künyede. çok başarılı bir dergi değil.

haa eti elbette tuzlu kurabiye gayet başarılı, kahvenin yanında yedim kıtır kıtır

ayaklarım hala sızlıyor

zaman zaman havada flört kıvılcımları uçuşmasını siz de benim kadar sever misiniz? bir şey olması gerekmez, olsa iyi olur ya da başka bir olasılık değil bunu söylerken kastım; salt kıvılcımdan bahsediyorum; bir anda beğeniyle atılan bir bakış, yandan çarklı bir gülüş, ince bir espri, o anda gülümseten bir detay... çok hoşuma gidiyor böylesi flört anları incecik/kelebeksi uçuşan.... tüy gibi

avm gezgini olunca ayaklar küsüyor

bursayı araplar basmış! avmlerde fink atıyor peçeli gencecik kız çocukları ve anneleri ve bu kadın peçeli bir kadını yemek yerken görmeye dayanamıyor; bir kadın kendi kendine nasıl böyle davranır? neden böyle yemek yer -peçeyi kaldırıp kaşığı-çatalı-dondurma külahını içeri sokup ısırarak/yalayarak yiyen bir kadın düşünün- kendi kendine bu uygulamayı nasıl yedirir diye sürü sepet aynı minvalde düşünce geçiyor kafamdan ve evet onların olduğu yerde yemek yiyemedim/yemedim. aç bilaç eve geldim; tencere yemeği taze soğan ve kahvaltılık yeşil biber yedim

avmler eğer tasarruf amacıyla klimaları kapatıyor ya da gücünün altında çalıştırıyorlarsa hata ediyorlar; çünkü, onlar tasarruf ederken ben alışveriş yapamdan sıcaktan kaçıyorum avmden.

özdilek sıcaktı bugün; terlikler ortalığı lastik lastik kokutmuştu
ikea gereksiz büyük bir avm, ufacık bir şey için dünya kadar mağazayı dolanıyorsun ki yok anam bana göre değil, girişteki yiyecek reyonundan bir iki şey gözüme takıldıysa da bu sıcakta.... ıhhhh almadım-çıktım

anatolium devasa ama içinde bir tek carrefour açık o da 1 liraya gofret satıyor. yan tarafındaki bahçe-onarım mağazasına girmedim bile

bursanın en iyi avmsi açık ara şu anda korupark; serin, merkezi, dükkanlar ışıltılı ve kokmuyor, bu avm gezgini handan aradıklarını zarada, d&rda, kipada, collezionda, tchiboda buluyor. ayyy bir daha gitmem diğerlerine,

mavi outlete uğradım, 40 liraya moly -amelie modeliyle benzer bir kesim- bir jean beğendim, nakitte indirim yapmadıkları için almadım. her zaman nakit alışverişin bir artısı olması gerektiğinden yanayım. mavi jeanse duyurulur

ayaklarım bana küs; ikisi birden!

ne nerede? ben ne aldım?

alışweriş güzel şey
zarada biri tek renk -beyaz ve gri vardı- olan ikili tişörtler 13 lira civarı; kaçırmayın derim, ben beyazla kombin olanı tercih ettim, griyi kişiliksiz bir renk olarak algılıyorum.

tchiboda sütyen 11 lira! hem de işli mişli, kaçırmayın, kahve 1 lira, klasik oldu artık bir kahve bol sütlü öğle yemeği niyetine de şimdi deli gibi açım; saat 15.05

yine zarada yarım kollu boğazlı kışlık ceket içine giyilecek gayet şık bluzlar 13 lira, ondan elvanıma aldım bir tane hediye, hediyenin kışlığı mı olur demeyin! alın
14 Temmuz 2010 Çarşamba
iki arada bir derede b. yi gördüm! öyle böyle değil b.ye gitmem için ya yürümem ya da taksiye binmem gerekiyor çünkü benim semtimden oraya toplu taşıma aracı yok, yok. ee ne yaparsın yarım saatlik işyerinden çıkma zamanında pazara gitmektense o anda pazara bırakayım sizi isterseniz diyen genç adama önce pazarın yan sokak olduğunu gösterir o arabasına yönelmişken kafanızda bir ışık yanıp b.ye gidebileceğinizi/götürebileceğini mi sorar/evet yanıtı alır ve hoppp b. nin yanındasınız. bundan sonra b. nin adı çilli güzel olsun; çilli güzelimle kıkırdaya/sinirlene/anlata/dinleye yarım saat dolgulu doyuran sohbet edip işe döner handan.

çarşamba öğle arası arkadaşlarıma peynirli kek ikram edip doğumgünü kutlamalarına başlayacağım. b. gelecek, fındık gelecek, çilli güzel belki, sürpriz gelişlere açığım; levocuğum hediyesini yollayacakmış, fındık ne alacak merak etmekteyim,

sürprizleri seviyorum yaaa n'apim

akşam bir inşaat sahasındaydı bu nazlı dilber, toz toprağın içinde olmak koymadı yok, fırfırlı dizde eteği havalanır mı korkusu yaşadı, iki yandan tuttu eteklerini öyle gezdi ev gördü yok ben almayacağım başka biri alacak

inşaat tozundan mahalle yakını barına geçiş; bundan sonra çantama ya bir atlet olmadı elbise koyacağım böyle iş çıkışı barlarında hemencecik üstümü değiştirmek için, yüzümü yıkadım makyajımı -rujumu- tazeledim ama parmak arası terliğimdeki tozlar yerinde duruyordu, bağdaş kurup oturdum bar koltuğuna ki diskoda uyuyabilen bir kadın için şaşırtıcı değil.

cadde üstü çok kötü işletilen bir bar, oraya gitmiyoruz, aynı sırada başka yere gidiyoruz, yorumla soran olursa yanıtlarım.

sev

bir kaç yazı önce zayıflamak üzerine tıkırdatmıştım klavyemi ama unutun hepsini!

se-vi-şin!... gecede 2 saat harala gürele sev.i.şmek -kibarı a.teş.li- sevişince zayıflarsınız

''çalışan fakirler''

onur öymen'in geleceği yakalamak kitabında gördüm başlıktaki tanımlamayı; çok düşük ücretlerle çalışan işçi kesimi için abd de kullanılan bir tanımlamaymış; bizim coğrafyamızdaki kamu çalışanlarını da bu tanımla tanımlamamız hiç hatalı olmaz kanımca.

bir ara krizin ilk zamanlarında ntvmsnbc internet sitesinde fakirlikle/krizle başa çıkmanın yolları temalı bir yazı vardı, yazıyı okuduğumda zaten ömr ü hayatımızın böyle geçtiğini görmüştüm. ilk aklıma gelen önlemler; ucuz marketlerden alışveriş yapmak (bakınız bim, bakınız dia sa) kuaföre gitmeyip evde saç boyamaz (oooo senelerdir böyle yapıyorum) kışlık yiyecekleri yazdan hazırlamak (annem sağolsun) pazardan alışveriş yapmak (seviyoruz pazarları) indirimlerden alışveriş yapmak (adımız gibi oldu) vs vb

demek ki neymiş biz kamu çalışanları zaten fakirmişiz; çalışan fakirler

ne nerede ne kadar?

* 9.90 a plaj havlusu dia sa mağazalarında, pembe ve kırmızı renkleri harika

* saruhan kozmetikteki fiyatlar test edilip yazılacak

* %70 indirimler başladı başlayacak bir kaç elbise alınacak

* hala varsa 14 liraya tchibodan beyaz bikini kaçırılmaya! kırmızı şeritli, ince kesimli, en önemlisi içi göstermeyen bir kumaşa sahip bikiniler 2 paket sigara fiyatına

* doğadan kayısılı form çay güzel ve etkili; kilo problemi olanlara duyurulur

yapılacaklar/yapılmayacaklar/sayıklamalar

13 Temmuz 2010 Salı
kendime notlar;

* 11 temmuz unutma!
* 18 temmuzu da unutma
* 21 temmuzu hiç unutma
* saçmalama
* sabah yürüyüşlerine başla
* ağustos 4 için sürpriz bir şey düşün
* eylül 4 için de sürpriz düşün
* 130 130 130 130! aklından çıkarma!
* yeni bir kitaba başla
* herta müller sevmedin kendini zorlama okumaya
* z. gidiyor; ona bir hediye hazırla
*

?

yine pır pır hallerdeyim; havalı söylencesi panik atak
yerinde duramama/bir şeyler yapma-yapamama/çarpana balığı -yok böyle bir balık ben uydurdum- bir o yana bir bu yana savrulma/votka/keşke bira alsaydım düşüncesi/bir yerlere gitmek; hep gitmek isteği

ne olacak benim bu halim

zayıflamak; nasıl?

12 Temmuz 2010 Pazartesi
bu yaşa bu kiloya geldim -kaç gösteriyorum la fotograflardan deyin bakim bi- bir kere bile rejim denen naneyi yapamadım ama işte kimi yeme şekillerini terbiye edince çok fazla kilo almıyorum alsam bile veriyorum

ne yapıyorum mesela, bir alttaki fotografa getireceğim sözü yaaaa

* ata biniyorum; beli ve duruşu kesinlikle düzeltiyor
* sabahları içtiğim bir kaşık sızma zeytinyağından bir süreliğine vazgeçiyorum
* pilav hiç yemiyorum dersem yeridir
* kızarmış ekmek ve simitten ve iyi yapılmış bir tosttan vazgeçemem; bir tostu 3 aşamada yerim o ayrı!
* çerezi kesince kilo doğal olarak veriliyor canım unutma -ulan yazıyı kime yazdığımı açık edersem vurur beni be-
* deli gibi yürüyorum
* bu kadar kolay işte!
* margarin asla
* kurabiye zaman zaman
* dondurma her daim
* cevizli erişte mmmmmmmm
* soda soda soda litlelerce soda içiyorum
* su su sus
* duş duş duş
* çeşit çeşit duş jelleri
* banyo zayıflatır
* kese rahatlatır
* yürüyüş şahlandırır
* ne kilo kalır ne selülit
* kozmetiğe harcama suysa sabuna harca
* zeytinyağlı duş jelleri var süpper
* dışarda salata yemem
* mayonez ketçap hayır
* balık balık balık
* ot ot ot
* et de olur; pirzola/köfte
* köfte harcına hayır! elde yoğur köfteni
* maydonoz
* maydonoz suyu iç
* kekik karanfil kaynat iç

ayyy yoruldum! bunları yap, zayıflamazsan gel beni döv!

bilinç akışı

tam emin değilim ama ''bilinç akışı'' deniyor sanırım birbiriyle bağlantısız gibi duran oysa sonuçta aynı beyinden yazıya dökülmüş cümle cümle cümleler

evet, baktım şimdi tanıma mealen de olsa benim dediğim gibi

zaman zaman özellikle içki içtiğimde yaşıyorum ben bu daldan dala konuyormuş gibi oysa bir temelde birbirine bağlı cümlelerin aklımdan kaymasını

bir gün deneyeceğim içip içip beynimin hızına -artık kısaltmalarla falan durumu idare ederek- klavyeyi yetiştirmeye çalışıp yazmayı

ne çıkacak bakalım

kendi sesinde boğulan kadınlar

geçen gün mahalle pastanemizde gördüm onları; kalabalık sayılabilecek bir grup; bir genç kız hiç susmuyor; tam göremiyorum yüzünü karşısında oturan yüzünden; ne kadar çok konuşuyor ve ne kadar çok şey anlatıyor; sonra karşısında oturan hafiften yana kaykılınca gördüm yüzünü; gencecik. yüzüklü parmağıyla havada bir şeyler çize çize konuşuyor, yanında oturan nişanlısına omzunun üzerinden bakışlar atıyor ve hep anlatıyor.

aklımdan geçen;

^^kendi sesinde boğulan kadınlar^^

neden bu kadar çok konuşmak ihtiyacı duyar bir kadın/gencecik bir kadın! yanındaki gencecik delikanlı nişanlısı, öyle belli ki çok yeni yüzük taktıkları; çok gençler ama hani üstlerindeki lise formasını atalı 3 sene olmuş olmamış. yanlarındaki gençler nişanlı falan değiller tek nişanlı kadının o olması belli ki gizli bir övünç veriyor bu gencecik kadına; konuşması da bundan belki... belki de içinde bir yerlerde bastırmaya çalıştığı ne yaptın yahu sen 20lerinde evlenmek neyin nesi diyen sesi bastırmak için!


sizce de öyle olamaz mı biraz da olsa

20 sene önce...

20 sene önce bugünlerde liseden mezun olmuş atamamı bekliyordum; sıcak çok sıcak yaz günlerinde biri yırtık diğeri yeni iki eşofmanla, eskisiyle sabah bütün evin ve bahçenin betonlarını yıkayarak, yenisiyle tayinimin nereye çıkacağını düşünerek geçiriyordum. kendi ellerimle çekemediğim -bu çok başka bir hikaye- kura ''kars'' demişti! sonraki zamanlarım kars, kars diye ağlayarak geçti... ta ki kars'a oradan sarıkamışa gidene değin ve dahi sarıkamış minibüsünde ağladım ağladım ağladım...

20 sene önce çalışmaya başladım ağustos serininde sarıkamışta; şimdi düşünüyorum da şimdi olsa katlanamazdım gibime geliyor; yaş 17 iken katlanıyorsun be can!

***

ekşi de açılmış bu başlık, e ben de yazdım

vive espania

tebrikler ispanya

teşekkürler iniesta

hadi ispanya

11 Temmuz 2010 Pazar
az kaldı şampiyona

5-5-5-5-5

gazetelere bakarken evde tatil başlığıyla bir dergi çekti dikkatimi, sanırım tempo ya da aktüel hay allah unuttum iyi mi? neyse

e evde tatil benim hep yaptığım şey yav! elin amerikalısı ingilizce isim koyuyor bizim dergiler konu yapıyor

evde dinlenirsin, ev iyidir, dolu bir buzdolabı, stoklanmış filmler, okunacaklar, giyilecek ince serin eski penyeler, bir adet kanepe, bolca sigara-bira-kahve-şarap olduktan sonra bir de pc gel keyfim gel

senelerce şehrin altını üstüne getirdim, gitmediğim gezmediğim yeri kalmadı, şimdi dışarı o kadar zevk vermiyor iyi bir yemek yemek için çıkmadıysam, bardır, kulüptür ııhhhh iyi bir program olacak belki

parça parça kullandığım yıllık iznimin ilk bölümünü kullandım, daha parçalasam bir 5 parça izin daha var! bakalım o izinlerde nerelere çufçuflayacağım

11 mart-11 temmuz

yine ve yeniden ayrıldık devle

sevgi yetmiyor işte çoğu zaman/zamansızlık en kötüsü

dev çok çalışıyor! öyle böyle değil 15 gündür dur durak bilmeden/izin kullanmadan çalışıyor; günde 12 saat

kasabadan buraya gelinceye dek kavga ettik! arabadan indiğimde ayrılmıştık. sorun; çok çalışması ve bana zaman ayırmaması/ayıramaması

işin sevgi-birliktelik boyutunu bir tarafa bıraktım, böyle bir çalışma düzeninin kölelikte bile olmadığını anlattım ona yolda; el yanıt; ben kamudaymışım özel sektörde hiç çalışmamışım/bilmiyormuşum özel sektörü! vay vay vay
işte, siz özel sektörde çalışanlar bu şartlara evet dediğiniz ses çıkarmadığınız için bu haldesiniz deyip savuşturdum cılız salvosunu

4 ay sürdü aksak topallayarak

işe nasıl gidecek bu handan

8 Temmuz 2010 Perşembe
ben adamakıllı tembel biriymişim haberim yokmuş. eşşekler gibi dinleniyor dinlenmelere doyamıyorum! az önce uyandım öğle uykusundan, bir kaç sayfa kitap okurken kitap bir yana ben bir yana oldu yine

öğle uykuları pek güzel oluyor da bu dinlenmekten zevkten zevke koşan bünyeyi işe nasıl yollayacağım!? bilmiyorum
sabah kahvaltı hazırla handan
üstüne türk kahvesi iç handan
biraz acıkınca dilimlenmiş şeftali üzerine dondurma koy ye handan
bloga çatır çutur yaz handan
eeee
işe nasıl gidecek handan

vive ispanya

dünya kupasında gönlüm ispanyollardan yana

astigmatlı kadınlar terzi olursa

eski bir elbisem vardı çok sevdiğimden çok giyip hakikaten eskittiğim en sonunda bize yaklaşık yarım saatlik bir keyif vererek gitti

ulan elbiseden bahsediyorum yarım saatlik keyif ne ola ki?

elbise dizaltı boyda göğüs dekolteli bir elbiseydi; kafalarımız hafif çakırkeyf iken elbiseyi mini yaptık! nasıl mı? elimize makası alıp elbise üstümdeyekn eteklerini keserek! bu arada sesimizi duyan olduysa -ki kesin olmuştur- ulan bu kadınlar neye gülüyor böyle diye çok merak etmiştir! astigmatı olan bir kadınla miyop astigmatı olan bir başka kadın elbisenin eteğini ne kadar düzgün kesebilir! hele ki bunu kahkahadan yıkılırken yaparsa

çok eğlendik
tavsiye ederim
dizaltı bir etek ya da elbisenizi üstünüzde mini yapın
çok eğleneceksiniz

ne alsam

dünya kupası izleyicilerinden en güzel 100 yapmış ntvmsnbc
ben en yakışıklı 100 bekliyorum bir bloggerden

hadi bakalım

finali izlemek istiyorum,

akşam bir arap bir de azeri televizyonundan bir süre izledim ispanya-almanya maçını hiç farketmiyor hangi dilde izlediğiniz, futbol terimleri her dilde aynı

***

gece rüyamda hem telefonsuz hem de anahtarsız kalmıştım ki benim rüyalarım genelde tam tersi çıkar, bu yeni bir telefon demekse istemem, var telefonum, yeni bir ev hiç istemem 1 ev yeter, eeee ne olacak!?

sizin rüyalarınız nasıl çıkar bilmiyorum ama ben karpuz gördüğümde ağlarım, otobüse bindiğimi görürsem o gün başıma pek iyi şeyler gelmediğini tecrübe ettim, ne kadar kötü rüya görürsem iyiye çıktı hele ağlarsam en iyisi.

***

21 temmuza bir şey kalmadı hala daha nasıl bir doğumgünü kutlayacağımı ne düşündüm ne de bir plan yaptım
kendime ne hediye alacağımı bile düşünmedim yav

sabah postası

sabahları bir limonun suyunu sıkıp içiyor, kahvaltıda mutlaka siyah-yeşil zeytin, zeytinyağı, yumurta, peynir, söğüş domates-biber-maydonoz birer lokma olsa da yiyor, şeftali-dondurma-ceviz-bademi evden eksik etmiyor gel gör ki yine çabuk yoruluyorum!

var mıdır başka önerisi olan yorgunluğa karşı

yaptığım en yatarak tatili yaptım yav 3 gün, sahilde akşam üzerine doğru artık yürümeyi unutmuş olabileceğimiz tehlikesine karşı fındıkı kaldırıyor ve kasabayı boydan boya yürütüyordum
dinlendim mi dinlendim
ancak bu yorgun hallerim hoşuma gitmiyor, ha arada kilo aldırdığını bile bile b vitaminini bile kokusuna zorla dayanarak da olsa yutuyorum

yürekteki hayvan//herta müller elimde uzadı gitti sanırım dilini -çeviri- benimseyemedim ondan böyle oldu.

dev'den haberler; dev ile zaman zaman sorun yaşıyoruz ancak bu sorunlar kişisel değil bir yaşam biçiminden çıkıyor; ben 40a merdiven dayamış bir bekar dev kırkında bir bekar olarak yaşamımızı hep ellerimizle biçimlendirdiğimizden birinin olması şaşalatabiliyor ikimizi de zaman zaman; sevmekten yorulmak diyorum ben buna! dev bazan kabuğuna çekiliyor ki bunu çok iyi anladığımın henüz farkında bile değil, oysa iki insanın bir ilişkide en çok ihtiyacı olanın zaman zaman inine çekilmesi olduğunu en iyi ben biliyorum, yoksa yıpranıp gidiyor dipdibe ilişkiler

sabah kahvemi içerken size haberleri geçtim

orta sınıf ahlakı

7 Temmuz 2010 Çarşamba
''orta sınıf ahlakı, ahlaksızlıktır'' cümlesi dolanıp duruyor beynimde
kimdir bu orta sınıf;

- krediyle olmadı memleketten sattığı kerpiç evin parasıyla ev alır büyük şehirde
- arabası afili bişeydir
- karısı kapalı olmasa da açık giyinmez
- çoğunluğunun karısı türbanlıdır
- oruç tutmazsa bile bunu gizler/gizlemeyenleri kınar
- oruç tutarsa bunu göstere göstere eze eze yapar/uykuya tutturur/bir iş yapmaz/oruçludur o tamam mı!?/oruçlu ağzıyla konuşturmayın onu
- karısını aldatır (bu erkek kısmı)
- facebookta fake hesap açıp dolanır (bu da erkek kısmı)
- kadınları kocalarını anlatmaya bayılır
- kocasının koluna girer 50 metre yolu yürürken dahi
- taksitle tatile gider/otelin adından başlar fotograf çekmeye/utanmazsa işediğini bile çekecek ya neyse/dönüşte gösterir günde komşularına 3 yıldızlı otel tatilini
- karısını namus diye öldürür ama kendisi karı/kız peşinde koşar
- kadınlardan or.ospu-k.altak-met.res olarak bahsetmeyi sever; hele hele bir kadın evli bir erkekle ilişki kurmuşsa ona da pay çıkar mı diye hayallere dalar, haspam metres ama taş gibi kadın der ağzı sulanır; işte orta sınıf ahlakı bu ahlaksızlık yav! adam kendi karısıyla dışarda hiç görülmez haniyse ama farklı farklı kadınlarla görülür, gerçi onlara yüz veren kadınlara da YUH OLSUN ya neyse!

işte, çepeçevre saran bu coğrafyayı orta sınıf ahlaksızlığı böyle bir şey; ben yaparsam bir şey olmaz, başkası yaparsa ben de nemalanırsam yine bir şey olmaz, da bana bir şey yoksa saldırırım!


- gay komşu istemez ama gaylarin program yaptığı bara en önde yer ayırtıp eşraftan olarak dinler yetmedi şampanya yollar o da yetmedi peçete attırır gay şarkıcının başından aşağı, teknesinde misafir eder; kimbilir belki gizli eşcinseldir.

- bir orta sınıf eşcinseli kesinlikle gizli eşcinseldir, yine erkek olanından bahsediyorum tabii ki. errrkekkk errrkek davranır ama gece oldu mu ahlakı/ahlaksızlığa evriltmesi yaşadığı ilişki değil bunu gizlemesidir diyecek olsanız vuracak kadar sizi şiddetperver olması da tuzu biberidir.

çocuk yok, sorun yok

geçen sene yazmıştım bir yerlerde çocuklu ve çocuksuzlara ayrı otobüs seferleri konsun en azından bayram ve tatil gibi yoğun zamanlarda diye, bu sene önerimi hem yineliyor hem de ekleme yapıyorum;

çocuksuz insanlara hizmet veren otel istiyorum.

çocuklu insanların çocuklarının gürültüsünü/ağlamasını/bağırmasını/ duymak

annelerinin kurduğu yiyelim egehancabbar/içelim egehancabbar/çiş yapalım egehancabbar
şeklindeki biz dilini duymak istemiyorum. hay size de çocuğunuza da! nedir bu terör yav! otobüste bir dede-babaanne/torun üçlemesiyle karşılaştık ki aman allahım, fularımı kulaklarıma tıkaç yaptım lan! eziyetin böylesi görülmemiştir, o babaanne ne konuştu o torunla ne konuştu ne konuştu ay ay ay aman otobüsten inesim kaçasım geldi.

otelde de öyle, egehancabbarın peşinde annesi babası ninesi öfffffffff

ben çocuklu müşteri almıyoruz diyen bir otel arıyorum
etrafımda kumları sıçratarak içkimin içini kum dolduran çocuk
sahilde çocuğunun altını değiştiren anne

İSTEMİYORUM

var mıdır böyle bir işletme?

yazarken aklıma geldi, ayşe arman çok eskiden sanırım yazmıştı böyle bir otelin varlığını dur ben bir google hazretlerine sorayım.

kısa kısa

deniz, güneş, buz gibi bira derken gündemden uzak kalmadım;

* elif şafak söz yazarlarına haftada iki kitap okusunlar demiş ya öldüm gülmekten bu memlekette insanlara yılda 1 kitap okutabilirsen ne ala! haftada iki kitap ilahi elif şafak

* tabii söz yazarları hemen savunmaya geçtiler, adını unuttum bir tanesi halk bunu istiyor dedi, bu laf dizimine karşıyım, halk istiyor diye bir şey yok, kalitelisini yaptınız da dinlemedi mi ''halk'' ha bir de halk kim yav!? halk istiyor/halk istiyor; böyle yapmak kolayımıza geliyor demektense at halka topu rahat et, kimse poptan senelerce yaşayayacak şarkılar beklemiyor, doğasına aykırı zaten pop işte yav, kullan/tüket/at. ancak yanyana getirdiğin sözcükler beğenilmediği zaman savunmaya halkı arkana alarak geçme!

* rize belediye başkanı -adını yazmak dahi gelmiyor içimden/unuttum da üstelik googllamak da gelmiyor içimden- seksist ve faşizan bir tavır sergiledi; kamu davası açılmasını bekliyorum hala! partisinden ihracı yetmez böyle durumlarda başkanlığı düşürülmeli.

teşekkürler!

teşekkürler flying dutchman

yine bir el attı bloguma uçan hollandalı'dan fırat

teşekkürler yine ve yeniden

sıkıcı kadınlar

sahilde güneşleniyoruz, tabii ben 4 dönüyorum akşama değin; neden, çünkü gölge gölge güneşleniyorum, fındık tam bir akdenizli gık demiyor güneşin altında! sabah gazeteleri alıyor kahvaltıdan sonra buz gibi sodalarla gazeteleri, gezi ve kadın dergilerini okuyoruz denize girip çıkma laflama aralarında. bir ara fındıktan geliyor ses;

- etraftakiler ''ne sıkıcı kadınlar bunlar/akşama kadar okuyorlar'' diyecekler diyor, boğulayazıyorum içeceğimden bir yudum almışken.

hakikaten okuyana ''sıkıcı'' gözüyle bakılıyor değil mi? hele bu bir kadında, yetmedi 2 kadın aynı anda okuyorsa!

kaç ordan kaç!

neler neler keşfettim

6 Temmuz 2010 Salı
* koruk suyu ile votkanın süper olduğunu
* uykum geldiğinde bangır bangır müzikte bile uyuyabildiğimi!
- burası bir parantez açılacak kadar ilginç. fındık dansetmek istiyor bense istemiyordum, içkimi yudumlayıp onu piste yolladıktan sonra önce oturduğum locada uzun oturuşa sonra da hırkayı üstüme alarak uyku pozisyonuna geçtim. uyudum da! hem vallaha hem billaha fındık şaşkınlıktan küçük dilini yuttu, dansetti, başımda gözünü açsa da gitsek diye bekledi; uyandım ve çıktık kulüpten!

* kahvelerimi artık yanımda taşımam gerektiğini
* çantadaki bir porselen fincanın harikalar yaratacağını
- kağıt bardak sevmeyenlerdenseniz bemim gibi hele hele plastik bardakta diliniz/damağınız haşlanıyorsa yolculuğa çıkarken bir porselen fincan atın çantanıza, yol boyunca çayınızı kahvenizi onda için. mis mis

* en eskimiş şeyleri tatile götürüp orada kullan-at mantığını işletmeyi
* ata binmenin omurgayı düzeltip yanları şekle soktuğunu
- ısrarla tavsiye ederim

* 3 günlük tatile çok şey sıkıştırabileceğimi

fotograflar sonraya

çabuk yorulmasam!

geleceğin jokeyi!



yeniden başladık ata binmeye h. ile bilikte

döndüm

döndüm hem de biraz hafiflemiş olarak


gidişimiz 1 saat içinde karara bağlandığından elime gelen tişörtü çantaya tıkmış serin olur diye jean almış yemeğe çıkarken giyerim diye elbise bile koymuştum çantaya, e plaj havlusu bikini vs derken ağırladı tabii çanta
neyse ki 2-3 yazda bir yaşadığım yazlık yere en eski ayakkabımı götürüp orada artık dayanamaması ve oraya gömülmesi değişmedi, ayakkabılar atıldı, eski havlu atıldı, deneme boyları şampuanlar bitirildi, az kalmış diş macunu bitirildi çanta da ben de hafifledik geldik

daha önce yazmıştım neye güldüysem başıma geldiğinin, işte bu tatil de öyle oldu; ^^malak gibi yatarak tatil yapanları^^ anlamıyorum derken 3 gün malak gibi yatarak gazete okuyarak laflayarak geçirdim

ben ya iyice huysuz bir kadın oldum ya da bu iç turizme yönelik oteller hakkaten çok kötüler, evin standartlarını bile tutturamayan otellerde kaldık, 1 gece biri 2 gece biri, kahveler kalitesiz, salatalar bir gün önceden kalanlar büfede - az yap kardeşim bitsin yenisini yap- biralar sahile sıcak gelebiliyor, yine de her işletmeyi kurtaran bir eleman oluyor; t. bey bu kurtarıcılardan biriydi işte, en içten teşekkürü ona ettik ayrılırken, kahvaltımı tam istediğim gibi hazırlaması, biraları soğutması her şey iyiydi, 2 gün deliler gibi dinlenip dün sabaha karşı uyuyup bugün evde dinlenmeye ne demeli bilmiyorum

türkiyede turizm ilerlemiyor, bakış açıları dar insanların nasıl açılır bilmiyorum, elemanlar stajyer, 2 ay iş yapıyoruz diye kıstıkça kısıyorlar mutfaktan, havludan

çanta hazırlamak ne güzel lan!

2 Temmuz 2010 Cuma
çantalarım hazır
sabah istediğimiz saatte uyanıp şezlong-kitap-müzik-bira-deniz-sohbet-kahkaha-gazete evrenine atacağız kendimizi

***

10 ay olmuş biz ata binmeyeli h. ile, bugün çiftliğe gittik ve gördük ki 10 ay binmeyince bile unutmuyorsun. ben çiçek kızımla yine iyi anlaştım arada h.nin atına özenip süratliye geçse de kontrolü kaybetmedim. fotograflar sonra

***

bu tatil iyi gelecek bana

şimdilik hoşçakalın

bol yemek bol güneş bol kitap
dönüşte anlatırım

yazık bu kadıncıklara

yazık lan bu kadıncıklara, al işte özge ulusoy, bir gün evli kalmış boşanacakmış vs vs vs

biri bu kadıncıklara evliliğin matah bir şey olmadığını aksine bok çukuruyla eşdeğer bir şey olduğunu anlatsa yahu! yok ille o imzayı atacaklar başları göğe erecek

eren talu-defne samyeli nasıl tıkanmış ve patlamış kanalizasyon boruları gibi bokları saçtılar ortalığa, yakın zamanda ben başka bir çakma prenses bir kadıncıktan bekliyorum boşanma, aman yazmam adını sanını; yazarak çağırmayayım, yazık; o da boşanıyor musunuz diyen muhabire yanıt veremeyip-vermeyip kocası olacak mal görünüşlü adamı gösterdi o mal da yok şimdi duyduk falan diye geveledi, ulan ben bir adamla evli olacam, biri soracak boşanıyor musunuz handan, e ben yanıt veremeyecek adamı göstereceksem yuh olsun lan yani adam istediği sürece yanındayım/değilse boşar yuh sana be kadın, bunlar kanka ya birbirleriyle bir de ben diğer kankanın da boşanacağını düşünüyorum, çocuk mocuk hikaye, boşanırken onun içindeki çingene de çıkar ortaya ama du bakalım

biri bu kadınlara o kahrolası imzanın ve sahiplenmenin böyle bok çuvalı gibi yırtıldığı zaman altında kalacaklarını anlatsın
vallahi yazık bu kadıncıklara
kendilerinin prensesi olsunlar, bir başkasının prensesi oldun mu böyle alıveriyorlar tacını boka batırarak üstelik

arıyorum; bilenler lütfen yazsın

1 Temmuz 2010 Perşembe
çim istiyorum üstünde güneşlenecek
ağaç istiyorum gölgesinde kahvaltı yapacak
balıkçı istiyorum tahta masalı mermer masalı taze balık yapacak
çoluk çocuk olmasın mümkünse etrafımda
okumak
güneşlenmek
sahilde uyumak
iki kadeh içkime kalamarı, midyeyi, balığı eşlik ettirip
uyumak istiyorum denizin sesiyle

var mıdır böyle bildiğiniz bir yer?

sayıklamalar

30 Haziran 2010 Çarşamba


sofralar sofralar sofralar

29 Haziran 2010 Salı






38 e günler kalmışken -ulan 21 temmuz duyduk duymadık demeyin- en sevdiğim şeyin 35 te öğrendim ya neyse sofralar olduğunu artık biliyorsunuz

o sabah yani yukardaki sofra zamanı kendi kendime uyanmışken - en nefret ettiğim şey bir şey ya da biri tarafından uyandırılmaktır- sabaha bira içmeyle başlayıp kahvaltıya devam etmiştim akabinde denize girip-yüzüp-debelenip akşam devrilmiştim ,,

çöp poşetinin ezberlenmiş çekmecesi

her şeyin yerinin belli olduğu bir evde yaşamak istemiyorum ben
şimdi, çöp torbasını son çekmeceden ezberlemiş gibi çıkardım; izmaritlerin feciii koktuğu çöpü az önce atttığımdan yenisini bir ROBOT gibi taktım pembe çöp tenekesine
böyle bir yaşam istemiyorum

bir daha dünyaya gelsem

bir daha dünyaya gelsem
bir gay olarak
bir daha dünyaya gelsem
bir lezbiyen olarak ,
bir daha dünyaya gelsem
bir vicdani retçi olarak
bir daha dünyaya gelsem
bir aykırı olarak gelmek isterdim


ki

şu anda yaşadığım
yarı beyaz, yarı düzenin içinde bağlı, savaşacağım NET BİR ŞEY olmayan
kara kuru silik bir insan olmamak için

trilye sokakları; bomboş ve şakır şakır yağmur altında; bu fotograflar sana evren



missss

allah belamı versin şu semte bir bar açacağım
o da olmadı bir eve servis yapan tekel bayii
al işte iş çıkışı bira içmeye iki sonraki semte gittik otobüsle
arabası olmayan kadınlarız biz ya araba neyimize zaten aynı anda 88 şeyle ilgileniyoruz arabayı çarpıveririz diye almıyoruz; manzara bakarken/dönüşte bütün otobise maskara olduk! ay ay ay nereden geçiyor oradan mı buradan mı meydandan mı diye diye bütün otobüs seferber oldu bir yan caddeden geçtiğini anlatmak için otobüsün bize, e ne oldu meydana geldik/koşaradım indik/arkamızdan yuh ilk defa bindi bu kokoşlar demişlerdir değil yav sadece içmeye arabayla gitmiyoruz, o kadar
ne diyordum
bira bitti
şi,mdi işin yoksa üstüne bir şey al -yok lan üşümekten değil mahalle baskısından- tekele git al gel çıkar öfffff
bir tekel bayii açayıp 24 saat telefonla bira isteyene hemen servis
miss

beşiktaş

sokağımızda gördüğüm her siyah beyaz kediye beşiktaşşşş diye sesleniyorum


oysa gelir, göbeğini açar; severim, eve alırım, doyururum, benimle uyur diye
hiç biri gelmiyor
beşiktaş gitti

denizim!... çok özledim

çok özledim seni!....

ÇOKKKKKKKKKKK!

denizim
gözümün bebeği

çok az kaldı; sık dişini

o kadar değil

köpek gibi öksürüyorum
öğle yemeğinden sonra eşşek kadar bir hap yuttum
şimdi de bira içiyorum
hadi bakalım
sigarayı da haniyse sigarayla yakıyorum
sıkıldım
neden mi?
yok, onu yazacak kadar blogda açık davranmıyorum

serseriliği seviyorum




serseriliği hakikaten seviyorum! yapacak bir şey yok, düzene kuyruğumdan prangalı olsam da iş çıkışı siyah mini sayılabilecek elbisemle trilyeye gidip, beni yaz aylarından tanıyan ve her gittiğimde ''abla biraları buzluğa atıyorum'' diyen, kitap okurken üşenmeden üstüme bir elbise çekip/köyiçine gidip tek tek bira aldığım ve sahilde okumaya devam ettiğim zamanlardan beni tanıyan tekel bayiiden yine bira alıp bütün o ofis çıkışlı elbiseme/makyajıma rağmen kayalıklara oturup güneşi gazete kağıdına sardığım biraları içerek batırmayı seviyorum

ah ulan ah! bu memleketteki en son memur olacak insanın 28 ağustosta memuriyetin 20. yılını doldurması şans mıdır, benim eşşekliğim midir bilemedim lan!

ofis halleri




güneşi batırırken













bazan akşam olur yüreğinde
güneş batarken gözünün bebeğinde, sen başka yerlere bakmaya başlamışsındır bile
kaçarı yok! yaşamın kuralı bu

devinim, değişim

bir anda dağılır bulutlar

28 Haziran 2010 Pazartesi
bazan birdenbire dağılır bulutlar


gece kafamda binbir düşünce ona buyana dönünce uyumak işkence oldu olmasına ama iyi de oldu sabahın 5inde açtım gözümü; kalksam mı kalkmasam mı ikileminde dönerekten yine yeniden 7yi ettim nihayet; bilgisayar açıldı gazeteler okundu bloga bakıldı günlük rutinler akabinde tamamlanarak 4 günlük ne olacak ne bitecek gerginliğini kafamda evire çevire hatta vuruşarak çekilmeye karar vere verile işyerine gidildi

bir kaç lokma bir şey yedir kendine handan, açken en mantıklı cümleyi bile avaz avaz söylediğinden haksız konuma düşüyorsun; niye? allah belanı versin bağırdın diye! sigaranı da iç hah şöyle, şimdi çık yukarı;

* burada çalışmamak için elimden geleni yaptım; beni mi cezalandırıyorlar .... (es ver, sizi mi demene gerek yok, imadan anlaşıldı zaten imayı bırak cümlenin gelişinden anladı adam) bir sorununuz varsa benimle konuşun...

- yok bir sorun, ... biriminde başlayacaksın

* bana karşı tavırlarınız kırıcı ve kabaydı bir sorununuz varsa şimdi paylaşın

yani alt cümle eğer ben bu kadar istemiyorsam ya siz de istemediğinizi söyleyin ya da sonsuza kadar susun.

- yok bir sorun

pekala, oh ne ala ben 4 gündür boşuna değil istemediğim yere gidiyorum SÜRGÜN ediliyorum diye düşünüyorum, hepsi bu konuşmayı yaparken bu kadar net olmak içindi.

başladım yeni yerimde ve sanırım en hızlı birim değiştirme süresine imza attım öğleden sonra bir 15-15.30 arasında

ve evet bulutlar dağılıverir kimi zaman aniden

tam istediğim birime yazılmış yazı; hobareyyyyyy oleyyyyy diyemiyorum diyebilsem bir de halay çekeceğim bahçede halim yok değil var ama sabahtan o zamana gerginlik yaşayacak mıyım/yaşar mıyım diye düşündükçe şekerim düşmüş canım dondurma istiyor, buz gibi maden sularından sonra vişne suyu gözümü açıyor; sultanım ile kahkahanın dibine vuruyoruz, ulan ulan daha ilk günden bu birimde bu kahkahaları çınlatırsa bu kadın diye kovalanmayayım!? malum, gülmek bile birilerine batabiliyor; kıskanılacak neyim var yav benim!? kıskanılıyorum arkamdan sürü sepet dedikodu yapılıyor ki en komiği istanbulda duyduğum idi; bir internet sitesinde atıştığım bir kadın, bir başka kadın arkadaşıma benim ''ulusalcı'' olduğumu biliyor musun diye sorunca gülmüş arkadaşım; gülmekten başka bir tepki gelmedi içimden dedi bana; benim de çoğu yanıt bile vermeyi savunma sayabilecek insanlara yanıt vermem kimi konularda aynı tavırdır; gülmek/kahkaha atmak

o elbise meselesi hani anımsarsınız eski yazılardan ''o eskisi kadar solcu değil'' demiş bir kadın çalışan bir günde arkamdan; kimbilir başka ne konuştular da en sevimlisi bu:)))) bunu paylaştı benimle o ortamda olan bir başka kadın; dedikodu böyle bir şey işte

ha ne diyordum, kıskanılmak;
ne var ne yok sıralayalım bakalım;

yav öyle aman aman bir kariyerim yok, arkadaşlarım okurken ben yiyip içip geziyordum
millet her gün değişik bir kıyafet ararken/alırken giymeye, ben jean-atlet-botla şehri iki tur atıyordum senede 8 sefer hafta sonu geziye gidiyordum
makyaj desen, rimel-kırmızı ruj-parlatıcı-nemlendirici dışında bir şey kullanmam
bir tane nohut oda bakla sofa evim var hala 29 ay taksidi olan
sevgilim var dev gibi, kırmayan beni, istediklerimi yapan, beni seven ve evet azıcık kıskanan

bak blog sana komik bişi anlatayım; ben dev adam ne giymişim ne almışım pek ilgilenmez, beğendiği jeani söyler ama bu çok yakışıyor sana diye, kısa etek giydiğim bir gün üşümüyor musun sorusuna onun da acaba annem gibi giyme alt cümlesi mi kurduğunu sorunca yooo demişti gayet hemencecik düşünmeden beden senin istediğin gibi örtersin diye de eklemişti ben sıkıştırınca; hah şimdi bu adam geçen hafta sonlarından birinde evden çıkıp deniz kenarına giderken ben her zamanki gibi kısacık bol dekolteli bir elbise giyip kuruldum yanına; birden sanayi gibi bir yerlere saptığımızı farkettim, o anda benimki zarif bir hareketle eteğimi hafiçe dizlerimi kapatmaya doğru çekmeye çalıştı, hehe sanayiye giriyoruz sanırım deyince güldü, e eşşek değilim ya arabanın lastiklerine bakacaklarmış biraz daha çekiştirdim eteği

işte, böyle bir sevgilim var

yav bu yazı aldı başını gitti be blog iyisi mi böyle bırakayım dağınık dağınık

bir avuç 70liler

27 Haziran 2010 Pazar
gazi koşusu'nu selim kaya kazandı mystical storm ile

tesadüfen izledim yarışı; at yarışlarını özlediğimi farkettim, yarın gitsem hipodroma ne iyi olur

çatır çutur yazmayı özlemişim çocukluğumun pazar günleri gibi bir gün bu pazar, sanki yarın olacak yazılıya (bizim zamanımızda sınav yoktu a canlar yazılı/sözlü vardı) çalışmamış bir çocuğun karnının ağrıması gibi sıkıntılıyım sabah hiç çalışmak istemediğim bir şubede işe başlayacak olmam sıkıntının kaynağı, biliyorum; kafamda ikisi kişisel biri resmi çözüm yolu var ilkiyle konuştum bakalım diğer taraflar ne diyecek çözüm önerime

1.5 bira içtim; doktoruma sordum bişi olmaz dedi, burada doktorumun adını yazacağımı sanıyorsanız PIŞIKKKKKKK!

SEYREDİLMEYİ bekleyen filmler
okunmayı bekleyen kitaplar
gidilmeyi bekleyen şehirler
hepsi beni beklerken, ben, üstümde pembe eski ve eskiliğinden mütevellit yumuşacık bir eşofman, yeşil tersten giyilmiş bir tişörtle oturuyorum; neden ters; sıkıntılı zamanlarımda ve uyurken dikiş yerleri rahatsız eder beni bütün giysilerin ve ters giyerim özellikle tişörtleri

70li çocuklar olan biz arada kalan kuşağın neden sıkıldığını buldum sanırım

biz çantamızı sallaya sallaya okula giden bir nesiliz; servis bilmeyiz servis ablası bilmeyiz

biz domatesin tadını/kokusunu en son bilen nesiliz

biz performans ödevi yapmadan büyüdük; performansımız ondan düşük:)))) yok canımmmmm aşksal konularda değil hala en iyi biz aşık oluruz; teknik konularda

biz basın kuşağındanız; medya bize çirkef pis boklu geliyor

biz kelime hazinemizi geliştirerek büyüdük; şimdikilerle anlaşamayışımız bundan

biz özgürce oynadık dağda bayırda sokakta; şimdi daralıyoruz dopdolu sokaklarda

biz biz biz arada kaldık

ne 68lilerin dünyayı değiştirme hayaline sahibiz ne 80lilerin marka tanrılarına inananlardanız

peki biz kimiz?

bir avuç sosyalist/öteki/yazan/okuyan/düşünen/ateist

aslı dan hareketle ''üstümüzde bir çatı istemeyen'' bir nesiliz

şimdi mutsuzuz
markadan tanrısı olanların mutluluğundan daha mutluyuz aslında

elinin körü; tatil

hiç değişik bir şey kalmadı söylenecek tatil hakkında zannımca; bütün bir sene çalış ee sonra bir hafta bilemedin 2 hafta hadi 10+ yıllık devlet memuru isen bir seferde yekpare alabilirsen iznini 30 gün; yarısı evde kanepeden kanepeye diğer yarısı bir yerlerde son günleri yine evinde dinlenerek geçirdiğin zaman

peh pöh ve hatta çüş

nereye gideceğim ile başlayan süreç; benim gibi eşşek gibi 10+ sene at hırsızı gibi gezmiş biri için yeni bir yer kalmadı pek yav! bir olimpos var ki 38 olacakken ağaç ev börtü böcek çekemem vallaha o da eksik kalsın; erdek bile tercih ederim negzel küçücük kasaba; her bir şey var; balık&balık-kalamar-kalamar-şezlong-bira-midye-kitap-gazete-yakın köylere gezi-ada istersen avşa-yakamoz-ıssız koylar-sezonu açtığımız koyda bir biz bir de martılar vardık misal, canım marmaris çekse de yolu göze alamıyorum, e nereye gidecğeim ben!? cundaya daha yeni gittik, ayvalık desen yanıbaşı, mudanya ıhhhhh hafta 4 gittiğim oluyor biraz ara vermem gerekiyor, özlemek gerek

evde tatil; hobarey kaç gün sıkılmam acaba; yatak-film-votka-kucakta pc-bolca kitap/ondan ona

yav bu değil derdim bunları ben hafta sonu bile yapıyorum e siz de yapıyorsunuz

tatilin hayatımızın çalınmış zamanı gibi olmasına ifrit oluyorum ben! yarı iş yarı tatil yapsak şunu! al işte bronşitten mütevellit verilen 2 gün istirahatim yarın bitiyor ve sabah 8 handan işte; eeeeeee

elinin körü n'olcak!

şelale saçlı kadın

uzun zamandır tanıyordum onu ancak sesini hiç bu kadar cıvıltılı duymamıştım, düzensiz aralıklarla görüşür, dillendirirsem bir sürü insanın/kadın kısmının beni yanlış anlayacağına adım gibi emin olduğum konuları onun anlayabileceğini bilerek anlatırdım ona, hala da anlatırım ya baştan böyle bir dil tutturduk ne zaman çeviriveririm bilemem. çok gülerdik çok hüzünlenirdik çok gezerdik beraber; hiç kavga etmedik mi, tabii ettik şimdi anımsar mı bilmiyorum ama ben anımsadıkça gülüyorum, o çok çalışıyor bense onunla sohbet etmeye çalışıyor eh edemeyince saldırganlaşıyordum, o lafları saçlarında yumuşatıp geri yollayınca bana elimden bir şey gelmiyordu, komiktik; birbirine pek benzemeyen iki kadın olarak saatleri sıkılmadan geçirebiliyorduk, kadın arkadaşlığı zordur/kadın kadının kurdudur diyen kadınlara nanik yapıyorduk; işte o nanik zamanlarından bir aşk

eray'ım şelale saçlım aşık olmuş; dün gece anlattı daha önce cıvıltılı sesiyle aşık oldum ama sonra anlatırım demesinden belliydi sindirerek anlatmak istemesi, anlattı anlattı anlattı

bana bir soru çıktı anlattıklarından;

bir kadın arzulanmayı mı ister özlenmeyi mi?

ben her ikisini de istiyorum açıkçası; dev, bazan yanımdayken bile seni özlüyorum dediği zaman acaba bana ulaşamıyor mu ya da salt özlem duygusu mu diye düşünsem de bende yaşadım bu duyguyu bir kaç kez; ona sarılırken bile özlediğimi hissettim! eray benim can kadın arkadaşım iri siyah gözleriyle bir insana baktığı zaman etkilememesi düşünülemez zaten erkek olsam ben de bu kızı kaçırırdım vallaha yolu yok başkalarından saklamanın!:)

arzu-l-anmak tabii ki aşkın ilk belirtisi; istemek istemek onu istemek hep istemek
arzular doyurulduğu noktada özlem başlamazsa salt insani/hayvani isteklerden/şehvetten gelen bir haz doyurulması olarak bakılabilir ilişkiye ki zaten aşk denmez ona; aşk her ikisini birden barındırmalı içinde;

arzulayacaksın

özleyeceksin

kısa kısa

* sonradan sarı/sarışın/kirlisarı olan hiç/bir kadına güvenemeyişimin sebebi zerre kadar kendilerini beğenmeyip bir uçtan öbür uca savurmalara gönül eğmeleri olabilir mi? kendini bir uçtan diğerine savuran karşısındakine ne yapmaz!?

* her pazar sabahı yürüyüş yapmakla bilgisayarı açmak arasında gidip geliyorum, bu sabah pc kazandı, yürüyüş ekmek almaya kaldı

* ay ay ay son dedikodu! eray'ım (eray aytimur) şelale saçlım bir aşklarda bir aşklarda yuvarlanmakta! bana kalırsa adam erayı gördüğü an vurulmuş! bu kadın beni iyice dedikoducu yaptı dersem okurken okkalı bir küfür sallar ya zaten bu minvalde dedidokuları sevdiğimi bildiğinden, isim veremiyorum elimi kolumu bağladı eray'ım aşık kadınım
eh bir de yazı çıktı bundan ama az sonra

* arzulanmak mı/özlenmek mi? bu sarkacın hangi tarafının öznesi olmak ister kadınlar?

* akşamdan bu yana evin içinde kayıp kitabımı arıyorum!

* dev'den haberler; dev çok ama çok çalışmakta, ben onun şirketinden ''kuma'' olarak bahsediyorum:)

*

boğa bakıcısı kadınlar

26 Haziran 2010 Cumartesi
sarı kara olurlar, nedendir bilinmez temizliğe aşırı düşkündürler insan düşünmeden edemez kendilerini ''kirli'' hissettiklerinden midir bu saatlerce ovarak temizlemeleri evlerini dahası bedenlerini/her ay hamama gidip keselendiklerini anlatırlar genelde birbirlerine büyük bir iştah ve zevkle bir daha gitmeye daha kalabalık gitmeye gönüllenerek; birbirlerini tanırlar ya o sebepten


hep topuklu ayakkabıları vardır düz ayakkabıda nasıl desem yürüyemezler esasen topukluda da işte hep uzun daha uzun görünmek isterler

saçları siyah olmadı kahvedir bu kadıncıkların taa lisedeki fotograflarına bakarsanız tanıyamazsınız; şimdiki sarı halleriyle bir alakası yoktur o hayata küskün/bir bakıma hırçın/hayattan alacağı olan genç kadının bakışlarında bu kirli sarı kadını bulamazsınız bilirsiniz ki o hırçınlık o alacaklı duygusu bu kirli/sarı kadını vücuda getirmiş kendi kendini sancıyla yırtarak doğurtmuş
derin dekoltelerin gecelerinde temizliğe başladıklarını sıkça görürsünüz/gördüm; dekolte dağılmış/ellenmiş/e.milmiş/sömürülmüş/elleyeyin de ellemeyenin de gözleri yapışmış ya üstüne kadıncığın, hırsını bedenini ovduktan sonra evini kazıyarak çıkaracaktır!
kısacık/daracık etekler tombul dizlerini/göbeğini ortaya çıkarsa da sever eğildikçe memesinin ucuna kadar görünmesiyle karşı tarafın mest olmasını ve delirmesini akabinde istediklerini yaptırabilmesini ki esas olarak istediği budur zaten; istediklerini yaptırabilmek/elleterek ya da elletmeyerek; bir gün elleyebilecekleri hayalini kurdurarak/kudurtarak
elleyen memesini belini göbeğini işbitiriciliğinden hazzeder en çok aslında ellediklerinin yanında; o boğadır öteki kirli&sarı/işbitirici/memeli bakıcı

boğa bakıcısı kadınlar çok uzağımızda değil; yanıbaşımızda; yaşlı bir boğanın s.perm niyetine kullandığı gücün ta göbeğine oturup boğa onu üstünde hoplattıkça o da gücün üstünde gezinecektir ne zamnki boğa s.permden/güçten kesildi boğa bakıcısı kadınımın başka yedekte tuttuğu kimi zamanda araya aldığı genç boğalara gider; böyle böyle pörsür gider boğa bakıcısı kadın, pörsüdükçe son boğaları en güçlü en yaşlı en en en boğalar olur gençlere kalacak değildir ya haspa!

ondan bundan

10 gün olmuş klavye tıkırdatmayalı gerçi yaz başladı -yağmurları saymazsak- yokluğum pek belli olmamış gibi ya neyse

ilk gün bir garip oluyor insan, eli kolu yokmuş gibi salonda bir dolanmalar bilgisayara bakmalar sonra başlıyor okumalar

ne okuyorum?

doris lessing//hayatta kalma güncesi

''mutsuz çocukluklar, romancılar yaratır'' cümlesiyle çekti beni içine, gerisi geldi; okuyun/okutturun

herta müller//yürekteki hayvan

iki nobelli yazarın aynı anda çantama girmesi tesadüf; b. ye uğradığım bir gün şelale saçlı eray'ımın (eray aytimur) tatil kitapları yazısından aklımda adı kalmamış yazarı kalmış doris lessing kitabı ararken b.nin tavsiyesiyle herta da girdi okuma işime; gerçi bu balık hafızalı handan eray'ın yazdığı kitabı alamadı anımsayamadığı için ama olsun doris lessing'le tanıştım; ne var ayıplamayın yav yeni tanıştım, sadece nobel aldığını biliyordum.

eray aytimur un nefis tatilde ne okuruz yazısı geçen haftaki radikal kitap ekinde, onu da okuyun.

haaa bu arada geçen haftaydı sanırım, deprem oldu yav bursada, esas gemlik körfez ama benim masa beşik gibi sallandı, 4 kat aşağı indik bütün o depremde merdivenlere yığılmayın uyarılarını unutarak! geçti gitti bişi olmadı

işyerinde sorunlar dağ gibi; boyumu aşmamasına çabalıyorum

ha bir de bronşit oldum. önce öksürüğümü içtiğim tütünlere bağladım, sonra bir gün doktora gitmem gerekti; gitmişken öksürüğümü söyledim; bronşit=2 gün istirahat! hey yavrum hey sen bir hafta hasta gez, iki tane tütüne at suçu sonra bronşit olduğunu öğren! hayata gellllllll

ilaçları yutuyorum, içki içmiyorum, en son bol buzlu votkaları devirmiştim.

nihayet

bir şey yok modem adaptörünü fişten çekmemle başlayan süreç bugüne kadar adaptör arama/bulamama/bulma/olduramama/modemin yanması/yeni modem vs vs vs

ve buradayım

eşşek gibiyim, merak etmeyin

nasıl özledim yazmayı! aklıma ne konular geldi ne konular

mesela biz 70lilerin bu yaşta ve aslında daha birkaç yıl öncesinde abartırsam ilkgençliğimizden bu yana her daim içimizde bir yerde sıkıldığımızın kendimce nedenleri

sonra, ^^boğa bakıcısı kadınlar^^ı yazacağım mesela

az kaldı geliyorum